Takıntı

takıntıYeme İçmeden Cimaya Kadar Takıntı Sahibi Müslümanların İlmihali

Dinin ve tevhidin gerçekte ne olduğuna dair en ufak bir düşünsel aktivitesi olmayan sözde geçmiş alimlerin ve o atalarının yolunda giden güncel hocaların… alelade gündelik yaşamlarında, özel ve hatta en özel hallerinde bile neyi nasıl yapacağına dair talimatları çerçevesinde yaşayan insanlara nasıl dayatmalar yaptıklarına, kendi takıntılarını nasıl din diye yutturduklarına dair örnekler vereceğim.

Hiç şüphesiz kendi adaplarını bile kendi başlarına kavrayamayan ve adı dini bilgi olunca böyle şeylere oldukça önem veren çok sayıda insan var toplumumuzda. Bunu tam bir obsesiflik halinde yaşayanlar olduğu gibi, yarı takıntılı ya da tüm bunları yapamadığı için riya halinde ve/veya vesveseler içinde yaşayan geniş bir kesim var. Çünkü ne de olsa tüm bunları din zannediyorlar. Ayetleri bile eğip büküp kendi safsatalarına göre kelimeleri tercüme eden zalim imamlar ve zalim ilmihallere değer verenler, Kuran’dan bihaber oldukları için o kitapta din diye gerçekten bunlar anlatılıyor zannediyorlar.

Oysa bunların çoğu ya arap adeti, ya şeyhlik müesseselerini koruma amacıyla zırvalanmış yalanlar, ya erkek egemen endişeler, ya geçmiş görgü kuralları, ya da tam anlamıyla din diye dayatılan takıntı hastalıklarıdır. Çoğunun yürürken çizgilere basmaktan ya da tersinden korkan ileri obsesif hastalık ürünlerinden veya her yerde cinler ve canavarlar gören paranoyak görümlerden farkı yoktur… Bazılarını biliyorsunuzdur ama bazılarını belki de ilk defa duyacaksınız. Ne de olsa ilimde derinleşenler bu ilmihalleri yazmışlar, onların her dediklerini her gün yapanlar(!) da bu ilmihallerin “kopyala yapıştır”larını islami(!) internet sitelerinde paylaşmışlar.  Siz, bilmeseniz de iman edeceksiniz! Ne de olsa İslamı(!) anlatıyorlar!

Yeme İçmeyle Başlayalım…

Sağ elle yiyip içmek, yer sofrasında yemek, yerken sağ ayağı dikip sol ayak üstüne oturmak, elle yenebilenleri üç parmakla yemek sünnetmiş! Kapta kalanı sıyırıp yemek, hoşaf ayran gibi şeylerin artığına su koyup çalkalayıp içmek çok sevapmış! Kapta bir şey bırakmamak gerekirmiş ama sonra yemek kaydıyla bırakmak caizmiş! Peygamberimiz, müminin artığını yemeyi severmiş! Elini yıkamadan önce parmaklarındaki yemek artıklarını yalarmış!

Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek de sünnetmiş! Ama bunu ilk ve son lokma ekmekle yaparsanız ve ekmekteki tuza niyet ederseniz de bu sünnet yerine getirilmiş olurmuş! Bu da nereden çıktı demeyin. Sıkışırsanız alimlerin zor duruma düştüklerinde böyle yaptığını bilmelisiniz!…

Molla Câmi hazretlerinin(!) meclisine, büyük zatların huzurunda izinsiz konuşulmayacağını bilmeyen biri gelip, dini konularda bilgiçlik taslamaya başlamış. Sonra sofra kurulup yemek yenmeye başlanmış. Sofrada tuz olmadığını gören adam mollayı sıkıştırmak için tuz istemiş, hani sünnetti demeye getirmiş! Molla Cami hazretleri ise müthiş ilmi bilgisiyle(!) “ekmekteki tuza niyet edebilirsin” diyerek adama kapak yapmış!

Yeme içmede müstehablar da varmış! Ekmek elle parçalanmalı, ama bir başkası için yaşlı için, pir için hazırlayan lokma halinde sunabilirmiş! Ekmek kırıntıları zayi edilmemeli, parmak dille ıslatılarak dokunup alınarak yenmeliymiş!

Ya mekruhlar! Sol elle yemek içmek mekruhmuş! Yiyeceği yemeği koklamak, yerken hiç konuşmamak ateşe tapanların adeti olduğu için mekruhmuş!

Ve tabi ki olmazsa olmaz haramlar! Sofrada çalgı, yabancı kadın, içki ve başka haram şeyler varsa yemek de haram olurmuş. Başkasının malını haksız olarak yerken besmele çekmek de harammış! Gülümsediğinizin farkındayım!

Ayakta su içilmeyecek, aç karnaysanız hiç içmeyecekmişsiniz! Ama zemzem suyuysa akan sular dururmuş! Özellikle ayakta ve kıbleye dönerek içmeliymişsiniz! Bardakla su içerken üç nefeste içecekmişsiniz!

Bir de aklınıza hayalinize gelemeyecek şeyler var… Mesela bir kadının artığını bir erkeğin yemesi, içtiği bardaktan artan suyu bir erkeğin içmesi, özel bir lezzet alacağı için mekruhmuş! Birisi bir elmayı ısırıp yarısını o ortamda bulunan karşı cinsten birine verirse, lezzet alma ihtimali olduğu için zinhar mekruhmuş! Hiç lezzet almayacak olsa bile mekruhmuş! İlim dolu ilmihaller böyle yazıyorlar! Tüm bu sofra adabına yönelik edilecek arapça dualardan bahsetmiyorum bile!

Gelelim tuvalete…

Tuvalete girerken euzü besmele çekilip “Allahümme innî eûzü bike minel hubsi vel habais” duası okunacakmış! Üzerinizde Allah’ın ismi veya Kuran ayeti yazılı bir şey olmayacak, boynunuzda “Allah” yazan kolye bulunmayacakmış. Ama… Tuvalete, uygun şekilde kaplanmış muskayla girmek caizmiş ve bu sizi kötülüklerden koruyacakmış! Tabi her şeyin bir “ama”sı var ilmihallerde! Çünkü bu işten para kazananların kâr marjına bu dini(!) vecibelerinizle ket vuramazsınız!

Hepinizin bildiği gibi tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmalıymışız! Bir ayetten bahsetseniz kimse bilmez ama konu hurafe olunca herkes biliyor bunu değil mi? Neyse devam… Tuvaletten çıkınca “Elhamdülillâhillezî ezhebe anil eza ve âfâni” duası okunacakmış! İyi ezberleyelim!

Neleri düşünmüş yazmışlar… Tuvalette zikredilmez, selam verenin selamı alınmazmış! Aksıran ise, kalbinden “Elhamdülillah” dermiş!

Daha da önemlileri var! Tuvalette abdest bozarken, önü ve arkayı kıbleye getirilmemeliymişiz! Tuvaletleri buna ayarsız olanların aldıkları üç artı bir evlerin rayiç bedelleri düşmüş olmalı!

Şeriatta ayıp yokmuş! Hele konu cinsellik meselelerine gelince görürsünüz neler var neler! Bu seferlik hoş görün gelecek kelimelerim için… İlmihallerde yazıyor, ben ne yapayım!

Erkekler arkadan öne doğru, kadınlar ise önden arkaya doğru… Böylece ön avret yerine pislik bulaştırılmadığı gibi (bak bak neler düşünülmüş) tahrik edilerek şehvete de sebep olunmazmış! Sol elin parmağıyla pisliği alıp… Neyse! Yeter! Siz zaten anladınız onları… Hepsi yazıyor arkadaş! Doğru ya da yanlış, hiçbir şey size bırakılmıyor. Alimlerimiz (!) hepsini bir güzel düşünüp açıklamışlar! Mesele sanki temiz olmanız değil de bu işi vesvese dolu bir ritüel haline getirmeniz gerektiği gibi bir şey! Temizledikten sonra bezle kurulamalıymışız! Ama bez yoksa tuvalet kâğıdı da kullanılabilirmiş! Hay Allah razı olsun!

Sifon çekilince ritüel bitti zannetmeyin! Halen tuvalette yapacağımız işler öyle hemen bitmiyor! Küçük ya da büyük abdest bitince ilk aklımıza gelen derhal örtünmek olmalıymış! Biri havalandırma penceresinden girer mirer maazallah! İstincadan sonra iç çamaşırımıza bir miktar su serpmeliymişiz! Neden biliyor musunuz? Çok ilginç! İleride tuvaletten çıktıktan sonra bir yaşlık hissedersek “bu benim serptiğim sudur” diyerek vesveseye kapılmazmışız! İnanılmaz bir şey! Yani başkalarını kandırmayı da bırakmışız, kendi kendimizi de kandırıyoruz! Vesvese yapmazmışız! Yaw vesvesenin bin türlüsünü yaptırdınız! Daha da bitmedi! Duymuşsunuzdur! Daha istibra diye bir şey var!

Faaliyetten(!) sonra, erkekler istibra yapmalıymış! Kadınlarınsa istibra yapmasına gerek yokmuş! Peki nedir bu istibra? İstibra idrar kanalında idrar bırakmamakmış! Yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak yapılırmış! İstibra yapılmadan tuvaletten çıkılırsa, idrarın çıkma ve çamaşıra bulaşma ihtimali olacağından, tuvaletten çıkmadan önce idrar deliğine, arpa büyüklüğünde bir pamuk konularak idrarın dışarı çıkması önlenmeliymiş! İstibraya idrar kalmadığına kalben mutmain olana kadar devam etmeliymişiz! Bizi vesveseden uzak tutmak için donumuza su serptiren alimlerimizin bize dediğine bakın! İstibra bitmeden elinizi yüzünüzü yıkayamaz, abdest bile alamazsınız! Ne alimlermişsiniz ne ilmihaller yazmışsınız! Allah razı olsun! Tuvalete girip gireceğimize pişman ettiniz bizi!

Konunun birçok kısmından bahsetmedim bile! Avret yerine bakmamak, necasete bakmamak, sümkürmemek, tükürmemek, ayakta yapmamak, ayrı bir pijama ya da elbise giymek, erkek kadın demeden başı örterek tuvalete girmek, yüzüğü çıkartmak, tuvalet ve klozet bulunan yerde abdest almanın çok sakıncalı olduğu, klozet yerine alaturka tuvaletin faydaları ve daha neler neler… Din namına ne kadar mühim konular bunlar değil mi!!!

Bir hadis varmış… Peygamberimiz (güya) suya abdest bozmayın, demiş. Gerçi dediyse de doğru demiş ama bahse konu şey (çok muhtemelen) eski devirlerde göl ya da akarsuların yıkama ve yıkanma amacıyla kullanılır olduğuna göre bir ikaz olmalı! Anlayacağınız “kullandığınız suya işemeyin” demiştir dediyse de. İster peygamber söylesin, ister başka birisi doğru doğrudur. Ama gelin bakın, bu tip sözleri din zannederseniz ne oluyor? İslami sitede (muhtemelen) ziyaretçi sormuş, az kalsın beynim yanıyordu!!! Soru şu: “Hiçbir suya abdest bozmamalı deniyor. Klozetteki su da buna buna dahil mi?”

Daha ne sorular var… Bir tane daha örnek vereyim… “Klozeti olan banyoya abdest için girerken sağ ayakla, abdest bozmak için girersek sol ayakla girmek gerekiyor. Peki, önce abdest bozup sonra abdest alacaksak, yani her ikisini de yapacaksak hangi ayakla girmek gerekir?”

İşte toplumun durumu bu! Sorabilecekleri en derin sorular bunlar! Alaya almıyorum, dalga geçmiyorum. Ancak cahillik her tarafımızı iflah olmaz biçimde sarmış! Neyse! Şu tuvaletten çıkalım mı artık? Gerçi gireceğimiz yerler de pek hoş cümleler duymayacaksınız ama başladık böyle bir yazıya da bir kere!

Sıra geldi el yüz yıkamaya ve banyoya…

Banyo yapmadan önce dişlerimizi misvakla temizleyecekmişiz! İlk girişimizde sağ ve sol omuzlarımızı yıkamalıymışız! Gerçi başka ilmihallerde daha başka ve daha başka şekilde anlatılıyor ama neyse! Hepsini yaparız biz!!!

Girerken “Bismillahirrahmanirrahim, pisliklerin her cinsinden ve kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.” demeliymişiz! Banyoda suyun sıcaklığı gibi ürperten hallerde cehennemi düşünmeli, bununla cehennem arasında mukayesede bulunmalıymışız! Gerçi bence tüm bunları din diye dayatanlar gerçekten o cehennemi düşünmeliler! Devam edelim…

Sağ gözümüze üç, sol gözümüze iki sürme çekmeli ve sürme çekerken sağdan başlayarak peygamberimizin sünnetine uymalıymışız! Kestiğimiz tırnakları, tüyleri bir parçaya sararak toprağa gömmeli ya da yakmalıymışız! Banyo yaparken melekler ve özellikle (sıcak buharı çok seven!) cinler oradaymışlar! O yüzden avret yerlerimizi örtmeliymişiz! Banyo yaparken kimse görmese bile oralar kapatılmalıymış!

Akşama yakın, akşam ile yatsı arasındaki vakitlerde banyoya girmemeliymişiz! Ayrıca banyoda küçük büyük abdest bozulmazmış! Peygamberimiz bu hususta da önemle dururmuş!

“Sizden biriniz banyo yaptığı yere idrar etmesin. Sonra bu idrar ettiği yerden abdest almasın. Vesvesenin çoğu bundan ileri gelir.”(Tirmizî, tahâre 17; Nesâî, tahâre 6)

Hadis hadis diyerek her sözü dinleştirirseniz, işin geleceği yeri anladınız mı? İsterse iyi niyetle, köyün deresine işememekten bahis bir hadis olsun, hem bize kadar hadisin şekli değişecek hem de sonunda beynini hurafeye ve ilmihallere teslim etmiş biri sonunda konuyu “Klozette de su var, ona da mı çişimizi yapmamalıyız?”a getirecektir. Sözde alimler de ilmi, bilmi, kitaptaki, yeryüzündeki ve gökyüzündeki ayetleri incelemeyi bırakmış milletin banyo yaparken işeyip işemediği ile ilgilenmişler! Ne alimler ama! Ne büyük derinlik! Ne de olsa peygamber öyle söylemiş!… Onlara bir soru sormak isterdim… “Peygamber söylemiş de  peygamber söylemiş” diye ona attığınız şu iftiralardan sonra acaba yüz yüze gelseniz gözlerinin içine şu eminliğinizle ve ikiyüzlülüğünüzle bakabilecek misiniz?

Devam edelim… Her banyo yapışta cünüp olunmasa bile gusül abdesti almalı, böylece gusül sevabı kazanmalıymışız! Tabi ki bu zihniyet para sayar gibi sevap sayıyor! Matematiksel sevaplar! Sayıp biriktiriyorlar! Kitabı ve gerçek vahyi sahaya indiremedikleri için böyle tuvaletten, banyodan, kıldan tüyden işlerle cenneti böylece satın alacaklar! Alsınlar bakalım!

Banyoya girerken ihsan duygusu içinde olmalı, her insanla ilgili üç yüz altmış kadar meleğin bulunduğu unutulmamalıymış! Dolayısıyla banyodayken müslümana yakışmayan hal ve davranışlardan uzak durmalıymışız! Ne var akıllarında acaba!

Su gereğinden fazla harcanmamalı, özellikle fıskiyelerin altında banyo yapıldığı günümüzde, kovaya dolduracağımız suyla banyo yapmak tercih edilmeliymiş! Banyoda küçük ve büyük abdest bozmamalıymışız! Çünkü hadiste geçtiği gibi bu şekilde hareket etmek vesvese ve unutkanlık getirirmiş! Sağ elle su burna çekilip sol elle sümkürülmeliymiş!

Abdest üzerine abdest almak çok sevapmış! Hadîs-i şerîf`te bir kimse abdestli iken bir daha abdest alsa, ona on sevap yazılacağı beyan edilmiş! Abdest sonunda kelime-i şehadeti söyledikten sonra Kadir suresini üç kere okumak gerekirmiş! Kolları yıkarken omuza kadar yıkamak, ayakları yıkarken dize kadar suyu çıkarmak, yüzü yıkarken suyu boyna kadar indirmek de, adaptanmış! Bunun sebebi, kıyamet gününde Muhammed (asm) ümmetinin yüzlerinin ve abdest azalarının parlak ve nurlu olmasıymış! Bu, sadece İslâm ümmetine verilmiş bir özellikmiş! Abdest azalarındaki bu parlaklığı, nur ve beyazlığı daha da arttırmak ve büyütmek için hadis-i şerif’te abdest azalarının yıkanmasında mübalâğa edilmesi istenmiş!

Her uzuv yıkanırken besmele çekilmeli, ona göre dualar edilmeli! Abdest ve banyo esnasında yapılması gereken özel dualar var! Abdestiniz bittikten sonra iki rekât şükür namazı var! Onlara girmeyeceğim! Web sitelerine banyoyla ilgili de beyin yakan sorular gelmiş ve ciddi ciddi cevaplanmışlar…

“Banyoda iken ve yıkanırken salavat ve zikir yapılır mı? Abdest alırken (abdest duaları bilmiyorum) salavat, kelime i tevhid söylenir mi?

“Boy abdesti alırken avret yerlerinin örtülmemesi durumunda kıyamet günü şehadetin kabul edilmeyeceği söyleniyor?”

“Evimize misafirliğe gelen bir erkek ya da kadın kendisine mahrem olan ev sahibinin banyosunda yıkanabilir mi?”

“Bazı insanlar, akşam veya gece sabaha doğru banyo yaptığında şeytan dokunur, aklını kaybedebilirsin, diyorlar. Bu ne kadar doğru?”

Dayanamadım! Buna verilen cevabı da yapıştırayım…

“Bazı vakitlerde banyoya girilmesi adap açısından uygun görülmemiştir. Çünkü bu vakitler şeytanların dağılma vaktidir. Ama bu vakitlerde banyo yapmak günah değildir, ihtiyaç olduğunda banyo yapılmalıdır. Mümkünse başka vakitler tercih edilmelidir.”

Soran cahil, sorulan cahil… Ve işin geldiği noktayı görün.

“İşim gereği gece banyo yapmak zorundayım ve muhabbetin tesirinde kaldım araştırmalarımda da bunu doğruluyor gece banyo yapınca cin çarpma olasılığı yüksek oluyormuş ne gibi önlemler alabilirim lütfen yardım edin çok korkuyorum.”

Biz bunları söylüyoruz diye topa tutuluyoruz. Ama işte gelin görün haliniz bu! İnsanlar din, din, din denilerek cahil din adamlarının cahilce ve saçma sapan fetvalarıyla paronayaklaştırıldı. İnsan banyo yaparken cinden şeytandan korkar mı? Nasıl bir Allah inancı ve Allah’a iman bu! Bir de buna cevap veren ve soruyu soranı korkmamaya sevk eden korkmayan yiğitlere(!) bakın!

“Arkadaşım sana yardımcı olayım. Şimdi gündüz banyo yapmak güzel ama sen işin dolayısı ile gece yapmak zorunda kalıyorsun. Sen öyle cin min diyenlere bakma işin aslı şudur gecelere wc ye ve banyoya zulmet çöker yani bu cin dediğimiz taife oralarda çok bulunur. Bunlara süfliyat denir ama bu gündüz bu kadar fazla olmaz. Peygamberimiz buyurmuştur ki geceleri hamamlarda ve tuvaletlerde fazla durmayınız diye. Bunun için gece fazla durmamaya gayret etmek lazım.”

“Allah (cc.) Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsin diye yarattım demiştir. Banyo ve tuvalete sol ayakla girilir sağ ayakla çıkılır. Banyoya geceleri avret yeri kapalı girilir ve fazla durmadan çıkılır. Cinlerin akşam ezanından sabah ezanına kadar bu iki yerde oyalandığını herkes bilir ve özellikle idrar yapıp banyo yapana cinler musallat olur. Müslüman cinler insana zarar vermezler. Onlar sadece ibadet ederler… Biraz araştırın anlarsınız.”

Evet… Biraz araştırın anlarsınız! 🙂

Geldik en çetrefilli konuya… Nasıl yazacağım şu anda yazarken bilmiyorum… Sanırım çoğunu es geçerim. Çünkü ilmihallerde yazan her şeyden bahsedersem çok pornografik olacak!

Cima…

Alimler işi gücü bırakmış, insanların en özel bu konularına da sağ olsunlar el atmışlar! En özel dakikalarınızı bile nasıl yaşayacağınız size bırakılmamış, sınırları detaylarıyla çizilmiş hem pornografik hem de dini bir ritüel haline getirilerek ilmihallere yazılmış! Kuran ayetleri bile meallendirilirken deforme edilmiş. Allah bahçelerden bağlardan bahsederken, birden bahçenin ortasında göğsü yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar beliriyor! Hem yeni tomurcuklanmış hem de yaşıt!!! Konulu, pardon konusuz film gibi! Tabi tabi! Siz hiç görmediniz o filmlerden!

Her neyse! İlmihallerde yaptıklarınız sevap kazandıran bir ibadete dönüşmüş! Takıntılar ve dualar eşliğinde hgfshagdsfa…. 🙂 Neyse!

Sevap point topluyorsunuz cima boyunca! Bir kere… Cinsel ilişkiden önce oynaşmak müstehapmış! 🙂 Önsev… yani! Yok yok, böyle devam edemeyeceğim! Konuya başka bir yönden tekrar girelim…

Sözde islami sitelerden yapıştırdığım şu hadise ve sitenin yorumuna bakalım…

“Câbir (radiyallâhu anh} evlendiğinde, ‘Peygamberimiz (sal-laliâhu aleyhi ve sellem) ona, ‘bakireyle mi, dulla mı evlendin?’ diye sormuş, o dulla evlendiğini söylediğinde de; «Neden baki­reyle evlenmedin! Bakirelerin ağız suları (daha tatlıdır)» buyur­du.[566] Bu hadiste, oynaşma ve öpüşme esnasında kadının dili­nin somurulması, ağız suyunun emilmesi işaret olunmaktadır.[567]”

İlginçtir, dulla evlenmeyi öneren veya ağız tatlılığıyla mecaz kaydeden tam tersi hadisler de var. Kuran’ı okuduktan sonra bunların hangisine inanacaksınız? Aklınızı mı kaybettiniz? Şimdi bunlar peygamberin yolundan gidiyor, bizse “Kuran Kuran” dediğimiz için peygamberi yok saydık ve saptık öyle mi? Peygamber Kuran’ı kitabı salatı, işi gücü bırakmış kimin ağzının suyunun tatlı olduğunu anlatıyor ashabına, öyle mi? Yazıklar olsun size!

Tabi ki hadis tüccarları da bu çelişkilerin farkında ve hadisleri savunabilmek için şöyle diyorlar…

“İki maslahat çakışırsa, hangisi daha çok ehemmiyet taşıyorsa o tercih edilir. Nitekim Cabir öyle yapmış ve Resûlullah’ın takdir ve dualarına mazhar olmuştur.”

Yani açıkça itiraf ediyorlar… “Biz hangisi işimize gelirse hüküm diye onu alırız” Bu, bu demektir. Gel de hadise ve hadisçilere inan bakalım! Allah korusun.

“Resulullah (s.a.s.)’ın hanımları içerisinde kız olarak evlendiği sadece Hz. Âişe validemiz vardı. Diğer bütün hanımlarıyla dul olarak evlenmişti. Bu bakımdan Hz. Âişe validemiz bununla iftihar ederdi. Bir defa Hz. Âişe validemiz Resulullah (s.a.s.)’a:

– Ya Resulullah! Lütfen bana bildirir misin? Sen bir vadiye insen de orada bir mahsulü yenilmiş bir ağaç, bir mahsulü yenilmemiş bir ağaç bulsan, deveni hangisinde yayar, otlatırsın?” diye sordu. Resulullah (s.a.s.):

– Başkası tarafından otlatılmayan ağaçta” dedi.

Hz. Âişe bu sorusu ile Resulullah’ın kendisinden başka bâkire birisi ile evlenmediğini kasdetti.” (Buhârî, Nikâh, 9)”

Arkadaş neme lazım bunlar bize? Kimin neyin dinidir bu cinsellik dini? Kimin neyin fikridir dul mu bakire mi oluşu birisinin? Din bu mu? İlmihaller de fetvalar da cinsellik konusunda nedense genellikle Hz.Ayşe’den rivayet edilen hadislerle dolu. Acaba bu durum ona iftira atan birilerinin Ayşe’ye bakışıyla mı ilgili? Sapıkların, aklını kasık aralarıyla bozmuş birilerinin rivayetlerini mi din sayacağız biz? Bu ne gafillik ve cahilliktir! Her ikisi de değilse kasıttır bu. Aptalları kandırmak üzere…

Ve işte bu hadislerin ilmihalleri ve şu gafil toplumu cinsellik hususunda getirdiği noktadan istemeye istemeye vereceğim ucundan kıyısından örnekler…

Cima esnasında …. Üsteleri örtülü olmalıdır… yoksa çocuk şeytanın nesli olur… kendinin ve eşinin …na bakarsan ileride körlüğe sebep olur… doğan çocuk da aymaz olur… kadının meşru mazeretsiz kabul etmemesi çok büyük günahtır… euzu besmele ile başlanmalıdır… kadın vücudunun …. ile … nin arası dışında bir bölgesine ….lınmaz… baldırların… göbeği ile… evlat edinmek dışında bir niyetle olmamalıdır… pazartesi ve cuma geceleri olması daha ehvendir… esnasında ayaklar kıble istikametinde olmamalıdır… dudaklarını… tam cima halinde konuşmak… bu durum çocuk için konuşma aksaklığına sebep olur… zevkini kısar… kameri ayların orta ve son gecelerinde cima etmemek gerekir… İhtiyaç olursa şehvetlenip haram işlemek yerine derhal hanımı… yabancı kadına bakma tehlikesi varsa… lazım olur… tavsiye edilen vakitler… pazartesi, salı, perşembe, cuma geceleri ve gündüz öğleden önce… tavsiye edilmeyen vakitler… hafta içinde(!) pazar gecesi ve çarşamba gecesi… kameri aylarının birinci, on beşinci ve sonuncu geceleri… bayram geceleri… berat gecesi… yola çıkılacak gece… gündüz öğleden sonra… cima ederken şeytandan Allah’a sığınmak için “Bismillahi Allahümme cennibna-ş-şeytane ve cennibi-ş-şeytane ma razaktena” denmelidir… durumda hamile kalırsa şeytan ona zarar vermez… münasebette kıbleye asla dönülmemelidir… ikinci defa tekrarlanacaksa namaz abdesti gibi abdest alınmalıdır… kadın diretir gelmezse melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler… yabancı kadına gözü ilişen kişi hemen… sevap işlemiş olurlar… ve saire ve saire…

Birilerinin aklı sadece bu işte… Peygamberi de eşini de buna alet edip yalan söylemekten hiç çekinmemişler. Hadis hadis diye Kuran’a diretenler ne Kuran’ı biliyorlar ne de ona saygıları var. İnandık diyerek kendilerine yalan söylüyorlar… Elbette doğru her zaman doğrudur ve fıtratta olan gerçeklerin illa ki kitapta yazması da gerekmez. Yalansa her zaman yalandır ve peygamber söyledi veya karısı söyledi demekle onlar söylemiş olmaz ve yalanlar doğruya çevrilemez.

İşte güya…

“Câbir (radiyallâhu anh) anlatıyor; ‘Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kadın gördü ve hemen eşi Zeyneb’in yanına döndü. O esnada Zeyneb bir deriyi (tabaklamak için) ovuyor­du. Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ihtiyacını gördükten sonra, sahabelerinin yanına çıktı ve; «Şüphesiz ki şeytan kadın suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Birinizin gözüne bir kadın iliştiğinde hemen hanımına gitsin. Böylelikle nefsinin arzusunu gidermiş olur» buyurdu.”

Kuran’ın bize tanıttığı peygamber ve onun eşleri bu konulardan diğer insanlara bahsetmezler bile… Hadi varsayalım, bahsettiler diyelim, bunun yayılmasını mı isteyecekler! Sizin aklınızdaki peygamber sizin gibi aklı bir yerlerinde olsun istiyorsunuz! Ve sizin gibi bir zamanlar kendini haklı çıkarmak isteyenler de yukarıdaki gibi yalanlar üretip hadis diye cahillere satıyorlar. Olan bu…

Tabi ki bahsettiğim bu çelişkiyi ve tutarsızlığı ve de peygamberin bunlardan bahsedecek bir kişiliği olmadığını hadis savunucularının da bir kısmı tahmin ediyorlar. Bu yüzden hadisleri anlattıktan sonra savunacak şöyle çareler buluyorlar…

“Eşler arasındaki ilişkinin anlatılmasını gerektiren serî bir maslahat olması durumunda anlatılması caizdir. Örneğin şeriatın beyanı için, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hanımlarıyla olan ilişkisinin anlatılması gibi.”

Aslında peygamber böyle şeyler anlatmadı. Zehir gibi biliyorlar. Ama işlerine gelmiyor. İnsanları takıntılara sürükleyip kendilerine kul edinmeye devam etmekten başka çareleri yok. Onlara inananlardan ola ki birisi bunun farkına varır da gerçeğe döner diye yazıyorum işte. Onlar insanları her yönden sömürmek, aldatmak, kendi adetlerini, kendi hevalarını ve şehvetlerini, kendilerini temize çıkarmak ve meslek edindikleri dinin ellerinden gitmesini önlemek için Kuran’a sarılamazlar. İnsanların sorgulaması ve bilerek gerçeğe tanık olarak inanmaları işlerine asla gelmiyor. Onlara obsesif ve paronayak köleler lazım. Onlardan da maalesef yeteri kadar var. Bunu çok iyi biliyorlar.

Selam ile…

9 thoughts on “Takıntı

  1. S.A. Sn. Cengiz bey size bir sorum olacak, cevaplarsanız çok sevinirim. Sorum şu: Dünyanın neredeyse %70’i Müslüman değil. Bu insanlar inanmadığı için cehennememi gidecek. Ayrıca bir insan yardımsever dürüst ve ahlaklı ama ateist, bu insanın Kuran ayetlerine göre hiç şansı yok gibi. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilirmiyim.

  2. Tebessüm ederek okudum değerli Kardeşim. Okuduktan sonra tebessümüm devam ediyordu… Bu kez dindar(!) kardeşlerim aklıma geliyordu. Kalemine, ilmine sağlık,

    Selam ve Dua ile,

  3. Selam Cengiz Kardeşim,
    Ağız tadında, iç kaslarımı oynatan içten gülmeli bir süreçle okudum yazınızı.
    biz bunu yıllardır çevremize parça-purça anlatırız da böyle toplu birilerine postalamak daha pratik olacak benim için.
    Kardeş, belki çok uzun olurda okunmaz düşüncesi galiba, daha bir çok konuya da girmemişsiniz.
    Mesela, namazdaki, akraba veya yabancı ev ziyaretlerindeki, oruçtaki, hacdaki ve benzeri bir sürü konuyu da ilerde yazılaştırırsınız herhalde…
    size de ağız tadında bir yaşam diliyorum beyim.

  4. Ağabey,
    Sırf bu ve benzeri safsatalar yüzünden hayatımın en güzel 15 senesini sıkıntı ve antidepresif ilaçlar kullanarak geçirdim.
    Ben bu hurafeleri uyduranlarada yayılmasını sağlayanlarada onu din diye dayatanlarada hakkımı helal etmiyorum.
    Allah’a şükür ki aklımı kullanmayı öğreniyorum bununla beraber üzerimde tonlarca ağırlık altında gibi hissettiğim yüklerden arınıyorum,arındıkça mutlu oluyorum,hayattan tat almaya ve en önemlisi YARATAN ımı sevmeyi öğreniyorum.Allah sizden razı olsun.

  5. Selam
    Teşekkürler sevgili kardeşim.
    Ben şahsen gülerek okumadım.
    Ne kadar rezil bir durum.
    Rezillikte zirve yapmış sözüm ona “MÜSLÜMANLAR”
    Gelinen noktada halimiz belli değil mi mesela suriye,ırak,yemen,libya,afganistan,iran,s.arabistan,mısır,filistin,türkiye….gibi daha çok Müslüman ülkeler.
    Senin yukarıdaki verdiğin örnekleri asırlardır yaparlar.
    VE
    Sonuç birbirini öldürürler.
    Üstelik en acısı bir tank, bir top, yapabilecek becerileri bile yok
    Kıçlarını nasıl yıkayacaklarını tartışırlar. ( afedersiniz )
    Sanırsın ki bu kadar detayı yapanlar BOL BONUS sonucu uzay bilimlerinde zirve yapmışlar.
    Ben gülemedim bu rezil insanlar denilen rezil topluluğuna…
    SAYGILARIMLA

  6. Selamlar… Taner, Fikret abi, Güven, Adem, Nihat, Şimşek abi… ve diğer yazılardaki yorum yapan arkadaşlar… Hafta içleri çalışıyor ve akşamları ve hafta sonları genellikle okuyor, yazıyorum. Eskisi kadar yorumlara cevap verecek yeterli zaman bulamıyorum. Hoşgöreceğinizi umut ediyorum. Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Lütfen siz yazmaya devam edin. Siteyi ayakta tutan ve arama motorlarında öne çıkaran bilin ki benim yazdıklarımdan çok sizin ilginiz ve yorumlarınızdır. Tekrar selam ile…

  7. Selâm ve dua ile Cengiz abi…
    Yaklaşık 1 sene den az bir suredir sosyal medya hesapları mı kapattım, gördüğüm tanık olduğum şeyler manevi anlamda artik tahammül edilemez yerlerdeydi… Ancak uzulerek sizler gibi değerli insanlarla olan iletişim ve paylaşımlar dan da uzak kaldım.
    Yazılarınız ve güncellemelerinizi daha sıklıkla burdanda paylaşmanız sizin gibi değerli insanlarla iletişimi kolaylaştıracağını umut ediyorum.
    Akıl ve beden sağlığınızın daim olması dualarımla….
    Yeni kitabınız çıkmıştır diye umut ediyorum, şahsıma imzalı gönderirseniz mutlu olurum…

    Selam ve dua ile Cengiz abi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir