Bize Yalan Söylediler 1/16.Bölüm

Tanrı Tartışması

Kaptio küçümser tebessümünü bir kez daha takınarak devam etti.

“Ya da benim gibi Tanrı yoktur dersiniz. Bütün ilahlarınızı öldürür, rahat edersiniz.”

Etika da Fidelis de âdeta şok olmuştu. Karşılarında tanrıtanımaz bir adam vardı. Ve bula bula sığınmak için onun barınağını bulmuşlardı.

“Ne o?” dedi Kaptio “Sustunuz! Gerçekleri duymak işinize mi gelmedi yoksa?”

“Bu gerçek değil!” diye atıldı Fidelis “Tanrı var.”

“Göster o zaman bana tanrını.” diye haykırdı Kaptio.

“O görülmez.” dedi Fidelis.

“Peki” dedi Kaptio, “Sen görmediğin bir tanrıya mı güveniyorsun?”

Fidelis’in altta kalmaya niyeti yoktu.

“Evet.” dedi “Görmesem de güvenebilirim. En azından gördüklerimden daha güvene layıktır O.”

Kaptio yine soğukkanlıca gülümsedi.

“Ama bak. Senin güvendiğini söylediğinin Tanrı’nın değil, benim kapımı çaldın. Sığınmak için tanrıtanımaz bir adama, Kaptio’ya güvendin. Ve hálâ güveniyorsun ki buradasın.”

 Fidelis geriliyordu.

“Başka çaremiz olsaydı, sana sığınmazdık. Mecburiyetten sana sığındık. Başımıza mı kakıyorsun!” diye cevap verdi.

“Senin tanrın seni çaresiz mi bıraktı? Eğer o her çözüme sahipse neden sana yol göstermedi de bana mahkûm etti?” diyerek sahte bir kahkaha attı Kaptio.

Bu kez Etika atıldı.

“Seni karşımıza çıkaran da Tanrı’dır.”

Kaptio tüm hazırcevaplığıyla karşılık verdi.

“Varsa kendisi, belki de öyledir. Ama neden bir kuluna bir tanrıtanımazın eliyle yardım ediyor? Yoksa tanrınız sizin sorunlarınızı çözmek için benden mi yardım bekliyor?”

“Senin mantığın sakat.” dedi Fidelis “Sen kendine yontuyor, O’nu görmezden gelebilmek için saçmalıyorsun?”

Kaptio soğukkanlılığını koruyarak Fidelis’e doğru baktı.

“Senin mezhebin!” dedi “Senin mezhebin hırsız için ne hüküm koyuyor?”

“Şimdi bunun konuyla ne alakası var? Tabi ki öldürülmek!” diye cevap verdi Fidelis.

Kaptio bu kez Etika’ya döndü.

“Ya senin mezhebin?”

Etika “Pişmanlık hapsi!… Sanıyorum!” diye cevap verdi.

“O hâlde” dedi Kaptio “Biriniz hırsızı öldürdüğü için, diğeriniz o hırsızı hapiste de olsa yaşattığı için Tanrı tarafından ödüllendirilecek öyle mi? Ya da Fidelis öldürmesi gerekirken öldürmediği, sen de öldürmemen gerekirken öldürdüğün için ikiniz de cezalandırılacak mısınız? Tanrı varsa ve bu hükme karışıyorsa hükmü de tek olmalı ya da karışmak istemiyorsa o hükmü size bırakmalı değil mi? Hem Tanrı hüküm koydu diyor, hem de farklı hükümleri uyguluyorsunuz. O hâlde sizin tanrınız en azından iki tane olmalı. Çünkü ortada iki ayrı hüküm var! Ama bana bakın benim tanrım yok. Ve ben hükmümü kendim veririm.”

İkisi de söyleneni biraz da olsa mantıklı bulmuştu ama bu, inançlarına düpedüz aykırıydı. Nasıl olur da birden çok tanrı olduğu ya da hiç olmadığı arasında karar kılabilirlerdi ki!

“Hayır! Hayır!” dedi Fidelis “Sen çarpıtıyorsun.”

“Çarpıtıyorsam cevap ver, doğruyu göster bana.” dedi Kaptio “Söyle bakalım. İkinizin de kesinkes inandığı ortak bir ilahi kitap var mı?”

“Var.” diye atıldı Etika “Biz Albuzcu olsak da Legatus’u bilir ve ona indirilen Kutsal Haber’e inanırız. Fidelis de aynı şekilde Kutsal Haber’e inanır ve Legatusçu olsa da Albuz’u dışlamaz.”

“Yani!” dedi Kaptio “Sizin ortak kitabınız bu durumda Kutsal Haber oluyor. Doğru mu?”

Her ikisi birden başını salladı ve “Elbette!” dediler.

Kaptio onları köşeye sıkıştırdığını hissediyordu.

“O hâlde!” diye sordu “Bana hırsızın hükmünün Kutsal Haber’de nasıl verildiğini söyleyin. Bununla ilgili mezhepsel öğretilerinizi bir kenara bırakıp, her ikinizin de inandığınızı söylediğiniz Kutsal Haber’de ne yazdığını söyleyin bana!”

Ne Fidelis’ten ne de Etika’dan ses çıkıyor, birbirlerine sorar gibi bakıyorlardı.

“Ben söyleyeyim.” dedi Kaptio “Kutsal Haber’de, hırsızın elini kesin, diye yazar.”

Sorar biçimde “Yani!” dedi Fidelis.

“Yani’si şu. Siz okumadığınız kitaba inanıyorsunuz. Demek ki ona inandığınızı söylemeniz kendinize söylediğiniz bir yalandan ibaret. İkiniz de Kutsal Haber’e inandığınızı söylüyorsunuz ama biriniz o kitaptan çok Albuz’un Vasiyetine, diğeriniz yine o kitaptan çok Emikus’un sözlerine ve gelmiş geçmiş sakerdoların uydurdukları rivayetlere inanıyorsunuz. Hiçbir kişi okumadığı kitaba inandığını ya da inanmadığını iddia etmemeli. Eğer inandığını söylüyorsa da, o kitabı okumuş olmalı. Okumuş ve anlamış olmalı hatta. Ama siz okumamışken, bakın bir tanrıtanımaz olarak ben okumuşum ve size onun içinde ne yazdığını haber veriyorum. Ben hiç değilse okuduktan sonra o kitaba inanmadığımı söylüyorum. Ama siz okumadığınız hâlde inandığınızı söylüyorsunuz. Eğer iddia ettiğiniz gibi bir tanrı varsa, onun gözünde siz mi yalancısınız ben mi?”

“Bu söyledikleriniz kafamı karıştırıyor.” dedi Etika “Bu konuyu kapatabilir miyiz? Neticede bir kâfir olarak konuşuyorsunuz.”

“Neden kaçıyorsun? Korktun mu gerçeklerden? Kâfir, gerçekleri örtene denir. Eğer inandığınız kitabınız hakkında konuşmak istemiyorsanız, gerçekleri örten kim, kâfir kim?”

“Kaçmıyoruz!” diye söze girdi Fidelis “O kitabı biz okusak da anlamayız ve bakın sizin gibi yanlış yorumlar yaparız. Záten bu böyle olduğu için Kutsal Haber sandukada saklanır ve onu sadece sakerdolar okuyup bize anlatabilir. Biz büyüklerimizden böyle gördük. Yolumuzu değiştirmeye de niyetimiz yok.”

Manidar biçimde “Öyle mi Fidelis?” dedi Kaptio “Hani şu senin sevdiğin Etika’yı kendisine altıncı kadın olarak alacak olan Yüce Sakerdo’n anlar yani o kitabı öyle mi?”

Fidelis’in suratı düşerken Kaptio devam etti.

“Madem öyle neden kaçırdın Etika’yı? Yüce Sakerdo kitabı en iyi şekilde anlamışsa Etika’yı kendisine kadın yapacak olmakla da doğru bir iş yapmış olmayacak mıydı? Koskoca sakerdo yanlış mı yapacak? Sakerdolar yalan söylemez değil mi?”

Fidelis’in damarına basmıştı. Yüzü kıpkırmızı kesilen Fidelis ayağa fırladı.

“Hadi Etika! Gidelim. Bu saçmalıkları dinleyecek vaktimiz yok bizim.”

Etika ise daha sakindi.

“Lütfen Fidelis!” dedi “Acele karar vermeyelim. Ne yapacağımızı iyice düşünelim. Ne olur!”

Etika’nın masumiyeti Fidelis’i frenliyordu. Buna karşılık Kaptio’nun ise hálâ soğukkanlılıkla onları izliyor ve sakince konuşuyor olması onu daha da bir öfkelendiriyordu.

Durumun farkına varan Kaptio “Tamam.” dedi “Merak etmeyin size yardım edeceğim. İsterseniz konuşur isterseniz konuşmayız. Ama sözümü bitireyim.”

Fidelis olur verir gibi ama bir o kadar da rahatsızlığını belli eder bir mimikle yerine oturdu. Kaptio konuşmaya devam etti.

 “Eğer bir tanrı varsa, bize öğüt veriyor olmalıdır. Eğer yok ise o öğüdü biz üretmek zorundayız. Kitapta elini kesmek önünü kesmek anlamında kullanılmıştır. Ama sakerdolar işine geldiği gibi okur kitabı. Kitabınızda ‘Hırsızın elini kes.’ dendiğine göre bunu akılla birleştirmelisiniz. Eğer tanrı varsa bir bardak su çalanla bütün Venya halkını sömüren hırsıza aynı cezayı hükmedecek adaletsiz ve merhametsiz bir tanrı değildir. Eğer varsa en merhametli O olmalıdır. İnanıyorsanız, O’nun en merhametli olduğuna gölge düşüren bir tevil O’nun hükmü olamaz. Elini kes demiş bile olsa bu böyledir. Bir çocuğa hırsızlığın kötülüğünü anlatarak da, bir soyguncuyu halkın arasından alıp hapse atarak da, kleptomaniye yakalanmış bir hırsızı ruhsal tedaviye alarak da, kendi koyduğunuz kanunlar ve adaletli kararlarla hırsızlığın önünü alarak da hırsızın elini kesmiş olursunuz. Eğer bir bıçak alıp hırsızın elini kesmekten bahsediyorsanız bu hüküm o tanrının size aklınızı kullanmayın demek istemesi olmasıdır ki eğer varsa buna kendisi bile kızacaktır. Temel hüküm hırsızın elini kesmekse bile, bu tarihte noktasal bir hükümdür. İcraat akıl ve adaletle örnek olsun diyedir. Mezhepler oluşturup bölünesiniz diye değildir. Adaletli olanla olmayanı ayırt etmek içindir.”

Son sözleri Fidelis’i biraz sakinleştirmişti. Kaptio’nun anlatışına bir yönüyle hayran kalmıştı aslında. Yerine oturdu. Belki de haklıydı. Belki de halkın Kutsal Haber’den uzak tutulması, sandukada saklanması bilinçliydi. Ama sakerdolar yalan söylemezlerdi ki!

Başını kaldırıp “Belki o hüküm konusunda haklısın!” dedi “Ama sakerdolar yalan söylemek istese de söyleyemez! Dinimize göre bu sabittir. Tüm sakerdolar da bunu bilir.”

Kaptio bir kahkaha daha attı.

“Sana bunun yalan olduğunu açıklayabilirim!” dedi meydan okurcasına.

Fidelis “Açıkla o zaman!” dedi.

“Bak şimdi!” dedi Kaptio “Yapmazlar ya! Diyelim ki seni de bir gün sakerdo yaptılar. Sen de inanıyorsun ki bir din adamı olarak asla yalan söylemeyeceksin! Ya da senin dediğin gibi söyleyemeyeceksin! Ama gün geldi ufak bir yalan söyledin. Bu durumda, ya dine inancın sarsılacak ya da kendi yalanını gizleyeceksin! Öyle ya! Kendi gururundan, nefsinden taviz verip ‘Ben yalan söyleyebildim. Demek ki sakerdoluğu hak etmiyorum.’ diyemezsin. Tanrı’nın seni affedebileceğini düşünürsün. İmanın kuvvetliyse yalan söylediğin hâlde kendi imanının zayıflığına verecek ve yalanının ortaya çıkmaması için başka yalanlar uydurmaya başlayacaksın. Bunu başarabilmek içinse elinin altındaki bir sürü rivayet kitabından faydalanmak zorundasın. Çünkü hem sen hem de sana inananların delil getirmek isteyebileceği aklına gelecek. Yani, yalanına kılıf bulmak zorundasın. Zamanla yalanlar çoğalacak ve gün gelecek senin gibi bir sürü din adamı yalanlarından oluşan bir uydurma dini halka doğru dinmiş gibi anlatıp duracak! Üstelik kendisinden önce uydurulmuş bir sürü yalanı da reddetmeden yapacak bu işi ki, onları da yalanlamış olmasın! Çünkü uydurdukları din yıkılırsa dinden geçinmeye devam edemezler.”

Etika da Fidelis de ağzı açık dinliyorlardı Kaptio adındaki bu tanrıtanımaz adamı.

“Belki de haklı” diye düşünüyor ama Tanrı’nın reddi noktasında ona hak vermeye cesaret edemiyorlardı. Bunların bir açıklaması olmalıydı.

Etika “Neden?” diye sordu “Neden sürekli ülkemizi yöneten iklezyayı ve din adamlarını kötülüyorsun? Ben yıllarca içlerinde yaşadım. Ne kadar samimi olduklarını biliyorum.”

Kaptio başını eğip biraz düşündü.

Sonra tekrar Etika’ya dönüp “Görünüşte öyleler.” dedi “Geçmişten beri gelen, dinden dönmüş saydıkları fırkasızları da, tanrıtanımazları da ve diğer din ve mezhep sahiplerini de, hatta kendilerini de samimi olduklarına ikna etmekteler. Kendi yalanlarına inanmayı ve inandırmayı da çok iyi becerirler.”

Etika “Buna katılmıyorum.” dedi “Onlar gerçekten samimiler. Aksi mümkünse dinimizi redde bile götürür bu bizi.”

Kaptio bir daha kahkaha attı.

“Beni götürdü ya işte!” dedi ve kahkahasını bir anda keserek “Şimdi beni sözümü kesmeden dinleyin.” diye ekledi.

Etika ve Fidelis ister istemez kabul eder bir tarzda geriye yaslanıp dinlemeye başladılar.

“Kendi yazdıkları ya da Kutsal Haber dışı kaynaklardan okudukları din tarihine göre de kendi anlayışlarına uygun siyaset tarihine göre de elbette haklılar, samimiler ve kendi hesaplarınca tutarlılar. Hepimizin de onları samimi ve tutarlı görmemiz gerektiğini düşünüyorlar. Doğru olan, ıslah edici olan biziz diyorlar. İçlerinde tanımlayamadıkları bir merhamet ve sevgi de yok değil. Kendi şartlarında olmak üzere toplumda sevgiyi de istiyorlar huzuru da. Gerçekte ise sadece kendi gibi olanları seviyorlar. Ama onlar gibi olmamanıza rağmen eğer onları sevdiğinizi gösterirseniz, onları överseniz onlar da sizi sevdiklerini gösterecekler ve size de kendi hak gördükleri oranda pay vereceklerdir!

Yanlış yaptıklarını düşünmüyorlar. Doğrusunun böyle olduğuna ve sadece onların çatısı altında huzurun mümkün olduğuna inanmışlar. Tanrı ile kandırılmışlar ve dolayısıyla Tanrı ile kandırıyorlar. Birileri neden huzur ve temiz bir düzen istiyor ki, diye serzenişteler aslında. Çünkü onlar záten bunun için uğraştıklarına eminler. Dün söylediklerinin tam aksini bugün söylediklerinde yalandan müteşekkil külliyatlarından ve geleneksel milli kabuller üzerinden hemen mazeretlerini buluyorlar. İşlerine gelince yemin edip işlerine gelince o yeminden rahatça ve pişkince dönebiliyorlar. Kangren olduklarının farkında değiller. O kadar hizipleşmişler ki, birisinin onların yaptıklarına rağmen, onlarla beraber ve onlara bile adaletle yaklaşıp dışlamadan yaşamak isteyebileceğine ihtimal dáhi vermiyorlar. Her söyleneni, her yapılan işi ya da eleştiriyi aleyhlerinde zannediyorlar. Kendi hiziplerini ve gerektiği yerde yalana yaslanmayı en doğru kabul ettikleri için başkalarına sahte bir anlayış gösterdiklerinde çok rahattırlar. Ama bu anlayışlarının sahte olduğunun aklını kullananlarca kolayca anlaşılabildiğini tahmin bile edemiyorlar.

Yıldızlara varmak için çakıl taşlarından geçilmesi gerektiğini biliyorlar. Ama çakıllarda siz yürürken sizin sırtınızda olmayı mübah görüyorlar! Ölümlerin ve zulümlerin işin doğasında olduğuna inanmışlar. Ama kendileri zarar görenler olmamaları kaydıyla! Seni ölüme sürükleyip, senin malını cebe indirip, senin ölünle vaaz verip, senin gözyaşınla, yine seni din adına ve milliyet adına kandırıyorlar.

Sen neden adalet diyorsun ki! Onlar da tokmağın kendi ellerinde olması koşuluyla záten adalet için uğraşıyorlar! Sen neden hak arıyorsun ki! Onlar záten kendi bitmez arzularına ulaştıklarında pastanın kenarcığından senin hakkını da vermek istiyorlar! Sen neden sızlanıyorsun ki! Kuracakları düzen için senin fedakârlık göstermeni bekliyorlar! İşin kaderini böyle görüyorlar. Onlar ıslah edecekler, onlar yönetecekler, onlar hükmedecekler ve sen onların uydusu olmakla mutlu olacaksın. Eğer onlardan değilsen onlar seni dönüştürecek, onlar sana öğretecek záten! Onların ideolojisine, onların dinine, onların rablerine teslim olmalısın!

Sen düşünmeyeceksin, onlar senin yerine düşünecekler. Sen konuşmayacaksın, onlar senin yerine konuşacaklar. Sen tarlada çalışacaksın, onlar tarlanın sahibi olacaklar. Sen Venya yeryüzünde, onların işletmelerinde en zor şartlarda çalışacaksın, onlar böylece gelir getirecek yeni işletmeler açacak. Sen yer altında ve işte böyle ikinci sınıf barınaklarda, onlar kubbe kemerlerinde ve saraylarda yaşayacak. Sen gıda boyası, şeker ve kimyasal yiyeceksin, onlar özel gıdalarla ve tertemiz sularla beslenecekler. Sen avam revirinde iki buçuk dakikada derdini anlatmayı başaracaksın, onlar hastalandığında on iki hekim birden ayaklarına gidecek. Sen çürük bir dişini bile yaptıramayacaksın, onlar bir yerlerinde çıkan sivilce için bile bütün Gente şehri imkânlarını dibine kadar kullanacaklar!

Sen bir işletme kurmaya kalktığında, üzerine yeraltındaki karanlık ortaklarının salınması ve senin gelirine ortak olacak olmaları normal! Onlarsa hüküm icat edip, tüm şartları kendilerine göre hazırlayıp, milletin malıyla kendilerine daha büyük işler kuracaklar! Prensipleri şu ki; senin alacağın varsa ‘háline şükrettiren’ yumuşak bir iklezya görürsün, senin vereceğin içinse güçlü ve onurlu bir iklezya! Hakkını aradığında dolambaçlı, sıkıntılı ve çoğunlukla sonuçsuz yollar, senden hak istendiğinde tepene inen direkt bir yumruk!

Sen, senin verginle yaptıkları tapınaklarla ve iklezyalarına çıkan koridorlarla onlar adına övüneceksin! Sen hem kendi vergini hem onların ve zengin ortaklarının vergisini ödeyeceksin! Onlarsa sair yollarla senden aldıkları hâlde üzerlerine düşen kendi vergilerini bile bir ceplerinden diğerine dökerek iki kat fazla riba kazanacaklar. Ama senin verginle yapılan koridorlardan geçersen sen bir kez daha ücret ve vergi ödeyeceksin!

Sen isyan etmeyeceksin, onlar seni ıslah edecek! Sana ne oluyor da onları beğenmez tavırlara giriyorsun! Sana ne nimetler veriyorlar da yüz çeviriyorsun! O kadar köleliğe alışmışsın ki üstüne aldığın örtünü bile onların sayesinde örtebildiğini zannediyorsun! Öyle değil mi?

İnandığını söylediğin Tanrı’yı bile unutmuş, onların sayesinde sorunlarının çözüldüğünü zannediyorsun! Onlar olmasa sen olabilir miydin, diye düşünüyorsun! Hadi ben Tanrıya inanmıyorum. Ama onlar sana, inandığını söylediğin kutsal kitabını bile anlayarak okutmuyorlar.”

Etika da Fidelis de, söylenenler karşısında ağzı açık kalmıştı. Niháyet Fidelis bir fasılada araya girip fikrini belirtti.

“Adeta iklezya karşıtı bir terörist gibi konuşuyorsun! Mesele toplumdur. Biz olmasak iklezya da olmaz! İklezya halka hizmet eder. Halkın hizmetçisidir.”

“Aynen öyle!” dedi Kaptio “Halk olmasa iklezya da olmaz. İşte bu yüzden mesele sen değilsin. Sen ancak bir kölesin. Sen ölebilirsin, ama onlar ölümsüz olmak zorundalar. Onlar senin tanrıların! Sen hálâ anlamadın mı?”

“Nasıl yani?” diye sordu Etika.

Kaptio devam etti.

“Sen evin sahibisin. Malikânenin sahibisin. Evine hizmetçi almışsın. Ama hizmetçi sahibin olmuş, o seni değil sen hizmetçini efendi edinmişsin. Ben senin hizmetçinim diyor ama onun istediğini yapmanı istiyor. Eğer yapmazsan isteyerek ya da istemeyerek evinde kavga çıkarıyor. Sense o ne derse doğru diyor, o ne yaparsa aferin diyorsun. Kasanı da ona teslim etmişsin, kafanı da. Senin evinde hırsızlık yapıyor, yapmaaaz diyorsun. Gözünün içine baka baka yalan söylüyor, söylemeeeez diyorsun. Dün söylediğinin tersini bugün söylüyor, hep o haklı, hep o haklı diyorsun! O benim efendim, uğruna ne isterse veririm diyorsun. Ama ucu sana dokunana kadar! Bak işine gelmeyince nasıl da kaçtınız!

Nasıl hizmetçi bu? Senin ağzına kaşıkla verirken, kendisi kazanı mideye indiriyor. Masayı nereye koyacağına, perdeleri hangi pencereye asacağına, yatağına ne zaman yatacağına o karar veriyor. Benim inandığım gibi inanacaksın, benim dediğim kadar çocuk yapacaksın, benim lütfettiğim kadar yemek yiyeceksin diyor. Güzel kardeşim bana hele bir söyle, bu nasıl hizmetçi!

Onlar kendi gibi olmayan herkesi terörist olarak yaftalamaktan hiç gocunmazlar. Sen böyle yapma! Tanrıtanımazla teröristin farkını bilemeyenler, her inanç ve ırk mensubuyla barış içerisinde yaşamanın ne olduğunu kavrayamayanlar, dinin ne olduğunu da kavrayamazlar ve yönettiklerini zannetseler de akıl sahiplerini yönetemezler. Legatus’u bile hiç anlamayanlar bana Elçi Legatus’u, Tanrı’yı gökyüzündeki öfkeli ve takıntılı bir dev zannedenler bana Tanrı’yı da anlatamazlar. Çünkü kendileri de bilmezler.

Cesaretten dem vurup rakibiyle oturup konuşmaktan bile korkarlar bunlar. Onlar hep tek başlarına konuşmayı severler. Hep tek başına olmak isterler. Bugün koluna girdiklerini, menfaatleri çakıştığında ortaya atıp rezil ederler. Onlar hep tek olmak isterler. Ya desteğini verirsin ya benden değilsin derler. Ben veririm, ben alırım derler. Ben derler, ben derler, hep ben derler. Etika olmasaydı bir ağız dolusu sövmek isterdim ama şu kadarıyla yetineyim… Tanrı varsa Tanrı ile kandıranlar cehennemim en dibine gidecektir!”

“Neden senin gibi düşünen başka kimse yok?” diye sordu Fidelis “Sen doğruyu biliyorsun da herkes yanılıyor mu?”

“Haberiniz olsun gençler!” dedi Kaptio “Doğruyu söyleyenler tarihimiz boyunca hiç çoğunluk olmadılar. Bu ağabeyinize azıcık kulak verin. Bu kadar üsteleyip de durup dururken kendimi neden eleştirilerinize ve öfkelerinize hedef yapıyorum! Ben bile, o Yüce dediğiniz sakerdodan da, o Yargıç Yudeks’ten de daha cesaretliyim. Uyanın artık, boşa konuşmuyorum. Sizi aptal yerine koyup her gün kandırıyorlar. Sabah sizin gibi inandıklarını söyleyip akşama doğru ne söyledilerse inkâr ediyorlar. İçlerinde masumlar ve iyiler de elbette vardır ama Tanrı’dan başka bu övdükleriniz ve ne derse doğru dedikleriniz var ya o Tanrı’nıza ortak koşanların ta kendileri!”

Fidelis bir anda başını kaldırıp Kaptio’nun gözlerine suçlarcasına baktı ve aklını asıl kurcalamaya başlayan şeyi sordu.

“Sen nasıl bu kadar iyi tanıdığını düşünüyorsun iklezyayı? Ve asıl önemlisi sen nasıl haberdar oldun, nereden okudun sandukada saklanan Kutsal Haber’i?”

Etika ve Fidelis için asıl sürpriz ise, işte bu sorunun cevabında yatıyordu…

Devamı