Şirk Kokusuna Lã Diyebilmek

Nahl Suresinden İzdüşümleri

Ortaya hitap edeceğim “sen dili” sorgulatıcı olsun diyedir… “Ben her kötülükten arınabildim” demek için değildir. İster dinle ilgili bir mecliste, ister işe giderken yolda, ister oturma odanızda, isterseniz bir rakı masasında okuyun şu satırlarımı… Size Allah’tan bahsedeceğim… Kaçmayın… Eziklik zannetmeyin… Utanmayın… Basitlik görmeyin… Çekinmeyin Allah’tan konuşmaktan, bahsetmekten. Asıl O’nun hakkında düşünmüyorsanız sorununuz vardır. Ve bu sorun aslında ateistlerden bile daha çok inandığını söyleyenler için geçerlidir. Eğer her şeye rağmen okuyabilirseniz arınmaya bir adım atabilmişsinizdir demektir. Benim yazdıklarım en doğrusu olduğu için değil, benim yazdıklarımı okuduğunuz için değil, yazdıklarımı okumak isteyerek siz, kendinizi sorgulayabilme cesareti gösterebildiğiniz için atacaksınız o adımı. Tabi eğer ihtiyacınız varsa… Benim yazdıklarımı okumaya ihtiyacınız yok, sizin de benim de hepimizin de düşünmeye ihtiyacımız var. Tüm çabam düşünelim diyedir…

Kendi gibi düşünmediğini bile bile yakını bile olsa birisi ile Allah hakkında konuşmak çoklarına itici ve korkutucu geliyor. Oysa o kadar çok konuşuyorsunuz ki! Peki ne konuşuyorsunuz? … Sabah akşam paradan, arsadan, maldan ve dedikodudan başka konu konuşmayanlar… Fikri ve zikri para olanlar… Bilmeyi, susmayı ve gerektiği kadar ağzını açmayı, dinlemeyi düşüklük ve zafiyet zanneden ve itibarı, bilse de bilmese de her konu hakkında bol bol konuşmakta bulanlar… Gidişatınız buysa… Emin olun ki, ihya olmayacaksınız.

Bireysel olarak ya da hakaret olsun diye söylemiyorum… Sözü dinleyemeyenler ve birbirine yaslanmış hurma kütükleri gibi olanlar… Kısacası içi boş “odunlar” gibi olanlar…  Odun gibi yaşayanlar… Bir kısmınız kendisini en iyi dindarlar zannediyor, diğer insanlara da kendi boş dini anlayışını dayatıyorlar… Körü körüne inandıklarının aksine bir söz duyduklarında… ve hatta bu söz inandıkları kitap olan Kuran’dan getirildiği halde ona delirmişçesine karşı çıkıyorlar… Bir kısmınız ise Allah’tan bahsedilmesini cahillik zannediyor, hem gerçek dinin ne olduğu hakkında hiç bir şey bilmiyor, hem dinden kaçıyor hem de kendini en medeni insanlar zannediyorlar… Gerçek dinin ve Kuran’ın gerçek mesajının farkında olan az sayıda insanlar olarak, iki kesim arasında sıkıştık kaldık.

Bir kısmınızın gözleri ve kulakları sahte din ile öyle bir mühürlü ki kitabını bile okusalar arapça okuyor, mealine bile baksa rivayetlerin verebileceği kadar sığ bir manayla kör bir halde uçuruma yürüyor… Bir kısmınızın ise kalpleri dünya nimetleri ya da o nimetlerin hayalleri ile o kadar kirlenmiş ki kitabını okusa da anlam veremiyor.

Sadece kendi toplumumuzdan bahsetmiyorum. Dünya toplumunun çoğu insan-put ilişkisini cismani zannederken türlü şirkler içinde yüzüyor. Uyandırmaya kalkana öfkeyle yükseliyor.

Şöhret, makam, itibar gibi “desinler…” şirki ile ben’e ve topluma tapanlar… Para, altın, mal, mülk gibi “sahiplik” şirki ile metaya tapanlar… Taraftarlık, holiganizm, mezhepçilik, tarikatçılık, ırkçılık, particilik, kin, nefret gibi “aidiyet” şirki ile kula ve çoğunluğa tapanlar… Ve tüm bunların çoğu maalesef arabesk, gelenek, kötümserlik, negatiflik hisleri içinde dünyaya sadece para kazanmak üzere çalışmaya geldiğini zanneder tarzda yaşayan insanlar topluluğu… Güya “çalışmak ibadettir” demişler ama “para kazanmak için çalışmak ibadettir” anlayışı hakim kılınmış. Böylece doğal olarak paraya ibadet eder olmuş insanlık. İyi düşünün… Aynen öyle değil mi durum?

Allah’a öyle ya da böyle iman ettiğinizi zannederken O’nun gerçeğine ortak koştuğunuz tüm bu şirklerinizle… ahlaksızlaştığınızın, riya içinde yaşadığınızın, Allah’a bile sanki O’nu kandırabilirmişsiniz gibi karşılık bekleyerek yalancı ibadetler yaptığınızın ya da türlü mazeretlerle kendinizi avuttuğunuzun farkına varamıyorsunuz… Karşılaştığınız her türlü müsibete rağmen hep başkalarını suçluyor, dönüp kendi kalbinizin ikiyüzlülüğüne bakmıyorsunuz. Başımıza gelen her şey kendi yüzümüzden… Gelecek korkunuz ise Allah’a olan güvensizliğinizden…

Aslında razı değilsiniz Allah’ın yarattığı gerçeklerden… Acelecisiniz. Mucizelere şıp diye inanıyor, gerçek olanı ise reddediyorsunuz. Eğer samimi iseniz… Bu halinizle havada uçtuğunu gördüğünüz ya da kadını kutunun içinde ikiye ayırdığına tanık olduğunuz sihirbaz sizin için bir peygamber olmalıdır. Ama ona inanmazken, bir şeyhin havada uçabileceğine, bir sözde evliyanın aynı anda hem mezarının içinde hem de Kabe’de olabileceğine inanıyorsunuz. Oysa Allah’ın yarattığı düzen gerçekten akılla tanık olabileceğiniz düzendir. Fizik kanunları, tabiat yasaları Allah’ın yarattığı gerçek mucizelerdir. Eğer onların üzerinde gerçekten düşünebiliyor olsaydınız asıl mucizelerin bizzat yaşadığınız gerçekler olduğunun farkına varırdınız. Ama siz batıla yani uydurulana iman ediyor, gerçekleri reddediyorsunuz. Uydurulmuş din anlayışı çoğunluğa hakim olduğu için uysanız da uymasanız da çoğunluğun dinini gerçek din zannediyorsunuz. Oysa gerçek dinin farkına varanlar tarih boyunca hep azınlıkta, hatta çok azınlıkta olmuşlardır. Geçmişte herhangi bir din yeryüzünde büyük bir egemenlik kurmuşsa emin olun ki o din Allah’ın dini olmaktan çoktan çıkmıştır. Gerçekleri reddedenler her zaman çoğunluktadır.

Şeyhinizin uçtuğuna sorgulamadan inanacağınız yerde gökte uçan basit bir kuşun ya da karasineğin ya da arının kanatlarına baksaydınız, oradaki şaşılası aerodinamiği anlamaya çalışsaydınız gerçeğe iman etmiş olacaktınız. Ama insanların çoğu bunu yapmak yerine o hayvanlara sadece menfaati kadar bakarlar.

Peygambere ait olduğu iddia edilen bir sakal parçasının önünde puta tapar gibi durmak yerine, kendi vücudunuzda biten basit bir kılın yapısını inceleyen bilimsel bir makale okusaydınız gerçeği, gerçek mucizeyi orada görecektiniz.

Mezarın başında arapça dua etmek yerine, odanıza çekilip ölen yakınınızın hatırasına ibretle ve özlemle ağlayabilseydiniz, Allah’ın merhametini o zaman hissedecektiniz.

Cinlere ait saçma sapan hikayelere korkuya kapılarak tüyleriniz ürpere ürpere inanacağınıza, insan davranışlarını inceleyen bir psikoloji belgeseli seyredebilseydiniz, beynimizin nasıl bir mucizeler diyarı olduğunu anlayacaktınız.

Kısacası… Allah gerçeklere iman etmemizi istiyor… Hayallere, yalana, rivayetlere ve uydurmalara değil. Gayba iman etmek, olur olmaz kurgularla gaybı taşlamak değildir. Gayba iman, olmayana değil kayıp olana iman etmektir. O kayıplar da araştırmakla, düşünmekle, akletmekle ortaya birer birer çıkarlar.

Acele etmeyin… Kuran’ı bir daha ve ağır ağır, üzerinde düşüne düşüne okuyun. Aklınızı kullanıyor olduğunuzda hiçbiriniz aptal değilsiniz. Anlayacaksınız. Allah gayb değildir, kayıp değildir. Eserleri ile apaçık ortadadır. Kuşların kanadına, yerin dibine, göğün yıldızlarına, yeşeren ve solan yaprağa ve kendi içinizden gelen ilhama bakarsanız O’nu fark edersiniz. Allah’ı her neye benzetiyorsanız O değil, eseridir. Hiçbir şey O’nun dengi değil, O’na ulaştıracağı zannıyla peşine düştüğünüz hiç kimse O’nun ortağı değildir. Allah’ın sözünün, hükmünün, emrinin, rehberinin ne olduğu zamanın izdüşümleri olan kadim yazıtlarla, Tevrat’la, İncil’le, Kuran’la ve nihayet sizin kendi vicdanınızdaki tanımlayamadığınız o doğruluk kaynağı ve gerçeklik hissi ile gelmiştir. Vicdan gözlüğü ile okunduğunda Kuran bu manada bugünün en yeni ve en doğru kaynağıdır. İçinizden gelen iki sesin biri sahteye diğeri gerçeğe iter sizi. Hurafeden yalandan taraf olan, cahilliğe sevk edenin köleliğinden arının. Her neyi ve kimi O’na ortakmış gibi zannediyorsanız bilin ki Allah onlardan farklı, uzak ve çok daha yücedir. Yaratan yaratılan gibi olur mu?

Ve siz… Sizi yaratan sizi evliya zannettiğiniz başka insanlara muhtaç ve iyi bile olsalar onlardan daha eksik yaratmış, onlara torpil geçmiş olabilir mi? Üstelik kendi devirlerinin aydınları oldukları için bizden daha çok kendi dönemlerine hitap ederler. Onlardan eksiğiniz değil bilgi olarak fazlanız bile var. Eksikliğiniz size verilen cihazlarınızı iyi kullanmadığınız içindir. Onlara sizden daha fazla şey verildiği için değil… Onlara tapmanız için de değil. Şirk birilerini ya da bir şeyleri Allah’ın yerine koymak değil, Allah’a ulaştıracakları zannıyla peşinden gitmektir. Balarısından balını alır, ona tapmaz, peşinden gitmezsiniz. O halde insanlardan da alınacak şeyler olmakla beraber onların peşinden Allah’a ulaşmak için gitmemelisiniz. Siz aldığınız bala, şifaya bakın. Gidecekseniz gerçeğin peşinden gidin, insanların değil. Çünkü Allah en iyiden de iyi, en üstün gördüğünüz yaratılmıştan da üstün olandır.

Allah kullarından hak edene hak ettiği karşılığı verir. Allah’a ortak koşmamak da bu manada insana iner. Allah’ın dilediği, kulun hal diliyle istediğinden başkası değildir. Ama level atladıkça problemler de zorlaşır. İşin doğası böyledir. Kimse “ben oldum” diyemez. Ancak umudunu da keybetmez. Asıl yol razı oluş ve razı olunuş yoludur. Allah’ın yüceliğine güveniş ve bu eminlikle (insanlardan değil) Allah’tan razı oluş yoludur. Kötülükle mücadele etmek razı oluşa uymayan bir durum değil, onun ve sabredişin bir parçasıdır. Razı olmak, Polyanna gülücükleri dağıtarak kenara çekilip tespih çekmek demek değildir.

Hayatttaki önceliğiniz nedir? Para, kadın, erkek, çocuk, aile, ırk, itibar, makam, iş, şöhret, din adamı, peygamber, hocaefendi, reis, fenerbahçe, cimbom, marka telefon, ben… desinler… Şimdi bir daha düşünün, gerçekten Allah’a mı tapıyorsunuz yoksa… İlahınız kim ya da ne?

Ya da… Kendi değerinizin farkına varmadan “Allah’a yakındır” zannıyla başkalarının peşine mi düştünüz? Allah katında bize vekalet edecek bir halife anlayışı yoktur Kuran’da. Başkası değil Allah’tır inanan herkesin vekili… Allah’ın peşinde hiyerarşi olmaz, ast üst olunmaz… Ancak birbirini destekleyen arkadaşlar olunur. Araya vekil koymak şirktir. Allah’ı birilerinin temsil ettiğini zannetmek şirktir. Allah’ın insanlara verdiği hilafeti bir kişi üzerine alamaz. Aldığını zannediyorsa şirktir. Din bağlamında hocaları, gelmiş geçmiş alimleri, siyasetçileri, hükümdarları sizden daha çok Allah’a yakın zannederek, onların peşinde gidiyor ve onların her dediğini doğru kabul ediyor musunuz? Düşünün… Bir şeyden şirk kokusu aldığınızda “hayır” diyebilecek cesaretiniz var mı?  ˠ  “Lã” diyebiliyor musunuz Allah’tan gayrilerine?

Selam ile…

4 thoughts on “Şirk Kokusuna Lã Diyebilmek

  1. Sevgili kardeşim
    Senin yazılarını okumak beni sevindiriyor.
    Az sayıda inanan insanlar olmuş…
    Tabi ki ” hayır” diyecek cesaretteyim. her türlü erdemsiz harekete hayır diyorum.
    saygılarımla

  2. Hayırlı sabahlar olsun diyorum çünkü bu güzel yazınızı sabah güne başlarken okudum, evde sabah kur’an’ından sonra güzel bir cila oldu. Elinize gönlünüze sağlık..Yukarıda belirtmiş olduğunuz iki kesim arasında sıkışmayı, evet yaşıyoruz kendi adıma bazen de bayağı demorilize oluyorum. Rabbime ne kadar erken dönebiliyorsam çıkışımda o kadar kısalıyor, elhamdülillah.. Şirk konusu, Kur’an’dan anladığımız kadarı ile elçilerinde en zor ve sıkıntı çektikleri bir mücadele, anlayıp hayata geçirebilenlere ne mutlu. Rabbim kolaylıklar versin Allah’a emanet olun…selam ve sevgi ile…

  3. Kur’an ı okudukça özgürleştiğimi hissediyorum..

    Hiç kimsenin etkisinde kalmadan yanızca gerçek sahibimize yönelerek şüpheden uzak, sadece O’ndan ve O’ na doğru..

    Kalemine sağlık Cengiz….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir