Son Nefeste Kelime-i Şehadet

Son Nefeste İman!

Bi de böyle bir cehalet ve gaflet var… Son nefeste kelime-i şehadet getirmek gerekirmiş… “Son nefeste kelime-i şehadet getirmeyi nasip eyle YaRabbim” diye dua edenleri görünce aldatılmışlığın bir inanca nasıl dönüştüğünü gözlerimizin önüne serilirken görüyoruz. İlmihaller diyor ki… Şehadet getirmese durumuna bakılırmış… Eğer imanlı ise kurtarabilirmiş ama günahkarsa durumu vahimmiş…

Böylelerine kelime-i şehadet ne demek diye sorsanız öyle tam takır bir cevap bile alamazsınız. Müslümanlığa girmek için onu demek gerekirmiş… İslamın şartıymış… Hem de birincisiymiş… Kelime-i şehadet getirmek!!! Bilgiyi ve idrakı içselleştirmek yerine işi ritüelleştirmenin, üç beş kelimeye indirgeyerek içine girmeyişin en nadide örneklerinden biri…

Elbette Allah’a ve elçilerine iman defalarca geçer kitapta… Ama hep bir konu bağlamında ve sindirerek… Şahitlik de belirli yerlerde geçer ve idrakle inanmanın tasviridir. Şahitliği sadece bir sözden ibaret görerek, şekle indirgeyenlerin durumu ise biraz karışıktır.

Şimdi gelin bakalım… İnananların iman ettiklerini söyledikleri ama anlayarak okumaktan şeytandan kaçar gibi kaçtıkları Kuran’da elçiye şehadet olarak adlandırılan cümle nasıl geçiyor… Sadece bir yerde… Münafikun suresinin birinci ayetinde…

63:1 Münafıklar sana geldikleri zaman “Biz şehadet ediyoruz ki, sen Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Ve Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine de şahitlik eder.

Eğer düşünülürse ta o zamanlardan bugüne ayetin nasıl şamar gibi anlamak yerine boş sözler söyleyenlerin ve şekilden ibaret müslüman olanların suratına indiği görülür. Bugün de durum çok farklı değildir. Basit bir cümleyi tekrar edip durmak anlamak değildir. Ezberciliktir ki eğitimin her aşamasında da bir faciadan ibarettir. İman etmek, şahit olmak, durup durup bunu tekrar etmek değildir. İman etmek, emin olmaktır. Şahit olmak, gerçeğe tanık olmaktır. Emin olduğunu ya da tanık olduğunu ikide bir tekrar etmek demek değildir.

Üstelik durum ondan da vahimdir. Çoğunluk emin oldum ya da tanık oldum da demez… arapça bir cümleyi müteaddit defalar söylediği için kendi Müslümanlığını pekiştirip durduğunu zanneder. Düşünmek ve anlamak mı!!! Onlara göre düşünmek cahilliktir, aslolan alimlerin önümüze koydukları ve bizim onları sorgulamadan kabul etmemiz gerektiği işidir! Düşünmek, anlamak, fikir yürütmek, sorgulamak çok kötü bir yoldur!!! Ama papağan gibi tekrar etmek, derine inmekten kaçınmak, asla sorgulamamak ve ritüel tekrarlar yapmak çok iyi bir yoldur!

Kelime-i şehadet getirerek dine girdiğini zannedenler, eğer düşünürlerse dinden çıkacaklarını zannederler. Ne vahim. Oysa girdikleri (ne zaman girdiklerini bile bilmedikleri)  din, Allah’ın dini değil din adamlarının dinidir. Allah’ın din adamı gibi düşündüğünü zannedenlerin ve dinini din adamlarına teslim edip, bizi de din adamlarına mecbur bıraktığını zannedenlerin dini! Azıcık düşünebilseler, din adamlarının dininden çıkıp Allah’ın dinine girerler. Allah’ın dini ise her yönüyle gerçeğin, müspetin ta kendisi olan, hayatın ta kendisini merkeze alan dindir. O din tektir. Apaçık ortadadır. Yağmurdan, güneşten kaçıp gerçeği boncuktan tespih çekmede arayanların dini değildir. Allah’ın dininin farklısı mümkün değildir. Ona girmek için boş sözlere ve taklitlere ihtiyaç yoktur. Mesele farkında olmandır, farkındalıktır. Kendileri din uyduranlar ve onlara Allah’ın dini diye uyanlar cehalet ve gaflet içerisindedir.

Tuhaftır ki bugün Kuran’da yazılanları gündeme getirenlerin yeni din uydurduğu zannediliyor. Oysa uydurulmuş olan dinlerden başta gelenlerinden biri şu coğrafyada yaşanmakta olan ve İslam zannedilen dindir. Oysa esas İslam Kuran’da yöneltildiğimiz, yaşamda ve kâinatın her alanında müspet olarak görüp, akledip, vicdanlarımızın kabullenebileceği haldedir.

Tanrı’nın varlığına ve haber gönderdiğine şahit olduğunu ağızlarından düşürmediği halde… Tanrı’nın varlığını bulamamış olanların bile kör gözleri kıskanılacak vaziyette… o Tanrı’ya… yani Allah’a… hitabeti kuvvetli tağutlarını ve ezoterik giyimli din adamlarını ortak koşar durumdadırlar. Etrafınıza bir kere olsun tarafsızca baktığınızda bu gerçeği apaçık göreceksiniz.

İşte Münafık suresinin tek başına birinci ayeti bile bu sorunu ortaya koyar… Yine de anlamayanlar için devam ayetlerine bakalım… Birinci ayette ne diyordu… Onlar senin elçiliğine şahitlik ettiklerini söylerler… Allah zaten bunu bilir ve onların yalan söylediklerine şahittir… İşte bu durum, bir sözün arkasına nasıl saklanıldığını ve bu biçimde dinin nasıl saptırıldığını gösterir…

63:2 Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar.

İşte din adamlarının çoğu (hepsi değil) bu haldedir ve cahildirler. Onlar, Allah’ın dinini sizden daha iyi anlamış değiller ki onları Allah’ın dininde ortak zannediyorsunuz. Onlar da anlamıyorlar…

63:3 Bu, onların iman etmeleri sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.

Gerçekler onların değil, sizin kendi kitabınız gibi kendi içinizde, yaratılışınızda, yaşamınızda ve aleminizdedir. Kuran da bize gerçeğe yol olan hatırlatmalar ve öğütlerden ibaret müthiş bir yol göstericidir. Onların çoğu bunu görmek istemez. Kitaba bile kendi kirli bilgileri ile bakarlar. Bir insanın güzel giyinmesi, cüssesi, hitabetinin kuvvetli olması, insanların çoğunun ona itibar göstermesi, onun kitabı iyi bildiğini, bilgi sahibi olduğunu ya da size iyi niyet beslediğini göstermez. Onların çoğu beğenilme ve itibar hevesi içinde abartılarla ve zanlarla konuşur ve zan içinde yaşarlar. Halinden emniyet hisseder, bu haliyle maddi manevi beklenti içinde olur, her yeni düşünceye ve gerçeğe tereddütle önyargılı bakar haldedirler. Hep gücün ve çoğunluğun peşindedirler. Tağutun zulmüne karşı çıkmayı vatana ihanet… cibtin dini sömürmesine karşı çıkmayı Allah’ın dinine ihanet diyerek çamura yatırır, kendilerini alkışlatırlar. Tağutların ve cibtlerin,.. yani Allah’ın berisinde mülki ve dini manada yüceltilmişlerin hali belirgin olarak böyledir.

63:4 Onları gördüğün zaman cüsselerini beğenirsin. Konuştukları zaman da konuşmalarını dinlersin. Oysa onlar bir tarafa dayandırılmış kütükler gibidirler. Her söyleneni kendileri aleyhinde zannederler. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahredecek, nasıl da çevriliyorlar.

Demek şimdi bir kelime-i şehadet getirmekle dine giriyor, üç Cuma namazına gitmemek gibi din adamlarının belirlediği aforoz prensiplerinden taviz verince de dinden çıkıyoruz öyle mi!!! Üstüne son nefeste kelime-i şehadet getirirsek de cenneti garantiliyoruz he mi!!! Sen bütün ömrünce parayı, malı, din adamını, tağutu, heveslerini Allah’a ortak koş… yetimin malını ye… alışverişte türlü düzenbazlıklarla malı yığ… senden olmayanı ez… senden olanı oyala… sana yakın olanı besle… ondan sonra son nefesinde kelime-i şehadet söyle… Kurtul!!! Yok öyle! Bakın… tağut ve cibtlerin milleti himayelerinde tutmak için sallayıp durdukları, ellerinden düşürmedikleri Kuran bu hususta ne diyor…

4:18 Tevbe ne kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenler, ne de kâfir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.

Eğer son nefeste dediğinle kurtulmuş olunuyorsa, Firavun da kurtulmuş olmalıydı. Ama bakın ne olmuş…

10:90 Biz İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun) “İsrailoğullarının kendisine inandığından başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım” dedi.

10:91 Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.

Demek ki mesele ölüm anında ne dediğin değil, dünya hayatını nasıl geçirdiğindir…

Gönlüncelikle ve selam ile…

4 thoughts on “Son Nefeste Kelime-i Şehadet

  1. Yine harika ve güncel bir konuyu işlemişsiniz. İnşaallah bu yazılarınız önemli bir kitleye ulaşır da aklederler. Allah razı olsun hocam.

  2. Selam üzerinize olsun inşallah. Son nefeste kelime-i şehadet getirmek gerekli de, niye mezarlıkta imam ölüye telkinde bulunarak hatırlatma yapıyor, garantiye mi? almaya çalışıyor. Malesef tamamen diri olanlara hatırlatılıp uyulması gereken Allah’ın dinini tamamen ölülere ve ritüellere indirmişler. “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! sözünü galiba bu şekilde uyguluyorlar. Kısa yollar her şeyimizde olduğu gibi…Selam ve sevgi ile…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir