Pusula

Yağmurun Yolcuları

Yağmur yağıyordu… ve biz halen yürüyorduk. Bitmeyen yolun, bitkin yolcularıydık. Oraya doğru gittiğimizin belirtilerini almasak da… nereye varacağımıza dair ortak bir fikrimiz vardı. Hedefimiz barışyurdu idi. Tüm dertlerimizin son bulacağı ve devamlı olarak yerleşeceğimiz barış diyarı hepimizin hayallerini süslüyordu. Emin miydik bilmiyorum ama oraya doğru gittiğimize kanımız pahasına savunarak inanıyorduk. Çünkü biliyorduk ki büyüklerimiz de bu yolda gitmişlerdi.

Yolda giderken karşılaştığımız ağaçların meyvelerini, yakalayıp boğazladığımız av hayvanlarını, çiçekleri… ve hatta boynumuza asacağımız taşlar dahil herşeyi toplayıp yükümüze katıyorduk. Biriktirdiklerimiz daha ağır yürümemize neden olmasına rağmen… daha da fazla biriktirmek için çoğu zaman yolun dışında başka yollara sapıyorduk. Elde ettiklerimiz ihtiyacımızın ötesinde olmasına rağmen… başkalarında olup da bizde olmayanları da elde etmek için türlü dertlerle boğuşuyor… dikenlerin arasına ya da vahşi hayvanların ortasına dalıyorduk.

Esas hedefimizin ne olduğunu bilmemize ve bunu her seferinde birbirimize övünçle hatırlatmamıza rağmen… yürüdüğümüz yolun ne kadar hedefe doğru gitmekte olduğunu kavrayamıyorduk. Çünkü pusula okumasını bilmiyorduk. Hepimizin kutsal bildiği pusulalarımızı yüklü eşeklerimizin boynuna asmış, onlar bizi nereye sürüklerse oraya gidiyorduk.

Biz yolumuzda giderken… farklı istikametlere giden ya da bir yerde çöreklenmiş vakit geçiren başka başka kafilelere de rastlıyorduk. Böyle durumlarda çoğunlukla onların yüklerine gözlerimiz takılıyor ve keşke bizim de onlar gibi yüklerimiz olsa diye iç geçiriyorduk. Kimisinin binek yularları bizimkilerden çok daha parlak, kimisinin taşıdığı taşlar bizimkilerden çok daha ışıltılı, kimisinin eşekleri bizimkilerden çok daha diriydi. Bu yüzden onlarla iş birliği yapıyor, yük değiş tokuşu yapıyorduk. Genellikle bizim onlardan aldıklarımız, onların bizden aldıklarından fazla oluyordu. Ama istisnalar dışında hepsi de bizim gibi kendi ağır yükleri içindeydiler. Yüklerini beğensek de pusulalarını beğenmiyor, onların pusula ibrelerinin sapmış olduğunu biliyorduk. Dolayısıyla onlar yanlış yönde gidiyor, sadece biz doğru yönde yol alıyorduk!

Yağmur şiddetini artırdıkça ayağımız çamurlara gömülüyor, ıslanan bedenimizin dermanı kalmıyor, bitkin düşüyorduk. Sıkıntının hat safhaya ulaştığı böyle bir günde bir dağın yamacında mola verdik. İleri gelenler toplandılar ve gittiğimiz yol hakkında fikir alışverişi yapmak istediler. Bir de gördük ki ileri gelenler gidilen yolda ortak görüşe sahip olmakla birlikte, nasıl gidileceği hakkında bile hemfikir değillermiş! Kimisi kadınların önde yürümesinin uygun olmadığını, kimisi hastaların ayak bağı olduğunu söylüyor, kimileri ise tam tersini savunuyorlardı. Bu konuda kafileden yetmiş iki farklı görüş çıktı. Ancak sonunda, en çok taraftara sahip olan dört grup anlaştı ve en doğru çözümü bulduklarını ilan ettiler. Doğru yolda gidecekler şu kurallara uyacaklardı…

  1. Eşeklerin götürdüğü yola itiraz edilmeyecekti.
  2. Yularlar sağ elle tutulacaktı.
  3. Kadınlar asla önde yürümeyeceklerdi.
  4. Akılla değil, nakille hareket edilecek, atalarımızdan gelen öğütlere kimse karşı çıkmayacaktı.
  5. Kafilenin gittiği yoldan ayrılan ya sürülecek ya da öldürülecekti.

Tüm kafileye de bu kuralları kabul etmelerini, aksi takdirde kâfir olacaklarını ilan ettiler.

Bazı sızlanmalara rağmen az sonra kafile eşeklerin ilerlediği yolda hareket etti. Tam bu sırada dağın diğer yamacından beliren bir adam gördüm. Bizim kafilenin gittiği yolun neredeyse tam tersine doğru gidiyordu. Yanında ne bir eşek ne de sırtına yüklendiği bir yükü vardı. Belinde sadece bir su matarası ve küçük bir ekmek torbası asılıydı. Elinde ise periyodik olarak baktığı bir şey vardı. Önde giden eşek durup başını bir ara o adama doğru şöyle bir çevirip anırınca herkes durdu. Sonra tekrar yoluna dönüp devam edince kafile de devam etti.

Bense meraka düştüm. Bu adam nereye gidiyordu acaba? Hem de bir kafilesi olmadan, tek başına. Bizim kafile ilerlemeye devam ederken, kimseye sezdirmeden o adama doğru seyirttim. Nasıl olsa kafileye yetişebilecek kadar genç ve diriydim. Kimse farkına varmadan adama yaklaştım. Beni görünce o da durdu. Elinde baktığı şeyi görünce şaşırdım. Bizim eşeklerin boynuna astığımız pusulanın aynısını o elinde taşıyordu.

“Senin eşeğin yok mu?” diye sordum.

“Yok” dedi “Ben eşekleri salıverdim.”

“E peki yolunu nasıl bulacaksın?”

“Yolumu bulmam için değil, üstüne binmek için eşeğe ihtiyacım var. Ama bizim eşekler çok yaşlı. Git dediğim yola bile gidemiyorlar.”

Şaşkınlığım merakımı kemiriyordu…

“İyi de elindeki pusulayı kullanabilmen için eşekler lazım değil mi?” diye sordum.

“Onu ben okuyabiliyorum” dedi.

“Nasıl?” dedim “Bana da gösterebilir misin?”

Hemen gösterdi. Meğer ne kadar kolaymış. Pusulayı düz tutarsak içindeki ok gideceğimiz yönü gösteriyormuş. Ama bizim kafile ne yapıyordu? Pusulaları bir beze sarıp eşeklerin boynuna asıyorlardı. Ne kendileri okuyor ne de okumaları gerektiğini biliyorlardı. Bunu hemen kafileme haber verip herkesi uyarmalıydım. Pusulaların eşeklere değil, bize lazım olduğunu hatırlatmalıydım. Bunu nasıl düşünememiştik!

Adama teşekkür ettikten sonra dağın öteki yamacından koşarak kafileme yetiştim. Nefes nefeseydim. Ama bir o kadar da heyecan ve sevinç içindeydim. Yolla ilgili tartışmalar boşunaymış. Kafileme öğrendiğim apaçık gerçeği anlatacak ve onlara büyük bir iyilik edecektim. Ben nasıl gerçeği anlamışsam onlar da anlayacaklardı!

Bir eşeğe yetiştim ve boynundaki pusulayı çıkarıp elime aldım. Düz tutunca içindeki ibre hareket etti ve gittiğimiz yolun neredeyse tersine döndü. Kafilenin en önüne koştum ve sevinçle haykırdım…

“Durun!” dedim “Yanlış yöne gidiyorsunuz!”

Duraksadılar…

“Bakın” dedim ve önde yürüyenlere pusulayı gösterdim…

Güldüler…

“Sen daha dünkü çocuk!” dediler “Pusula okumayı bize mi öğreteceksin!”

“Hayır!” dedim “Benim ne söylediğim önemli değil. Bakın şu pusulaya. Başka yöne gitmemiz gerekiyor!”

Bir tanesi öne çıktı…

“Pusula okumak…” dedi “…senin işin değil. Pusulayı atalarımız gibi eşeklerimizin boynuna asmalı ve onların götürdüğü yola doğru gitmeliyiz. Eğer herkes senin gibi pusulasını eline alırsa hepsi de farklı yönlere gitmemizi isterler. O zaman ne yaparız!”

“İyi de!” dedim “Zaten her kafile farklı yönlere gitmiyor mu? Hepsinin eşeklerinde de aynı pusula var. Oysa tüm pusulalar aynı yönü gösterir.”

“Onlar sapmış!” dedi “Sen de sapma. Bil ki en doğru kafile bizim kafilemizdir. Üstelik çoğunluk bizde ve bu çoğunluğun da çoğunluğu gittiğimiz yolda hemfikirdir. Bu kadar insan yanılıyor da bir sen mi doğru yönü buldun? Pusulanın ibresi tuttuğun tarafa hareket eder kalır. Ona bakarız ve çoğunluğun anladığına inanırız. Bu kadar yolu boşuna mı geldik?”

“Siz de bakın.” dedim “Eğer pusulayı düz tutarsanız ibre hep aynı yönü gösteriyor. Ama eşeğin boynuna asarsanız her seferinde sıkıştığı bir yönde takılır kalır. Eğer düz tutarsanız kavgalarınız tartışmalarınız da son bulur. Barış yurduna yol alırken gittiğimiz yolu da barış yurduna çeviririz.”

Önde yürüyenler öfkelenmeye başlamışlardı.

“Sen” dediler “Bu iddiandan vazgeçmezsen sonun iyi değil, bilesin. Bu kafile senin görüşlerine göre hareket edemez. Geç arkaya ve bizi takip et. Pusulamız kutsaldır ve biz de zaten onun gösterdiği yolda gidiyoruz.”

“Neden anlamamakta ısrar ediyorsunuz? Gözünüz göre göre yanlış yöne çekeliyorsunuz insanları. Pusulamız var ve siz o pusulayı hem kutsuyor hem de onun gösterdiği yola gitmiyorsunuz. Bu nasıl bir akıl tutulması!”

“Pusula alimi mi kesildin başımıza!” diye bağırdı bir diğeri “Ya arkaya geç bizi takip et ya da kafileyi terk et. Aksi halde aldığımız kararı biliyorsun. Ya sürülür ya da öldürülürsün. Biz yüce bir kafileyiz. Atalarımızın yolu da bu yoldur. Kafileye hain, yola da mürted olma!”

Ne kadar dil döksem de anlamadılar… Sen anlamazsın dediler… Sesler yükselmeye başladı… Kafiledeki hemen herkes açıktan dile getirseler de getirmeseler de beni dönek ilan ettiler.

Kafilede yürüyenleri tek tek uyarmaya çalıştım. Hep benzer cevaplarla karşılaştım. İnanamıyordum olan bitene. Ben anladıysam herkes anlar zannetmiştim. Meğer yolcuların çoğu gerçekleri duymaya henüz hazır değillerdi. Atalarımız hep bu yöne gitti dediler, sen kim oluyorsun da bizi atalarımızın yolundan alıkoyuyorsun, dediler.

Dedim ki atalarınız gittiği yolla nereye vardılar… İşte perişan haldesiniz… Nereye gittiğinizi ve niçin gittiğinizi bile bilmiyorsunuz. Varabildiğiniz bir ara hedef bile yok. Oysa elinize verilmiş bir pusula var. Ama siz onu okumayı güya pusulacılara teslim etmiş ve kendi elinizdekileri bile eşeklerinizin boynuna asmışsınız! Pusulaya değil, pusulacılara güveniyor, eşeklerinizin hislerine kendi okumanızdan daha çok güveniyorsunuz. Üstelik o pusulacıların birçoğu da birbiri ile anlaşamıyor, farklı farklı yollara sizi götürüyorlar. Oysa siz de pusulayı kullanabilirsiniz. Pusulada birleşirseniz, hepinizin gittiği yol doğru olur. Farklı yollardan gitseniz bile pusula sizi aynı hedefe götürür. Ama pusulacılara uyarsanız, onların sizi götürebileceği yere kadar ancak gidersiniz. Pusulaya mı yoksa onu eşeğe asanlara mı güveneceksiniz? Pusulaları zanlara teslim etmeyin. Açın siz de kullanın ve sizi götürenlerin sizi kandırıp kandırmadığını anlayın artık.

Sonunda bir kesimi beni linç etmeye kalkınca ben de kafileyi uyarmayı bırakmak ve onlardan ayrılmak zorunda kaldım. Benim söylediklerimden ikna olup pusulalarını kendileri okuyan birkaç kişi ile birlikte kafilenin yolunu terk ettik. Bir de baktık ki sayıları az da olsa bizim gibi yürüyenler varmış! Ayrı ayrı çıkış noktalarından aynı hedefe doğru hareket ettik. Yanımızda yürüyenlerle birlikte barış yurduna doğru güvenli bir seyahate başladık. İçimizden pusulasını eğik tutanlar olduğunda ben onları, ben pusulamı yamuk tutunca onlar beni uyardılar. Birbirimizin pusulacısı değil, yolumuzun arkadaşı olduk.

Artık yağan yağmur bize dinginlik ve dirilik verirken, diğerlerinin yolunu çamura bulamaya devam ediyordu.

(Kitap taslak çalışmalarımdan alıntıdır…)

27 thoughts on “Pusula

  1. Selamunaleykum ,kaleminize/yüreğinize sağlık.yazı yolunuz açık olsun.güzel mesajlar içeren önemli ve tevhidi/insani tespitler.allah razı olsun.

  2. Sevgili Kalemzade,
    Her gün yeni bir yaz var mı diye baktığım sitede bugün bu yazıyı görünce çok sevindim ve bir nefeste okudum.Allah’a şükür aşina olduğumuz konular olduğu için başlangıçtan itibaren fikri hissettim.Hikaye, kıssadan hisse şeklinden de öte benzetmeler ve süslemeler ile büyük bir zevkle okunuyor.Edebi yeteneğin yanında esas ,samimi tevhid ve iman gücü ile güzel bir yazı olmuş.Teşekkürler.Emeğinize ,aklınıza sağlık.Devamını heyecanla bekliyoruz.Rabbim ilhamınızı devam ettirsin dilerim.
    Sevgi ve selam ile.

  3. Sevgili Yazarım.
    Müslüman alemi olarak yaptığımız yanlış ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.
    Zihninize ve kaleminize sağlık.

  4. Selam ve sevgi ile, iki kelime yorum yazmak için o kadar çok düşünüyorum ki; gerçekleri bu derece teşbihle dile getirmeniz size olduğu kadar okuyuculara da bir lütuf diye düşünüyorum. Gönlünüze, kaleminize sağlık..Kafilenin içinden sıyrılıp ta pusulayı gereği gibi okuyanlara selam olsun. Ne ilginçtir ki, üç gün önce kitabın delillerini gücümün yettiğince ortaya koyarak kafileden yana olan bir kişi ile böyle bir diyaloğumuz oldu. İkinci gün de tekrar geldi. Bir yandan kabul ediyor fakat arkasına takıldıklarını bir türlü bırakma cesareti gösteremiyor. Kitabın orjinalinden sünnetullah’ı gösteriyorum. O ise hala sünnet peygambere ait diyor, o farz diye ısrar ediyor. Kitabı okumasını tavsiye edip, ancak bu şartlarda sana vakit ayırırım diyerek vedalaştık. İnşallah kendi hür aklı ile kitaba gider. Selam ve sevgi ile Allah’a emanet olun…

  5. Değerli kardeş,
    Yine çok güncel ve riskli yol yürümeleri, örnekleme bir anlatımla zihinlere sunmuşsunuz.
    Aynen anlattığınız gibi, kafileler içerisinde yol almaktayız.
    kah tehdit, kah dövülüyoruz.
    hem de bizi sevenlerce, yakınlarımızca…

  6. “Pusulamız var ve siz o pusulayı hem kutsuyor hem de onun gösterdiği yola gitmiyorsunuz. Bu nasıl bir akıl tutulması!”

    Çok mükemmel bir tespit, tüm konuyu özetlemış.

    Yüreğinize sağlık

  7. Selam Cengiz hemen bir çırpıda okuyuverdim, yine çok güzel bir çalışma olmuş dört gözle devamını bekliyoruz…

  8. Yine harika anlatımlarla dolu güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. Allah ilminizi artırsın, yar ve yardımcınız olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir