Avuç Açıp Dua Etmek

“Allah neden dualarımızı kabul etmiyor?”

Şair diyor ki…

Şarkılardan fal tuttum ikimize kaç kere
Sana hep gül bülbül bana hep hasret düştü
Dua ettim her gece avuç açıp göklere
Sana neş’e mutluluk bana hep hasret düştü

Hasret düşer sana tabi… 😊 Demek ki fal tutup dua etmekle olmuyor… “Dua Ettim her gece… Avuç Açıp Göklere!” … de… Ya sonra! Avuç açıp dua ettikten sonra ne yaptın? Fısss!!! Ağladın ve arabeske bağladın… Atı ve kızı alan Üsküdar’ı geçti… (Siyasi değil, cidden siyasi değil.. sadece tesadüf…tevafuk) 😊

Demem o ki, dua etmekle başarılı olunsaydı bugün herkes malca da ilmen de zengindi… Eğer avuç açıp yalvarmak yetseydi kimse kanser olmaz, kimse mikrop kapmaz, belki de kimse ölmezdi… Eğer camilerde edilen dualar yetseydi, bugün barış içerisinde bir toplumda yaşıyor olurduk… Öyle ya yukarıda bir Yaratıcı olacak ve aşağıdaki tüm yarattıklarının elini açıp her istediklerini yerine getirip hizmet eden bir hizmetçiye dönüşecek!!! Maalesef çoklarının istediği Allah böyle bir şey onlara göre! İyisini, doğrusunu bilen kullar… ve onların doğrularını emre amade yerine getiren bir Tanrı var! …Ve maalesef istediklerimizin çoğu bu dünyadaki yaşamımızla ilgili! Demek ki bir yerde… ya da çok yerde faul var! Hatta penaltı bile olabilir…

Ve unutmadan… O büyük matematiği düşünün… Eğer her dua bu şekilde hedefine ulaşsaydı çok büyük bir kaos doğardı… eğer sadece istemekle elde edilseydi bey kızını beş yüz oğlan alırdı! 😊

Latife bir yana gerçekten kaos olurdu… Çünkü herkes herkesin kendisi gibi düşünmesini, kendisi gibi inanmasını ya da inanmamasını istiyor… Bu mümkün mü? Herkes hem Yahudi… herkes hem Müslüman… herkes hem hıristiyan… ve hem Budist ve hatta hem dinsiz olmalı olurdu… Aynı zamanda herkes hem çalışkan hem de tembel olmalı olurdu… Herkesin ettiği dualar birbiriyle milyonlarca tezat içerirken Allah’ın tüm bunları yerine getirmesi bildiğimiz olanaklılığın dışında ve kurduğu dengeye, matematiğe, düzene, fizik ve tüm düzenlediği oluş kurallarına aykırı olurdu…Kısacası demek ki her edilen duanın karşılığını bulması gerçeğe, hakka aykırı bir durumdur.

O halde çözüm nedir? Hangi dualar karşılığını bulur? Geleneksel deyimle “hangi dualar kabul edilir?” acaba! Daha doğrusu… inandığımızı söylediğimiz ama tüccar din adamlarının tasallutundan kurtarıp da bir türlü kendimiz anlamaya çalışmayıp kendi rehberimiz haline getiremediğimiz o kitap bu konuda ne diyor? Ne benim ne sizin ne de onların dedikleri değil… Kuran ne diyor bu hususta? Acaba ellerimizi açıp dua etmemize rağmen, bu davetimize neden istediğimiz cevabı vermiyor Allah? Nerede hata yapıyoruz? Yoksa O’ndan başkasına mı dua ediyoruz? Allah dediğimiz üstün varlık değil mi yalvardığımız?

İşte gerçek… Daha biz dua’nın ne olduğunu bile bilmiyoruz. Almışız dua diye arapça bir kelimeyi avuçlarımızın içine, dilimizdeki karşılığını hiç düşünmeden yapıştırmışız imlamıza! Zannediyoruz ki dua sadece ellerini açıp yalvarmaktır! Hayır! Eğer öyle olsaydı Kuran’da geçen “Allah’ın duası”nı nasıl açıklayabilirdik!

2:221 … Onlar, ateşe dua ederler, Allah ise cennete ve izni ile affolunmanıza dua eder. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Eğer dua diye bildiğimiz kelime bildiğimiz anlamda salt dua olsaydı ayetin ne hale geldiğini görüyorsunuz… Oysa dua çağırmaktır, çağrıdır, davet etmektir. Elbette Arapçasının “istemek” anlamı da içinde vardır. Ama neyin ya da kimin ne için nereye istendiği/çağrıldığıdır önemli olan… Türkçeye geçmiş “davet” kelimesi de aynı biçimde dua kökünden gelir ve “çağırma”nın isim halidir. Çağrı’dır. Şimdi ayeti bir daha okuyalım. Doğrusunu göreceksiniz.

2:221 … Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise cennete ve izni ile affolunmanıza çağırır/davet eder/ister. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

İşte geleneksel dini dayatmalarla bize ezberletilip algılatıldığımız ile gerçek mana arasındaki farklar genellikle bu kadar açık ve nettir. Ama elbette düşünüp akledenedir. Düşündürüp aklettirmek ise din adamlarının pek de sevdiği bir şey değildir. Onların çoğu sadece ben akledeyim, diğerleri bana koyun gibi gelsinler isterler. Çünkü içten içe isterler ki kendisine olan ihtiyaç devam etsin, yoksa işleri biter. Onlar insanları kasten ya da çoğunlukla gafilce kendilerine çağırır, Allah’a değil. Çoğunluğun bunun farkında olmaması bunun böyle olduğu gerçeğini ne yazık ki değiştirmiyor.

Aynı Kuran çevirilerinin içinde bile birçok ayetin mealinde dua kelimesinin farklı anlamlarla işe gelen biçimde, meal yazarının fırkasının anlayışına göre çevrildiğini görüyoruz. Aynı kelimeye (meallerde) kimi yerde davet etmek, çağırmak olduğu gibi kimi yerde yalvarıp istemek ve kimi yerde tapmak olarak rastlıyoruz. Her biri tefekkür tekniğinde doğruya yakın olabilmekle beraber esasın çağrı olduğunu unutmamak gerek. “Onlar bir takım dişilere tapar” diye çevrilen 4:117’de olduğu gibi. Kendileri farkında olmadan tapıyor olmakla birlikte burada esas yine insanları Allah yerine ilahelere ÇAĞIRMAKtır. En ilginç olan nokta ise burada el açıp yalvarmak diye çevrilmiyor oluşudur… Oysa burada geçen dua kelimesi aynen istemek manasında dua etmek diye çevrilen ayetlerdekinin bire bir aynısı. Ama bu incelik din adamlarınca bize açıklanmaz. Çünkü evirip çevirebilecekleri biçimde o bilgi onlarındır, bizim haddimize mi! Onlar ne diyorsa biz o kadarını bilelim yeter!!!

Artık asla… Biz okuyacağız… İstemekse istemek, çağırmaksa çağırmak, seslenmekse seslenmek olduğunu bağlamında kendimiz göreceğiz. Kuran din adamlarına inmedi… Ve artık ellerinden kayıp gitti… tüm mal varlığınızı bir hocaya teslim eder misiniz? Hayır. O halde herşeyden kıymetli gördüğünüz dininizi nasıl oluyor da din adamlarınıza kitabınızla beraber teslim edebiliyorsunuz!!!

Örneklerle devam edelim…

6:52 Sabah akşam … Rablerine dua edenleri kovma. ….. Yoksa zalimlerden olursun.

…biçiminde gelen ayete baktığımızda konunun bildiğimiz anlamda dua etmek olduğunu zannederiz… Ama bağlamında devamına baktığımızda gerçek ortaya çıkar. Orada bahsedilen Rablerine avuç açıp dua edenler değil, çağıranlardır.

6:52 Sabah akşam … Rabbine çağıranları kovma. ….. Yoksa zalimlerden olursun.

6:53 Böylece “Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?” demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. ….

Dikkat ederseniz… Burada bir kıskanma, çekememezlik söz konusudur. El açıp dua edenleri zaten kimse kovmaz da kıskanmaz da. Çekilemeyen onların diğer insanları Rablerine çağırıyor oluşlarıdır. Kısacası “Biz varken onlara mı düşmüş Rabbe çağırmak! Allah bu iş için onlara mı ilim lütfetmiş! Kabul edemeyiz!” anlayışı ve kibri hakimdir bağlamda.

Dua diye çevrilen kelime “yed’une” dir. Çok yerde geçtiği bu haliyle (istemeyi içeren) çağırmak anlamına gelir. Peygambere ve onun örnekliğinde bize verilen mesaj ise “kovmamak” bahsi ile “henüz bilebildikleri kadarıyla ve ilk heyecanlarıyla Allah’a çağıranları esasen “dışarıda bırakmamak, yetersiz görüp küçümsememek”tir.

Dua kelimesi kökeninde en çok kullanılan bu kelime maalesef birçok mealde çevirmenlerin mezhebi anlayışlarına göre tercüme edilmiş ve böylece üstü örtülen anlamlar konuyu çoğunlukla basit bir avuç açıp isteme ya da tapma anlamına sınırlandırılmıştır. Ancak aynı kelime çağırmak olarak çevrildiğinde ayetlerin üstündeki sınırlandırma ortadan kalkıyor, açık ve düşündürücü bir hal alıyor…

Aynı kökten ne’du ve dua kelimeleri de vardır. Bunlarda da esasen seslenmek ve sesleniş manaları çıkar. Bildiğimiz anlamda dua’ya en yakın diyebileceklerimiz bunlardır. Tabi ki onlar da duanın dava edilmesi ile geçerlidir. Misalen “Rabbim bana verdin, olmayanlara da ver” demek tek başına değil… bu yolda fiilde bulunmakla dua olur.

Tüm bunlarla ilgili bazı örnekler…

Bize yararı ve zararı olmayan, Allah’tan başka şeylere mi tapalım?

Bize yararı ve zararı olmayacak, Allah’ın aşağısında olanlara mı seslenelim?

Allah’tan başka yalvarıp-yakardıklarına sövmeyin…

Allah’ın berisinde/aşağısında olarak çağırdıklarına sövmeyin…

Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.

Allah’ın berisindekilere çağıranların kendileri bile aslında onlara tabi olmuyor, sadece zanna uyuyor ve yalan söylüyorlar.

(Yusuf) Dedi ki: ‘Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.

Dedi ki: ‘Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.

Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.

Böylece Rabbi ona icabet etti (karşılık verdi) ve onların hilelerini kendisinden uzaklaştırdı.

Dikkat ettiyseniz bu ayetlerde Yusuf’un “dedi ki” şeklinde başlayan dediği şeye Allah karşılık vermiştir. Yusuf demekle kalmamış fiile, eyleme geçerek dediğini dava edinmiş, zindanı tercih etmiştir. “Yedune” kelimesi burada Yusuf’un dediği şeyin adı değil, dediği şeyin içinde geçen bir kelimedir. Ayrıca bir ilginçlik ise dua etmek ya da tapmak diye çevrilen bu kelimenin bu ayetlerde hemen tüm meallerde doğru biçimde çağırmak olarak çevrildiğidir. Çünkü evirilecek hali yoktur. Ama devam ayetinde hemen duasını kabul etti diye konu saptırılarak yapıştırılmıştır. Maalesef meallerimizin çoğu feci biçimde yanlışlar ve yönlendirmelerle dolu. Birçok örnek ayet var… ancak bu makaleye hepsi sığmaz… Konu bağlamında devam edelim…

İşte Dua Dediğimizin İzahı… Müthiş!

İçinde çağırmak kelimesi de, davet kelimesi de, dua kelimesi de ayrı ayrı geçiyor. Benim makale boyunca tüm söylemeye çalıştıklarımı iki üç satırda kolayca anlatan müthiş bir ayet…

13 Rad:14 Gerçek davet O’nadır. O’nun berisinde çağırdıkları onlara bir karşılık vermezler. Onların durumu ağzına erişsin diye suyun karşısında avuçlarını açan kimse gibidir. Halbuki, o su böyle ulaşmaz. Kâfirlerin (gerçeği örtenlerin) duası delaletten başka bir şey değildir.

Demek ki el açıp yalvarmakla olmuyormuş… Demek ki elini o işe uzatmak gerekiyormuş… Demek ki dava edinilmeyen dua karşılık bulmazmış… anlayana…

Yanıltan mealler örtülü ve sınırlandıran çevirilere sahiptir. Açık çeviriler ise sınırları genişletir ve insanı düşünmeye sevk eder…

Farkı göstermek için son örnekler…

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Onlar Allah’tan başkasına dua ederler”
Açık/Düşündüren çeviri… “Onlar Allah’tan başkasına çağırırlar”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Allah’a ibadet edin”
Açık/Düşündüren çeviri… “Kulluğunuzu Allah’a yapın”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Peygambere itaat edin”
Açık/Düşündüren çeviri… “Elçiye uyun”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “İnsanların çoğu hüsrandadır”
Açık/Düşündüren çeviri… “İnsanların çoğu yanılgıdadır”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “İşte size bir ayet geldi…”
Açık/Düşündüren çeviri… “İşte size bir kanıt geldi…”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Gayba iman ederler”
Açık/Düşündüren çeviri… “Bilmediklerinden emin olurlar”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Allah’ın zikriyle hakka mutmain olanlar”
Açık/Düşündüren çeviri… “Allah’ın hatırlatmasıyla gerçeğe ikna olanlar”

Örtülü/Sınırlandıran çeviri… “Allah’ın izni olmadan şefaat edemezler”
Açık/Düşündüren çeviri… “Allah’ın izni yokken (kurtarılamaz) yardım göremezler”

İzdüşümlerim din adamlarının değil, benimdir… Siz de dininizi din adamlarına teslim etmemelisiniz. Herkesin kendi ölçüsünce akli yeteneği var. Herkes kendine kendi yeteneğince izdüşürebilir… Çekinecekseniz insanlardan değil, Allah’tan çekinin. Ve Allah sizi bilir ve sizi en iyi anlayıp en adaletli davranacak olan O’dur.

Selam ile…

5 thoughts on “Avuç Açıp Dua Etmek

  1. Değerli kardeşim yine çok güzel bir konuya etraflıca ve seviyeye inerek aydınlatmışsınız. Allah razı olsun. Yeni makalelerinizi bekliyoruz.

  2. Selam üzerine olsun Cengiz kardeşim, sizin bu tür çalışmalarınız gelişmemize vesile oluyor. Çok güzel bir çalışma olmuş. Taşlar yerine oturdukça ayaklarımızın yere daha sağlam bastığını hissediyorum. Bir çok kelime ve kavram belirtmiş olduğunuz gibi bağlamından koparılmış. Din adına doğru yaptığını zanneden karma karışık çıkmazlara atılmış insanoğlu.İlminiz yettiğince bu tür çalışmalarınızı bekliyoruz, selam ve sevgi ile….

  3. değerli cengiz abim belki farkında değil ama bir makalesi ile her hangi bir din kardeşim veya şahsım adına bütün yaşamım boyunca davranşlarımı etkileyecek sözler yazıyor. hiç bir tabela olmadan bir yere gideceksiniz ancak dönüş yerini kaçırırsanız belki 1 belki 10 belki 1000 kilometre sonra fark edip geri döneceksiniz belkide hiç fark edemeyeceksiniz doğru yönü Rabbim in sözleri ile geç olmadan gösterdiği için değerli abime çok teşekkür ederim.

    Maide 32. ayette Rabbimiz derki “Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur.”
    düşünüyorum bazen Rabbimizin bu misali gibi Cengiz abim her hangi bir konuda beni yanlış düşünceden ve davranışlardan kurtardı ise belki de bütün insanlığı kurtardı. değerli abimi tanıyan veya takip edenler için ne kadar değerlidir bilmiyorum ama her ne kadar görmesem sohbetim muhabbetim olmasa da beni bir çok konuda doğru yola yönlendirdiği için benim için çok değerli bir insan Rabbim O’nun yolunda ilmini kat kat arttırsın değerli abim tekrar teşekkür ederim.

  4. Böyle güzel yanıtlar gördükçe mutluluk duyuyor ve yazmak için daha çok motive oluyorum… Hepiniz iyi ki varsınız.
    Ve Mümin… yazdığın bir cümle içimde öyle bir yere dokundu ki kendimi çölün ortasında su bulmuş gibi hissettim… o dokunduğun güzelliği anlatmak yerine, o hissin değerini düşürür diye bu kadar söyleyip susuyorum… Çok teşekkür ederim.

  5. Kalemzade Cengiz,
    Yolu kapatan değil ,yolu açan
    Ufku kapatan değil,ufku açan
    Gözü kapatan değil,gözü açan
    Gönlü kapatan değil,gönlü açan
    Geceyi ,karanlığı sürdüren değil,
    Sabaha ,aydınlığa ulaştırmaya çalışan ,tahkik eden yazılarınızdan gerçeğe katkı sağladığına inandığım bir bölüm daha okuduk.Yolun biraz daha aydınlandığını hissettik.Allah razı olsun .Teşekkürler.
    Burada bir tek yorum veya katkı yapmak istediğim yer “Allah’ın zikriyle hakka mutmain olanlar” .Bu cümledeki mutmain kelimesi, içinde tevhidi de içeren çok geniş anlamlı bir kelimedir ;ikna olmanın yanında güven duymak,huzur ve rahatlık bulmak,inanmak,içine sinmek anlamlarını taşır.Mutmain gönül Tevhid için yani Allah’ı ve tüm yarattıklarını sevmek,onları ayırdetmemek,ayrıştırmamak,kaynağın aynı ve Bir olduğunu bilmek ve bununla yaşamak için şarttır.Bu nedenle mutmainin buraya daha yakıştığını,uyduğunu düşünüyorum.Her iki cümleyi birleştirirsek ;
    “Allahın hatırlatması ile gerçeğe mutmain olurlar” daha açık ve geniş anlamlı gibi geldi içime.
    Selam ve sevgilerimle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir