Bize Yalan Söylediler 1/17.Bölüm

Tanrıtanımaz Din Adamı

“Ben eski bir sakerdoyum.” dedi Kaptio.

Fidelis ve Etika’nın hayretten ağzı açık kalmıştı. İklezyadan kaçarken sığındıkları barınakta karşılarına bir tanrıtanımaz adam çıkmış ve tam buna alışmışken şimdi aynı adam eski bir din adamı olduğunu söylüyordu. Üstelik her ikisi de iklezyada büyüdükleri hâlde onu hatırlamıyorlardı.

Kaptio onların düşüncelerini okumuş gibi “On iki mevsim önceydi.” dedi “Siz beni tanımazsınız.”

Etika atıldı.

“Fidelis bütün sakerdoları tanımayabilir. Ama ben hanedanın içinde büyüdüm. Eğer dediğiniz doğruysa, sizi bir şekilde görmüş olmam gerekirdi.”

Kaptio, Etika’yı alıcı bir bakışla şöyle bir süzdükten sonra hafifçe geriye yaslanıp düşünceli biçimde konuştu.

“Sanırım sen çok küçüktün.” dedi “Şu babası mimar olan kız sen değil miydin?”

Etika başını salladıktan sonra konuşmak ister gibi hareketlenmişti ki Kaptio konuyu değiştirdi.

“Size nedendir bilmem kanım ısındı çocuklar. İçimdeki bir sezgi, size güvenebileceğimi söylüyor. Umarım yanılmıyorumdur. Çünkü bunları bugüne kadar kimseyle paylaşmadım. Size yardım edeceğim.”

“Yani bizi Boynuz Seddinin ötesine geçirmenin başka bir yolunu biliyorsun, öyle mi?” diyerek gözlerini Kaptio’ya dikti Fidelis.

Kaptio ise “Hayır!” dedi “Bunun mantıklı bir çözüm olmadığını hálâ anlatamadım mı? Sizin için başka bir planım var.”

Aslında daha baştan Fidelis de ona güvenebileceğini sezmiş ama tanrıtanımaz birisi olması nedeniyle tereddüde düşmüştü. Kaptio hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordu artık.

“Planın nedir bilmiyorum ama eğer bize yardım edeceksen kendini daha açık tanıt bize. Nasıl olur da bir sakerdo görevini bırakabilir! Böyle bir şeyi hiç duymadım daha önce.”

Kaptio olanca sakinliğiyle anlatmaya başladı. Genç âşıklar ise pür dikkat dinlemeye…

“Bana Kutsal Haber’i nasıl oluyor da bildiğimi sordunuz. Birçok sakerdo bile sandukayı açamaz. Bense arşivin bir kısmını kopyalayarak çaldım. Sadece Kutsal Haber’den değil birçok tarihi belgeden de haberdarım. Buna Bekke Asileri adına uydurulan tabletler de dáhil. Kısacası hırsızım ben. Hani şu eli kesilesicelerden!”

Bu sözleri söylerken bir yandan kendi esprisine gülüyor, bir yandan da eskilere gidiyor ve yeniden onları yaşarcasına gözleri uzaklara dalıyordu Kaptio’nun.

“Suçlandım ama beraat ettim.” dedi “Arşivimi aşağıdaki mahzene taşıdım. Hepsini yeteri kadar inceleyecek zamanım olmadı. Ama incelediğim kadarıyla ben, Tanrı ya da her ne tarafından olursa olsun indirilen bir şey olduğuna inanmıyorum. Şu toplumun inandığı dinin de Bekke Asilerinin söylediklerinin de hepsinin safsata ve akıl oyunu olduğuna eminim. Ama eğer gerçekten Tanrı varsa, bu durumda Bekke Asilerinin doğru söylemiş olmalarından başka bir açıklama da yok. Eğer Tanrı gerçekten varsa Mavicennet’te Bekke asilerine dair bir emare mutlaka olmalı. Aksi takdirde Tanrı da yalan dini de!”

Şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordu Fidelis ve Etika.

Her ikisi birden “Mavicennette mi?” diye sorarak emin olmak istediler.

“Evet. Kısır tartışmalarla zaman geçiriyor bizim sakerdolar. Hep faso fiso şeylerle uğraşıp duruyorlar. Cevap Mavicennetteki insanlarda bence! Oraya gidip gelenlerse hep sustular!”

“Peki, mahkemede nasıl beraat edebildiniz?” diye sordu Etika.

Kaptio serinkanlı üslubuyla anlatmaya devam etti.

“Asıl adım Kaptio değil Fador. Venya’nın ilahi mahkemesinde yargılandım ve beraat ettim… Beraat ettim, çünkü mahkemede her şeyin doğrusunu söylemedim. Kabul ediyorum ki bu benim utancımdır. Aslında birçokları beni tanır. Bugüne kadar Tanrı’ya olan inancımdan hiçbiri şüphe etmedi. Ama ben dillendirmesem de bildiklerinin aksine şüphedeydim. Hatta şimdi siz de biliyorsunuz ki inanmıyorum da. Fakat bir din adamı, hatta tecrübeli bir sakerdo olarak, o zamanlarda, topluma da kendime de söylediğim yalanları gerçek sanıyordum. Anlayacağınız, o zaman değil, şimdi gerçekleri söylüyorum. Tanrı olsaydı şahit olurdu, ister inanır, ister inanmazsınız.”

“İsminizi neden değiştirdiniz?” diye sordu Etika.

Kaptio bu soruyu beklediğini belli eder biçimde göz kapaklarını aşağı yukarı oynattı.

“Halk tarafından rahatsız edilmemek için…” diye cevap verdi ama gözlerini kaçırdığı Fidelis’in dikkatinden kaçmamıştı. Yine de üzerine gitmedi.

Kısa bir sessizlikten sonra Kaptio dayanamadı.

“Tamam! Doğrusunu söyleyeyim. Ben kirliyim.”

Etika da Fidelis de pür dikkat dinliyordu. Karşılarındaki tanrıtanımaz sakerdo şimdi de kirli olduğunu söylemekten hiç gocunmuyordu. Kaptio açıkladı.

“Siz Gente toplumunda Kaptio diye bir isim duydunuz mu?”

Gençler birbirlerine bakarken o devam etti.

“Kaptio isminde bir Gente imanlısı çok azdır. Benim soyum yüz yirmi bir nesil evvelden beri kirli kabul edilen bir soydur. Eğer ismim başlarda bilinseydi sakerdo olamazdım. Kendimi Fador olarak tanıttım. Benim soyum bir kadına dayanır. O kadın da zamanın iklezyası tarafından kusurlu ilan edilmiş ve kirli annesiyle birlikte Şem’e kaçmıştır. Benim ismim Şem ismidir.”

“İsimler benzeyebilir, kirli bir soydan geldiğine nasıl bu kadar eminsin?”

Kaptio istemsizce gülümser gibi yaptı. İçinden geçenin tamamını söylemedi.

“Ata ninem Ihlamar’dan!” dedi “O tek tanrıcı bir kadındı. Aile ceridelerini tabletleştirdim ve sık sık ona döner bakarım. Üzülsem de ibret alırım o günlerde olan bitenden.”

Aklından tam olarak geçense karşısındakilerin ona göre iyiliğiydi. Çünkü eğer varsa gerçek din ancak Ihlamar’ın dini olabilirdi. Eğer bir ihtimal Tanrı varsa “kirliler de haklı olabilir” sorgusunun devam etmesini istiyor ve bu fikrin önünde bir engel de kendisi olmak istemiyordu. Yine de bunu dillendirmedi.

Bu arada “Ihlamar’ı şimdi hatırladım” dedi Fidelis “Aşağıya inerken dokunduğumuz tabletin üzerinde yazıyordu.”

Kaptio başını sallarken “Peki, bu barınaktaki iklezya dokümanlarınızı kontrol etmeye yeltenmediler mi hiç?” diye sordu Etika.

“Bir defa geldiler.” dedi Kaptio “Ama onlarda bu intibayı bırakmadım. Záten aramaya kalksalar da bu katta fazla bir şey bulamazlardı. Çoğunu mahzen katına taşıdım. Bakın şuradaki kütüphanede bulunan tabletlerin de çoğu sadece şifreyle benim girebileceğim simülasyonlardır. Ama iklezya bunları bile kendi çalışmalarım zannediyor.”

“Ne gibi şeyler var buradaki arşivinizde?” diye sordu Fidelis.

Kaptio derin bir nefes çekip anlatmaya başladı tekrar…

“Yalan olduklarını düşünsem de size Bekke uyarıcılarından bahsedebilirim. Siz onları Bekke Asileri olarak biliyorsunuz. Sizin Mavicennet olarak bildiğiniz Dünya’da iddiaya göre öyle bir kitaba rast gelmişler ki, söylediklerine göre asi değil birer uyarıcı olarak Venya’ya dönmüşler. Ama o kitabın kayıtlarına nedense ulaşamıyoruz. Bekkeliler adına bırakılan tabletlerde imha edildiği ileri sürülüyor ama buna ben inanmıyorum. Bu bazı sakerdoların uydurduğu bir yalan muhtemelen. Bence öyle bir kayıt getirmediler. İddiaları kurtarmak için birileri uydurdular. Eğer öyle bir kitap getirmiş olsalardı ondan bir parçaya sandukada rastlardım. Ama yok.”

“Bence de Bekke Asileri yalancıdır.” dedi Fidelis “Dinimizi yıkmaya çalışmış bu asilere mi güveneceğiz! Hadi sen záten Tanrı’ya inanmıyorsun! Gelmiş geçmiş bu kadar din adamı yalan söylüyor da o asiler mi bir tek doğruyu bulmuş olacak!”

“Bence hepsi yalancı!” dedi Kaptio “Her şey onlar o kitabı işittikten sonra bu hále gelmiş güya. Tabletlere göre Bekke Uyarıcıları zamanında ádemlerden çoğu Güneş’e, Ay’a, yıldızlara ve hatta sabah ve akşam gördükleri bizim Venya’ya bile ilahlık sıfatı veriyorlarmış. Biz onlara göre bilimde çok ilerideyiz ama buna rağmen bizdeki inanç durumu da çok farklı sayılmaz. Bizde de onlar gibi her şeyin sahibi olan tek tanrıyı kabul ettiği hâlde onunla ortak işler yapan ilahlar edinenler yok mu? Tüm evrimimize ve bilimsel gelişmelerimize rağmen bizde de Güneş’e, Satürn’e, Jüpiter’e, bir türlü ötesine geçemediğimiz büyük manyetik alanın ve aralarındaki manyetik yıldırımların korunaklı kıldığı on iki yıldız grubuna ve hatta galaksimize bile bilmeden, anlamadan ilahi vasıflar biçenler yok mu?”

“Belki var ama bunlar yanlış değil ki!” diye itiraz etti Etika.

Kaptio gülümsedi yine…

“Bildiğim, gökbilimle uğraşan bilimcilerimiz böyle bir döneme şahit olmuşlar. Bu bilimcilerimizin içinde sonradan kendilerini Bekke Uyarıcıları olarak adlandıran ya da adlandırılan o kimseler de varmış. Tabletteki iddialara göre, bilimci olmalarına rağmen Albuz’a, Legatus’a, Emikus’a, Anu ve Enlil’e, sakerdolara ve eski sakerdolarınki dáhil olmak üzere onların tüm kitaplarına ve elbette Tanrı’ya onlar da inanırlarmış.”

“Sanki iyi kimselermiş gibi anlatıyorsunuz isyancıları!” dedi Fidelis “İklezyaya düşman olunması iyi olmak için yeter, der gibi!”

Kaptio yine tebessüm etti.

“Siz de isyancısınız. Kötü müsünüz?” diye sordu.

Bu sözün üzerine Fidelis oraya geldiğinden beri belki de ilk defa gülümsemişti.

“Lütfen devam et.” dedi.

Kaptio da anlatmaya devam etti.

“Bunlar benim iddiam değil. Zaten eğer Bekke asileri doğru söylemişlerse başka sorgu suale meydan bile bırakmadan Tanrı fikrini ben bile kabul edebilirim. Onların var olduklarına emin olsam onlara inanabileceğimi de itiraf ettim záten. Ben okuduğum iddiaları anlatıyorum size. Neyse… Dünya’da yerel zamanla iki yüzyıldan fazla kalmışlar. Ne zaman ki Ahmed’e indirildiği iddia edileni dinlemişler, işte o zaman bütün fikirleri değişmişmiş. Venya’ya döndüklerinde de bu inançlarını paylaşmaya, halkı uyarmaya ve sakerdoları yalancılıkla itham etmeye kalkınca kâfirlikle suçlanmışlar. Süreç sonunda ise biri hariç ilahi mahkemeye çıkarılmışlar. Dönemin yargıcı onları idama mahkûm etmiş. İnfazları Venya’nın volkanik eriyikler dolu yüzeyine ve ezici atmosfer basıncına korumasızca bırakılmalarıyla gerçekleştirilmiş.”

Kaptio bunları anlatırken Etika’nın aklına küçükken kaybettiği mimar babası geldi. O da atmosfer boşluğuna düştüğünde böyle bir sona uğramış olmalıydı. Etika’nın gözleri buğulanırken Kaptio anlatmaya devam ediyordu.

“Mahkemeye çıkarıldığımda halkımız benim için de maalesef aynı şeyi ister durumdaydı! Ben hırsızlıktan yargılandım. Eğer tanrı yok iddiamı açıkça söylediğimi duysalar, eski bir sakerdo olduğum ve dinden döndüğüm için Tanrı adına hüküm verip bugün de öldürülmemi isteyebilirler. Kendi iddialarına göre, bu kayıtlar sadece ona gelecekte ulaşacaklar için gizlice arşive bırakılmıştı. Ben de işte bunları kopyaladım ve orijinallerini kimseye fark ettirmeden tekrar sandukaya koydum.”

“Bekke Asileri dinden çıksalar da sizin gibi Tanrı’yı reddetmediler ama!” dedi Fidelis.

“Evet, ama!”dedi Kaptio “Eğer gerçekten doğruysa, o zamanki iklezya onların yaptığını Tanrı’yı reddetmekten bile daha tehlikeli bulmuş. Tüm Venyalılar olarak siz de Ulu Albuz’un, Tanrı’nın elçisi olduğuna ve ona indirilenin aktarılarak bize kadar ulaştığına inanıyorsunuz. Bunun yanında Ulu Albuz’un Vasiyeti ile birçok çelişkisi olsa da Emikus’un Kutsal Sözler’i, Legatus’un Kutsal Haber’i ve Anu ve Enlil’in bize ulaşan rivayetlerini de hak kabul ediyorsunuz. Ama bu doküman bizde yoktur. Bekke Asileri aslında atanız Albuz’a ulu demekten bile kaçınmışlar. Çünkü ululuk sadece Tanrı’ya aittir demişler. Efsaneye göre Anu ve Enlil’in de, Tanrı’nın emirlerini Venyalılara tebliğ ettiklerinde kâfirlikle ve sapkınlıkla suçlandıkları söylenir. İdama mahkûm edildikleri sırada bir şekilde Dünya’ya kaçtıkları da rivayetler arasındadır.”

“Siz Anu ve Enlil’in de dinden çıkmış olduğunu mu söylüyorsunuz?” diye sordu Etika.

“Pek tabi. Onların ardından Venya’da büyük felaketler meydana gelmiş, çıkan çatışmalarda birçok Venyalı ölmüş. Her millet ve mezhep diğerini düşman edinmiş. Sonradan Venya’da aklanmış olsalar da Anu ve Enlil’e dair kesin bilgilerden yoksunuz. Onlardan bize kulaktan kulağa aktarılanlar bir efsanevi metin gibi kabul edilir ve asıl kitabın Mavicennet’te Babil denilen şehirde bulunduğuna inanılır. Bekke Asileri Dünya’ya gönderildiğinde görevlerinden birinin de Anu ve Enlil’in kitabını bulmak olduğu da iddialara eklenmiş. Hatta bu sizin dininizin de ütopyası değil mi?”

“Peki, Üstün Legatus hakkında bilginiz nedir?” diye sordu Fidelis.

Kaptio daha samimi ve ciddi bir tavır takınarak devam etti.

“Legatus ben inanmasam da, gerçek bir elçi olarak bilinir. Getirdiği Kutsal Haber’e de hepiniz inanıyorsunuz. Ben de inanıyordum. İçlerinde en makul olanı da odur. Ama buna rağmen “Ulu Albuz’un Vasiyeti” ikincil kaynak olmasına mukabil Venya’da birincil kitap muamelesi görüyor. Özellikle biz Gentelilerde ona inanmayan Kutsal Haber’e inanıyor olsa da dinden çıkmış sayılıyor değil mi? İşte bu vasiyete göre Mavicennet, Tanrı tarafından bize vaat edilmiş. Ádemlerse bizim düşmanımız olarak Mavicennet’i, yani Dünya’yı istila etmiş kabul edilirdi. O zamanlar atalarımız onlardan çok korkuyordu. Kötülük ve ádem birçoklarımızca aynı anlamda kullanılan bir tabirdi. Eğer fark ederlerse saklı tüm becerileri ile bizi cehenneme göndereceklerine inanıyorlardı. Bekke Asilerinin içinde bulunduğu iddia edilen gökbilimcilerimiz güya Dünya’ya giderek hem Anu ve Enlil’in kitabını bulacaklar, hem de Mavicennet’e ırkımızın taşınmasının yollarını arayacaklardı. Ama Ahmet’in ‘Bana Tanrı tarafından indirildi’ diyerek diğer ádemlere okuduklarını işittiklerini iddia edince işler tersine dönmüş. Dünya’ya varis kılınanların ádemler olduğu, bizlerinse dini yıkılmış ve yoldan bizzat Albuz tarafından saptırılmışlar olduğumuzu iddia ettiler. Buna rağmen sadece tek Tanrı’ya kulluk ederek kabul edilebilir ve güzel işler yapanlarımızın Mavicennet’ten çok daha iyilerine kavuşacağını akılları sıra müjdeliyorlarmış.”

Etika ve Fidelis’in bildiği dinle Kaptio’nun geçmişe dair anlattıkları birbirini pek tutmuyordu. Záten tanrıtanımaz birinin anlattığı din ne kadar inandırıcı olabilirdi ki! Niháyet Fidelis sözü kendi meselelerine getirdi.

“Bize nasıl yardım edeceksin Kaptio? İstersen onu konuşalım artık.” dedi.

Kaptio “Sabırsızlanma!” dedi “Anlatacağım. Ama önce size bazı bilgiler vermem lazım. Kim olduğunuzu anlayın diye.”

“Biz kim olduğumuzu biliyoruz.” dedi Fidelis.

Bunun üzerine söze karışıp “Dinleyelim istersen!” dedi Etika.

O da memnuniyetsiz bir ifade ile de olsa, olur verir biçimde tekrar Kaptio’ya döndü yüzünü.

“Hayır, Fidelis!” dedi Kaptio “Bilseydin sorardın. Sorusu olmayan bilmeyendir. Şu Bekke Asileri ve diğer birçok gezgin Dünya’ya gitmişse nasıl gitti, ádemlerle ilgili neler öğrendik bugüne kadar, diye sormanı beklerdim.”

Fidelis ısrar etti yine “Kaptio neden bunları bize anlatıyorsun? Bizim planımızla ne ilgisi var? Lütfen konuya gel artık. Planın nedir?”

Kaptio “Peki!” dedi “Duymaya hazır mısın?”

“Eveet!” dedi Fidelis “Söyle artık!”

Kaptio önce derin bir nefes aldı. Ardından öne doğru eğilerek ve Fidelis’in gözlerinin içine bakarak konuştu.

“Planım sizi Mavicennet’e, yani Dünya gezegenine götürmek! Ancak orada saklanabilirsiniz. Benim de sizinle gelmek için özel sebeplerim var. Oldu mu? Anladın mı şimdi?”

Her ikisi de dili tutulmuş gibi öylece bakakaldılar.

Kaptio onların şaşkın bakışları arasında açıkladı.

“Size bunları anlatma sebebim işte bu. Ne Boynuz Seddinin ötesinde ne de buralarda saklanabilirsiniz. Tek kurtulabileceğiniz yer Dünya! Oraya daha önce götürülmüş bir bilinç cihazı bırakıldı ve onu benden başka kimse bulamaz. Alıcısı da, rota kaydı da elimde. Ona ulaşırsak dünyada rahatça gizlenebilirsiniz. Tabi eğer daha iyi bir planınız yoksa!”

“Onu da mı iklezyadan çaldın?” diye sordu Fidelis. Gözleri yuvalarından ırayacaktı adeta!

Kaptio’nun gözleri ise bir noktaya takılmış hâlde buğulanırken “Hayır!” dedi “Onu bana eski bir arkadaşım buluşmak üzere bırakmıştı. Ama sonra bana ihanet etti!”

Devamı