Ehlisünnetten Akıllı Bir Eleştiri

1919 Bağlamında Hadis ve Kuran Eleştirisine Yanıt

Geçenlerde tanımadığım birisinden Kurani bakışıma çeşitli eleştiriler yönelten bir mail aldım. Sözlerinden ehlisünnet geleneğe sıkıca bağlı olduğu anlaşılıyordu. Aynı zamanda Kuran’ı tek kaynak alan anlayışı çoğumuzun bildiği tanıdık isimler bağlamında ve özellikle hadislere yaklaşım kapsamında eleştiriyordu. Ve ilginçtir ki, eleştirisinde çok, hem de çok haklı olduğu yerler vardı. Kısaca söylersek şunu diyordu:

Eğer hunharca eleştirdiğiniz hadisler kitapta yazılı olan ayetlerden olsaydı… veya Kuran’daki bazı ayetler, ayet değil de hadis olsaydı aynı şekilde mi yaklaşacaktınız o ayetlere ya da hadislere?”

Hiç kem küm etmeyin… Arkadaş haklı millet… Hem de öyle bir haklı ki, bir konudaki ikiyüzlülüğümüzü yüzümüze yüzümüze vuran cinsinden. Kuran’daki en benzetimli sahneler, en aklı aşan ayetler şayet hadis olsaydı, çoğumuz onları “böyle şey mi olur!” diyerek diğer hadisler gibi, bir kenara atacak, bunlara inanılır mı be diyecektik… Veya tam tersine… Bazı akla mantığa aykırı hadisler şayet Kuran’ın içinde birer ayet olsalardı, bu ayetlerde mutlaka Allah’ın bir gerçeğe işaret etmiş olduğunu daha baştan kabul edip öyle anlamaya çalışacaktık… Yok öyle değil, yapmayız, demeden önce biraz düşünün derim… Yapardık!

Elbette ki Kuran’ın en büyük mucizesi ve kanıtı, ayetlerini, öğütlerini ve onlara uyduğumuzda karşılaştıklarımızı kendi hayatımızda bize deliller olarak sunması, ayetlerini bize yaşatmasıdır. Diğer önemli bir kanıt, kendi içindeki tutarlılık ilkesidir. Bu tutarlılık ilkesi ile baktığımızda ayetlerin birbiri ile adeta beynin iletişim ağları gibi bağlı olduğunu, bir yerde anlaşılmayan bir hususun diğer bir yerde farklı bir ayetle tamamlanarak anlaşılır hale geldiğini görüyoruz. Bir başka kanıt kitabın içindekiler ile dışındakilerin uyumudur. Tabiata, insana, hayata ve dönüp içimize baktığımızda ayetler kendilerini açıkça gösteriyorlar.

Ama yine de… Yine de eğer bazı ayetleri, hatta sureleri bağlamdan, tarihin lisan gelişiminden, teşbihten veya öğütten koparıp alırsak “yok artık” diyeceğimiz yerler var. Zülkarneyn kıssasında, Süleyman kıssasında, Kehf kıssasında ve hatta Musa kıssasında olduğu gibi… O halde, eğri oturup doğru konuşalım… Bu çağda, bu zamanda ve sorgulamanın gittiği yere kadar gittiği şu devirde, Kuran’ın tamamının Allah’tan oluşuna dair net, rasyonel ve açık anlaşılır bir direneğe birçokları için ve özellikle henüz Kuran’a ısınamamışlar için ihtiyaç var. Ve hatta ileriye daha güvenli adımlar atabilmek için bizim de ihtiyacımız var…

İşte burada 19 sisteminin kendini (iddialarda bulunan hatalar ve eksiklerine rağmen) gösterdiğini görüyoruz. Geçmeden önce yine burada şunu itiraf edeyim ki; kişisel olarak Kuran’da en çok zorlandığım bölümlerin başında Süleyman kıssası ve özellikle Neml suresindeki bölümler geliyordu. Buradaki müteşabih anlatımların kendimce izdüşümünü buluyorum ve bana verileni anladığımı düşünüyorum ama yine de “eğer hadis olsalardı” veya “eğer kitabın içinde olmasalardı” üzerinde düşünme zahmetine bile katlanmazdım muhtemelen. Peki neye istinaden bunu yapmazdım? Tabi ki yine Kuran’ın bu yöndeki öğütlerine atfen. Bu kitap öğüt alabilmek için bana yetiyor. Biz işin iç yüzünü az ya da çok anlayabiliyor olsak da dışarıdan bakılınca kitabı kitabın içinde yazanlarla ispata kalkmanın güven kavramının içinde ama mantık örgüsünün dışında göründüğünü kabul etmemiz gerek. Bunu ortadan kaldırmanın tek yolunda da şu ana kadar “on dokuz”dan başkası yok elimizde. Bazı kelimelerin şaşılası sayılarda geçmesi ve bulunan simetriler de bu matematiksel gerçeğin hoş birer tuzu biberi oluyorlar.

Benim için aklımı en zorlayıcı anlatımların bulunduğu Neml suresinde aynı zamanda besmele sayısını 19’un altı katına yani 114’e tamamlayan kayıp besmelenin bulunuşu bu açıdan çok manidardır.  Ancak 19 sistemi, besmele sayısının 19’un katı oluşundan çok daha fazlasına sahip. Konuyu daha iyi anlayabilmek için Edip Yüksel’in “Üzerinde 19 Var” isimli kitabını veya Kuran Araştırmaları Grubunun yayınladığı “Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize” kitabını incelemenizi tavsiye ederim. Ancak onlarla da yetinmeyip, öğrendiklerinizden yola çıkarak sayım çalışmalarınızı kendinizin yapmanızı özellikle öneririm. Başkasının şahitliğiyle yetinmeyin, her gerçeğe siz kendiniz şahit olun. Yoksa o gerçek sizin olmaz. İddiaların eksileri varsa (ki bence var) onlara da şahit olmanız kendinize dürüst olmanızı sağlayacaktır.

Bugün için, bu tarih için, 2016 için söylüyorum ki; eğer on dokuz sistemini alerjilerinize atfen saf dışında bırakırsanız sorulacak sorularda bir noktada tıkanır ve ileriye bir adım daha atamazsınız. Bugün için 19, ileriye adım atamayacaklar ve geldiği uyanış noktasını son yer zannedecekler için kesinlikle ciddi bir ayrım ve ölçüm içerir. Tevbe suresinin son ayetleri ya da iddia edilen elçilik meseleleri bile (tavuk yumurta tartışmasına benzer biçimde) o noktadan sonra tartışma gereği bile olmayan şeyler olarak kalacaktır. Yani matrix filmindeki ilginç replikte olduğu gibi “gerçeği anladığınızda kurşunlardan kaçmanıza gerek kalmayacak” Kendini şu anda savunamayacak olan birileri kendi çağdaşlarına kendi izdüşümlerini söylemişlerdir. Kim oldukları ayrı bir tartışma konusu ne söyledikleri ayrı bir tartışma konusudur. Ortada 19 diye bir gerçek parça parça beliren kısımları ile de olsa gün gibi dururken… Zaman hızla geçerken, devirler ivmelenmiş gibi giderek hızlanırken… Bugün ortada rasyonel bir bilgi var. O da 19 sayısının Kuran’ı çok ilginç ve şaşılası bir biçimde sarıp kuşatmış olduğu gerçeğidir.

Bu gerçeğin tevbe suresinin son iki ayeti olarak bildiklerimizi sistemin dışına itip itmemesinin benim nazarımda farklı bir anlamı var ve bu konuda ayrı bir yazı yazmıştım zaten. Bu durum aynı zamanda 19’un bir göstergesidir. O ayetlerde anlatılanların gerçek olması benim onları kabulüm için yeterlidir. Kitapta yazması bile gerekmez. İki kere ikinin dört ettiği de ayetlerde yazmıyor ama benim için o da bir ayettir. Biz gerçeğe iman ediyoruz, zanna değil, sayfalara, satırlara değil. Tevbenin son ikisi Kuran’dan sayılsın ya da sayılmasın bu durum on dokuzun varlığını ortadan kaldırmıyor. Zaten o iki ayet de kendi içerisinde küçük bir 19 içererek bize bir işaret veriyor. Asıl endişe ettiğim nokta daha önceki bazı yazılarımda da belirttiğim gibi 19 konusunun bazı algılarda adeta bir mezhep hüviyetine, isim ve hizip haline dönüşme tehlikesiydi.

Neyse… Derdim on dokuzu tartışmak değil, küçük şerhlerim olsa da 19’un önemine işaret etmek. Peygamberin ay’ı yardığına ya da miraca çıktığına kitapta olmadıkları için hemen itiraz ederken, Sebe melikesinin tahtının göz çırpılana kadar getirilişine ya da Süleyman’ın asasını ağaç kurdunun yiyip bitirmesine kadar ölümünün fark edilmeyişine akılcı yaklaşımlar getirmeye kalkmak (bazı öğütler içerseler ve her ne kadar Kuran bağlamında tutarlı olsalar da) bir noktadan sonra hiç de akılcı, hatta daha kötüsü samimi gelmeyecektir kitaba takvayla yaklaşmayanlara. Oysa biz doğruyu öğrenip doğru öğüdü uygulamanın ve hep doğruyu söylemenin peşinde olmalıyız. Sadece doğrunun peşinde. En doğrunun peşinde. İçimiz dışımızla bir olarak. İçimizdeki fücurumuzdan arınmış olarak. Şüpheleri saklayarak değil, şüphelerin üstüne giderek. Kuran’ın taraftarı olarak değil, Kuran’dan emin olduğumuzu iddia ediyorsak, gerçekten emin olarak.

İşte bu durum hem şeytanın sesini kesip içimizi rahatlatacak hem de Kuran’ın bugüne izdüşen öğütlerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Böylece ayetlerden emin oluşumuzda kademe atlatacak, imanımız güçlenecek ve bu güçleniş (öğütlere daha bir özgüvenle ve daha sımsıkı sarılacağımız için) bizi daha erdemli insanlar yapacaktır. Umut ederim…

Tüm bunlardan daha da önemli olanı, kitabın, kâinatın ya da gerçeklerin bizim kalbimize inecek olan sayfaları ve satırlarıdır. Kalplere inmeyen ayetlerin kitapta olması ile olmaması arasında elbette bir fark yok.

Selam ile…

7 thoughts on “Ehlisünnetten Akıllı Bir Eleştiri

  1. Eğer Kuran’ın Tanrı kelamı olduğu sadece 19 sistemi ile anlaşılır dersek o zaman 19 sistemi bulunmadan 14yy boyunca Kuran’a iman etmek ile Tevrat ya da Kitabı Mukaddese iman etmek arasında hiç bir fark olmaz! anlamı çıkar.
    Peki Bakara 23-24 vb. ayetleri nereye koymak gerekiyor?
    Ayrıca Halis Aydemirin “Simetrik Kitap” adlı eseri daha 19 sisteminden daha tutarlı gibi duruyor.
    Teşekkürler.

  2. 19
    kalbinde maraz olmak
    tevbe son iki ayet
    sünnetullah
    buzun dibe çökmemesi(diğer sıvıların tersine)

  3. Hadisler uydurulurken neye dikkat edildi, neye benzetilmeye çalışıldı sizce beyefendi..! Öylesine işkembeden atılmadı ya.. tamamen Allah’ın kitabı (kitapları) taklit edildi… bizler imitasyon ile asıl olanı birbirinden ayırıyoruz.. taklitçileri ve taklitleri deşifre ediyoruz..! Kur’an’dan asla da şüphe duyamıyoruz..! Her seferinde kitap, kendini bize kanıtlıyor.! Zorlandığımız yerler, sadece anladığımız şeyi ifade etmekle sınırlıdır…! Bence bu da kitabın mucizelerinden dir..!

  4. Kuran 23 senede inmiştir. Bu indirme suresi içerisinde Kuran tamamlanmamış ve henüz 19 rakamı ortaya çıkmamıştır. Bizi tutacak tek dal 19 mucizesi ise bu süre içerisinde yaşayanlar nasıl inanacaktı?

  5. Selam kalemzade,
    Ben Allah ın Kuran-ı Kerim i koruma sözünü kuran dan okudum ve nasıl diye düşünürken 19 la karşılaştım ve Tamam budur dedim. tabi bunu kullanmayı çok bilmiyorum o ayrı. sizden Nisa süresi ilk ayetler hani ilk 10 diyelim bir araştırmanız varsa göndermenizi isteyeceğim. Umarım bu satırları takip ediyorsunuz.
    ..Nimet verdiklerinin dosdogru yoluna iletilmek isterim hep…selam ve esenlik dilerim

  6. Şu söze hak vermeniz çok garip: “Eğer hunharca eleştirdiğiniz hadisler kitapta yazılı olan ayetlerden olsaydı… veya Kuran’daki bazı ayetler, ayet değil de hadis olsaydı aynı şekilde mi yaklaşacaktınız o ayetlere ya da hadislere?”
    Şu şöyle olsaydı bu böyle olsaydı vs. bu mu yani birine hak verme kriteriniz? Klasik bir söz var halamın bıyığı olsa amcam olurdu. Burada kurulan mantıkta tamamen bu.
    Hadisler kitapta yazılı ayetlerden olsaydı zaten adı hadis olmazdı, Kurandaki bazı ayetler ayet değil hadis olsaydı o zaten ne Allah’ın kitabı olurdu ne de adı Kuran olurdu. Sizi eleştiren kişi bir laf cambazlığı yapmış, sizde kolayca düşmüşsünüz buna.
    Süleyman kıssasının anlaşılmayacak hiç bir tarafı yok. Tahtın getirilmesi meselesi günümüzde ciddi şekilde araştırılan ışınlanma konusuna bir işarettir. Karınca ile ilgili anlatıma benzer konularda günümüzde çok sayıda bilimsel araştırma yapılmaktadır. Bal arıların dansı var onu izleyin bulduğu bal kaynağının yerini, uzaklığını ve miktarını diğerlerine tarif ediyor. Hangi matematikle bunu yapıyor? Bir insan bile olsa hiç sayı bilmesin bunları nasıl tarif edecek? Arı nasıl mesafe,yön ve miktar bilgisi verebiliyor? Peki bunu aklınız alıyor mu? Konuşma sadece ağızdan çıkan sesler değildir, arı da kendi dilinde konuşuyor.
    Sizce bir nesne aynı anda iki yerde olur mu? Bunu aklınız alır mı? Kuantum fiziğinde bu oluyor. Çift yarık deneyini izleyin. Etrafımız aklımızın almadığı nice şeylerle dolu. Bunları aklınız almıyor peki ahirete nasıl iman edebiliyorsunuz? O çürümüş kemikler nasıl bir araya gelecek? Bütün bilgilerinizin dna denilen mikroskobik bir yapıda yazılı olmasını aklınız alıyor mu? Peki hz. İsa’nı mucizelerini aklınız alıyor mu? Nasıl çamurdan yaptığı heykel kuş oldu yada ölüleri nasıl diriltti?
    Bunların hepsi bir ilme işarettir ve en önemlisi Allah kelamı Kuran içindedir beşer kitaplarında değil. Eğer bu ayetlere anlamadım, aklım almadı mantığıyla yaklaşırsak Kuran kıssalarına uydurma diyen tarihselci şeytanların yalanları arasında kaybolur gideriz.
    Siz yıllardır eleştirdiğiniz konunun aslını unuttunuz sadece resmi aklınızda kaldı galiba. Bugün hadis diye önümüze sürülenlerin çoğunluğu insanı ne hidayete götürür ne tevhide zaten Kuran bilmeyip hadisleri yalamış yutmuş ümmetin perişan halinden de bu alenen ortada. Hz. Peygamberin vefatından 200 sene sonra çıkan birileri tarafından yazılan, bir kısmı siyasi emellerini Peygambere yamamaya çalışanlar , menfaati için insanları yönlendirmeye çalışanlar(imamlar kureyşten olur), alenen dinle alay etmek için (ahirette Allah baldırını açar peygamberlere gösterir), kimisi de sanki akşam bir şeye kafası bozulmuşta sabah uydurulmuş gibi duran(kertenkele öldürmek sevaptır) bir yığın saçmalık ile gerçek mucize Kuran’ımı kıyaslayacağız? Allah kitabı hidayet nedir, tevhid nedir, iman nedir öğrenelim ve aklımızın almadığı şeyler bizi saptırmasın diye indirdi.
    Kuranda 19 veya benzeri matematiksel dizilimler olabilir ama bunlar sizin referans verdiğiniz edip yüksel gibi tahrifatçıları da kabul etmemizi gerektirmez.

  7. 3:66 – İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
    4:157 – Bir de “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.
    5:50 – Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
    17:36 – Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.
    18:4-4- (Bu Kur’an) “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarıp-korkutur.
    18:5 – Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
    22:8 – İnsanlardan kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.
    22:71 – Onlar Allah’ı bırakıp da O’nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
    31:6 – Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.
    18:22-(Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: “Üç’tüler, onların dördüncüsü köpekleridir.” Ve: “Beştiler, onların altıncısı köpekleridir” diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. “Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir” diyecekler. De ki: “Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.” Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
    11:18 – Üstelik bir yalanı Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna arzolunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: “İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir”. İyi bilin ki: Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.
    27-65- De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”
    31:20- Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiç bir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.
    104:22-22. Hayır dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”
    30:30-Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..
    19:64-Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?
    29:51-Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
    31:33-Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir