Muhammed’in Allah’ı

Görsel internethaber sitesinden alınmıştır

Tüm Gündeme Dair

Yeniden merhaba… Dün (6 Ocak 2017) akşama doğru bir zamanlar okuduğum ilkokulun önünden geçiyordum. Hemen herkeste olabileceği gibi o çocukluk günlerim hatırıma gelir gibi olduydu ki, istiklal marşı okunmaya başladı okulun bahçesinde. Ben de tam okulun giriş kapısının açıldığı dört yol ağzının başında durakaldım. Neticede öğretmenlerin emanet hisleri ve öğrencilerin o masum dudaklarından “Korkma sönmez bu şafak…larda yüzen al sancak… sönmeden yurdu…mun üstünde tüten en son ocak o be… nim milletimin…” sözleri dökülürken alışageldiğim üzere durdum ve hava soğuk olduğu için küçük bir disiplinsizlik yapıp ellerimi ceplerimden çıkarmadan saygı duruşuna katıldım.

Biliyorum ki o saygı esasen “Hakk’a tapan milletimin istiklali” bağlamında Allah’a, gerçeğe ve toplumunun özgürlüğüne olan bağlılığımızaydı. Ancak bir gariplik vardı. Okul bahçesinin dışında ayakta çam ağacı gibi duran bir tek bendim! Çevrede hiç istifini bozmadan yoluna devam eden onlarca insan ve kavşaktan dönüş yapan durmayasıca bir sürü araba gelip geçiyordu.

Nihayet çocuklar “Çatma kurban olayım çehreni…” derken önce bana bakıp duraksayan bir kadın ve yanı başıma geldiğinde kıyafetinden esnaf (muhtemelen fırın ya da börekçi) çırağı olduğunu anladığım bir genç de durdular. Derken hemen aynı anda tam önümde bir gürültü ve feryat koptu!

İstiklal marşı söylenmeye devam edilirken yoldan karşıya geçmekte olan bir adama motorunu bağırtarak yola giren bir tofaş araba çarptı. Saygı duruşumu bozup koştum. İki kişi dışında pek fazla da ilgilenen olmadı. Adam ayağa kalkıp “Bir şeyim yok! Bir şeyim yok!” diyerek kimseye bakmadan, belki utanarak ve adeta yanına koşan bize kızarcası mimiklerle uzaklaştı. Tofaşın şoförüne söylenenler olduysa da o da kimseye bir şey olmadığını anlayınca tekrar arabasına binip gitti. Sonra herkes dağılıp işine, yoluna devam etti. Bu sırada istiklal marşı çoktan bitmiş, okul dağılmaya başlamıştı.

Trafik kazasında kimseye bir şey olmadı. Düşen kalktı, çarpan devam etti yoluna. Ama düşündüm de ülkemin uğradığı asıl trafik kazasında yara bere içinde kalmış ve çoğumuz komadayız. Daha kötüsü düşen düşmüş, yerde kaldığının, yerle bir olduğunun farkında bile değil.

Bana ülkemiz gündemini son zamanlarda meşgul eden şeylerle, meydana gelen olan olaylarla ilgili ne düşündüğümü soruyorlar. Okul bahçesinde istiklal marşı okunurken yoldan karşıya geçen bir adama okulun önünden hızla geçen eski bir tofaş bir araba çarpıyor… Ben size hangi olayı, hangi bombayı, hangi suçluyu, hangi mağduru, hangi ülke meselesini yorumlayayım! İşte ülkemin hali. Sorunların nedenini uzaklarda değil, yakınlarda aramamız lazım. Çözüm zor değil, görmek isteyen yok. Ama görebilen bilinçli ya da zor anlarda yarı bilinçle bile olsa görüyor. Reina saldırısından sonra mikrofonlara konuşan, insanları üzerimden sıyırıp çıktım diyen kadının sözü her şeye rağmen umut veriyor… “O anda Muhammed’in Allah’ına sığındım.” Evet aynen… Sığınılacak olan Muhammed’in Allah’ıdır. İşte o Allah, aynı zamanda İsa’nın da İbrahim’in de Adem’in de Allah’ı ve benim de bizim de Allah’ımızdır.

Ben de Muhammed’in Allah’ına sığınıyorum. Çünkü biliyorum ki onun Allah’ı insanların çoğunun zannettiği kendi tefrikalarına özel bir Allah değil. Muhammed’in Allah’ı, sabahın, gecenin, karıncanın, rüzgârın, insanın, gerçeğin Rabbi. Muhammed’in Allah’ı cahillerin sahte Allah’ı değil. O Allah ehlisünnet bir Allah değil. O Allah alevi değil, şii değil. O Allah katolik de değil, ya da yahudinin ferisisi sadukisi de değil, hindu mindu, tasavvufçu da değil. O Allah kürtçü değil, türkçü değil, arapçı değil. O Allah’ın din adamları yok. Onlara ihtiyaç da hissettirmeyen bir Allah o. O Allah her kuluna en yakın. Muhammed’in Allah’ının siyasi partisi yok. Ondan başka Allah diye yönelinen hiçbir tanrının gerçek bir tanrılığı yok. O Allah özgürlüğünün ve gerçeğin peşinde kendisine yönelen her kuluna aynı mesafede. Zaten olan her şey mucize iken, olağanın dışında mucize aratmayan, bir Allah o.

Bana eski meslek arkadaşlarımdan az da olsa soranlar oluyor… Sen ocu bucu değilim diyorsun… Atatürkçü de mi değilsin, laik de mi değilsin artık? Ve onlardan şunu bile diyen var… Sen din anlatmayı din adamlarına bırak, yobazlık yolunda hızla ilerliyorsun!… Düşünün… Atatürk milliyetçisi ve laiklik savunucusu olduğunu iddia eden ve hatta (kişiselleştirirsem) dinin adını bile duyduğunda küfretmeye başlayan biri bana hem “yobaz” diyor hem de “dini din adamlarına bırak” diyor!!!

Cevap vereceğim merak etmeyin…

Duruşu, kendine özgü bir düşüncesi, aklını kiraya vermeme düsturu olmayan her kim olursa olsun, işte onlar asıl yobazlardır. Ama ne yaparsın… bilmiyorlar işte… Yobazlık sadece dindar zannedilen kesimle sınırlı değil maalesef. Her akımın, her ideolojinin, her siyasi görüşün, hatta en iyi, en doğru düşünce akımlarının bile yobazı var… Aklınıza ne gelirse gelsin bu böyle. Yobazın biri bana yobaz diyor!!! Ve bu yobazlar o akımları çoğunlukla çevrelemiş durumdalar. İnsanların çoğu… malum. Kitap söylüyor zaten.

Neyse sorulara gelelim… Hmmm… Ben Atatürkçü de mi değilim!!! Eğer ben her türlü bağımlılıktan, oculuktan buculuktan koptum diyorsam bir şeyin cusu busu olamam değil mi? Atatürk kelimesine eklenen “-çü”lük de elbette buna dahildir. Ben geleneksel din anlayışını eleştirirken sırf bana dokunmasınlar diye diğer bazı kesimlere boncuk dağıtacak karaktersizlikte değilim. Atatürk bu ülkenin yetirştirdiği en büyük değerlerden biridir. Bu ülkenin kurucusudur. Çok güzel işler yapmıştır. Ama hata da yapabilmiştir. Bu çok normaldir.

Bunu dediğim kişiler bana hemen Atatürk’ün ne hatası vardı, saçmalama diyor. Söyleyeyim… Atatürk’ün en büyük hatası, kendi çevresinde pervane olanların çoğunu, onu takip ettiğini söyleyenlerin çoğunu “onlar da benim gibi düşünüyor, benim gibi aklını kullanabiliyorlar” zannetmesidir.

Eğer ben Atatürk’ün kör bir takipçisi olursam hiçbir zaman düşünce bazında bir Atatürk olamam. O kendi devrinin Atatürk’üdür. Gelecek ise daha yeni ve eskisinden daha iyi devrinin Atatürk’lerine ihtiyaç duyar. Ama takipçiler ve taklitçiler hiçbir zaman asılı geçemezler, takip ettiklerinin seviyesine bile ulaşamazlar. Çağlar ilerler ama bir tarihte takılır kalırlar. Kendisine Atatürkçüyüm diyenler de ulaşamıyor zaten. Onu eleştiremiyor. Onun da bir insan olduğunu kavrayamıyor. Bir kesim onu ululayıp en yükseğe koyarken, bir kesim de toprak kabul etmez deyip yerin dibine batırıyor. Aptalca kavgalar edip duruyorlar. Peygamberlerin başına gelenin bir benzeri Atatürk’ün de başına gelmiş durumda. Atatürk adına da hadis (söz) uydurup ya da sözlerini siyasi emellerine göre çarpıtıp Atatürk’e mal ediyorlar. Her iki kesim de Atatürk’ün emanetine ihanet ediyor, her iki kesim de.

Yücelten kesim sarı saçlarından başlayıp kargalar kovalanan Atatürk siyerleriyle uğraşırken, yerin dibine batıranlar kitabı “gökten indiği sanılan kitap” ya da “bu ülke şeyhler, dervişler ülkesi olmamalıdır” gibi sözleri nedeniyle onu lanetliyorlar. Aha ben de diyorum… Gökten kitap mitap inmedi. Aynısını Kuran söyler. Bu, Kuran’ın iddiasının aynısıdır. Bu, peygamberimizden de müşriklerce istenen bir sözde mucizedir. Kitap Muhammed’in kalbine indirilmiştir. Gökten altı yüz küsür sayfalık bir cilt düşmemiştir. Gök ve kitap birer temsildir, timsaldir. Göğü bina eden Allah’tır, sözlerini kağıtlara yazıp ciltleyense O’nun izniyle biz insanlarız.

Evet bu ülke şeyhler, dervişler ülkesi olmamalıdır. Ben de aynısını diyorum. Ama bırakın gözü kapalı dincileri, gözü kapalı sözde Atatürkçüler bile bunun ne manaya geldiğini anlayabilmiş değiller. Sırf bir kesim ve taraf olma, böylece diğerlerini de kendi gibi olma zorlamasıyla her iki genel geçer kesim de birbirine zulmetmiştir, zulmetmektedir ve görünen o ki zulümlerine kim üste çıkarsa devam edeceklerdir. Bu manada ne dinci bildikleriniz gibi dinciyim ne de Atatürkçü bildikleriniz gibi Atatürkçüyüm. Ben ben’im. Beğenseniz de, beğenmeseniz de, övseniz de, küçümseseniz de benim bir kişiliğim, kendi aklım, kendi fikrim ve kendi inancım var. O göğün altında kendi izdüşümüm var.

Varsayalım ki Atatürk’ün dini düşünceleri bizden ya da ben’den çok farklı olsun… Bu da beşeri nazarda bir şeyi değiştirmez. Fikre fikirle karşılık verirsiniz. Kafirleyerek değil. O sizi tekfir etmedikçe… Ve etmediğine göre… Ve hatta bu din akıl, mantık dinidir dediği halde… Atatürk’ün Allah karşıtlığına şahit değilim. Ama bugün yaşayan dindarların ve ..cilerin …çıların çoğununkine şahidim. Demek ki …ci …cu …çi …çü olmakla bir yere varılmıyor. Savunduğunuz şeyin içeriğini içinize sindirmeniz lazım… kuru kuruya taraf olmakla, karşı tarafa zulmetmekle olmuyor. Bir gün karşı …çiler …ciler gelip bu kez onlar size zulmederler. Ediyorlar da.

…çi …cu olmayan ben gibilerse her zaman azınlıktadır ve tüm zulümlere karşı elinden geldiğince direnirler. Eğer ocu bucu olursak kendimizi onunla sınırlamış oluruz. Oysa herkes kendine özeldir. Neden kendinizi Atatürk’le, Fatih’le, şeyhlerle, filanca alimelerle, din adamlarıyla ve hatta peygamberle sınırlayasınız… Yeter ki Allah’ın sınırlarını aşmaya kalkmayın. Belki Allah’tan gayri ululadıklarınızdan daha da büyüğü olacaksınız. Neden kendinize beşeri bir limit koyasınız? Muhammedi, İsevi ya da İbrahimi de olmamalı, tevhidi anlayıp sadece Allah’ı iyi bilip, gerçeği ve kapasitenizin üstünü hedefleseniz olmaz mı?

Kendini özelleme, asla kibir değil, bencilliğin dışında bir tanımlamadır. Sadece kendimden bahsetmiyorum. Herkes kendi dünyasının en değerlisi, en büyüğüdür. Her birey kendi aleminin kahramanıdır. Bir başka beşeri neden kendi hayat hikayenize baş kahraman yapasınız? Allah size, filanca beşerden daha değersizsiniz diye bir mesaj mı gönderdi? Tam aksine öyle olmamayı, her türlü pislikten arınmayı ve en salihlerden olmayı hedef koydu.

Gelelim vatanseverliğe…

Aynen din gibi… Nasıl ki din yoluyla insanlar kandırılıyorsa, aynı şey vatan millet edebiyatı ile yapılıyor. Ve görüyoruz ki bazen din istismarcıları ile vatanseverlik istismarcıları ortaklaşa hareket edebiliyorlar. Neyi savunduğumuza, ne için kendimizi feda ettiğimize iyi bakmamız lazım. Acaba gerçekten salih duygularla mı bunca zorluğa göğüs geriyoruz, yoksa birilerinin hevası uğruna mı burnumuz pislikten kurtulmuyor? Ölüm öyle ya da böyle hepimizin başına gelecek. Vatan sana canım feda olsun da… Toplumun iyiliği için halis, tertemiz bir fedadan mı bahsediyoruz, yoksa uzun vadede topluma zarar verecek bir hedef uğruna mı ölüyoruz? Eğer bunun tahlilini yapamadan ölüyorsak o ölümden beklediğiniz hasıla hiç de iç açıcı olmayabilir.

Bir cahilin sözüne uyarak ölmek mi yoksa bir alim olarak ölmek mi hedef olmalı? Direktif gereği ya da popülist övgülerle ve alkışlarla dolu bir ölüm mü, yoksa Allah’tan razı olmuş ve olunmuş olarak kimsenin salihatını bilmesine ihtiyaç bile duyulmayan belki de dünyevi gözle acılı ve her an hazır olunan bir ölüm mü? Elbette kendi vatanım (mescidi haramım) için ölmeyi adı ne olursa olsun başkasının vatanını kutsal zannedip onların (mescidi haramı) için ölmeye tercih ederim. Bu da benim izdüşümümdür. Yanlış bile bilseniz, anlasanız benimdir. Benim dilimi anlayanların yaşadığı yere, benim dilimin döndüğü yere ancak vatan diyebilirim. Üzeri kanla sulanmış olsa da olmasa da.

Bu vatan benim. İçindeki cahiller ve gafiller de buna dahil. Senden farkım içi boş sözlerle dolu bir aidiyete sahip olmadığımdır. Eğer bir gün benim sevdiğim kıstaslarla vatanını sevebilirsen ancak o zaman anlarsın ne kadar vatansever olup olmadığımı. Ve de kendi halini…

Ve son olarak gündem… Bombalar… Silahlı saldırılar…. Bugünler başlayana kadar çok şey söyledim. Olacakları az çok tahmin ettim. Hatta Bize Yalan Söylediler -Venya-Veddünya” romanımda benzer sahneler canlandırdığımda tarih henüz 2010’du. Daha da kötü günler kapımızda görünüyor.

İşid dediğiniz şirket bu coğrafyanın sahiplendiği ama maalesef Kuran’dan uzak olduğunun farkında olunmadığı uydurma dinini zemin ediniyor. Çoğunluğun inandığı dinin aynısı. Hadislerle, icmalarla, sözde kıyaslarla, rivayetlerle, sözde sünnet adı altında ve hatta meallerle Kuran’ı tahrif ederek öğretilen geleneğe bürünmüş bir din. Ezbere, sahte bilgilere dayalı, buna rağmen tam olarak yaşanmayan ama cahilce sahiplenilen… Söyledik söyledik anlatamadık. Yeter…

Dış mihraklar falan filan… Zaten hep vardılar. İyi günümüzde de vardılar, hep de olacaklar. Onlar var olan tefrikaları kullanırlar. Suçlu ise toplum olarak biziz. Ve işlerimizi emanet ettiklerimiz… Yalanlar, cehalet, kesimci akıl, ıslahçı olduğunu zanneden bozguncular… Anlatamadık… Demek ki sonucuna dibine kadar katlanacağız. İstiklal marşı okunurken hareketsiz kalamayan ya da kalmayı şirk zanneden vatanseverler!!! Anlayamıyorlar. Ben de insanları üzerimden sıyırıp çıktım o sahte dinden. Kuran’ın gerçek manasını buldum… ki meğer hiçbir şey din adamlarının bana gösterdiği gibi değilmiş kitapta. Toplumun çektiği acı işte bu gerçeği fark edemeyişinin sonucudur.

Yine de bu hale rağmen umutlu oluşum şundandır… Sonunda anladım ki, denizin dibine vurmadan yukarı çıkacak enerjimiz yok toplum olarak. Hak ettiği kötü günleri yaşayacak bu toplum. O gün geldiğinde halen hayattaysak “bakın gördünüz mü?” diye soracağım ama eminim ki bugün anlayamayanların çoğu yine inkâr edecekler bugünkü körlüklerini. Olsun… Biz hep doğruyu söyleyelim de… Varsın yanlış bilinelim bu dünyada. Biz Muhammed’in Allah’ını tanıyoruz büyük olarak. O da bizi biliyor, tanıyor. Ya seninkisi seni tanıyor mu?

Selam ile…

9 thoughts on “Muhammed’in Allah’ı

  1. ‘….ve hatta meallerle Kuran’ı tahrif ederek öğretilen geleneğe bürünmüş bir din…’

    Merhaba;

    Yazınızdaki bu cümle için bazı şeyler söylemek zorunda hissettim kendimi, çünkü genel olarak hadis-vahiy ayrımı yapmadan peygamberi ululaştıran, tanrılaştıran kesimin klasik söylemidir: ‘ e o kadar yazılan meal var hangisini okuyosun ki? onları da insan yazmadı mı ki?’ vs.

    Bu kesimin kendi hadis kültüründe sadece rivayet edeni değil bu hadisler ile uğraşan insanları da putlaştırması söz konusu. ‘…bunlara hakim denir, bu insanlar sabah akşam hadis ilmi ile meşgullerdir, 1000 sayfalık bir yazıda, bir söz bile peygamberimizden değilse bu insanlar onu hemen farkedebilir, o kadar hadis ile meşgul olmuşlar…’ vs. Bu hikayede hadisleri din edinenler için oldukça etkileyici, süper güçleri olan, sabah namazı abdestiyle yatsıyı kılan, güne tur bindirip öğlede abdest bozan insanların efsaneleri anlatılır ve karşı tarafın ilgisini çekmeye çalışılır.
    ‘Biz boşuna güvenmiyoruz bu hadislere!! Sen kimin mealini okuyorsun? He o zaten öyledir böyledir…’

    Her neyse, meallerde de bir kişiye bağlı kalmamak ve genelde karşılaştırmalı okumak bana göre doğru yöntemdir. Ben genelde öyle yaparım. Ama bazen bir surede kesinti yapmadan akıcılığını bozmadan okuyorsam o zaman bir kişinin mealine göre giderim.Fakat burada önemli bir durum var. Ben çok üstün yetenekli bir evliya olmasam da, çevremdeki insanlarda da gördüğüm üzere, Kur’an okurken bir çeviride problem var ise bunu anlayabiliyorsun. Yani karşılaştırmalı okumanın verdiği zenginlikten dolayı olsa gerek ‘ya bu ayette bir problem mi var bide şu mealden bu mealden bakayım’ dediğinde gerçekten sana problemli görülen çeviri başka mealde seninde mantığına yatan bir çeviride karşına çıkıyor.

    Ama bence en önemli nokta şudur;
    Eğer Kur’an ı baştan sona samimi bir şekilde okuduysan, Allah’ın mesajını anlamaya çalışıp hiç değilse İslam felsefesini içselleştirebilmişsen okuduğun mealdeki sıkıntıyı bünyen kabul etmiyor zaten. ‘Ya Allah bunu böyle söylememiştir. Bu kitaba ters.’ diyebiliyorsun.

    Ve zaten 1-2 meal tahrif edilmeye çalışılsa bile sen Kur’an ının mesajını kavramış oluyorsun. Mesajı aldığın zaman kasıtlı ya da bilmeden yapılan yanlış mealleri aklın ve kalbin kabul etmiyor.

    ‘….ve hatta meallerle Kuran’ı tahrif ederek öğretilen geleneğe bürünmüş bir din…’

    O sebeptendir ki bir kişi kendisine Kur’an ı yeterli görmeyip başka ilahi dayanaklar aramaya başlayınca, Kur’an ı tahrif etmeye çalışsalar da çalışmasalar da zaten dinini geleneğe bürümüş oluyor.

    Selametle…

  2. Sevgili kardeşim
    Bugün bu yazıyı okumakla beni nasıl rahatlattığının farkın da değilsin beni görmüyor. bilmiyorsun sadece bur da karşılaşıyoruz.
    Yukarıdaki yazına canı gönülden katılıyorum yazdığın yazı veya düşüncelerin benim de aynısıdır. bu benzerlik beni Cengiz (ci) yapmıyor.
    Dediğin gibi Biz Muhammed’in Allah’ını tanıyoruz büyük olarak. O da bizi biliyor, tanıyor.
    Hayat şu an benim için devam ediyor.ne uydurulan şeyhler…ne de ölmüş ya da ölmemiş bir insan (cı ) olamam.
    Saygılarımla

  3. Selamlar Cengiz Bey;
    Yazılarınızı uzun zamandır takip ediyorum özellikle cemaat-tarikat denen şirk ve hurafe fabrikaları başta olmak üzere çoğu konuda ki tespitlerinize katılıyorum ama Atatürk konusunda içine düştüğünüz çelişki tavırlar ve yıkamadığınız o büyük tabu benim için gerçekten ibretlik. Demek ki bir insan ne kadar aydın görülse veya ne kadar doğru tespitler yapsa da bazen çok büyük handikaplara düşüp adeta bütün fikriyatına çizik atabiliyor.

    Şöyle demişsiniz: ”Ben geleneksel din anlayışını eleştirirken sırf bana dokunmasınlar diye diğer bazı kesimlere boncuk dağıtacak karaktersizlikte değilim. Atatürk bu ülkenin yetiştirdiği en büyük değerlerden biridir. Bu ülkenin kurucusudur. Çok güzel işler yapmıştır. Ama hata da yapabilmiştir. Bu çok normaldir.
    Bunu dediğim kişiler bana hemen Atatürk’ün ne hatası vardı, saçmalama diyor. Söyleyeyim… Atatürk’ün en büyük hatası, kendi çevresinde pervane olanların çoğunu, onu takip ettiğini söyleyenlerin çoğunu “onlar da benim gibi düşünüyor, benim gibi aklını kullanabiliyorlar” zannetmesidir.”

    Madem bir tarafı eleştirirken diğer tarafa boncuk dağıtmak size göre değil gerçekten Atatürk’ün en büyük hatası olarak bunu mu görüyorsunuz? Kendisi çok temiz kalpliydi ama etrafındakiler onun gibi değildi öyle mi? Bu şimdinin ”kandırıldık” diyenlerinin sözlerine ne kadar benziyor değil mi?

    Atatürk’ün ”gökten indiği sanılan kitaplar” sözüyle ilgili açıklamanız ise çok enteresan. Doğru Kuranda ”gökten indi” diye bir ifade doğrudan geçmiyor ama Hz. Peygamberin en yüksek ufukta gördüğü Cebrail tarafından Allah’ın izniyle onun kalbine indiriliyor. Bu indirilme kelimesi defalarca geçer sizde bilirsiniz. Sizin ifadelerinize bakarsak Atatürk meclis açılış konuşmasında bu yanlış bilinen durumu düzeltmek için ”biz ilhamımızı gökten indiği sanılan kitaplardan değil hayattan alırız” dedi öyle mi? Yani bir nevi Kuran tefsiri yaparak bizi aydınlattı buna mı inanıyorsunuz? Halka ”arkadaşlar gökten indi kelimesi Kuranda kullanılmıyor yanlış biliyorsunuz” demek için mi meclis açılış gününde bunu söyledi?
    Peki sadece bir kaç kelimesini makasladığınız cümlenin tamamı için bir yorumunuz var mı? Acaba Atatürk yanlış tefsir edildiği için mi ilhamını o kitaplardan değilde hayattan alıyormuş? Bu gökten indiği sanılan kitaplar Kuran, Tevrat, İncil, Zebur değil de başka kitaplar mı? Maşallah çok tarafsızsınız. Hiç kusura bakmayın Cemaat-Tarikat tayfasının yaptıkları için sayfalar dolusu yazılar yazıp en ince ayrıntıları bile yakalayan siz iş diğer kesime gelince adeta kör-sağır kesiliyorsunuz.

    Sizin gibi birinin daha önce ”12 Eylül’den 15 Temmuz’a Darbe” yazınızda olduğu gibi böyle cümleler kurabilmesi büyük bir hayal kırıklığı.

    Ben tekrar hatırlatayım araştırmaktan korkmuyorsanız bir kaç saat için de neyin doğru neyin yanlış olduğuna siz karar verirsiniz:

    Öğrencilik yıllarında annesine ayetli mektuplar yazan Atatürk’ün 1930′ sonrasında İslam’a büyük bir cephe aldığı tarihçiler tarafından da iyi bilinen bir gerçektir.

    Atatürkün bizzat afet inan’a yazdırdığı okullarda okutulacak” talimatı verdiği ama toplumda uyandıracağı infial sebebiyle bizzat kendiside atatürkçü olan kişilerin sansürlediği medeni bilgiler kitabında Hz. Muhammed ve İslam hakkında kullandığı ağır ifadelerden haberiniz var mı? Bunları çoğu Atatürk’çünün inkar etmediğini biliyor musunuz?

    Atatürk’ün orijinal el yazısı ile alak süresine safsata dediği ve Hz.Muhammed hakkında “onun uydurduğu arap dini” gibi ifadeler kullandığı belgeleri araştırmanızı tavsiye ederim. Özellikle murat bardakçının bu konuyla ilgili programını izleyin.

    Atatürk’le ilgili kemalist kesimin yaptıkları ile Hz. Peygamberle ilgili cemaat-tarikat tayfasını yaptıkları tamamen aynıdır. Her iki kesiminde ilahlaştırdıkları bu kişiler gerçekte umrunda değil. Hepsinin derdi üzerine inşa ettikleri ütopyalarının zarar görme korkusu. Daha iyi bir seçenek bulsalar anında bunlardan da vazgeçerler.

    Allah elbet bunların hesabını görecek ama acaba yazdığımız bir kaç güzel yazı, yaptığımız doğru tespitler üzerini örttüğümüz veya görmezlikten geldiğimiz gerçeklerin vebalinden bizi kurtarır mı?

  4. …kuranmüslümanı… Selam… (keşke adınızı yazsanız)… Eleştiriniz kayda değer. Ancak kaçırdığınız nokta benim Atatürk’ü değil, Atatürkçüleri eleştirdiğim noktasıdır. Ben yazılarımda eski sözde din alimi tayfasından bahsederken bile mümkün mertebe isim zikretmekten ve onları komple eleştirmekten uzak duruyorum. Az da olsa zikretsem de esasında hep algıyı ve zihniyeti eleştirmişimdir. Bu yazıda aynı biçimde eleştirdiğim Atatürk değil, onun izinde gittiğini söyleyen bir kısım insanların çelişkili halleridir. Atatürk’ten kırptığımı söylediğiniz alıntılar bana uyan taraflarıdır elbette. Ben Atatürk’ün ya da Ebu Hureyre’nin dini anlayışını değil, bugünkü insanımızın dini anlayışını Kuran çerçevesinde eleştiriyorum. Şu paragrafı tekrar okuyun…
    “Varsayalım ki Atatürk’ün dini düşünceleri bizden ya da ben’den çok farklı olsun… Bu da beşeri nazarda bir şeyi değiştirmez. Fikre fikirle karşılık verirsiniz. Kafirleyerek değil. O sizi tekfir etmedikçe… Ve etmediğine göre… Ve hatta bu din akıl, mantık dinidir dediği halde… Atatürk’ün Allah karşıtlığına şahit değilim. Ama bugün yaşayan dindarların ve ..cilerin …çıların çoğununkine şahidim. Demek ki …ci …cu …çi …çü olmakla bir yere varılmıyor. Savunduğunuz şeyin içeriğini içinize sindirmeniz lazım… kuru kuruya taraf olmakla, karşı tarafa zulmetmekle olmuyor. Bir gün karşı …çiler …ciler gelip bu kez onlar size zulmederler. Ediyorlar da.”

    • Bu benim kaçırdığım değil tamda üzerine parmak bastığım konu. Evet atatürkü değil kıyısından köşesinden fazla zedelemeden atatürkçüleri eleştriyorsunuz. Zaten bütün suç onların Atatürk çiçek gibi bir sistem getirmiş, inançlı insanlara hiç zulmetmemiş, İslama ve onun değerlerine hiç olumsuz hareketi olmamış, Allah rızasını gözetmiş, ama onun izinden gidenler yanlış yapmış değil mi?
      Maalesef siz çok iyi anladığınız halde konuyu örtmeye çalışıyorsunuz. Beni siyasi amaçlar için Atatürk’ü tekfir edenlerle karıştırmayın. Mesele onun izinden giden Atatürkçülerin tavırlarının çok daha ötesinde. Benim anlayışıma göre topluma malolmuş herkes eleştirilebilir. İster hayatta ister ölmüş olsun bu kişiler iyi yada kötü tüm toplumu etkileyecek fiiller ortaya koymaları sebebiyle küfür edilemediği sürece her türlü eleştirilebilir, bunun gıybeti olmaz.
      Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla geleneksel din anlayışıyla ilgili çizginiz çok net ama atatürk konusunda yoğun sorular alıyorsunuz. Benimde okunma oranı yüksek dini içerikli bir blogum olduğu için ne tarz sorular geldiğini tahmin edebiliyorum. İnsanlar ”tamam bu adam tarikat-cemaat hakkında doğru şeyler yazıyor ama atatürk hakkında ne düşünüyor acaba” diye merak ediyor.

      Benim tavrım çok net hiç kıvırmaya gerek yok atatürkün islam hakkında ne yazdığı ne çizdiği ortada ”olmasaydın olmazdık, vatanı kurtardı, medeniyet vs.” geçelim bu işleri. Allah ve dini hakkında bırakın atatürk seviyesinde olumsuz işler yapanları tek kelime negatif konuşan saldırganlığa, fitne-fücüra dökmediği sürece ne hali varsa görsün benim idolüm, dostum, yoldaşım olamaz. Bu Allah’ın emridir.(ali imran 118)

      Muhtemelen asker kökenli olmanız sebebiyle mevcut çevreniz bu konuda hassas, bu çevreden alacağınız tepki sebebiyle gerçekleri tam anlamıyla dile getirmekten çekiniyorsunuz. Dost acı söyler, ne şiş yansın ne kebap, bir tarafa giydir öbür tarafa lafları yuvarla falan tarzı hareketler insanı ancak münafıklığa götürür. Her ortamda yanlışa yanlış denmeli. Size tavsiyem rahmetli ercümend özkan’ı biraz araştırın.

      Babanın oğula fayda vermeyeceği günde bizi ne atatürk kurtarır ne de çevremiz.

      Selametle…

      • Aralara yerleştirdiğin söz gruplarının atfedileceği vahyi yerleri ve serpiştirdiğin kelimelerin ne manaya geldiğini biliyorum “kuran müslümanı”… Ortaya bir yazı yazsaydın, kimseyi birey olarak hedeflemediğini görür, fikir olarak algılar fikrini beğenmesem de edebi ustalığını beğenirdim. Ama hedefe beni koyarak bunu yaptığında olmuyor güzel kardeşim. Eğer dostsan uluorta karalamaz, varsa bir tavsiyen dostuna bir mail vs yazar ya da o okunma oranı çok olan dini blogunda sen dili kullanarak herkesin faydalanıp kendini bulabileceği bir yazı olarak paylaşırdın… Öyle algılasan da benim blogum dini bir blog değil, kendi teolojik izdüşümlerimi paylaştığım bir platform… Ne yazacağıma “genel geçer dini algılar ve müfredatlar” değil ben karar veririm.

        Kimin münafık kimin iyi niyetli olduğuna dair sana söyleyebileceğim çok şey var. Algı çıkmazına düşmen, önyargın ve yaklaşımındaki sabit fikir haklı olduğun kısımları konuşmama mani oluyor. Eğer bir örtme arayacaksan önce kendine bak kardeşim. Adınla tartış. Kendine kuran müslümanı diye isim koyarak değil… insanlardan çekinmeden, ben şu kişiyim de, sonra fikirlerini görelim. Nedenlerin olabilir, hadi isim olmadı kullanıcı adı bir rumuz mu kalmadı?

        Bana gelince… Ben her konuda söylemem gerektiği kadar konuşmaya çalışıyorum. Popülist değilim. Benim dilimi anlayabilenin anlayabileceği cümlelerle yazılar yazıyorum. Atatürk’ün dini görüşünü irdelemiyorum, ilgilenmiyorum da. Senin istediğin ya da bir başkasının istediği şeyleri söylemek için var değilim. Bu baskıyı kuramazsın. Ne kadar Kuran’a uyan insanım dersen de, bu yaklaşımının, benim gibi düşünmeyenler benden değil tavrı gösteren hizipçilerden farklı değil.

        Atatürk din adamı mı, hoca mı, şeyh mi, firavun mu? İhtiyaç duymuyorum yazmaya ama gerek duyar da Atatürk’ün dini görüşünü inceleyen bir makale yazarsam o zaman gel tartışalım. Yine de ortaya çıkacağın ismini, önce kim olduğunu bilmem gerek. İyi niyetli olduğunu umuyorum ama şu halinle sadece karanlıktan ateş eden birisin. İstediğin kadar muvahhid ol, Allah yolunu açık etsin, Allah’ın rahmetine kavuşasın… Çok iyi bir insan da olabilirsin, inşallah öte tarafta müjdeyle karşılaşırsın… Ama bu dünyada ben sadece bir insanım… zaaflarım ve duygularım ve her gün eleştirdiğim bir nefsim var… kendi halimde fikirlerimi yazarken bana ayar vermeye kalkan ve aynı anda kendini ÖRTMEKTE OLAN insanlara hiç güvenemiyorum.

        Selam ile…

      • Kuran’ı adam gibi okuyanla başkasının beyniyle okuyanın arasındaki önemli farklardan biri, ikincisinin kendi varlığına, tarihine, uzay ve zamanda bulunduğu noktaya, yani kimliğine yabancılaşması. “kuran müslümanı”nın yaptığı arızayı şucu veya bucu Müslümanların yüzde doksan beşi yapar. Çünkü kitabı (ve buna koşut olarak yaşamı) kendi akıllarıyla okumaya çalışmazlar. “Törkçö özön öküttü hölö hölö” diye başlarlar, Lozan temsil kurulundaki Yahudiyle bitirirler. Daha bir tanesi kalkıp da önceki mesajımda eksikliğini vurguladığım çalışmayı yapmamıştır. Teypten çalarlar. Kuran’ı ezberle(t)meye çalıştıkları gibi yaşamı da ezberleyerek sürdürebileceklerini düşünürler. Bunların ilacı şu sorudur: Üreteni beğenmedin, peki, sen ne ürettin?

    • Baştan belirteyim sizi münafıklıkla itham etmedim, insan bir anda münafık olmaz fıtratına terstir. Bu sıfat da kolay kazanılmıyor, kişinin bu vasfı alabilmesi için nefsine istikrarlı bir şekilde ihanet ederek küfrü içselleştirmesi gerekmektedir. Uzun zamandır yazılarınızı okurum sizde böyle bir istikrar görmedim. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için son 15 yılın muhafazakar görünümlü siyasetinin kısa bir analizini yapmak yeterlidir. Günümüzün abdullah bin ubey modelleri bizzat bu ismin sahibine bile ders verecek ustalığa ulaştılar. 15 temmuz günü bir grup aşağılık müptezelin yaptığı kalkışmanın motivasyon kaynağını, bu güce nasıl ulaştıklarını bu zaman diliminde yaşananlar üzerinden değerlendirerek “münafık” sıfatının ne olduğunu ve nelere sebep olabileceğini daha iyi anlayabiliriz.

      Benim eleştirim size Cengiz Bey. Bu mülkün sahibi sizsiniz. Mail atsanız, özel yazsanız diyorsunuz ama benim böyle yazmamla siz yazınızı modifiye edecek miydiniz? Cevabınızda da zaten bunu net olarak ifade ettiniz. Madem yazı genele hitap ediyor eleştiride böyle olmalı. Birini eleştirmek, hedef göstermek anlamına gelmez. Okuyan kişi kararını versin.

      Kim olduğum, isim yazmam konusunda ısrar ediyor, bunu insanlardan çekinmek olarak değerlendiriyorsunuz. Yanlış hatırlamıyorsam bu blogun ilk zamanlarında sizinde kim olduğunuzu bilmiyorduk. Bence hep öyle kalsaydınız daha iyi olurdu. Hem insanların geçmişinize bakarak sizi bir şeyci yapmalarına mani olurdunuz hemde asıl meseleye daha iyi odaklanmalarını sağlardınız. Hele önce sen kimsin ona bakalım sonra fikirlerini söyle mantığıyla meselinin özüne değilde Abdullah oğlu yetim Muhammed kısmına odaklananlardan veya şehirlerin en kodaman tiplerini bekleyenlerden ne farkımız kalır? Her ne kadar sizinkinden bile daha sıradan bir geçmişim olsa da Allah aksini dilemedikçe böyle kalacağım. Tek örttüğümüz adımız olsun sıkıntı değil. Önemli olan mesajı ulaştırmak kaldı ki ben Allah”ın Nebi”si değilim en fazla bir rabbani veya elçi sayılabilirim.

      Bizim amellerimiz başkalarına şucu bucu yakıştırması yapıp, o kadar net icratlarine rağmen hala Atatürk’ün eylemlerini Kuran’ın tartısına koyan kitap arayanlardan sorulmayacak. Böyle diyene al bir kefeye atatürkün en önemli icraati olan “devlet işlerinde din referans alınmaz” diyen laikliği, öbür kefeye de içinde en önemli devlet işlerinden olan adaletin sağlanması amacıyla Kuranda emredilen kısas hükümlerinin ve zina, hırsızlık, fesad çıkarma, iftira atma gibi suçların hükümlerin yer aldığı ayetleri koy sonra açalım maide suresi 44,45,47. ayetlerinin son cümlelerini okuyalım bakalım Allah indirdiği hükümleri referans almayanları ne olarak tanımlıyormuş diye sormak gerekir. Acaba bu işte bir yanlışlık var mı diyecek yoksa “bu çağın gerekleri, konjonktür müsait değil, modern yasalar” gibi şeyler mi geveleyecek? Acaba 1400 yıl önce çocuğu, kardeşi, eşi katledilenin duyduğu acı veya topluma verdiği zarar ile modern denilen dönemdeki arasında ne gibi farklar var? Önce Kurana göre kendimizi tartalım bakalım kaç gram çekiyoruz?

      Kuran ile bırakın atatürkü hz. Adem”den günümüze herkesin eylemleri tartılıyor zaten. Kimisi kökleri sağlam göğe uzanan ağaç gibi kimiside rüzgarın savurduğu küle benziyor. Zamanı gelince ilhamını göklerden alanlar hayattan alanlardan ayrılacak.

      Evet bu dünyada sadece bir insanız, zaaflarımız ve duygularımız, eleştirdiğimiz bir nefsimiz var ama zaten gücümüzün üzerinde bir şeyle yükümlü değiliz. Yanlışı yapıp yapıp da sonra ölüm gelip çatınca ben sadece zaafları olan bir insanım diyebilir miyiz? Müslümanın tevhid, itikad, vahiy, peygamber konusunda zaafları olamaz ve bu konularda zaafları olanlarda onun dostu olamaz ama adalet boyutu başka. Herkes için adalet, bunun dinlisi dinsizi olmaz.

      Geçmiş bir yazınızda “başıma bir şey gelmeyecekse okuduğum kitap onu sevmeme engel oluyor” dediğiniz zat ve yaverleri de, bu tartışmanın sebebi kişiyi de okuduğum kitaba göre sevmem mümkün değil. Ayrıca iki taraftan emin olmak siyaseti de bana uymaz. İster radikal, ister popülist desinler önemli değil.

      Selametle…

  5. Kuran’ı okuduğum günden beri Atatürk’ün eylemlerini Kuran’ın tartısına koyan bir kitap arıyorum ve fakat yazılmamış olduğunu görüyorum. Ya tozlu raflarda kaybolmuş böyle bir çalışma var ve benim haberim yok, ya da Türk aydınları yüz yıldır boşuna yaşıyorlar. Bu kadar tanrılaştırılan ve din adına bu kadar sövülen bir adamın eylemleri hala Kuran ölçüsüyle yorumlanamamışsa bu sözler ağır sayılmaz. Sırf bu kitap yazılmadığı için Müslümanlar bu adamı hak etmediler mi sorusu aklıma geliyor. Veya sonradan onu kaybetmeye mahkumlar mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir