Bize Yalan Söylediler 1/18.Bölüm

Ádem Simülasyonu

Etika ve Fidelis’in aklına hiç gelmeyen, Mavicennet’e yani Dünya’ya kaçma fikri, kendi tasarladıkları planı tamamen alt üst etmişti. Şoku atlattıktan sonra konuşmaya devam ettiler. Kaptio’dan, daha önce yapılan Dünya seyahatleri ile ilgili olarak tarihi verileri öğrenmek istiyorlardı.

Meraklı bir sevinçle “Lütfen anlatmaya devam et.” dedi Fidelis.

Kaptio da devam etti.

“Öncelikle şunu bilmeniz lazım ki onların görebildikleri ile bizim görebildiklerimiz arasında ciddi bir fark var. Bu konuda onlara göre büyük avantaj sahibiyiz. Şöyle ki, ádemler bizim görebildiğimiz ışığın çok az bir kısmını görebiliyor ve ona görünür ışık diyorlar. Gözleriyle sadece bu ışığın yansıttığı maddeleri algılayabiliyorlar. Dolayısıyla bizim bedenlerimizin yapıtaşları o görünür ışıkla algılanamadığı için bizi gözleriyle göremiyorlar.”

“Yani bizi bilmiyorlar! Öyle mi?” diye sordu Etika.

“Ondan emin değilim.” dedi Kaptio “Ama bir tereddütleri vardır sanıyorum!”

“Şu ışık meselesine takıldım!” diye söze girdi Fidelis “Açar mısın biraz?”

“Tabi!” dedi Kaptio “Onların göremediği ışık dalga boylarının bazılarını cihazlar kullanarak tespit ettiklerini ve isim verdiklerini biliyoruz. Bunların arasında kızılötesi ışınlar, x ışınları, mor ötesi ışınlar, mikrodalga, radyo dalgaları ve bazı kozmik ışınlar var. Yani bizim bildiğimizin çok az bir kısmı. Bizim bedenimizin yapıtaşı olan radyo ötesi dalga boylarını ise henüz bildiklerini sanmıyorum.”

“Bilmedikleri hâlde görebilirler mi?” diye sordu Etika.

“Onlardan önce radyo ötesi ışık teknolojileri ile manyetik görünmezlik teknolojimizi geliştirmemiş olsaydık oraya adımımızı bile atamazdık.” dedi Kaptio “Ancak bu teknolojinin de elbette açık yanları var. Ádemler eğer radyo ve ötesi dalgaları tespit edebilecek alıcılar kullanırken frekanslarımızı yakalarsalar farkımıza varabilirler ve hatta teknolojileri ilerlemişse bizi görebilirler bile.”

“Fark edilmeden nasıl bir fırsat yakalayabiliriz ki?” diye sordu Etika.

Kaptio devam etti…

“Eskiden bizimkiler Dünya’ya daha çok seyahat ediyorlardı. Çünkü ádemlerin radyo dalgalarından haberleri yoktu. Bilimleri geliştikçe biz de şehirlerden çok teknolojiden daha uzak yerleri tercih etmeye başladık. Ancak son iki yüzyıldır gittikçe artan biçimde Dünya’da radyo alıcıları çoğaldı. Kendi ürettikleri dalgalar da o kadar arttı ki artık Mavicennet’in üzerini kat kat kaplamış kendilerine özel bir radyo bulutu var diyebiliriz. Tüm bunların arasında bu kez çokluğun, yani birçok radyo yayınının arasında fark edilmeme olasılığını tercih etmeye başladık. Üstelik ádemlerin uydu izleyicileri ve gözlem roketlerinin artması bizi eskisinden çok daha fazla rahatsız ediyor. Dünya’dan Venya’ya gönderilen birçok gözlem uydusunu, mesela Venya Express isimli olanını bizim bulunduğumuz tarafa geçtiği anda saniyeler içinde köreltecek tedbirler alınmasaydı ádemler burayı bile çoktan keşfetmiş olacaktı.”

“Peki, onlarla iletişim kurabiliyor muyuz?” diye sordu Fidelis.

“Biz hiçbir şekilde ádemler üzerinde direkt iletişim kurucu ve zorlayıcı bir etkiye sahip değiliz. Ses frekanslarımız da farklı. Yapabildiklerimiz onları, onlara göre daha gelişkin olan teknolojik imkânlarımızla izlemekten ibaret. Alıştığımız yerçekimi direncimiz ve basınca duyarlığımız onlarla bizim aynı düzlemde bilinçle buluşmamıza engel oluyor. Beslenme ve nefeslenme ihtiyaçlarımız da, sıcağa soğuğa dayanıklılığımız da farklı. En büyük ortak ihtiyacımız ise, onlara bolca verilmiş olup bizim içinse mücevher değerinde olan su.

Birbirimize fiziksel temasımız söz konusu değil. Ama iki tarafın aynı teknolojik imkânları kullanması durumu olursa, fark edilebiliriz. Sezgi ve empati duyularımızı daha iyi kullanıyoruz. Onların yaşadıklarını, şartlar oluşursa kısmen de olsa onlar gibi algılayabiliriz. Onların avantajları ise gerçekten de cennet gibi bir gezegende hemen her şeyden korunur vaziyette bulunmaları. Bizden bile! Yani ne onların bizden, ne de bizim onlardan cahilce korkup kaçınacak hiçbir tarafımız yok. Záten bir arada iletişim hálinde bulunabileceğimiz pek olasılık da görünmüyor. Olsa bile bu da bir şeyi değiştirmez záten. Sadece irtibat kurmuş oluruz. O kadar.”

“Yani aynı frekansta buluşmadığımız sürece irtibat söz konusu değil. Öyle mi?” diye sordu Etika.

“Evet.” dedi Kaptio “Duyularımızın önem sırası da bu olasılığı azaltıyor. Onlar için görmek, bizim içinse görmekle beraber işitmek de daha etkili ve önemli bir duyu. Ağır bir yerçekimi ile belli alışkanlıklar kazanmış bedenimizle Dünya’da onlara göre çok daha hızlı hareket edebiliyoruz. Herhangi bir yüzeyde ya da aerosol bulutu üzerinde geçici bir süre de olsa bulunabiliyoruz. Gıdalanmamız ve yaşamamız için toprak vazgeçilmezimiz değil. Ama ondan çıkan birçok maddeyi ve özellikle metalleri yaşam alanımızda ve özellikle barınmaya yönelik olarak kullanıyoruz. Bizim atmosferimizde bulunan birçok besinimiz varken ádemler, bizim de atalarımız gibi daha çok toprak mamulleri ile besleniyorlar.”

“Peki, şekil olarak benziyor muyuz?” diye sordu Fidelis.

“Bu konuda tabletlerde çeşitli ve çelişkili bilgiler var. Net olarak bilemiyorum ama vücutlarımızın ádemlerle şeklen birbirinin neredeyse aynı olduğuna, ama hacimlerimizin ve yapıtaşlarımızın farklı olduğuna dair daha çok iddia var. Bedenler içindeki esas ben’imiz ise aynı ve temelde aynı sorumlu ve akıllı varlıklarız. Bu yönde birbirimize bir üstünlüğümüz yok diye tahmin ediyorum.

Ama şu da var ki ádemlerle biz farklı dünyaların akıllı varlıklarıyız. Sanki her şey onlara göre düzenlenmiş şu evrende. Dünya başka yöne Venya tam aksine döner. Biz sebepleri izlerken onlar genelde sonuçlara göre hareket ederler. Ama buna rağmen onlar medeniyette ileri giderken biz adım adım geriye gider gibiyiz. Öyle manidardır ki Güneş Sistemi’nde bile ters yöne dönmekte olan tek gezegen bizim Venya’mızdır.”

Etika “Yani siz de daha önce Dünya’ya gitmediniz, öyle mi?” diye sordu.

“İşte ben de böyle bir dönemde Dünya’ya gizlice gitmenin yolunu elde etmiştim. Bir araştırma gemisinde çalışan bir arkadaşım var. V.G.26 kodlu eski bir gemiydi. Hatta ben de önceleri bir takım testlerden ve simülasyonlardan geçtim. Alışma evresinde Ádemlerle olan yaklaşımımızın nasıl olacağını bize bildirildiği kadarıyla öğrendim. Orada bilmeyenlerimiz de anladı ki, bizler teknolojik imkânlarımızla insanları izlerken bu birikimi kesintili de olsa kaydedebiliyoruz. Ama bu kayıt hem onlara göre çok uzaktan oluyor, hem de hiçbir şekilde onları etkilemiyor. Onlar kendi istediklerini yapıyorlar yine. Biz sadece gözcü ve kulakçı olarak, bir anlamda o kişi ya da kişileri simüle ederek anlamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda onların zaman çizgisinde yapıyoruz bunu. O ádemin anını, sezdiğimiz kadarıyla duygularını izliyoruz. Netice olarak bu simülasyonlara katıldım ama son anda iklezya beni men etti gitmekten.”

“Peki, biz bunu başarabilecek miyiz?” diye sordu Fidelis.

Kaptio kendinden emin cevap verdi.

“İklezyanın ilahi mahkemelerinde yaşadıklarımızın nasıl simüle edilerek izlendiğini bilirsiniz. Ama orada hem bir perdeye, hem de iklezyanın müsaade ettiği kadar yansıtılır olup bitenler. Ádem hissiyatını anlamak için simülasyon tabletleri ise daha anlaşılır bir örnektir. Hazır hissettiğinizde sizi bir simülasyona bağlayabilirim.”

“Burada mı? İkimizi birden mi?” diye sordu Etika.

Kaptio cevap verdi.

“Neden olmasın! Simülasyondaki kişi sayısı kadar denek atanabilir. İkinizi birden alabilecek bir tablet seçeriz.”

Fidelis de artık merak içindeydi. O da olur’u verince mahzene indiler ve Kaptio bir tablet aldı eline.

Kaptio “Bu tablet Dünya’dan en son getirilenlerden biri. Hadi bakalım koltuklara.” dedi.

Fidelis bir koltuğa, Etika diğer bir koltuğa oturdu. Kaptio ise baş tarafa. Şifreyi girdiğinde tabletten kişi sayısı kadar ışık hüzmesi çıktı. Ellerini tabletten çıkan bu ışıklar üzerine ayrı ayrı tutup platforma yerleştirdiler.

Kaptio’nun tableti masanın üzerindeki yuvaya yerleştirmesi ile Etika geçiş anını fark etti… Deneyde bildiği Etika’dan sıyrıldığında Sevda isimli bir ádem oldu. Sevda gibi gördü. Sevda gibi işitti ve Sevda gibi döndü. Hissettiği zamanı yaşadı… Fidelis ise Erdem isminde bir başka ádemi yaşadı hissettiği zamanda.

Geçiş buğusunda gördükleri penceredeki yağmur, onları hayranlıkla kendilerinden geçirmeye yetmişti. İlk hissettikleri, suya hasret bir Venyalının yağmura âşık olması gibiydi…

Söz birer birer onlardaydı… Önce Sevda’da… Sonra diğerlerinde…

Devamı