Bize Yalan Söylediler 1/10.Bölüm

Küçük Etika

Etika babasının tek çocuğu ve gözünün nuruydu. Ülkenin en parlak mimarlarından olan babası, Yüce İklezyanın etrafına kubbe ve kemerlerini tasarlayan kişiydi. Annesini doğumunda kaybetmesine rağmen babası onun yokluğunu kızına hissettirmeyecek kadar şefkatle ve ilgiyle yetiştirmişti onu. Etika küçük yaşına rağmen akranlarından daha zeki ve öğrenmeye yatkın bir kızdı. Onun her türlü hizmetine amade bakıcılar ve hizmetçiler etrafında pervane olurken, o daha çok bilme ve öğrenme peşindeydi. Küçük yaşıyla nispet kurulamayacak kadar ileri bir eğitime kucak açan Etika, işte o gün de arkeoloji öğretmeninden ders alıyordu.

“Etika, elbette birçok tarihi doküman var. Ama tarih farklı kaynaklardan farklı biçimde anlatılıyor. En doğrusunun ne olduğunu bulmak için delilli bir tarih üretilmelidir. İşte o delillerden biri de arkeolojik kalıntılardır. Onları doğru okuyabilirsek yalan söyleyen tarihi gerçek tarihe çevirebiliriz.”

Etika “Boynuz Seddi demiştiniz hocam. Onu kimler yaptı?” diye sordu.

“Boynuz seddini inşa eden kişi hakkında da çeşitli rivayetler var Etika. Bu rivayetleri bilmek, bilinmeyenleri olan bir denklemde değişkenlere ad vermek gibidir. İlla ki bu olmuştur dersek, yeni bir rivayet daha duyduğumuzda tutarsızlığa düşeriz. Deneme yanılmayla x’in ne olduğunu bulmaksa zaman israfıdır. Ama arkeolojik bir sabit bulursak geçersiz olasılıkları eleriz ve formül üretir hále geliriz.”

Etika atıldı.

“Boynuz seddinin ötesindeki yabancılardan olamaz mı hocam?”

Arkeoloji hocası yabancı kelimesine takılmıştı.

“Genteliler olarak biz, Malu’lara ve Şem’lere yabancı demeyiz. Onlar da bizim gibidirler. Biz Gentelilerde yabancı dendiğinde ádemler anlaşılır. Bilimsel verilere göre Venya, yüzeyi bu hále gelmeden önce her yerde suyun bulunduğu ve bol ürünün yetiştiği bir cennetti. O zamanlarda Venya halkının bir arada yaşayan tek bir ülke olduğuna, şimdiki gibi yer altındaki barınaklarda değil yeryüzünde yaşadıklarına dair birçok deliller vardır. Ömürlerinin on binlerce senelere uzayacak kadar uzun olduğu, Venya’nın giderek ısındığı dönemlerde yeni yaşam alanları bulunamadığı için yeraltına çekildiğimiz ve böylece gelişen şartlarla yaşam sürelerimizin azaldığını kabul ediyoruz.”

“Hocam!” dedi Etika “Biz koskoca gezegenin çok çok küçük bir bölümünde ve genellikle yer altında yaşıyoruz. Bu hále gelmemizin esas nedeni küresel ısınma mı yoksa başka bir sebep var mı?”

“Aslında kötülük paralel yürüdü Etika. Venya halkının tamamının tek bir millet olarak yaşadığı dönemlerin sonuna doğru çok büyük ilerlemeler oldu. Hızlı bir biçimde giderek artan uygarlık düzeyi, neredeyse sınırsız olan kaynaklar üzerinde daha fazla kavgaya sebep olmaya başladı.”

“Hocam kötülük neden bitmedi?”

“Tarihten edindiğimiz bilgilere göre işte aynı dönemde Venya halkı Malular ve Şemler olarak ikiye ayrıldılar. Yani Genteliler çok eskilerde diğer o iki toplumla birlikte yaşıyorlardı. Tüm ilkelliklerine rağmen bir arada yaşayan halk, din üzerinde bölünmeye uğradı. Bugüne göre yine de yabani bir hayat yaşayan ve birbirleri ile sürekli savaşan iki toplum oldular. O günkü Genteliler de bir kısmı Malu bir kısmı ise Şem kökenli olarak onlardan birileri olarak yaşarlardı. Ancak içlerinden çıkan bir azınlık dinde bir başka anlayış ileri sürmeye başlamış ve bu anlayış hem Malu hem de Şem halkları içerisinde sapkınlık olarak nitelendirilmiş.”

“Bunlar kesin bilgi mi?”

“Değil aslında. Efsaneye göre işte! Bu boynuzlu seddin arkasında yaşayan halklar her ne kadar birbirleriyle büyük savaşlar yaşamış olsalar da yeni ortaya çıkan dine karşı organize hareket etmişler. O zamanlar orada herhangi bir set olmadığı ve doğu ile batıyı birbirine bağlayan tek geçidin bu iki dağın arasındaki dar vadi olduğu söylenir. Çok büyük işkenceler ve zalimliklerle bunalan küçük azınlık, bir gece birleşip ülkeyi bu vadi yoluyla gizlice terk etmiş. Seddin bu tarafında yeni bir düzen kurup yaşamaya başladıktan bir süre sonra Şem’lerle saldırmazlık anlaşması imzalanmış. Buna rağmen küçük gruplar zaman zaman Gente ülkesine sızarak hırsızlık ve talan yapmışlar.”

“Ya Malular?”

“Malular hiçbir anlaşmaya ve barışa yanaşmamış ve eski yabaniliklerinde ve laf anlamazlıklarında devam ederek sık sık ordular toplayıp hem Şemlere hem de Gentelilerin üzerlerine saldırmışlar. Görünürde sebep her ne kadar din gibi görünse de arkeolojik veriler nedenin daha çok ekonomik olduğunu gösteriyor. Din belki de halkı kendi politikalarına yandaş hále getirmek ve böylece güç sağlamak üzere sadece araç olarak kullanılmış. Çünkü tepelerin ardındaki topraklar giderek çoraklaşmaya başlarken Gentelilerin yeni yerleştiği saha çok daha verimliymiş.”

“Yani bu durumda dinin tarihe yalan söyletmek için kullanıldığını anlıyoruz, öyle mi?”

“Evet. Dinin hayáta tatbik edilmesinden çok, içeriğine önem atfedilmeden tarihi gerçekleri örtmek için kullanıldığı ortaya çıkıyor. Bu da kendi dinini diğerlerine dayatmayı getirmiş. Zamanla zulümler dayanılmaz bir hâl almış. Üstelik Gentelilerden de bozgunculuğa ve eski dinlerine dönmeye başlayanlar olmuş. Zamanla da çoğunluğu ele geçirip hükmetmeye başlamışlar. Bazı Genteliler mallarına el konulmak için kendi toplumlarında kirli ilan edilerek, hem kendi ülkelerinde aşağılanır olmuş hem de evsiz barksız kalmışlar. Böyle olunca da Malu ve Şem ülkelerine kaçmakta bulmuşlar çareyi. Sürekli saldırılara maruz kalmaktan ve karışıklıklardan bıkıldığı bir dönemde ortaya işte o adam çıkmış. Etrafına birçok taraftar toplayarak seddi inşa etmiş.”

“Hocam!” dedi Etika “Diğer öğretmenlerim sizin gibi düşünmüyor.”

Adam başını kaşıdı ve ardından gözlerini Etika’nın gözlerine odakladı.

“Biliyorum!” dedi “Ama sana güveniyorum. Sen yaşına oranla düşünce ufku çok geniş bir kızsın. Benim geleneksel tarih ve konular dışına çıkarak bunları sana anlattığımı herkesin bilmemesi iyi olur.”

Etika “Merak etmeyin hocam.” dedi “Ben de size güveniyorum.”

Ders devam ederken kapı çaldı. Hizmetçilerden biri kapıyı açtığında karşısında bir sakerdo görünce saygıyla eğildi. Göz ucuyla kapıya doğru bakan Etika onunla göz göze gelince sakerdo da ona tebessüm etti ve yanına doğru yaklaştı. Bu sırada arkeoloji öğretmeni de ayağa kalkmış ve saygı ile eğilmiş durumdaydı. Etika ise bu saatte evlerine bir sakerdo gelmesine anlam veremeyerek şaşkınca bakıyordu.

Adam, küçük Etika’nın karşısına geçip çömeldi ve bir eliyle Etika’nın saçını okşarken, onu karşılayan hizmetçiye “Eşyalarını hazırlayın.” dedi.

Ardından Etika’ya dönerek “Sen akıllı bir kızsın.” diye övdü.

Etika teşekkür edermiş gibi gülümseyince adam devam etti.

“Baban bize senden, hep çok güçlü bir kızım var diye bahseder. Biz de öyle olduğuna eminiz.”

Etika “Sizi babam mı gönderdi?” diye sordu.

“Öyle sayılır.” dedi sakerdo “Şimdi benimle kubbe kemerlerine gelmek ister misin?”

“Babam da orada mı?” diye sordu bu kez Etika.

Bir an ne cevap vereceğine karar veremeyen adam, sonra toparlayıp “O da gelecek!” diye mırıldandı.

Kısa bir süre sonra Etika ve görevli sakerdo kemerlere doğru yükseliyor durumdaydılar.

Yukarı çıktıklarında ise Etika’yı kötü bir sürpriz bekliyordu.

Babası orada yoktu. Hiç gelemezdi de! Çünkü kısa bir süre sonra kemerlerdeki bir boşluğun kapatılması esnasında çıkan bir kazada hayátını kaybetmiş olduğunu öğrenmiş olacaktı. Gente kanunlarına göre de, ailesi erkeksiz kalan bir çocuk, miras aldığı tüm mal varlığıyla birlikte iklezyanın himayesi altına alınıyordu.

O günden sonra Etika iklezya kadınları tarafından büyütülecekti. Ya iklezyada hayátının sonuna kadar hizmetçi olarak devam edecek ya da uygun görülen bir sakerdo ile evlendirilerek kutsanacaktı.

Devamı