Bize Yalan Söylediler 1/21.Bölüm

Dünya’ya Doğru

Az sonra Kaptio’nun barınağı yine muhafızlarca işgal edilmiş haldeydi. Ama içeride kimseyi bulamadılar. Tek buldukları şey, Etika’nın daha önce giydiği gelinlik cilbabının bir köşesine iliştirilmiş halde olan yol tarif cihazıydı. Kaptio’nun barınağında hemen tüm eşyaları yerli yerindeydi ama barınak terk edilmiş durumdaydı.

Baş muhafızı arayıp durumu bildirecekleri anda tüm muhafızların alarm cihazları sinyal vermeye başladı. Gelen habere baktıklarında bazı muhafızların platforma gitmeleri ve V.G. 72 numaralı gemiye binmeleri isteniyordu. Çünkü bir süre önce Venya’dan V.G. 71’in belirsiz kişilerce kaçırıldığı haberi alınmıştı.

§ §

V.G.71’i kaçıran belirsiz kişiler elbette Kaptio, Etika ve Fidelis’ti ve çoktan uzunca bir yolu almışlardı bile…

§ §

Etika “Sen hiç evlenmedin değil mi Kaptio?” diye sordu.

“O bir zamanlardı.” dedi Kaptio “Ama şunu anladım ki güzelliği geçici bir malı satın almaktansa kiralamak çok daha iyiymiş.”

İkisi de rahatsız olmuştu bu sözden.

Fidelis “O hâlde senin için güzellik ve cinsellik olmazsa bir kadınla yuva kurmak gereksiz öyle mi?” diye sordu.

Kaptio bir an düşündü. Gözlerinde birer damla belirdi ama derin bir nefesle onlara kelepçe vurdu ve “Sadakat olsaydı güzellik de geçici olmazdı.” dedi ve sustu.

Etika bu kez rahatladı ve söze girdi.

“İşte Tanrı sevgisi de böyle.” dedi “Eğer sadakatiniz yoksa Tanrı da sizi terk eder.”

Kaptio “Beni mi vurmaya çalışıyorsun?” dedi “Benim inanmamak için çok sebebim var. Aslında sizin de var ama farkında değilsiniz. Sakerdolar dilediği kadar eş alıyor, sizse sevdiğinizi bile alamıyorsunuz… Sonra da kalkıp bana iklezyayı mı savunuyorsunuz? Siz ikiniz farklı mezheplerden olduğunuz için evlenmenize karşı çıkılıyor ama siz hálâ o mezhepleri tutup bana savunuyorsunuz? Nasıl oluyor da sizin ikinizin mezhebi bile farklı hükümler veriyorlarken bana gelip dini savunuyorsunuz. Önce siz aynı dine inansanız ya! Görmüyor musunuz din de Tanrı da bir yalan! Sadece sizi uyutup kendilerine kul edinmek ve dilediklerini size dayatmak için tanrılar icat ediyorlar! Eğer büyük ve tek bir tanrı varsa ben onu da bulamadım. Eğer varsa bile inandım demekle ona yalan söylemek istemiyorum. Eğer varsa bana kendisini göstersin. Ben onun varlığına inanmak değil, onun varlığını bilmek istiyorum. Bulana kadar da, yok demem kadar doğal olan bir şey yoktur.”

“O hâlde bilmiyorum de, yok deme Kaptio!” dedi Fidelis “Bilmediğin için vardır dememeni anlayabilirim ama yok demek için de bir delil sunman gerekmez mi? Yok olduğunu iddia etmen de aynı şey değil mi? Eğer varsa ona yok diyerek bilmediğin bir bilgiyi inkâr ederek bir anlamda yine yalan söylemiş olmuyor musun? Bilmediğin için var dememeyi akli sayarken bilmediğin için nasıl yok diyebiliyorsun?”

Kaptio gözünü kısmış dikkatlice onu dinlerken Fidelis devam etti…

“Eğer varsa da yoksa da, kavga etmek yerine hadi beraber bulalım gerçeği! Ama sen bilmek ne işime yarayacak diyerek bundan da vazgeçersen bu durumda kafanı toprağa gömmüş olmaz mısın? Sen de biz de iyi ve ahlaklı olma peşinde olmalı değil miyiz? Bunu temellendirmekten neden kaçalım? Eğer ahlaklı olma ihtiyacı hissediyorsak bunu bir bilince dayandırmamız gerekmez mi? Eğer bir arayışın yoksa sen neden bu kadar düşünüyorsun bu konuları! Demek ki bir şey var ama onu henüz bulmuş değilsin.”

“Sen!” dedi Kaptio “Sen hiç o dindarlar gibi konuşmuyorsun. Eğer bana bu söylediklerini sakerdolara ve hatta halka söyleyecek olsaydın seni çoktan taşlarlardı. Ama sen hálâ o dini savunuyorsun. Bu senin için bir çelişki değil mi? Nasıl göremiyorsun yaşadığın ve inandığın dinin bir yalandan ibaret olduğunu? Sanki sen bulmuşsun gibi gerçeği!”

“Ya sen!” dedi Fidelis “Sen neden bize söylediğin gibi çıkıp gerçek olarak inandığın şeyleri halka faydalı olmak için söylemedin? Eğer doğruları söylemekten korkuyorsan, içinde halkına karşı sevgin yok demektir. Eğer kınanmaktan ve suçlanmaktan korkuyorsan sadece kendini düşünüyorsun demektir. Bu durumda senin gerçeklerinin anlamlı bir temeli olur mu? Asıl ikiyüzlü davranan sensin. Dışarıda hiçbir şeye itiraz etmiyor ama ben hem itiraz ediyor hem de dinime inandığım için beni kınıyorsun. Ben en azından senden daha doğruyum. İnandığımı her yerde söylüyorum. Gerçekten doğru da olsalar, yanlış da olsalar inandığım gibi yaşıyorum.”

“Sen inandığın gibi yaşamıyorsun!” dedi Kaptio “İnandığın gibi yaşasaydın Etika’yı yüce dediğin sakerdoya teslim eder, onu kaçırıp da bir tanrı inkârcısının evine sığınmazdın! Ben öldürülmek ya da sakerdolar tarafından rahatsız edilmek istemiyorum. Benim inancım ya da inançsızlığım kendim içindir. Eğer bir tanrı olsaydı beni bu zor duruma düşürmezdi.”

“Benim seninle aşık atacak bir dinî bilgim yok.” dedi Fidelis “Ama her seferinde Etika’yla benim durumumu bana karşı silah gibi kullanıyorsun. Kafamı karıştırmaya çalışıp inanmamam için beni zorluyorsun. Ama her şeyi kaybetsem bile Tanrı’nın varlığına olan inancımı kaybetmem ben.”

“Hayır!” dedi Kaptio “Senin inanıp inanmaman beni ilgilendirmiyor. Ama eğer bir tanrı varsa, şu hálimle bile senden daha fazla gerçeğe teslim olmuş hâldeyim. Çünkü az bile olsa bildiğim kadarıyla iş yapıyorum. Sense bilmediğin bir tanrıya, zanla ibadet ediyorsun.”

Fidelis’i bu son sözler durdurmuştu âdeta.

“Haklı!” dedi içinden bir an için “Ben Tanrı’yı ne kadar biliyorum ki! Eğer birileri bize yalan bir din uydurmuşsalar ve biz de Tanrı yerine o uydurmaları ortaya atanlara ibadet ediyorsak!”

Sonra korktu.

“At içinden bu düşünceleri.” dedi kendi kendine “Dinden çıkacaksın ve ebedi azapla cezalandırılacaksın. Bu riske girmeye değer mi sorgulamak adına!”

Kaptio ise konuşmaya devam etti.

“Sen bir iklezya muhafızıydın Fidelis. Etika ise bir arkeolog. Ama bakın ben kovulmuş bir sakerdo olduğum hâlde, hálâ tarihi sizden daha çok araştırıyorum. Siz Venya’yı bile araştırmazken ben Dünya tarihini de araştırıyorum.”

“Evet ama…” dedi Fidelis “Sen işine gelmeyene yalan deyip, işine gelen tarihi de doğru kabul edip Tanrı’yı reddediyorsun. İşte sakerdolar da tarihi doğru kabul edip Tanrı’yı kabul ediyor. İkinizin de reddetme ve kabul gerekçeleri aynı. Demek ki tarih yalanlar içeriyorsa aynı yalanlara inanarak tamamen farklı bir yöne gidiyorsunuz. Belki de tüm tarihsel verileri din alanından çıkarmak gerekebilir. Eğer bir sürü yalanlar rivayet edilmişse doğrularıyla beraber tüm bu kirli bilgilerden sıyrılıp belki de gerçeğe öyle bakmalıyız.”

“Gerçeği bilmeden gerçeğe nasıl bakacaksın Fidelis? Bu tezin saçma.” dedi Kaptio.

“Saçma değil!” dedi Fidelis “Bir sabit gerek ki değişkenlerin ne olduğunu bulalım. Matematikte bilinen bir sabit olmadan hiçbir değişkeni bulamazsın. Bir şeyi sabit ve tek doğru kabul etmen gerek. Belki de o gerçek, Tanrı’dır.”

“Evet, böyle söyleyince mantıklı geliyor ama…” dedi Kaptio “Hangisini sabit kabul edeceğiz? Tanrı var’ı mı, Tanrı yok’u mu? Sen diyeceksin var, ben diyeceğim yok!”

Fidelis sustu. Haklıydı Kaptio. Hangisini ele alacaktı ki, ortada kesin bir sabit yoktu.

Konuşmadan onları dinleyen Etika “Hiç fark etmez!” diye atıldı “İster var kabul edin, ister yok. O sabit üzerinden, yani hangisi üzerinden giderseniz gidin değişkenlerin tutarlı olup olmadığını gördüğünüz anda sabit ortaya çıkar. Eğer Tanrı varsa bizi yapayalnız ve çözümsüz bırakmış olamaz. Ama eğer yoksa, olmayan şey záten sabit olamaz. Yok, üzerinden gittiğiniz anda çözüm için bocalar durur ve bir sürü değişkeni sabit olarak denemek zorunda kalırsınız. Biri olmazsa öbürü, öbürü olmazsa öbürü… Sonsuza kadar yeni değişkenler çıkar ve ona uydurmak için eski değişkenleri değiştirip değiştirip durursunuz. Eğer Tanrı varsa tek olmalı. Tekin karşılığı da 1’dir. Ya 1’i alacağız ya 0’ı. Sıfır hep etkisiz ya da tanımsız sonuçlara ulaştırır bizi. O hâlde 1’i almalıyız ki sonsuzdaki değişkeni tanımlayabilelim. Eğer buna rağmen tutarsızlık görürseniz Tanrı yok dersiniz. Ama tutarlılık sürdüğü sürece Tanrı’nın varlığını kabul etmek zorundasınız. Beğenseniz de beğenmeseniz de!”

“Siz de benim gibi konuşmaya başladınız.” dedi Kaptio “Yoksa siz de dinsiz mi oldunuz!”

Ardından gülümseyip devam etti…

“Sizi de zehirledim demek ki kâfir düşüncelerimle! Etika haklısın belki. Bu söylediğine şu anda cevap veremiyorum. Ama yine de eminim ki bir cevabı vardır. Çünkü tanrı manrı yok.”

“Sen sabitini bulmuşsun.” dedi Etika “Ama tutarsızsın. Hem bilmiyorum diyor hem de Tanrı yok diye kestirip atıyorsun. Eğer her şeyin bir anlamı varsa Tanrı vardır. Eğer hiçbir şeyin anlamı yoksa Tanrı yoktur. Eğer anlamsızlık geçerliyse şu anda şu tartışmamız da boş demektir. Şu anda bunları konuşuyor oluşumuz bile Tanrı’nın varlığına delildir.”

Kaptio güldü.

“Yeter bu kadar!” dedi “Düşünmem gerek. Siz de geçin gözlem yerlerinize. Daha Dünya’ya yolumuz varken sizin yüzünüzden yakalanmak istemem.”

Fidelis “Her şeye rağmen teşekkür ederim.” dedi ve ayağa kalktı.

Gözünü Kaptio’ya dikip “Tüm bu sorularımızın cevabını umarım bir gün buluruz. Umarım Tanrı önümüze bir fırsat çıkarır, hem ilmimizi artırır, hem de bizi bu keşmekeşten kurtarır. Ben O’nun en merhametli ve en adaletli olduğuna dair sezgimin peşinde gidersem, beni hep doğrulara ulaştıracağını umuyorum. Ben, başıma gelen her şeye rağmen O’nu seviyorum. Eğer O da beni seviyorsa bana bir işaret verecek, beni doğru insanlarla ve delillerle karşılaştıracaktır. Yok eğer beni sevmiyorsa, beni neden sevmediğini de bana gösterecektir. Ben buna da razıyım. Çünkü bu sevgisizliği de hak etmişim demektir. O her şeyin en doğrusunu bilir. Eğer yanlışlarım varsa bana göstereceğini umuyorum.”

“Yani sen her hálükârda var olduğunu kabul ediyorsun.” dedi Kaptio “Bu durumda ben sana ne verebilirim, senin gözünü nasıl açabilirim ki! İşte siz ve halkımız böyle bir tutuculuğun içerisindesiniz. Asla diğer ihtimalleri göz önüne almak istemiyorsunuz.”

“Yoksa eğer…” dedi Fidelis “Eğer yoksa ben neden varım ki! Sen neden varsın ki!”

Kaptio durdu. Cevap vermek için ağzını kıpırdattı ama bir şey söylemedi önce.

Sonra sadece “Sizin o çok sevdiğiniz tanrınız sizi hep zora sokuyor bakın.” dedi gülümseyerek “Şimdi ne yapacağız bakalım! Tanrınız kim göreceğiz. Bakalım sizin tanrınız mı sizi kurtaracak yoksa ben mi?”

Bu sırada gözlem kamerasının başına geçmiş olan Etika seslendi.

“Epey yaklaştık sanırım. Şu gördüğüm dünyanın uydusu değil mi?”

Devamı