Mars’ta Koloni Hayatı

Ya Böyle Olursa!

Orada hiç yağmur yağmıyordu… Kutup bölgelerindeki karbondioksit buzunun altında su bulunduğuna dair iddialar halen kanıtlanamamış… türlü reaksiyonlar oluşturması ve gezegende sera etkisi yaratması için gönderilen robot araçlar tekrar tekrar denendiği halde kutup bölgesine bir türlü ulaştırılamamıştı. Eldeki su koloni hükümeti tarafından sımsıkı korunuyor… halk hangarlarına oksijenin bile ucu ucuna yaşamı idame ettirecek kadarı ancak salınıyordu. Dünyayla iletişim koloni bireyleri için ulaşılamaz bir hayaldi. Ana gezegene koloni yönetiminin bile gönderdiği mesajlar ancak yirmi bir dakikada ulaşıyor ve bu kısıtlı imkân sadece hükümetin talepleri ve raporları için kullanılıyordu.

Oysa insanlar Dünya’dan Mars’a gelecekleri zaman ne kadar güzel hayaller kurmuşlardı. Dünyadaki bitmeyen savaşlar, adaletsizlikler ve kötülüklerden sıyrılmak için adeta bir barış yurduna kaçtıklarını düşünüyorlardı. Orayı hep birlikte küçük bir cennet haline getireceklerdi. Oysa bilmedikleri bir şey vardı… Teslim oldukları kişiler onların velisi bile değil, efendisi olmaya namzettiler. Bilgisizce Allah’tan başkasını veliler edinenlerin durumu apaçık ortaya çıkmıştı. Dünyadaki yaşamlarıyla ilgili hayal kırıklıkları ve düzene olan haklı isyanları başkaları tarafından kullanılmıştı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş kadar bile değildiler.

Kimilerinin ise bilinmeyene olan merak ve hevesleri onları bu yolculuğa sürüklemiş ama onlar da umduklarını bulamamışlardı. İnceliklerini ve niteliklerini tam olarak algılayamadıkları bir seyahatle Mars’a gelirken tüm umutlarının yıkılacağı ve daha ağır biçimde kula kul olacakları akıllarının ucundan bile geçmemişti.

Şimdi dünyada olsalar, insanların adaletsiz ve bozuk düzeninden kaçabilmek için çok daha fazla alternatifleri olduğunu anlamışlardı. Bir dağın en soğuk zirvesinde, bir ormanın uçsuz bucaksız derinliklerinde, bir çölün ortasında, bir bataklıkta ve hatta yerin dibinde bile Mars’a göre çok daha refah ve huzur içinde yaşayabileceklerini anlamışlardı. Ama artık iş işten geçmişti. Bilimi, teknolojiyi dibine kadar kullanacaklarını, kendi gibi iyi niyetli düşünen birçok insanla beraber mutluluk içinde yaşayacaklarını düşünen insanlar artık koloni soylularına hizmet eden ve birçok olanaktan yoksun yaşayan köleler olmuşlardı. Oysa her biri uzayın esrarını çözecek birer bilim adamı olacaklarını, yeni yeni keşifler yaparak yepyeni ve mutlu bir dünyanın asilleri olacaklarını, para diye bir sorunları olmayacağı için yoksun kalmayacaklarını düşünerek koşa koşa koloni gemisine binmişlerdi. Şimdi ise neredeyse bir an önce ölmeyi arzulayan bitkin, yorgun, nefes almakta bile zorlanan, sürekli çalışan insan robotlara dönüştürülmüşlerdi. Çoğunluğu için artık çok geçti. Pişmanlık fayda etmiyordu. Sadece bir aile hariç!

O güne kadar Mars’a yedi tane koloni kurulmuştu. Her koloninin bulunduğu hangarda birer tane de yönetim fanusu vardı. Tüm koloni hangarları geçişi güvenlik kontrolü altında olan körüklerle birbirine bağlıydı. Bizimkiler merkez fanusa en uzakta bulunan birinci koloninin insanlarıydılar. Kısa süre önce oradan kaçmış ve yokluklarını henüz kimse fark etmemişti. Öz… ve Be… bebekleri Aylan’la birlikte altı saattir ikinci koloninin yönetim fanusunun bir bölmesinde saklanıyorlardı. Eğer yedinci koloniye ulaşıp soylu fanusuna ulaşabilirlerse oradan açılan son körüklü tüneli de geçerek hedeflerine varacaklardı.

Be… o körüğün gemiye açıldığını öğrenmişti. Ya mekiğe ulaşıp onunla dünyaya dönecek, bunu yapamasa da mekiğin iletişim cihazlarını kullanarak en azından olan bitenin vahametini anlatacak… durumun Dünya’dan zannedildiği gibi olmadığını mesajla eski gezegenine iletecek, yardım isteyecekti.

Uzun süren bekleyişin ardından nihayet üçüncü hangara geçecek fırsatı yakaladılar. Kimsenin ortalıkta görünmediği bir anda koşarak körüğe girdiler ve arkalarındaki kauçuktan yapılmış perdeyi sımsıkı kapattılar. Körükte yerçekimi olmadığı için ilerlemek oldukça güçtü. Öz… bir ara bebeği Aylan’ı kucağından kaçırdığında ellerini arkasından uzatırken neyse ki onu Be… yakaladı. Elele tutuşarak körüğün üçüncü bölgeye açılan eşiğine vardılar. Be… küçük gözetleme deliğinden baktığında ileride büyük bir kalabalık olduğunu fark etti. Ama körük çıkışının yakınlarında kimse yoktu. Orayı da sorunsuz biçimde geçip körüğü kapattılar. Koridor boyunca gizlenerek ilerleyip nihayet hangara kendilerini attıklarında karşılaştıkları manzara şaşırtıcıydı!

İlk iki hangarda insanlar tezgahlar üzerinde teknolojik ve elektronik işlerde çalışıyor, hatta yeni teknoloji için fikir üretiyorlardı. Burası ise ana çiflik hangarı olmalıydı. Bu bölgedeki insanların çoğu sera bitkilerinin bakımını ve üretimini yapmakla meşguldü. Yiyecek işiyle uğraşmalarına rağmen hepsi cılız düşmüş kimselerdi. Kimisi toprakla uğraşırken, kimisi bitki köklerine su buharı püskürtüyordu. Kimisi üretilmiş eciş bücüş meyve ve sebzeleri sepetlerle büyük kolilere taşıyor, kimisi güvenlik personelinin eşliğinde o kolileri silindirik bir siloya yığıyor, silo başındaki bir eleman da her koliden sonra bir düğmeye basıyor ve koliler kanal içindeki bant üzerinde kayıp, gözden kayboluyordu.

Çok kalabalık olan bu hangar içinde bitkilerin gizleyici özelliklerinden faydalanarak ilerlemeleri bizimkiler için çok zor olmadı. Nihayet körükten geçip dördüncü hangara geldiklerinde bu kez ağır bir koku içinde buldular kendilerini!

Ortalıkta birçok küçükbaş ve büyükbaş hayvan ve kenarlara dizilmiş yüzlerce kuluçka makinesi vardı. Ancak daha garip olan tüm bu hayvanların hiçbirinin ayakta duramıyor oluşuydu. Basit iniltiler dışında nerdeyse sesleri de hiç çıkmıyordu. Yattıkları ya da çöktükleri yerden sürekli hamur biçiminde bir yemle beslenmekte ve semirmekteydiler.

Bu hangarda çok fazla insan da yoktu. Çalışanlar sadece hayvanların pisliklerini temizleyerek bir fırına süpürenlerdi. Üç beş dakikada bir yukarıdan inen çatallı bir robot kolu hayvanların birini yakalayıp sebze hangarındaki gibi bir makineye tıkıyordu. Makinenin içindeki dişliler kısa bir zamanda içine giren hayvanı parçalara ayırıyor ve ayırdığı parçaları cinslerine göre farklı farklı kanallara dolduruyordu. Bazı robot kepçeler ise kuluçka makinelerindeki yumurtaları alıp bir başka kanala taşıyorlardı.

Bizimkiler bu hangardan da sorunsuz geçtiler ve beşinci bölgeye geldiler. Bu kez karşılaştıkları manzara ürkütücü olduğu kadar tiksindiriciydi!

Alıntı taslak kitap çalışmalarımdandır…

3 thoughts on “Mars’ta Koloni Hayatı

  1. Cengiz bey Allah razı olsun…
    Ne güzel anlatmışsınız olası geleceği
    tamda hoşlandığımız kurgu yazılarından biriyle hoşnut oldum.
    ama mutlaka devamını verin.
    kitap çıkıncaya kadar.

  2. Sevgili Cengiz,
    Sürükleyici bir roman olacağı belli.Sadece bir roman demek hakkınızı yemek olur.İçinde Kuran bilgisi yanında zengin hayal gücünüzün yer alacağını hissediyorum.Tamamını merakla bekliyoruz.Şimdiden elinize ,fikrinize sağlık.
    Selam ile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir