Anlamadılar Anlamıyorlar

geleneksel

Gelenekselcilikten Hileciliğe Uzananlar

“Yahu kardeşim ne cahil adamsın? Biz peygamberimizin sözlerine, hal ve tavırlarının örnekliğine uymaya sünnet ve ashabının ona tabi olduğu gibi uyar topluluğumuza da vel cemaat diyoruz!” diyorlar. Size bir sır vereyim mi? Ey sünnet ehli! Siz onu da bilmiyorsunuz. Onu da okumuyorsunuz. Bir takım kimselere indirilmiş sapkınlığı din diye dinliyorsunuz. Onlar etrafınızda cübbeleriyle, sarıklarıyla dolanıyor ve sizi bir kısmı bilmeden, bir kısmı ise bile bile güdüyorlar. Sizin gönlünüzde itibar sahibi olmaya çalışıyor, sizin sırtınızdan helaller(!) kazanmaya çalışıyor, sizin önünüzde kıyam etmekle ve sizi ezikler gibi görmekle ihya oluyorlar. Size değer vermiyor, sizi kendilerine maraba yapıyorlar. Onlara göre kendileri peygamberler, siz de onların ashaplarısınız. Aslında onlar kendilerini EhliSünnet, sizi v’el cemaat yapma peşindeler. Onlar yasaları koyacaklar, siz de o yasalara uyan vel cemaat olacaksınız! İstenilen budur. Bilseler de budur, farkında olmadan iyi niyetle yapsalar da budur.

Onlar her fırsatta size “Siz bize uyun ki kurtulun. Başkasını sakın dinlemeyin.” derler. Amentü yoluyla Allah’ın dinini üç beş maddeye indirger, kendi uydurdukları yasalarını sizin sırtınıza yüklerler. Size “İmanınızdan şüphe etmeyin! Dinden çıkarsınız!” derler. Çünkü imanınızdan şüphe ederseniz uyanacağınızı, düşüneceğinizi ve gerçeği bulmaya çalışınca onları terk edeceğinizi bilirler. Sizin Allah’a olan yakınlığınız değil, onlara olan yakınlığınızın peşindedirler. Allah’a iman edip güvenmeniz onların umrunda bile değildir, umurlarında olan onlara güvenmenizden mahrum kalmalarıdır. Etmemek ne kelime, insan imanından tam tersine şüphe etmelidir. “Ya yanlışsam!” demelidir ki doğruyu bulabilsin. Önce dine girmelidir ki dinden çıkmaktan korkabilsin!

Onlar size “Ashabın her biri yıldızlar gibidir. Onlardan hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” derler. Oysa bu düpedüz bir yalandır. Ashap dedikleri insanların içinden öyle münafıklar ve öyle kâfirler çıkmıştır ki onlara uyacak olursanız cehennemin dibini asansörsüz ve pike yaparak boylarsınız. Size onlara güvenmenizi söylemekteki asıl amaçları, sizi kandırıp kendilerine sadık tutabilecek tüm gerekçelerini, o rivayet havuzunda bulabiliyor olmalarıdır. Aslında sizin o ashaptan kimin yolunda gideceğiniz umurlarında bile değildir. Sizin o ashaplara dair rivayet kitaplarını bile doğru dürüst okumayacağınızı bilirler. Umurlarında olan, ileride söyleyecekleri rivayetlere daha söylemeden sizi inandırıp, istedikleri gibi yönetmek istemeleridir.

Onlar Allah’ın haram ve helallerine inanmayı size şart koşar, yapıp yapmamayı ise şart koşmayıp günah sebebi sayarlar. Çünkü bilirler ki bir gün söylediklerinin tam tersine şahit olursanız mazeretleri olsun. Sizin namaz kılıp kılmamanız onların umrunda bile değildir, onların umurlarında olan onların namaz kıldıklarına, dindar olduklarına şahit olmanız ve onları iyi insanlar belleyerek güdümlerinden ayrılmamanızdır.

Onlar “Allah’a ve elçisine inandığını söyleyenleri yanlış yolda bile olsalar tekfir etmeyin” derler. Ama kendileri en büyük tekfirleri yaparak, herkesten önce Kuran’ı anlamak için okuyanları kâfir ve inkârcı ilan eder, sizin için kimin kâfir kimin mümin olduğunu sözde gösterir ve aklını kullanarak okuyup düşünenlerden uzak durmanızı sağlarlar. Size “onları tekfir etmeyin” derken aslında kimi tekfir edeceğinizi vaazlarıyla gösterirler. Bu da sizin bir gruba aidiyet hissetmeniz, hizipleşip taraftar olmanız ve okuyup bilmediğiniz halde atalarınızdan gelen zanla kendinizi doğru yolda ve iyi huylu insanlar zannetmeniz içindir.

Onlar size “Miracın olduğuna, hem ruh hem de bedenen olduğuna” inanmanın iman şartı olduğunu söylerler. Çünkü miraç inancı ile ilgili her tereddüt onların ileride size anlatacakları kendi ezoterik masallarına inanmanızın önünde bir engeldir. Bunu ilkel çoktanrılı dinlerin ezoterizminden ibaret ritüllerdeki maksadın aynısını devam ettirebilmek ve sizi bu yöntemle etki altında kullanabilmek için yaparlar. Ve o ezoterizm seanslarına size güvenmedikleri için sizi bir seviyeden öte asla katmaz, sadece sözde soylular olarak kendinden olanlara bir makam vermek için yaparlar. Siz de dersiniz ki şu zat şu velinin öğrencisiydi, şu zat uçmuş, şu zat bilmem hangi evliyanın soyundan geliyor. Oysa onlar uçmazlar, size uçtuklarını söyletirler. Aslında uçanları da var, da kanatla değil, aldıkları ilaçlarla!!! Aynen ilkel kabileler gibi, aynen Hint şamanları gibi, aynen afrodizyak etkili mantarlar yiyip kurban edilecek bakire kız arayan, sauna etkili çadırlarda Maya bilmem ne oymağının Esneyen Ejderhaları gibi. Halkı da onları din adamı zanneder. Müridine suçüstü yakalansa da “Şeyhini bilmem kimini becerir görsen de inanmayacaksın. Aşamayı geçmen için bunda bir imtihan vardır.” der! Müridi “haklısın şahım!” diyerek aşamayı geçerken şeyhi de başka bir aşamaya geçer!!! Sizin peygamberin miracına inanmanız onların umrunda bile değildir, umurlarında olan onların kendi uyduruk yükselişlerine ve uçmalarına böylece daha baştan ikna olmanızdır.

Onlar insanlara “Cennette Allah’ı göreceksin!” derler. Dikkatleri gözle görmeye çekerek insanların bilincinde böylece bu dünyada Allah’ı görmenin mümkün olmadığına daha en başta inandırırlar. Kendileri ise rüyalarında evliyaları, peygamberleri görmekle, onlarla konuşup halleşip, bir takım konuların çözümünü bulmakla kalmaz, Allah ile de görüştüklerini bile iddia ederler. Siz ilah demeseniz de gözünüzde onlar artık ulvi ve yüce makamlarda birer ilahtırlar. Sizin asla onlar gibi makamlara erişemeyeceğiniz duygusunu size yedirirler. Siz Yunan mitolojisiyle, Latin ve Hint mitolojisiyle dalga geçtiğinizi zannederken, onlar gibi birer Zeusunuz, birer gökyüzü birer yeryüzü, rüzgâr ve güneş ilahlarınız, birer yer altı tanrınız oluşur. Oysa çok tanrılı dediğiniz dinlerde de bir tane en büyük, diğer ilahları yaratan Tek Tanrı vardır. Bu halinizle onlardan hiçbir farkınız kalmamıştır da siz farkında bile değilsinizdir.

Onlar, Allah böyle bir şey demediği halde  “Peygamberimiz kıyamette kullara şefaat edecektir.” inancını size yuttururlar. Şefaat inancı da yine çok tanrılı dinlerin inancıdır. Çünkü geçmişten beri insanları din adına kandırmanın en kestirme yollarından, şeytanın en büyük maskelerinden biridir. Peygamberin sizi duyduğunu, hatta gördüğünü, yeri gelip sizin düşüncelerinizi bile okumakta olduğunu ya da meleklerin ona haber verdiğini söylerler. Allah’a olan vasıfları peygambere giydirerek sizi Allah’a olan sevginizden uzaklaştırır, peygamberin merhametini üzerinize baskılayıp gösterme çabasıyla Allah’ın merhametini örterler. Sonunda öyle bir hal alır ki peygamber neredeyse Allah’ın tüm vasıflarına sahip, Allah’tan daha merhametli ve yetki sahibi birisi oluverip çıkar! Ama size şunu söyleyeyim… Sizin peygamberden şefaat beklemeniz onların aslında umrunda bile değildir. Onların umrunda olan kendilerinden şefaat beklemeniz, onlardan medet ummanızdır. Şefaat konusunu sürekli gündemde tutarlar ki onlardan geleceğini umduğunuz menfaatlerin peşinde olasınız! Günü geldiğinde size âlimlerinin de, kendilerinin de şefaat edeceklerini söylerler. Hatta sizin de öte tarafta birbirinize çapınız kadar şefaat edeceğinize inandırırlar. Bir silsile oluşturur ve bu silsilede sizi en alta koyarlar. Size Allah’ı yavaş yavaş unutturur, yerine kendilerini koyar ve sizin kendinize olan güveninizi yok ederler. O andan sonra Allah’a ulaşabilmek için silsileyi takip etmek zorunda kalırsınız. Onlar varken Allah’ın size, onlara uymadığınız sürece lütfetmeyeceğini zannedersiniz.

Sizi kabir azabına, yani mitolojideki yer altı tanrılarına inandırırlar. Daha Allah’a hesap vermeden bir takım ilahlara hesap vereceğinizi zannetmeye ve korkmaya başlarsınız. Allah ölüler duymaz derken, onlar size ölülerin duyduğunu, gördüğünü ve hatta gezdiğini iddia ederler. Çünkü ileride ölülerle konuştuk derken sizi inandırmak için bu elzemdir. Ölülerin duyuları olmadığını bilirseniz onlara karşı çıkacağınızı çok iyi bilirler. Ayrıca kabirde azap ve bir hayat olmalı ki, orası için de bir sektör oluşsun, değil mi!!! Sizi çocuk gibi kandırıyorlar. Uyanın!

Özellikle tasavvuf ehli olduğunu iddia edenler size evliyaların kerametine inanmanın hak olduğunu iddia edip dururlar. Bunu sürekli tekrarlayarak sorgulamanızın ve “Bu böyle olur mu?” demenizin, düşünmenizin önüne geçerler. Çünkü ileride kendi sözde kerametlerine de sizi inandırmak zorundadırlar. Eğer siz fizik kanunlarına inanırsanız, onların anlattıklarına inanmazsınız. Eğer siz fizik kanunlarının Allah’ın sünneti olduğunu bilirseniz, onların yalan söylediklerini anlarsınız. Bu da onların işine gelmez.  “Allah isterse olur” derler. Elbette Allah isterse olur… da, Allah’ın ne istediği gün gibi ortada… Allah yeryüzünde 9,8 newton yerçekimi kuvvetini istemişken, hiçbir bilim ya da alet kullanmadan iman pointle uçamaz şeyh efendicikler! Onlar aslında Allah’ın değil, kendilerinin ne isterse olduğuna inanmanızın peşindedirler.

Eğer Kuran’ı okumaktan sizi tamamen vazgeçirseydiler, onların foyasını görecektiniz. Bunu bildikleri için size her zaman Kuran’ı okumanızı tavsiye ederler. Ama tabi ki Arapça! Türkçe konuşan adam sevap point için anlamını bilmediği tecvidli arapçayla Kuran okuyor, bonus kazanmak için de günde kırk rekât arapça dualar ediyor! Ne kadar sinsice değil mi? Gördünüz mü namazdan ve salattan men edeni? Şeytan kim, dostlar!!!

Oysa siz de “okuma yetisi”ne sahip olabilirsiniz. Sahipsiniz de. Siz de bizim gibi okuduğunuzu anlayabilirsiniz. Ama kendinizi o kadar küçük, ezik ve yeteneksiz insanlar olarak görüyorsunuz ki okuyacağınızı anlayabileceğinize inanamıyorsunuz. Üstelik onların karşısında bu ezikliği kabul ettiğiniz halde birisi size “Allah öyle söylemiyor” dediği zaman müthiş bir kibre kapılıp, ona üstten bakıyor, kolaylıkla “sapmışsın sen” diyorsunuz. Bununla da yetinmeyip bizim de okuyup anlayabileceğimize inanmıyorsunuz! Öyle komik ki! Hem kendiniz anlamadığınızı söylüyorsunuz hem de bizim anlamadığımızı. Madem siz anlamadınız, bizim anlamadığımızı nereden bildiniz? Cevabı biliyorsunuz… Hocalarınızdan, şeyhlerinizden, cübbelilerinizden, takkelilerinizden… İkra ayetine uyanı size inkârcı, ikra ayetine uymayanı doğru yolda gösteriyorlar. Şeytan kim, a dostlar!!!!

Bizi de sizi de Allah yarattı. O yaratıcı sizi asla yeteneksiz yaratmadı. Yetenek olarak bizde ne varsa sizde de bir benzeriyle aynısı var. Ama yeteneklerinizi örtmeye o kadar alıştırmışlar ki sizi, elinizde mücevher değerinde bulunan aklınıza güvenmektense, yüzünü bile görmediğiniz gelmiş geçmiş ne kadar adına âlim denen adam varsa onların demiş olduklarını ve babalarınızın, atalarınızın size anlatmış oldukları şekliyle öylece dininizi kabul edip, üzerinde düşünmeye akla ziyan bir şekilde korkuyorsunuz. Fakat ben size diyorum ki sizin hemen her biriniz, ciddi bir akli sakatlığınız yoksa o iman ettiğiniz âlimlerden bile daha fazla âlimsiniz! Ammma bunu örtmeyi ve (kendinize) zalim olmayı seçiyorsunuz. Şu ana kadar yalan yanlış inandıklarınızın o kadar tesirindesiniz ki, tam düşünmeye başladığınız anda, atalarının dinini takip eden klasik bir hocadan sizin inandıklarınıza destek verecek iki kelime duyduğunuzda zekânızla vicdanınız kısa devre yapıyor ve tak diye düşünme kablolarınız kesiliveriyor. Oysaki siz, sizin âlimlerinizden çok daha âlimsiniz. Bunu da şimdi size ispat edeceğim…

Sözgelimi eskilerden âlim bildiğiniz birini ele alalım. Adına Xxxx diyelim. Belki de çok iyi bir insandı. Belki de çok iyi niyetlerle güzel araştırmalar yaptı ve inanç ve İslam hakkında birtakım bilgileri bir araya toplayıp, ortaya kendi çağdaşları için bir tefekkür havuzu oluşturdu. Hatta belki de kendi şartlarında yapıp ettikleriyle ve Allah’ın adaleti çerçevesinde cenneti bile kazanmış oldu! Ama böyle bile olsa Xxxx, sizden daha âlim değil. Şöyle ki…

Şu anda kendinizi Xxxx’in yerine koyun. Sözgelimi onun 8. yüzyılda, hatta sözgelimi 18. yüzyılda topladığı kadar bilgi toplamanız sizin için üç beş ayı, hadi bilemediniz bir yılı geçmez. Hatta metodunu oluşturmuş ve ayıracak yeterli zamanı bulmuş bir araştırmacı iseniz birkaç haftada Xxxx’in hayatı boyunca toplamış olduğu bilgiden daha fazla bilgi toplayabilirsiniz. Xxxx’in bir bilgisayarı yoktu, interneti de yoktu. Hatta daktilosu bile yoktu. Belki de kalem ve kâğıt bulması bile çok zordu. Başka eserlere ulaşmak için at ya da deve üstünde aylarını harcaması gerekirdi. Siz onun devesi yerine bilgisayarınızı kullanıyorsunuz. Xxxx doğruluğu bile kesin olmayan tek bir kitaba ulaşıp onu okuyabilmek için arasında aylarca mesafe bulunan bir şehirden diğerine gidiyorken, siz iki parmağınızla iki tuşlu farenize tıklayıp beş yüz tane kitabın pdf’sini bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz.

Xxxx hayatı boyunca ulaştığı üç beş tane el yazması kitabı okuyup yerine bıraktıktan sonra üzerinde düşünüyorken, siz birçok kitabı ve makaleyi tekrar tekrar inceleme, önemli yerlerin altını sarıya yeşile boyayarak üzerinde notlar alma, bir araya getirme, ilişkilendirme, çıkarım yapma, mantığa vurma ve nihayetinde Kuran metnine göre doğrulama ya da yanlışlama gibi bir sürü olanağın sahibisiniz. Hem de Xxxx’le kıyaslanamayacak kadar kısa bir süre içerisinde. Xxxx’e çalışmalarından ne kadar düşünme fırsatı kaldıysa, size onun düşündüğünden belki de binlerce kat fazla zaman kalıyor. Ammmaaa siz düşünmüyorsunuz! Hala âlimler bilir de âlimler bilir diyorsunuz!

Âlim Xxxx düşünürken, sizin düşünmezken bile sahip olduğunuz verilerin belki de binde birini bilerek düşünüyorken, siz tonlarca bilgiye sahip olarak bunu yapmıyorsunuz. Xxxx kendi dönemi için âlim olabilir, ama senin dönemin için bir âlim değildir. Şartlar değişmiş, imkânlar değişmiş, bir sürü buluş yapılıp, uzayın derinlikleri keşfedilmiş. Xxxx mum ışığının yettiği kadar çalışabilirken, siz cep telefonunuzun ışıklı ekranından belgesel film seyrediyorsunuz. Belki bir fikir verir ve sana senin bir gerçeğini hatırlatabilir ama Xxxx senin zamanının ilacı olamaz. Sen de kendi devrinin âlimisin. Geleceğin âlimi olamazsın. Gaybı bilemediğin için belli sınırlar dâhilinde çıkarım yapar, kendi olanakların, şartların dâhilinde Allah’ın adaletine, Allah’ın üstün matematiğince nail olabilirsin. Allah senden yapamayacağın şeyleri değil, yapabileceğin şeyleri bekliyor. Sana taşıyabileceğinden fazla yük yüklemiyor. Ama sen geçmişte, senin kadar düşünme imkânı olmayan zatların bilebileceğinden ötesini bildiğinin ve daha doğru bir insan olabilmek için yapabileceklerinin farkına varmak istemiyorsun. Atalarım deve keserdi diye, sen de deve kesmen gerek zannediyorsun. Ataların bir takım ilahlar edinip onlardan şefaat beklediği için, sen de Allah’tan gayrisinden şefaat bekliyorsun. Ataların ruhbanlık oluşturup avamı kendi dilediği kadar eğitti diye, sen de sürekli bir ruhban arayışı içerisindesin. Ben okuyayım, ben anlayayım, ben öğreneyim, ben düşüneyim, ben de bileyim demekten çok korkuyorsun. İstiyorsun ki birileri düşünsün, hataları varsa onların olsun, ben de onlara inanacak kadar düşünüp cennete gitme biletini elde edeyim! Ama o öyle olmuyor işte! Sen düşünmezsen, sen akletmezsen, senin kalbine inmezse sadece inandım demekle Allah’ı kandıramazsın. Allah sana bilmeden inan demiyor, zannet demiyor, oku ve gerçeği fark ederek iman et diyor. Ama sen gerçeği duyduğunda topukların kaba etine vura vura arkana bile bakmadan kaçıyorsun. Oysa sen de âlimsin! Sen de biliyorsun! Sadece inanmak istediğine inanıyor, inanmak istemediğini duymanın bile günah olduğunu zannediyorsun. Keşke bilseydin bilmenin ne olduğunu ve bilmenin bile yetmeyip onu yaşamanın gereken olduğunu!

Kitabı arapça okuyor, namazınızı arapça kılıyor, hatta birçok duanı bile arapça yapıyorsun. Belirli arapça kelimelerin Türkçe anlamları da artık yerleştiği için hadi onları dışarıda bırakalım da… Son bir defa düşünün… Varsayalım ki bu Kuran Londra’ya inmiş olsun. Namazınızı İngilizce kılacak, kitabı İngilizce okuyacak, duanızı İngilizce edecek ve tuvalete girerken “By the name of God” mı diyecektiniz? Sorunlarınıza dair Allah’tan en derin duygularınızla sağlık ve mutluluk isterken İngilizce konuşarak mı isteyecektiniz? Siz Türkçe konuşan ve Türkçe düşünen bir insansınız. Allah’a yaklaşıp O’na bir şeyler söylemek istiyorsunuz ve bu en doğal hakkınızı yapmaya çalışırken O’nunla Türkçe konuşamıyorsunuz. Kendinize ne kadar kötülük yaptığınızın ve ne kadar acınası bir durumda olduğunuzun farkında mısınız? Şimdi ben size bunu söylüyorum diye bana kızıyorsunuz ya ben bunu sineye çekiyorum. Ama siz bilmediğiniz bir dilde Allah’la konuşmaya çalışırken Allah’ın size nasıl bir acımayla baktığının farkında mısınız? Kulunu mükemmel biçimde âlim potansiyeliyle ve türlü türlü kabiliyetlerle yaratmış ama o kulu Tanrısıyla konuşamıyor bile!

“İstediğimiz şu şey, bu şey bu toplumumuzun genlerinde vardır, gelenekseldir, gelenekseeelll!” diyor adamın biri!!! Haklı tarafı da yok değil ammaaa… Bir şey gelenekselse doğru mu olmak zorundadır? Bir şey gelenekselse Allah’ın doğrusu o mu oluyor? “Kullarım hep bunu yapıyor, demek ki budur doğru olan” mı diyecek Allah? Kuran bize bunun böyle olmadığını söylüyor. Tam aksine atalarınıza zanla uyup durmayın diyor. Siz din diye hayat diye gerçeğin değil, uyduruk gelenekselliklerin ve gelenekselcilerin peşinden gidiyorsunuz… Uyanın! Beni ya da benim gibileri değil, kendinizi ve kendi inandıklarınızı sorgulayın. Benim inandıklarımdan ve yapıp ettiklerimden değil, kendi inandıklarınızdan ve yapıp ettiklerinizden sorumlusunuz. Benim hatam varsa benimdir, siz kendi hatalarınızın derdinde olun.

Gerçekler hatırlatılınca neden bu kadar kızıyorsunuz? Bakın size eskilerinizden daha âlim olduğunuzu söylüyorum. Ama siz onu da kabul etmezsiniz. Allah birdir, sadece ondan yardım beklenir, dediğimi kabul etmediğiniz gibi alimliği de başkasına bırakır ve Allah yerine onların kerametlerinin olduğuna inanmayı hak sayarsınız! Kendi halinize bakmayıp benim inancımı sorgularsınız! Beni sünnet inkârcısı diye yaftalayıp kendinizin Kuran inkârcısı olduğunuzu görmezsiniz! Ve tüm bunlara rağmen ben ve benim gibilerin uzattığı eli tutmak yerine kırarsınız. Kalplerimizi defalarca kırdığınız gibi! Oysa biz vazgeçmeyiz ve size el uzatmaya devam ederiz. Çünkü biliriz ki Allah bize şunu söylüyor. “Siz de bir zamanlar onlar gibiydiniz.” Evet biz de bir zamanlar az ya da çok sizin gibi inanıyor, Kuran’ı bilmiyorduk. O yüzden sizi çok iyi tanıyoruz. Selam ile…

6 thoughts on “Anlamadılar Anlamıyorlar

  1. Muhteşem tesbitler.kaleminize ,beyninize saglik…inşallah uyanışlara ,yada en azından dusunmeyen kafalari karıştırmaya ,dusundurmeye,,sorgulatmaya vesile olacaktır.Selam ile:-))) .

  2. Eline ve kalemine sağlık. Hep düşündüğüm şeyleri birisi yazınca demek ki diyorum benim gibi düşünebilen de var. İnşallah sayımız çoğalır da aklını kullananlar artar.

  3. Cengiz Kardeşim muhteşem tespitler yapmışsınız.
    Ne yazık ki durum bu.
    halkın yüzde 90 ı böyle….
    Ama bunun bir çözüm yolu olmalı kardeş,
    Gerçi binlerce yıldır böyle gelip gitmiş ve Kuran onların çoğunun şirksiz iman etmeyeceğini söylediğine göre bize sadece çalışıp tebliğ etmek ve iyi örnek olmak düşer…

  4. Ne ilginç ki, sabah iş için gittiğim yerde konu açılınca karşımdakinin Kur’an’da şu varmı bu varmı gibi sorular sorarak aslında kendi için değil, asıl beni sorgulamak olduğunu anladığım halde Kur’an’dan adresler vermeye çalışarak anlatmaya çalıştığım bir sohbet oldu. Tekrar işyerine geldiğimde sizin sayfanızı açtığımda karşıma bu makaleniz çıktı güzel bir tevafuk oldu benim için. Malesef bu anlayış öyle boyutlara geldi ki, inkarlarının en dejenere haliyle insanların karşılarına çıkan bu zerzavatların söylem ve davranışları kendilerine de ters geldiği halde nasıl bir korku varsa önüne bir AMA ekleyip çelişkide olduklarının farkında olmadan geçiştirip konuyu kapatıyorlar bu zerzavatlara alim gözü ile bakan hemde çok yakınlarımızda olan şaşkınlar. Şeytana karşı kullanması gereken akıl silahını şeytanın eline vermişler kendilerine ateş ettiriyorlar. Makaleniz için teşekkürler, selam ve saygı ile Allah’a emanet olun..

  5. Aynen öyle.
    Bu sadece şimdikiler için değil, geçmişteki bütün “aracı” lar için de geçerli bana kalırsa. Çünkü işin içine -insan- girdiği zaman güvenim kalmıyor benim. Çünkü insan sonuçta, içinde her türlü duyguyu barındırıyor..

  6. Öncelikle bu makaleyi yazmak gerçekten iyi bir muhakeme ve zeka gerektirir ama kafama takılan sorular oldu mesela bende aklımızı kullanma taraftarıyım ama insan aklının herşeyi kavrama yeteneğinin de olmadığını düşünüyorum.mesela Allahın ezeli olması ahiretin sonsuz olması gibi.buradan hareketlede yazınınzda yer çekimi kanununa aykırı fiiller faaliyetler olamaz mı yada fizik kurallarına akla uymayan herşey doğru değilmidir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir