Alan El, Veren Elden Aşağılıktır!!!

Başlığa neden şaşırdınız ki? Sizin söylediğinizin aynısını söyledim…

En tepedeki devlet idarecimizden tutun da infakı tavsiye ederken sıradan hemen herkesin ağzında dolaşan bir ifade var. Kimi atasözü zannediyor, kimi ayet zannediyor, kimi ise nereden duyduğunun bile fakında olmadan… ve umuyorum ki çoğu zaman iyi niyetle söylemekte oldukları bir söz…

“Veren el alan elden üstündür”

Gerçekten öyle mi acaba? Yoksa ilah para,mal olunca mı haklı olabilir bu söz? İyi düşünün. Eğer bu bir haksa, eğer gerçeğin ta kendisi ise kabul edelim… ama her şartta gerçekten geçerli mi bu durum? Gerçekten veren el (yani infak eden, bağışlayan kişi) alan elden (yani ihtiyaç sahibi olup yardım edilen kişiden) üstün müdür?

Biraz düşünelim… Üstünlük nedir? Üstelik bu üstünlük hevesi neyin nesi? Ne kadar meraklıyız üstün olmaya! Sözgelimi birisine fırından ekmek alıp verdiniz… Verdiğin ekmeği üreten kim? Sana gelene kadar kimlerin alın teri var o nimette? Sen hangi yolla kazandığın parayla o ekmeği aldın… ve de verdiğin kişi senin kazanımını elde edecek şartlarda olmadığı için mi sen ondan üstün oluyorsun? Çok beğendiğin bu sözü bir de ihtiyaç sahibi cihetinden söyle bakalım nasıl oluyor?

“Alan el, veren elden aşağılıktır.”

O kadar beğenilen ve savrulan bu slogan ne kadar da irite edici (rahatsız edici) oldu değil mi? Allah’ın insanı varlıkla da yoklukla da sınadığını bilip dururken… Nasıl olur da yoklukla sınanmakta olan bir kişinin senden daha aşağılık olduğunu söyleyebiliyorsun? Dünyanın düzenine bak… Mal mülk ve para sahibi olanlar senden ne bakımdan üstün? Eğer üstünse tonla vergi kaçıranlar, eğer üstünse milletin parasını cebe indirenler, eğer üstünse gasp edenler, eğer üstünse insanları dinle, imanla ya da ırkla kandıranlar… sen neyin mücadelesindesin veya neyin isyanındasın şu dünyada? İnsanları verme sırasına sok… ve kendinin kaçıncı sırada olduğunu gör o halde!!!

Üreteni de geçtik hadi… Yaratan kim? Ya vermeye ihtiyacı olan kim? Çalan el, çalışan elden üstün müdür? Veren el nereden buluyor? Uzatmayayım… Boyun eğiciliği, köle ruhluluğu çağrıştırmıyor mu “Veren el alan elden üstündür” demek? Kişiliksizliğe itmiyor mu? Veren elin yalakası, yardakçısı olunmuyor mu? Su kimin, hava kimin, toprak kimin, deniz kimin, ağaç kimin? Verdiğin kimin? Ve sen kimsin? Evet vermelisin… bu çok iyi bir şey… ama niçin verdiğini bile bilmiyor musun yoksa?

Üstünlük Kelimesi…

Üstelik Türkçedeki “üstün” kelimesi Arapçada en az üç ayrı biçimde telaffuz ediliyor… Birisi “hayırlı” diye bildiğimiz kelime… ikincisi bizim “efdal” (daha iyi, tercih edilir olan) diye bildiğimiz kelimenin formları… üçüncüsü ise “kerim” diye dilimize geçmiş olan kelime… Başka kelimeler de var… ala gibi, ulvi gibi, fevk gibi… İşte bunların önemli bir kısmı Kuran’da genellikle “üstün” diye çevriliyor. Oysa her biri nüanslı anlamlara gelmekte.

Kuran’a göre (49:13)’de Allah der ki “En kerim olanınız en takvalı olanınızdır.”

(17:55)’de Allah der ki “Elçilerden bir kısmını diğerlerine efdal kıldık. Davud’a da Zebur’u vermiştik.”

(7:12)’de ve (38:76)’da İblis Adem’e nispeten der ki “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.”

(43:52)’de Firavun Musa’ya nispeten der ki “Yoksa ben, şundan hayırlı değil miyim ki o, aşağı sınıftan bir zavallı ve neredeyse meramını anlatmaktan yoksun.”

Bu kelimelerin hiçbiri bizim Türkçe’de bildiğimiz “üstün” kelimesinin aynısı değildir.

“Kerim” kelimesi ikram sahibi olmanın yanında onurlu olunuş gibi anlamlara varır.

“Feddelna” geçen yerde verilmiş, bir yetenek, bir potansiyel, bir avantaj söz konusudur. Zebur bahsi de bunun bir örneğidir. Bir elçinin diğer elçiden üstün olduğu değil. Bu kelime İsrailoğulları ile ilgili ayetlerde de geçer. Diğer toplumlara oranla fırsat sahibi oldukları bir şeyleri olduğu anlamındadır. Üstünlük değil, avantajlı kılınıştır.

“Hayırlı” kelimesi olan yerlerde ise “daha iyi, daha faydalı” anlamı söz konusudur.

Tekrar dönelim “Veren el Alan Elden Üstündür” meselesine…

Bilenler ise bu sözün peygambere atfedilen hadis külliyatından geldiğinin farkındadır. Atfedilen diyorum… Çünkü peygamberin bu sözü söylemiş olacağına ben hiç ikna olmuş değilim. Çünkü bu sözün Kuran’la ve gerçeklerle bire bir örtüşmediğinin ve aslında kalbe indirilmemiş slogan sözlerden biri olduğunun farkındayım.

Buhari/Zekât 18, Müslim/Zekât 94-97, 106, 124) “Veren el, alan elden daha hayırlıdır.”

Müslim/Zekât 32 “Veren el alan elden daima üstündür.”

Hasen sahihtir (Tırmizi)

Aslında hadislerle bile oynamışlar…

“El yed-ul ulya hayr-un min el yed-il sufla” mı…

yoksa “Ulvi (üstteki) el süfli (sefil-alttaki) elden hayırlıdır.” mı olmalı?

el mudi ve al-ahiz” de olabilir mi?

İnfak konusunun dejenere edilmesinden başka bir şey yok ortada. Geniş biçimde yazmadım. Birkaç hadis ve birbiri ile uyumu bile yok…

Veren el şerefli de, vermeyen şerefsiz mi? Veren el ulvi de alan el sefil mi? Mesele gönlüncelikle vermek ve doğru, güzel bir iş yapmak değil mi? Neden bizi üstünlük vesvesesine düşürsün? Elimizde ne kalır hasletimizden? Üstelik vermenin de biçimi ve bize hissettirdikleri onun gerçek değerini ortaya koymaz mı?

Açıktan ve Gizlice Vermek…

Açıktan vermeyi, millete ilan etmekle karıştıranlar var maalesef… Açıktan vermek, çeşitli şartların zorlamasıyla yardım etmek istediğimiz kişiye en az şahitle vermek demektir. Gizlice vermekse sadece verdiğimiz kişinin mecburen bilmesi ve hatta onun bile bilmeyeceği durumların söz konusu olması demektir.

Karnı aç bir yoksulu yedirdiniz… Beraber fotoğraf çekip paylaşır mısınız? Ya da iki tane Bim poşeti doldurup yoksul bir ailenin kapısına vardınız… Dört bir yandan fotoğraflayıp sosyal medyanın salih adamı pozları verir misiniz? Bir ailenin elektrik faturasını ödediniz… Faturayı taratıp aleme ilan eder misiniz? … Böyle yapmayın… Lütfen böyle yapmayın… Hiç yakışmıyor. Açıktan vermeyi zaten tercih etmemelisiniz. Ama hadi verdiniz, açıktan vermek bu değil. Nasıl ki el çırpıp alkış tutmak ve ıslık çalmaktan ibaret bir salat olmuyorsa, düdük çalıp bakın ben böyle bir iyilik yaptım diye alkışlanmakla oluşan infak pek de uygun olmasa gerek. Eğer yaptığınızdan dolayı Allah’tan bir ödül alacaksanız neden burada hemen alasınız? Neden kıymetli ve güzel bir işinizi boşa çıkarasınız?

2:274 Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ödülleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Hayırlarda yarışmak, hayır işlerinde daha fazla yer almaya çalışmak demektir. Herkesin yapabileceği bir şey, bir yön, bir cihet, bir yetenek, bir kabiliyet vardır. Yarışacağımız kişi öncelikle kendimiziz. Herkes aynı şeyi yapamaz. Kimi sizden alan el olurken başka bir işte başka bir potansiyeliyle sizi yarışta geçer. Para ya da mal verdiniz diye siz ondan üstün olduğunuzu iddia edemezsiniz.

2:148 Herkesin yönelimi olduğu bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yer alın (yarışın). Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

Özel şartlar ya da kampanyalarda daha da açık infakların yapılabilmesine hiç sözüm yok. ama onlarda bile ihtiyaç sahipleri örselenmemeli. Erdemli ve gerçekten inananlar, örfi olduğu için ya da infaktan kaçtığı için veya herkes ister korkusundan ve yahut da riyaya düşme korkusuyla gizli yapmayı savunmuyorlar. Allah da gizli olmasının daha iyi olduğunu söylüyor. Bazı ayetleri sırf savunma mekanizması yürütmek için söyleyip, tüm kitabın sınırlarını gözetmeksizin bir kısım ayetleri gizlemenin manası yok…

2:264 Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez.

2:271 Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

Vermeyin, cimri olun denmiyor… Gösteriş yapmayın, boşa çıkarmayın deniyor…

4:37 Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği önerirler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.

4:38 Onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye harcarlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.

Yetmediyse İncil’den de örnek vereyim…

Matta 6 (1-2) “Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa göklerdeki Babanız’dan (Rabbinizden) ödül alamazsınız. Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Babanız (Rabbiniz) sizi ödüllendirecektir.”

İnfakını gizlemek, gerçeği, hakikati gizlemek demek değildir. Bunu böyle iddia edenler üstelik ayetleri okuyup duranlarsa bir an önce kendilerine gelmelidirler. Ne farkınız kalır din sömürgeni din adamlarından? Sorarsan onlar da kendi dostlarına infak ediyorlar. Ama Allah’ın ayetlerini gizliyor ve saptırıyorlar. Beş liralık tespih satmak için dini sömürüp ayetleri gizleyenlerle, doğruyu savunmak ve ayetlerin çerçevesini göstermek için infakı gizlemeyi önerenleri aynı kefeye koyarsanız kasıtlı biçimde ve bile bile dini bilginizi kendinize yontmaya başlamışsınız demektir. Hata yapıyorum demek de bir erdemdir. Yanlıştan vazgeçersiniz olur biter. Hizipleşmeye neden ihtiyaç duyasınız? Hangi farkındalık seviyesinde olursanız olun mesele taraftar toplamak değil, doğruyu söylemek ve doğruya yönelmektir. Bize hatamızı söyleyen en iyi arkadaşımızdır aslında.

Evet ihtiyaç sahiplerine türlü yardımlar yapabiliriz. Yemek de ısmarlayabiliriz. Ve başkaları da yapsın diye tavsiye de edebiliriz. Ama onunla beraber fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmak zorunlu durumlar dışında açıkça yanlıştır. Belki o kişiden fotoğraf için izin isteyebilirsiniz, ama… Düşünün… Siz onun durumunda olsanız ve birisi size “gel sana yemek ısmarlayayım” dedikten beş dakika sonra daha hamburgerinizi ısırmamış, iki tane patates kızartmasına dokunmamışken “fotoğraf çekinebilir miyiz, sosyal medyada paylaşacağım, müsaaden var mı?” dese ne düşünürsünüz? Kolayına “Hayır” diyebilir misiniz o dakikadan sonra? Aklınızdan o kişi ve iyiliğinin kaynağı hakkında neler geçer bir düşünün. Çektiğiniz böyle bir fotoğraf varsa o kişinin objektife nasıl baktığına dönüp bir de siz bakın. Bu dünya denenme dünyası… Bir gün alan el olmak durumunda kalırsanız o fotoğrafları hatırlamak zorunda kalmayın.

Gönlüncelikle ve selam ile…

4 thoughts on “Alan El, Veren Elden Aşağılıktır!!!

  1. selam üstadım… yine önemli bir konuyu işlediniz. kurani bir ölçü olduğu zannedilen bir hurafenin binlerce yıldır halk arasındaki dolaşımını ne güzel izah etmişsiniz. inanın bende yıllardır böyle bir hurafenin nasıl olurda en dindarlarımızın diline dolandığını hayretle merak ediyorum.
    Kısacası bi yazınızın büyük kitlelere ulaşılması gerekir. Ki verenler artık fakire infak ederken bile onları hor hakir görmesinler…

  2. Selam ve sevgi ile.. Doğru söze ne denebilir ki, çok güzel yerden girmişsiniz. Allah’ın indirdiğine uyulursa böyle yanlışlara sapmanın da zor olacağı bir gerçek. Gönlünüze sağlık..

  3. Çok yerinde bir konuya değinmişsiniz.Sözü Allah katında düşündüğümüzde veren Allah ,alan kulu olduğu için sorun yoktur.Veren tabi ki üstün olacaktır,alanda aşağıda.Ancak veren ve alanın kul olduğu durumda vaziyet aynen açıkladığınız noktaya gelir.
    Tevhid anlamında ise; “Allah bir elinden verirken bir elinden almaktadır”.Kul kula verirken veya alırken kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.Kul kula verirken ne bir şey kazanır nede ondan bir şey eksilir.Kimin malını kime veriyorsun?Tüm mülk Allah’ın olduğu için verdiğin zaten Allah’ın mülküdür.Bize o denenmemiz için verilmiştir.Burada verenin kazancı ise bile bilirse sadece” gönül rahatlığı”dır.Alan ise bir borç içinde ,minnet içinde olmamalıdır.Nankörlük etsin demiyoruz.Ama esas mülkün sahibini unutmamalı,O’na karşı borç ve minnete girdiğini bilmelidir.Allah sonsuz bir rahmete sahip olduğu için O’na karşı olan borçlarımız hiç bitmez ve sürekli artar.O’nun istediği şekilde ;doğru yolda gitmek,hamdetmek ve gerçek anlamda salat-ı ikame etmekle biz ancak biraz huzur bulabiliriz diye düşünüyorum.
    Selam ve sevgiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir