Engelli Şeridindeki Saksı

engelli-seridi

Engelli Şeridi | Allah’ın Hizbi

Aradan iki sene geçmiş, bakın benim aklıma daha yeni geldi. Bu da benim bir “yazıklar olsun”um olsun… Güya ertesi gün belediyeyi arayacaktım! Gecenin bir saati oradan geçiyordum. Çevre güzelleştirmesi yapan Maltepe Belediyesinin iş bilir görevlileri Atatürk Caddesinden Üniversite Hastanesine (eski Bakkallar Durağına doğru) sapan sokağın hemen hemen ellinci metresinde, sağ kaldırımdaki engelli şeridinin tam üzerine kocaman bir saksı yerleştirmişlerdi. Hani o iki kişiyle kaldırılamayacak olanlardan. Bugüne kadar herhangi bir engelli ona çarptı mı çarpmadı mı bilmiyorum ama o gece ben neredeyse çarpıyordum! Bu arada resimdeki arkadaşın konuyla ilgili bir kabahati yok. İnternetten alınma temsili bir resimdir sadece.

Demek ki mesele gözlerimizin görüyor olması değil, onları kullanıp kullanmıyor oluşumuz. Ve de tabi ki dediklerimizi hayata ne kadar tatbik ediyor olduğumuz… İki gözü görmeyen bir adam elindeki bastonunu tıkır tıkır dokundurarak kaldırımda yürüyebiliyorsa muhtemelen benden daha iyi görme uzvunu kullanıyordur. Uzuv gözü görmediği halde dikkati, algı uzvu bastonunun ucundadır.

Gözü gördüğü halde göremeyenlerden olmaksa asıl engelliliktir. Kulağı olduğu halde duyamamaktır problem. Kolu varken onu kullanmamak, ayağı varken onunla yürümekten imtina etmek ne büyük bir saçmalıksa… O halde aklı varken ve her türlü alengirli işte onu kullanırken, sıra Allah’ın ayetlerine geldiği zaman onu kullanmayanlara ve bu kullanmayışlarını tutup bir de savunanlara ne demeli? Allah’ın ayetlerini kendi aklımızla anlayamayız diyenler, gözümle göremem, elimle tutamam, kulağımla duyamam, ağzımla yiyemem de demelidirler ki bir tutarlılıkları olsun. Demek ki esas engel uzuvlarda değil, algıda anlayışta, kalpte. Okunan Kuran ayetlerini bilmediği halde arapça dinlemek ve manasıyla hiç ilgilenmemek ne büyük akıl tutulması! Ne ciddi bir kalakalmışlık!

engelli“Tamam, anlamını bilmek iyi bir şey ama… Arapçası daha önemli!… Hem müthiş bir edebi anlatımı, hem mucizevi bir ahengi var! Ezberlemesi de en kolay kitap Kuran’dır!”

Mübarek sanki Arap dili edebiyat fakültesinde arapça doktora yapmış, sonra üstüne sanat tarihini yutmuş! Daha iyisini çok aramış da bulamamış gibi ahkâm kesiyor! Sol anahtarını görse işkembe çorbasına kepçe zanneder tutmuş ahenkten, makamdan bahsediyor. Ezberlemesi en kolay kitapmış! Sanki gece gündüz kitap okuyor, üstüne bir de ezberliyor! Üstelik o kitap sanki ezberlemek için gönderilmiş gibi! Ya anlam!!! E tabi onu bilmek de iyi bir şeymiş! E Allah razı olsun!

Geçmişinden kopmaktan öyle korkuyor, öyle korkuyor ki! Ya önceden bildikleri yalansa diye öyle bir titriyor ki! E çoğu yalan yanlış ya da gerçek olanı varsa sana zan zaten! Başını kuma gömdün diye yalanlar gerçeğe mi dönüşecek? O belagatinden bahsettiğin kitabın o belagatine ne dediğini anlayarak okuyup da keşke ikna olabilseydin! Keşke o anlatılanlardaki ahengin arka planında hangi gerçekleri yüzüne vuracağını görebilseydin! Gözün görüyor ama belediye yoluna engeli koymuş, göremiyorsun. Eline baston verilmiş, onu da kullanmaya böbürleniyor, ben onu kullanamam diyorsun. Aç gözünü o zaman da yoluna ne engeller konulmuş, hele bir gör. Kullan şu aklını, dilini kullandığın gibi.

engelli“Allah’ın hizbinden olmak lazım. Senin gibi inananları görüyoruz. Peygamberi yok sayıyor, âlimlere laf ediyorlar. Rakı içene laf yok, açık giyinene laf yok, namaz kılmayana laf yok ama iş Müslümanlara gelince sayıp döküyorlar. Görmüyoruz mu zannediyorsun, onlar bu halleriyle Allah’ın da peygamberin de taraftarı değiller. Ben namazımı kılıyorum, orucumu tutuyorum, karımı örtüyorum, sadakamı veriyorum. Allah’a borç veriyorum. Ben bunları yaparken Allah onlara mı lütfedecek cennetini? Ben Hz.Muhammed’in sünnetinin peşinde, Allah’ın hizbindenim. O ne verirse alır, neden men ederse ondan kaçarım. Siz Allah’ın dinine zarar veriyorsunuz. O dini bizim gibiler ayakta tutuyoruz aslında. Eğer senin inandığın gibi inanacaksam bırak kalsın, ben halimden memnunum.”

Demek ki işe gelen ayetler işe geldiği gibi duyuluyor ya da duyuruluyor. Allah’ın hizbi… Allah’a borç… vb.

Allah’ın hizbi… Allah’a borç…

Allah’ın taraftara ihtiyacı yoktur kardeş. Senin iki kuruş ya da iki trilyon sadakana da. Teslim olduysak O’nun ayetlerine ikna olduğumuz içindir. Sen ikna oldun mu? Neyi işittin Kuran’dan da etraflıca anlayıp, aaa bu böyleymiş dedin? Hocalar hep anlattılar, hep anlattılar. En çok da rakı içenlerle açık giyinenleri anlattılar. Bütün kafirlik onlardaydı! Sense tertemizdin! Bak kardeşim… İçki içmeleri dışında senden ya da benden ne farkları var? İçiyorlarsa kendilerine… Senin din adamların onları kitaba yaklaştırmıyor, aksine onları kovup duruyorlar. Farkında mısın? Sana göre rakı içti mi ya da açık giyindi mi dinden çıkmış oluyor birileri! Ya tevhid, ya barış, ya akıl, ya erdem, ya gerçeğe/hakka iman? Kuran’dan daha çok başka şeylerden, bir yerlere taraf olmaktan, ehlisünnet olmaktan, Allah’tan çok peygamberin özelinden ya da falanca sahabeden bahsettiler sana. Daha çok taraftar olarak daha iyi müslüman olunmaz, daha iyi bilerek ve daha iyi yaparak olunur. Her şeyin sahibi olan, son’u yazgılayan Allah’ın işini başarması için sana ihtiyacı yok.

Allah’a borç vermek ise, senin algınla, senin kazanımınla ilgili bir ironidir. Allah’ın senden alacağı hiçbir şeye ihtiyacı yok. Allah için verdiğini, yaptığını niye sayıp döküyorsun? Allah her infak etme öğüdünden sonra neden kendisinin ihtiyacı olmayan olduğunu söylüyor, hiç düşünebildin mi?

2:263’de mealen deniyor ki… Güzel bir söz ve bağışlama peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır…

2:267’de kısaca… Kazandıklarınızdın iyi olanından infak edin, bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır…

Sana “Allah’a borç verin” dendi diye Allah’ın senin elindekine ya da sana ihtiyacı mı var zannediyorsun? Allah isterse onlara verir elbette. Buna rağmen sana neden ver diyor? Senin vermeni senin kazanmanı istiyor da ondan. Allah kendisine yaranman ya da onu mutlu etmen için değil, senin kendi ebedi mutluluğun için önüne imkânlar seriyor. İstese seni duman eder, yok eder.

4:131… Yerde gökte ne varsa Allah’ındır. O hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.

6:133 mealen… Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, zaten rahmet sahibi olandır. Dilerse sizi giderir, başkalarını getirir.

22:63,64’de… Gökyüzünden su indirildi, yeryüzü donatıldı… Allah lütfetti size… Gökte yerde ne varsa O’nundur. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.

İsteyen inkâr eder, isteyen iman eder. İsteyen de istediği biçimde bir yol tutar. Birbirine gerçeği ve doğruyu tavsiye eder. Senin benim iman etmemle ya da inkâr etmemizle din kurtulmaz ya da yıkılmaz. Kötü yapıp ettiklerimiz Allah’ın dinini değil bizi yıkar.

14:8’de Musa diyor ki… Yeryüzündekilerin tümü inkâr etseniz bile Allah’ın size ihtiyacı yoktur.

29:6… Kim mücadele ederse kendi içindir… Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Sanki bütün insanlar sana bana muhtaçmış zannetme. Allah’ın ayetlerini yani düpedüz var olan gerçekleri, aklı, doğruyu, barışı inkâr edenler sadece kendi ihtiyacı olandan yüz çevirir ve kendilerini yıkmış olurlar. Muhtaç olan biziz. İyilik yapmaya, iyi olmaya muhtacız. Bu yüzden bazen ayağımıza bir taş takılır ya da önümüze yolu kapayan bir saksı çıkar.

35:15,16’da… Ey insanlar siz Allah’a muhtaçsınız. Allah’ın ise hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dilerse sizi giderir, yeni bir halk getirir.

Ona sabırla, itinayla ve tevekkülle (sadece O’nu vekil kılarak) yönelmek lazım. Elimizde olan maddi manevi varlıklarımız iyi olduğumuz için ya da elimizden çıkanlar, kötü olduğumuz için değildir. Afrika’da kemikleri sayılan aç çocuğun neden aç kaldığı, hatta mahallenin ötesinden içeri gelemeyen aç ve uyuz köpeğin bile neden var olduğu ve buna gerçekten müstahak yaşayıp yaşamadığı senin gözlemin ve uyanışın içindir. Merhametinin harekete geçmesi geçici dünyadaki kazanımlarındandır. O köpek belki de her türlü halinden memnundur, sen ise onun durumunda olsan isyana mı hazırsın yoksa sabır ve şükre mi? Düşün.

57:23,24’da… Elinizden çıkana üzüntü duymayın, size verdikleri dolayısıyla da şımarmayın. Allah böbürlenenleri sevmez… Ki onlar kendileri cimrilik eder, başkalarına da cimriliği tavsiye ederler. Her kim (isteyen) yüz çevirirse çevirsin Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır.

Gerçekte iki tarafa yönelik özgürlüğümüz var. Birisi Allah’ın diğeri ise dışımızdaki değil ta o içimizdeki şeytanın hizbidir. Şeytanın hizbinden taraflılık alkıştan, kibirden, çokluktan ve yalandan geçerken, Allah seni o yalana, alkışa, kibre, çokluğa ihtiyacı olmadığı bir taraflılığa çağırır. Seni O’nu alkışlayasın diye çağırmaz. Anlasan zaten hayranı olursun. Şeytan’ın başarması için sana ihtiyacı varken, Allah’ın yoktur. Şeytan bile bunu bilir. Çünkü kaybetmek üzere programlıdır ve senin denenmene vesile olması içindir.

58:21’de… Allah, yazmıştır: Ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.

Allah’ın galip geleceği de algımıza yönelik bir ifadedir. Her şeyin sahibi olan Allah’la zaten kim neyin yarışına girebilir? Tüm öğütler bizim doğruyu bulup benimseyebilmemiz ve dünya denen şu inşa şantiyesinde en iyi ol’mamız içindir. Meselemiz tribünsel ve gösterişsel bir taraftarlık değil, sadece doğru tarafta doğru işler görüyor olmamızdır.

Engeller aşabilmek içindir. Hayat zaten engelli bir koşu gibi. Anlama engellerini kaldırırsak, diğer engelleri geçmek kolaylaşacaktır. Selam ile…

One thought on “Engelli Şeridindeki Saksı

  1. Gönlüne, kalemine sağlık Cengiz kardeşim. Okuduğumuz, inandığımız ve bildiğimiz halde tekrar hatırlatarak kalplerimize ferahlık veren bu Kur’an beyanları ile güne emin olarak başlamak huzur verici. İnsanoğlu maalesef bu zaaftan vazgeçemiyor. Kimin malını kime veriyorsun derler ya, sorarsan mülk Allah’ın der, sonra Allah’ın mülkünü üzerine zimmetlemiş halde övünüp durur. Rabbim bakışımızı da, görüşümüzü de, anlayışımızı da doğru kullananlardan etmesi dileği ile
    Allah’a emanet olun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir