Ay Yarıldı mı Yarılacak mı?

ay moonKamer Suresinden İzdüşümleri

Her yaşadığımız saniyeden sonra az öncekinden çok daha yakınız ölüme. Şu yazının dikkatinizi çektiği andan itibaren okuduğunuz birkaç cümleden sonra artık eskisinden çok daha yakınız yıkılış saatine ve hesap gününe. Geri dönmek için hiçbir çare yok. Dakikalarımız geçiyor. Saat her an daha da yaklaşıyor. Bu gerçeği bile bile insanların çoğu halen aklını kullanmaya, doğruyu aramaya ve sözü dinleyip kavramaya yanaşmıyor. Tüm uyarılar çokları için boşa çıkıyor.

54:1 Saat yaklaştı ve ay yarıldı.

Saat Yaklaştı… Kamer suresinin başındaki “saat yaklaştı” ve “ay yarıldı” ifadeleri benim izdüşümümce tam da bu gerçeğe işaret ediyor. Ne ayın geçmişte ortadan ikiye ayrılması ne de gelecekte ayrılacak olması değil, sürekli olarak zamanın geçiyor oluşuna işaret ediliyor. Kuran’ın ifadesi ile Ay zaten zamanı ölçebilmemiz için tayin edilmiş bir gökcismi. Üstelik Arapçada “Kamer” adı Ay’a ışık verdiği sürece verilen bir isim. Yani gökyüzünde Ay’a dair bir emare görmüyorsanız ortalıkta kamer diye bir şey yok demektir. Ay’ın ışık vermediği “yeni ay” durumunun yedinci yüzyılda ve özellikle öyle bir ümmi toplumda bir anlamı yok. Nitekim kayda değer sözlüklere baktığımızda da bunu görüyoruz. Kamer, (k-m-r) ışık verdiği sürece Ay için kullanılan bir isim.

Gelelim “yarılma” hadisesine… Biz bazen Kuran’ı okurken hep gaybtan bir haber verildiği merakı ile ayetlere yaklaşıyoruz. Oysa Kuran’ın çoğu öğüt alma ile ilgili. Basit bir akıl yürütmeyle kolayca anlayabileceğimiz öğütleri sırf bu mucize arayışımız yüzünden gözden kaçırabiliyoruz. Yine birkaç sözlük karıştırınca siz de göreceksiniz ki bahis konusu kelime (ş-k-k) Türkçedeki “yarılma” kelimesi ile tam olarak aynı anlamda değil. Gerçi “yarılma” olarak alsanız da öğüt bakımından çok fazla bir şey değişmez ama yine de biraz kitap karıştırınca “ş-k-k” kelimesinin anladığımızdan bir nebze farklı anlamları ortaya çıkıyor… Örneğin toprağı yarmak… Yani toprağın bir kısmını elle, kürekle ya da kazmayla alıp orada bir boşluk ya da çukur oluşturmak… Örneğin göğün yarılması… Örneğin yerin yarılması… Yani gökte ya da yerde bir açıklık oluşması, bir geçit oluşması, bir boşluk oluşması… Bir anlamda “yarılan parça” bütünden ayrılıyor ya da kopuyor. Ayrıca “zorluk” anlamına geliyor. Türkçeye geçmiş olan “meşakkat” kelimesi aynı kökten gelen bir kelimedir. Yine Kuran’da karı kocanın birbirinden ayrılıp kopması için de aynı kelime kullanılıyor.

Çok uzatmayayım… İşte Kamer suresinin başında, Ay’ın yarılması da Ay’ın ışığının bir kısmının günden güne kaybolup bütünden kopması ve dolunay biçimindeki Ay’ın zamanla (bu anlamda) yarılması ile küçülmesi işaret ediliyor. İnsanlara hem ölüm hem de kıyamet Saat’inin her an yaklaşmakta olduğu hatırlatılıyor, bunun bir delili olarak gökyüzü gösterilip Ay’ın da bir döngü ile günden güne küçüldüğü örneğiyle zamanın geçmekte olduğu, kendilerine çeki düzen vermeleri öğütleniyor. Nitekim Kamer Suresinin devamına ve bütününe bakarsanız geçmişteki birçok kavmin yapıp ettikleri ile kendi sonlarını nasıl getirdikleri anlatılmakta ve insanlara o kavimler misaliyle kendi hallerine dönüp bir bakmaları isteniyor. Yani buradaki delil/ayet, gökyüzündeki ayet/delille özdeşleştiriliyor.

Zaman Geçiyor… Ama insanlar bu ayın ışığının kopup azalmasındaki “zaman geçiyor” ayetini görmektense bu hatırlatmaya yüz çeviriyorlar. Bunun (yani Ayın ışık döngüsünün) zaten süregelen ve her zaman olan bir şey olduğunu düşünerek buradan asıl almaları gereken öğüt hakkında bir anlam çıkaramıyorlar. Bununla da kalmayıp o Ay’a gereksiz kutsallıklar atfediyor, hatta bir kısmı o Ay’a tapıyor ya da üzerine mucizeler, büyüler, hurafeler icat ediyorlar. Oysa ihtiyaçları olan şey mucizeler değil gerçeklerdir, delil/ayet üzerinde düşünüp ibret almaktır.

54:2 Onlar bir ayet/delil görseler, sırt çevirirler ve: ‘Bu sürekli bir büyüdür’ derler.

Uyarılar İşe Yaramıyor… Maalesef insanlar hurafelere ve geleneklerine öylesine bağlılar ki, hakkında bilgileri olmadığı halde o geleneklerini gerçeğe tercih ediyor, gerçeği yalanlıyor ve hatta o hurafeleri gerekirse kanlarının son pahasına bile olsa savunmak zorunda hissediyorlar. Oysa insanlara yeryüzünde nerede olurlarsa olsunlar, hangi devirde yaşarlarsa yaşasınlar bir şekilde deliller, haberler, öğütler, ayetler ulaşıyor. Yine de insanların çoğu için uyarmalar bir işe yaramıyor.

Kamer suresinde hemen ardından kıyamet saati hatırlatılarak bugün yüz çevirmiş olanların zorlu günü görecekleri ve davete ister istemez koşa koşa gidecekleri anlatılır. Ardından da eski kavimlerin durumları ile örnekler verilerek geçmişten ders almaları istenir.

54:9 Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Öyle ki kulumuzu yalanladılar ve “ona “deli/cinlenmiş” dediler. Ve onu bastırıp engellediler.

Ardından Nuh’un “Artık yenildim ve Sana bıraktım” mealindeki duası gelir ve o kavmin tufanda boğuluşu ve Nuh’la ailesinin gemi ile kurtuluşu hatırlatılır. Peşinden de şu ayet gelir…

54:15 Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

Ardından “akıl ve düşünüp ibret alma” konusu perçinlenir ve sure içerisinde dört defa aynı ayetle hem akla hem de Kuran’ın kolaylaştırılmış olduğuna tekrar tekrar işaret edilir.

54:17,22,32,40 Andolsun Biz Kuran’ı, hatırlatmak için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

Sonra Ad kavmi, Semud kavmi, Lut kavmi ve Firavun’un kavmi örnekleri verilerek “siz de dönün kendi halinize ve toplumunuza bir bakın, belki de aynı durumdasınız” anlamında hatırlatmalar yapılır. Üstelik çok manidar biçimde ardından şu ayet gelir…

54:43 Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir ayrıcalık/berat mı var?

Bu ayet, tam da bugün kendilerine Kuran ayetleri hatırlatıldığında yüz çevirip itiraz ederek “O ayetler o kavimlerdeki kâfirler için, bizi bağlamaz” diyerek kendilerini daha baştan “doğru” kabul eden (bir anlamda) yalancıların gafilliğini yüzüne çarpıyor. Özellikle de aidiyet körlüğüyle toplumuyla bütünleştiğini düşünerek kendilerini imanlı ve güvende zannedenlere öyle ayetler geliyor ki peşinden, azıcık düşünüp “bu ne demek” diyenler verilen mesajların ne olduğunu kolayca anlayacaklardır.

54:44,45 Biz, yardımlaşan üstün bir toplumuz mu diyorlar? Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.

54:46 Doğrusu asıl kıyamet saati onların azap vaktidir. O saat daha dehşetli ve daha acıdır.

54:47 Şüphesiz mücrimler bir delalet ve çılgınlık içindedir.

Ardından örnekler neredeyse bir kez daha ve bir kez daha hatırlatılır gibi bunun nedeni de belirtilir. Anlamamak anlamaktan çok daha zor…

54:51 Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?

Zaman geçiyor. Her an sona daha da yakınız. Şimdi dönüp etrafımıza bir kez daha bakalım. Acaba Ad kavminin, Semud’un, Firavun’un kavminin bir benzeri mi olma yolundayız yoksa birbiriyle yardımlaşan tek vücut bir toplum muyuz gerçekten? Ayetleri herkes okuyor mu, yoksa yüz çevirip muzaffer edalarla kitaplardan berat almış gibi mi davranıyoruz? Gerek bireysel, gerek toplumsal… Ay ayrıldı ve yarılmaya devam ediyor… Uyanan var mı?

Selam ile…

3 thoughts on “Ay Yarıldı mı Yarılacak mı?

  1. Selam üzerinize olsun, Aynı surenin 17,22, 32, 40. beyanlarını göz önüne aldığımızda makalenizde vurguladığınız uyarılar daha da önem kazanıyor. Kur’an’da kelime olarak geçmeyen mucize arayışları insanları açık beyanlar konusunda aklını gereği gibi kullanmama tembelliğine sürüklüyor. Malesef insanların çoğunluğu böyle davranırken, bazı kardeşlerimizinde Kitaba olan ilgi alakası cehdi sevindirici. Rabbim işlerinizi kolay eylesin inşaallah..

  2. ANKEBUT SURESİNDEKİ İNANILMAZ
    ENLEM-BOYLAM MUCİZELERİ

    http://www.yenimucizeler.com/ankebut-suresinde-mucizevi-isaretler-ad-ve-semud/ankebut-suresinde-mucizevi-isaretler-ad-ve-semudile-medyen-kavimleri-t8.0.html

    Ankebut suresinde böylesine açık ve net bir mucizenin olabileceğine inanamayacaksınız.
    Ankebut suresinin sure numarası 29 dur. Bu surenin 38. ayetinde Semud ve
    Ad kavminden bahsedilerek, onların yaşadıkları yerler hakkında beyanda
    bulunulduğu ve açıklama yapıldığı belirtilmektedir. İster istemez tam bu ayette
    bu kavimlerin yaşadığı yerler hakkında açıklama yapıldığının belirtilmesi, bu
    yer belirlemenin bir çeşit navigasyon koordinatıyla gerçekleşebileceğini
    düşündürdü. Dünya üzerinde bildiğiniz üzere ancak paralel ve meridyenlerle
    (enlem-boylam) bir yer belirleme mümkündür. Bunun için iki veri gereklidir:
    Enlem ve boylam değerleri.
    Kuran-ı Kerim’deki ayetlerin de bir koordinatı bulunur. Bunlar o ayetin Kuran’ın neresinde olduğunu anlamamıza
    yardımcı olur. Tahmin edeceğiniz üzere Ankebut suresi 38. ayetin koordinatı olan
    (29: 38) verilerini enlem –boylam değeri olarak uyarladığımızda ortaya çok
    şaşırtıcı bir mucize çıkmaktadır. Gerçekten de 29. Kuzey paraleli ile 38. doğu
    meridyenin birleştiği nokta, ayette geçen kavimlerin yaşadığı bölgeye isabet
    etmektedir. Semud kavmi, Ad kavminin devamı olan bir toplumdur. Ad kavmi helaka
    uğradıktan sonra ilk yaşadıkları bölge olan Arabistan Yarımadasının güneyinden,
    kuzeye göç etmişler ve Semud kavmini oluşturmuşlardır. Aynı bölge bu bakımdan Ad
    ve Semud’un yaşadığı yerlere karşılık gelmektedir. Aynı şekilde 36. ve 37
    ayetlerde bahsedilen Medyen kavminin yaşadığı bölge de tam olarak 29. paralel
    ile 36. Ve 37. meridyenlerin birleştiği yerlere karşılık gelmektedir. Üstelik
    Semud kavmnin yaşadığı yerle ilgili olarak Medine (Hicaz) ile Şam arasındadır
    deniyor ve Medine ile Şam arasına bir doğru çizdiğimizde tam orta noktası 29.
    kuzey paraleli ile 38. doğu meridyeninin kesiştiği noktaya rastlıyor. Bu coğrafi
    bölgelerin haritaları ve haritalar üzerindeki enlem-boylam gösterimleri ilgili
    çalışmada kaynaklarıyla birlikte mevcuttur.
    Bunlarla da bitmiyor. Lut
    Gölü’nün coğrafi konumu ve Hz. Musa’nın denizi yardığı tahmin edilen bölgelerin
    de koordinatları sure ve ayet numaralarıyla işaretlenmiş.
    Neden kuzey
    paralelleri ve doğu meridyenlerinin esas alınması gerektiğinin de çok basit bir
    açıklaması vardır. Sure ve ayet numaraları doğal olarak pozitif tamsayılardan
    oluşmaktadır. Koordinat düzleminde her iki unsurun da pozitif olduğu bölge (+x,
    +y), dünya haritasına uyarlandığında kuzey paralelleri ile doğu meridyenlerine
    karşılık gelmektedir. (Ekvatoru x- ekseni, 0 derece boylamını da y- ekseni
    olarak varsayıyoruz. )
    Ayrıca neden Ankebut?… Ankebut örümcek anlamına
    gelir. Surenin bir ayetinde örümceğin evinden bahsedilir ve sure adını bu
    ayetten alır. Örümceğin evi, bilindiği üzere örümcek ağındandır. Örümcek ağı
    şekil itibariyle doğadaki yapılar içerisinde paralel ve meridyenlere en çok
    benzeyenidir. Üstelik El-Ankebut kelimesi teknik bir terim olarak, lehva
    üzerindeki şebeke ( ağ, örgü, ızgara) anlamına gelmektedir. Tıpkı bir haritanın
    üzerindeki enlem- boylam çizgileri gibi…
    Daha ne kadar açık bir mucize
    bekleyebiliriz ki…

    Bu konuların dışında yeni
    tespitlerimden biri olan, Hz.Adem ve Havva’nın yeryüzüne indirildiği yerin
    koordinatlarıyla ilgili olan ve National Geografic kurumunun yürüttüğü
    Genografic Project çalışmasına dayanan mucizevi uyumu da incelerseniz çok
    sevinirim.2/Bakara:36 ayetiyle 2:36 koordinatlarının nasıl mucizevi bir şekilde
    uyum gösterdiğine tanık olacaksınız
    http://www.yenimucizeler.com/ademin-dunyaya-indirildigi-koordinat/adem-dunyanin-neresine-indirilmistir-t63.0.html

    Adem Dünya’nın Neresine İndirilmiştir? – Adem’in Dünya’ya İndirildiği Koordinat
    http://www.yenimucizeler.com
    YERYÜZÜNDE İNSAN NESLİNİN İLK OLARAK ORTAYA ÇIKTIĞI YER: AFRİKA RİFT VADİSİ Yeryüzünde insan neslinin ilk olarak ortaya çıktığı bölgenin Rift Vadi

    BU VE DİĞER BİRÇOK MUCİZENİN İNSANLIĞA DUYURULARAK İSLAM
    İNANCININ YAYILMASINA KATKIDA BULUNMANIZI RİCA EDERİM…
    EĞER MESAJIMI
    OKUDUYSANIZ KISA BİR YORUM GÖNDERİRSENİZ SEVİNİRİM..
    ALLAH`A EMANET
    OLUN..
    AV.TARIK TAŞPINAR

  3. Tüm gerçeğin peşinde olanlara selam olsun,
    Bir süredir izlediğim ve çok yararlı,aydınlatıcı bulduğum Allah yolunda bir muhakkik olan Cengiz Yardım kardeşimi öncelikle bu hayırlı hizmeti nedeniyle kutluyor ve teşekkür ediyorum.
    İnsanlar oldu olası hep kolayın yani ‘aldatmanın ve aldanmanın’ peşinde olmuşlardır.Bir işin veya sorunun çözümü için tahkik etmek,incelemek,çabalamak yerine hazır bir şekilde sorun çözülsün veya kendileri ikna edilsin diye beklerler.Sihirbazları ,hokkabazları da bu yüzden hayranlıkla izleyip heyecan duymaları onlar için yeterlidir.Pek azı, bu numaranın altında ne var? hangi fiziksel kuralı kullanarak gözleri bağlıyor,yani aldatarak illüzyon veya benzeri etkiyi sağlıyor diye düşünür.
    Aynı istek Allah’a inanmak için mucizeler beklenmesinde de geçerlidir.Şöyle düşünelim siz tüm kainatı yaratan,tüm irade ve sonsuz gücün,sonsuz bilginin sahibisiniz.Sonra yine sizin tarafınızdan belli bir amaç (imtihan ) için yaratılan mümkün varlık size inanmak ,doğru olanları yapmak,doğru yoldan gitmek için her devirde her topluma gönderilen akıl sahibi ve doğrulukları ile tanınmış uyarıcılarınıza rağmen tutmuşlar bize sihir ,mucize göster ki biz de sana inanalım türünden bir küstahlık bir büyüklenme yapıyorlar.Şimdi bu her şeye gücü yeten ,her sıfat ve ismin sahibi kendini ispat için onların basit zeka ve algılarını etkiliyecek bir mucizeye ihtiyaç duyarmı?İsterse yapar tabi.Hemde en dehşetli en inanılmazından.Herşey elinde.
    Ancak böyle bir şeyi beklemek yani bir gün gökyüzünden kilometrelerce çaptaki çok büyük bir aksakallı başın bize doğru bakmasını ve bize birşeyler söyleyip bir kaç parmak hareketiyle dağları devirmesini,şehirler yıkmasını ve kendini isbat etmesini beklemek ne kadar basit,primitif,filimsel bir ikna isteğidir.Aslında O ,işlerini sürekli yapıyor ama kendi kuralları ile.Gözünü ,aklını ve gönlünü gerçeğe,bilime açan insan için ise tüm alem,makro ve mikro kainat tümüyle mucizelerle doludur zaten.Bunlara baktıkça yani ;canlı yapısından organizmaya,hücre yapısından kromozomlara ve genlere,atomlardan quarklara,evrenin gezegen ve güneş sistemlerinin,galaksilerin içinde bulunduğu sonsuz dengenin (Allah’ın rahman özelliği) aslında ne kadar büyük bir mucize olduğunu görmek gerekir.Hala daha basit illüzyonlar ,matematik,olasılık ,sayı hesapları,benzerlikleri peşinde olmak yine başta izah etmeye çalıştığım kolay yolu seçme gayretleri içinde olmaktır.
    Ancak bir de Allah ‘Biz istemezsek siz doğru yolu bulamazsınız ,hidayete eremezsiniz.’diyor.
    İnşallah O’nun doğru yola eriştirdiklerinden oluruz.
    Selam ve Sevgilerle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir