Geleceğe ve Dönüşe Doğru

Yaratılış Kalemi | 11.Bölüm | Geleceğe ve Dönüşe Doğru

gelecek dönüş

Nihayet denenme süreci başlamıştı. Zaten ilk denenen de Âdem ve eşi olmuştu. Ardından çocukları geldi. Başlangıçta (insan olarak sıfatlanan) insanlar tek bir topluluktu. Âdem’le başlayan süreçten itibaren aralarındaki ihtilaflar giderilmek ve aynı zamanda bu vesileyle denenmek üzere nebiler ve beraberinde kitaplar gönderildi. Sonra bu kez, aralarındaki azgınlıklar sebebiyle anlaşmazlığa düşenler yine kitap verilenler oldular. Bu denenme süreci hak edenlere Allah’ın hak ettiğini vermesi suretiyle devam etti. Kimisi doğruyu buldu, kimisi uyduğu şeytanıyla birlikte kaybedenler ülkesinde kalmaya yol aldı. Eğer Allah’ın verdiği söz olmasaydı, çoktan yeryüzünde insan nesli kalmazdı.

4:165 Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderildi. Öyle ki elçilerden sonra insanların, Allah’a karşı savunacak bir mazeretleri kalmasın. Allah üstün ve güçlü olandır. Hikmet ve hüküm sahibidir.

Allah her ümmete de her bireye de adı konulmuş bir ecel verdi. İnsana doğruya dönmesine yetecek kadar bir ömür vadetti. Kimisinin erken yaşta neden öldüğü, elbette Allah’ın, kimi, gerçekte ne olarak, ne ibretle, ne için yarattığıyla, sınırlarıyla ve sünnetullahı ile ilişkilidir. Bu tek başına kaleme alınacak ayrı bir konu olduğu için şimdilik bu kadarla geçmek istiyorum.

35:5 Ey insanlar! Hiç şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın. Ve aldatıcılar da, sizi Allah ile aldatmasın.

Allah denenme maksadıyla yarattığı her insanı şeytana karşı uyardı.

35:6 Gerçek şu ki; şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O kendi grubunu ancak çılgınca yanan ateş halkından olmaya çağırır.

Âdem’e söylenilenlerle bize söylenilenler arasında manasal olarak hiçbir fark yoktu.

41:43 Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir…

Toplumlara sürekli elçiler gönderildi, insanlar sürekli uyarıldı. Ama tüm bunlara rağmen öyle nesiller türediler ki Allah’la olan bağlantılarını kaybettiler. Şehvetlerine ve azgınlıklarına kapılıp uydular. Yine de hep bir azınlık vardı. Aklını kullanan, iyiler hep oldu. Onları doğruya ulaştırılan Allah’tı. Onlar da denendiler. Yoksullukla da, hastalıkla da ve birçok acı tecrübelerle de. Kendilerinden önce gelenlerin bir benzeri başlarına gelmeye hep devam etti. Ama onlar sabırla ve takvayla mücadeleye devam ettiler. Çünkü insan bir zorluk (acı, sıkıntı, keder dolu bir sınav üzere) ile (90:4) yaratılmıştı.

İnsanlar hep Rablerine yakınlaşmak üzere bir yaratılışta idiler. Ama kimisi bunu arkasına attı, kimisi ise onun üzerine şeytanın dinini, şeytanın sözlerini katıp üzerine basarak yeryüzünde yükselmeye kalktı. Çoğunluk da hem nefsine hem de onlara uyup aldandı.

İşte Âdem’in bir oğlu da Allah’a kendisinin daha yakın olduğu iddiasını insanlara ve kardeşine kabul ettirmeye kalktı. Dini adına, Allah adına kardeşini öldürdü. Oysa Allah, iddia edenleri değil kendisine gerçekten yakın olanları çok daha iyi bilirdi. Onlar alan değil, hep veren tarafta olurlar ve karşılığını Allah’tan beklerlerdi. Onlar kardeşlerini öldürmek için el uzatmazlardı. Bilirlerdi ki, kim bir nefsi bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olurdu. Kim de maddi manevi diriltirse bütün insanları diriltmiş gibi olurdu. İşte Âdem’in bir oğlunun bu kötü davranışı, sonradan pişman olmuş olsa da, dinde bölünmenin ve bölenlerin kim olduğunun en belirgin örneği olarak bugüne kadar ayet olarak gelecekti.

Kim dünyada bugüne kadar ölümsüz kalmıştı ki, dünyaya bu kadar meyledişin akıl karı bir karşılığı olsun! Hangi akıl sahibi, bir gün ayrılacağını bile bile o ülkede geçerli malı ve parayı başka bir ülkeye taşımak için tüm ömrünü harcar? Hangi akıl sahibi, ölümsüz gibi bu dünyayı biriktirir? İnsan!

21:34 Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar?

21:35 Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deniyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.

Bir yere dönülecekse daha önce orada olmak gerekir. Kendisi yeryüzünde doğdu diye tüm hayata yeryüzünde başladığını zannetmek büyük bir bedbahtlıktır. Sadece bedence ölünecek bir yerdeyiz ve gerçek ben’imizle ol’maya devam ediyoruz. Hem korunuyoruz hem de her sözümüzle ve her yaptığımızla bir kitaba kaydediliyoruz. Ve o kitabı bir gün elimize aldığımızda yüzümüzün ne kadar kızaracağını ve kimin karşısında kızaracağını hatırlayarak, Allah’tan daha burada iken af dileyip, onları iyiliğe çevirmesini istemeliyiz.

86:4 Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiçbir nefis yoktur.

İşte şu anda yaşadığımız, yaratılışın üçüncü süreci olan denenme sürecidir. O zaman çizgisinin şu anda tam üzerindeyiz. Yarın ise dördüncü aşama gelecek. Ölüm! Sonra beşincisi, yeniden diriliş… Ve sonuncusu, döndürülüş.

Bu yaratılış çizgisine mutlaka ölüm, yeniden diriliş ve döndürülüş de dâhildir. Ancak bu makalenin esas konusu şu anımıza kadarki yaratılış süreci idi. Sıradaki üç süreci inşallah ileride ayrı olarak “Diriliş” adıyla ele alırız. Buna rağmen ilk bölümlerde belirttiğim gibi, ölüm ve yeniden dirilişten itibaren sürece dâhil bazı ayetler, yaratılışın ilk evrelerine dair çok önemli ipuçları verdiği için, onlardan da kısaca bahsetmem gerekir… Ardından sabredip okuduğunuz makalem son bulacak.

Ölüm ve Kıyamet

50:19 O ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de “İşte bu senin yan çizip kaçmakta olduğun şeydir” denildiğinde.

İşte bu bir ayet. Başı sonu belli. Neden böyle bitti dersiniz? “denildiğinde” ne oluyor? Burada cevabı yok. Çünkü cevabı müteakip ayette…

50:20 Sur’a üfürülmüştür. İşte bu tehdidin gerçekleştiği gündür.

Dikkat ettiğinize eminim. Ölüm bir süreç işi. O ölüm anının zamanı son nefes kadar kısa belki de. Ama ölenin algısında ölüm gerçeğinin hak olduğunu belki de kendi algısıyla uzun ve net bir kabul ediş var. Peki son nefes bittiği andan sonra ne oluyor? Hiçbir şey! Engel geçilip hemen ardından sur’a üfürülmüş olunuyor. Arada ne bir kabir azabı var ne de bir sorgu. Sadece gerçeğe uyanış var. Tehdidin gerçekleştiği gün, öldüğümüz günmüş meğer.

Demek ki kıyamet bize sabah kadar yakın, hatta belki bir nefes kadar yakın. Saatin kopmuş olduğu güne uyanmak işte o kadar yakın. İster 2016’da kopsun ister 22216’da hiçbir şey fark etmiyor. Öleceğiz ve az sonra anlamış olarak dirileceğiz. Bizse halen uykudayız.

Yeniden Diriliş Nasıl Olacak?

30:19,20 O, ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır. Ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yaratmış olması O’nun delillerindendir. Sonra siz yayılmakta olan bir beşer türü oldunuz.

Verilen örnek bize şunu gösteriyor… Yeryüzü nasıl ki evreden evreye ve milyarlarca senede yaratıldı ve sonunda bir beşer türü olarak bizler var olduk… Aynı biçimde benzer evreler neticesinde işleyecek benzer uzunlukta bir süreçten sonra yeniden diriltilmiş olacağız. Şüphesiz yeryüzünü ölümünden sonra dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir (41:39). Bu aradaki uzun zaman dilimi bir ölü için zamansızlıkta ve yok hükmündedir. Öleceğiz ve az sonra sur’a üfürülmüş olarak dirileceğiz.

23:16 Sonra gerçekten, kıyamet günü diriltileceksiniz.

Hesap Günü

Hesaba çekilişle ilgili öyle ayetler var ki, tüm anlattığımız yaratılış hikâyesiyle bire bir tutarlı ifadeler içeriyorlar. Bunların önemli bir kısmı Kaf suresinde geçiyor.

Biliyorsunuz ki hesaba tek başımıza çekileceğiz. Kendi yapıp ettiklerimizin karşılığını bulacağız. Peki o halde, Kaf suresinde bahsedilen şu durum nedir?

50:21 Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir tanık ile gelmiştir.

Bu ayette geçenleri genellikle bizi sürüp götüren iki melek olarak algılıyoruz. Gerçekten öyle mi acaba? Devam edelim bakalım…

50:22 Andolsun sen bundan gafildin. İşte biz de senin ÜZERİNDEKİ ÖRTÜYÜ AÇIP-KALDIRDIK. Artık bu gün görüşün keskindir.

Nefse deniyor ki, üzerindeki örtüyü kaldırdık ve sen daha önce seni örten bu şeyden habersizdin. Nasıl bir örtü bu? Ve nefis ondan nasıl habersiz oluyor? Devam edelim…

50:23 Onun yakını (karinu-hu)  dedi ki: Şu benimle beraber (ledeyye) hazır olan.

Yakını? Kimdir bu? Nefis onunla birlikte hazırmış. Melek mi? Yoksa!

50:24,25 Atın cehennemin içine! Bütün inatçı kâfirleri! Hayra engel olan, haddi aşan şüpheciyi!

Neler oluyor? Bir fikrimiz var mı? Yoksa bazı meallerdeki gibi seslenilen melekler, biri sürücü, biri şahit olanlar mı? Peki o arada konuşan “karinu-hu” kimdi?

50:26 Ki o, Allah’la beraber başka ilah kıldı. O halde atın onu, şiddetli azabın içine!

Kim bu ortak koşan tekil kişi? Nefis mi yakını mı? Bakın cevap, bir itirazla geliyor…

50:27 Onun yakını (karinu-hu) dedi ki: Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Çünkü o, uzak bir sapıklık (delalet) içindeydi.

Neler oluyor sizce? Eğer atılan oraya hesaba getirilense sadece, yakın dostuna ne oluyor da hemen itiraz ediyor? Devam edelim. Düğüm çözülecek.

50:28,29 Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce kesin bir uyarı gönderdim. Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve ben kullara zulmedici değilim.

Sözü hatırladınız umarım. Hani “Ben cehennemi cinlerden ve insanlardan sana (İblis’e) uyanlarla dolduracağım” şeklindeydi. İşte onun günü gelmiş durumda.

50:30 O gün cehenneme diyeceğiz: “Doldun mu?” O da: “Daha fazlası var mı?” diyecek.

Tek başına hesaba çekilecek bir nefis. Onun yakını (karinası) denilen, onu ben saptırmadım diyen kişinin, nefsin fücurunu temsil eden şeytan olduğu sizce de açık değil mi? Bir taşıyıcı beden ve içindeki takvadan habersiz, fücuru olarak karinası olmuş cinlerden bir şeytan! Diyor ki, onu ben saptırmadım. Elbetteki kavramsal.

Kaf suresindeki yakını (karini) olanın nefsin kendi fücuru (kötülüğü-şeytanı) olduğuna dair çıkarımımdan ikna olmamış olabilirsiniz. O halde bir de şunu dinleyin…

Kuran’da işitme ve görme duyuları takvayı bulmak için verilmiş olarak simgelenir. Deri ise genelde beşerin bedeni yönü ile… Ve fussilet suresinde bunların nefis aleyhine şahitlik edeceklerine dair de ayetler vardır. Hemen bitiminde cehenneme atıf getirilip cehenneme atılış nedeni şöyle açıklanır…

41:25 Biz onlar için yakınlar (karineler-kurenae) hazırladık (kabuk gibi üzerlerine kaplattık). Onlar da önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip geçmiş toplumlar için geçerli olan söz onların üzerine hak oldu. Muhakkak onlar hüsrana düşmüş oldular.

Makalemi başından beri okumuş olanlar burada neler olduğunu daha iyi anlamışlardır. Karine denilen yakınlar her kimse demek ki insanların üzerine örtülmüş, karıştırılmış, musallat edilmiş… Onlar da süslü göstermişler her şeyi. Aynen Allah’a isyan eden İblis’in dediğini yapmışlar. Ve Allah’ın cinlerden ve insanlardan ona uyanlar hakkında verdiği (cehenneme tıkacağım) sözünün muhatapları olmuşlar. Yukarıdaki karinesiyle hesaba çekilen nefis sanıyorum şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Her ayet yaratılış serüvenini onaylıyor. Kitapta hiçbir çarpıklık yok ve alakasızlık da yok.

Döndürülüş

Döndürülüş aşamasında araf, cennet ve cehennem söz konusu elbette. Bu konu da ayrı bir çalışma gerektirse de konuya yönelik olarak birkaç delilden bahsetmek istiyorum. Gökyüzünü aşmak isteyenlere bir engelin söz konusu olması, ateşin onları izlemesi… Ve de buna bağlı olarak göklerle ilgili verilen bazı ayetler…

40:64 Allah, yeryüzünü sizin için bir karar yeri, gökyüzünü bir bina kıldı…

Hatırlarsanız, “karar yeri”nin “geçici bir mekân” olduğu anlamına geldiği üzerinde daha önce delille konuşmuştuk. Bu ayette gökyüzü için böyle bir şey denmiyor. Aksine “sizin için bina kıldık” deniyor. Arada ciddi bir fark ve bence ciddi bir manidarlık var. Burada bina’nın kelime anlamını hepimiz biliyoruz zaten. İçinde yaşanacak yer. O halde, burada yeryüzü sizin geçici mekânınız, kalıcı mekanınız ise gökyüzü denmiş olmuyor mu? Devam edelim…

15:16-18 Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyen için süsledik. Ve onu kovulan her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

İşte bu kalıcı mekânda bir takım burçlardan, (daha önce de belirttiğim gibi kanımca) yıldız kümleri ve galaksilerden bahsediliyor. Ve orasının kovulan her şeytandan korunduğu belirtiliyor. Her şeytansa buna cin de dahil ins de. Demek ki şeytanlar da, şeytanlarına uyup kaybedenler de oraya, o binaya ya da o binada herhangi bir yere ulaşamayacaklar. Ay’a gidebilirler, belki Jüpiter’e de… Ama asla o parlak ateşle korunan duvarı aşamayacaklar. Kimler? Kaybedenler! Ne zaman? Her zaman ve buna ahiret de dâhil. Bir de onun hakkındaki güzellikleri kulaklarıyla duyup, bilip, buna rağmen oraya gidememek ne büyük bir azap olsa gerek, değil mi?

55:33-35 Ey cin ve ins toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşmaya güç yetirebilirseniz hemen aşın! Ancak üstün bir güç ile (sultan- bi sultanin) olmadan aşamazsınız. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve kızıl bir duman salıverilir de kurtulup başaramazsınız.

Bu ayette “cin ve ins toplulukları” olarak adı geçen kelime çok ilginçtir, birçok ayette kullanılan halk ya da ümmet kelimesi olarak geçmiyor. Ya ne? “muaşera” diye bir kelime. Tanıdık geldi mi? Hani adab-ı muaşeret kuralları vardı, hani görgü kuralları vardı ya! Hatırladınız mı? İşte tam da o kelime. Muaşera, yani bir aradalık! Bir arada olma durumu. Ne oldu ayetteki ifade şimdi? “Ey cin ve ins bir aradaları!”

Böyle iddia edip bırakmam elbette. Bu kelime Kuran boyunca birisi bu ayet olmak üzere sadece üç yerde (6:128, 6:130, 55:33) kullanılıyor ve her birinde de cinler geçiyor. Herhangi bir toplumdan, ümmetten, halktan bahsedilirken bu kelimenin kullanıldığı tek bir ayet bile yok. Madem öyle, bakalım diğer iki ayette ne deniyor…

6:128 Onların tümünü toplayacağı gün “Ey cin muaşeresi! İnsanlardan (sayınızı artırdınız) çoğunu edindiniz. İnsanlardan onların dostları derler ki: Rabbimiz! Kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık…

6:130 Ey cin ve ins muaşeresi! İçinizden size ayetlerimi okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyaran elçiler gelmedi mi? Onlar: “Kendimize karşı şahit olduk (kalu-şehidna) derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı tanıklık ettiler.

Hesaptan sonraki döndürülüş aşamasında, tekrar göklere dönelim… Kısaca demek ki gökler bir bina ve o binaya kötülerin giriş izni yok. İster bir arada olsunlar ister ayrı ayrı! Ama giremeyecekler. Ne şimdi ne de ahirette.

Cennet Nerede?

Yaratılışın önemli aşamalarını bir bir anlatan Araf suresi, ilginçtir ki döndürülüş aşamalarıyla bunu birleştirerek bize ahireti de anlatıyor aynı zamanda.

7:40 Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler için göğün kapıları açılmaz. Ve halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremezler. Biz suçluları böyle cezalandırırız.

Yukarıdaki şihablardan bahseden ayetlerle birleştirdiğinizde ve bugünkü bilimin size anlattıklarıyla yoğurduğunuzda eminim ki sizin de benim gibi zihninizde bir harita oluşuyordur. Sanıyorum ki daha fazla bir şey söylemeye de gerek yok. Allah kimseye zulmetmeyecek. Kötülüğün sadece bire bir karşılığını verip onları işleyenleri bir daha çıkartılmayacakları bir yerde bırakırken, göğün kapılarını kat be kat karşılıklarla iyilere açacaktır. Kötüler için cehennemden yataklar, üstlerine örtüler verken (7:41), iman edenlerse cennetin ashabıdırlar ve orada sonsuz olarak kalacaklardır (7:42). Azabın ve ecrin nasıl olduğu Allah’ın takdirindedir. Biz O’ndan gelenlerin hepsine razıyız.

Sabrınız ve benim için çok değerli olan takibiniz için teşekkür ediyorum. Varsa hatalarımla ve doğrularımla bu makale, gerçekten çok detaylı bir çalışmamın arkadaşlarım için özet biçiminde paylaşımıdır. Elbette her şeyin en doğrusunu, bizlerin bilmediklerini bilen Allah biliyor.

“Bizi gerçeklere ulaştıran Allah’a şükürler olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi doğruya eremeyecektik.” diyebileceğimiz güne hep birlikte ulaşmamız temennisiyle…

Ve selam ile…

Kalemzáde Cengiz Yardım

Makalenin 1.Bölümü için tıklayınız | Yaratılış Kalemi

23 thoughts on “Geleceğe ve Dönüşe Doğru

  1. Pingback: Adem’in Cenneti - Kalemzade

  2. Gönlüne emeğine sağlık kardeşim. Allah razı olsun. Kur’an dan habersiz ibadetini yapıp dinin derinliklerine indiğini zanneden kardeşlerimiz keşke sığ suda yürüdüklerinin farkına varabilseler. Selam ve Dua ile,

  3. Eline emeğine sağlık kardeşim. Allah senden razı olsun insanların gerçeği görmelerine vesile olduğundan dolayı.

  4. Evet, heyecanla takip ettiğim makalenizin zihnimde oluşan ön bilgilerime ve bakış açıma taze bilgiler katması vesilesi ile size gerçekten teşekkür ediyorum. Rabbime hamd ediyorum ki ummadığımız yerden rızıklandırdığı gibi bilgi rızkımızıda bize bir şekilde ulaştırıyor. Çok verimli bir çalışma yapmışsınız makalenizin bütünlüğü içerisinde cüzi bazı konularda zorlansamda müteşabih içermiş olduğundan dolayı idrakım için acele etmiyorum. Kur’an içeriği yazılarınızı heyecanla beklemeye devam ediyorum. selam ve sevgi ile Rabbim çalışmalarınızı kolay eylesin, bizede gücümüz nispetinde çalışma ve kavrayış nasip etsin inşaallah.

  5. Harika bir makale yazmışsınız. Ufkumuzu açtınız. Emeğinize sağlık. Gerçekten çok emek vermişsiniz, teşekkürler.

    • Çok teşekkürler kardeşim. İnsan için iyi okumak, iyi yazmaktan hayırlıdır. Okumasaydık yazamazdık. İyi yazılar sadece iyi okumasını bilenler içindir. Allah razı olsun.

  6. Allah razı olsun kardeşim, ilmini ve ilmimizi artırsın inşallah. Çok güzel bir çalışma olmuş, ellerine sağlık. Benzetmelere dair çıkarımlarının çok akla uygun olduğunu düşünüyorum, tabii ki doğrusunu Allah bilir. Ufuk açıcı, keyif ve huzur verici bir yazı dizisi oldu, kendi adıma çok faydalandım. Tekrar teşekkür ederim, Allah senden razı olsun, Allah’ın ilmimizi artırması duasıyla. Selamlar…

    • Çok teşekkür ederim kardeşim. Biz sözün ekilen yerdeki dalından aldık ve bir daha ektik. Söz filiz veriyorsa ekildiği yerin bereketindendir. Allah razı olsun.

  7. Güzel bir anlatım olmuş… ayet bağlamları yapılmış… ufuk açıcı, geliştirici bir zihni destek…
    Hocama sevgi ve selamlar…

  8. Birde hocam yazı içinde geçen şu cümle dikkatimi çekti:
    ……. Aynı biçimde benzer evreler neticesinde işleyecek benzer uzunlukta bir süreçten sonra yeniden diriltilmiş olacağız.
    Dünyanın bu düzey bir oluşuma gelmesi milyarlarca sene sürdü.
    “bizin öldükten sonra ile dirilişimiz arasında da milyarlarca sene mi geçecek” mi demek istediniz?
    Biraz açıklar mısınız.

  9. Teşekkür ederim kardeşim.
    Şahsen ben çok faydalandım.emeğine bilgine bereket versin yaratan.
    İtiraf edeyim bir konuda yanlış bildiğim.şimdi ise doğruyu öğrenmiş oldum.
    Çok güzel bir çalışma olmuş bir o kadar da citti emek verilmiş bu emeğin karşılığı öğretici bir kalem olmuş
    Saygılarımla

  10. selam Cengiz kardeşim, 11 bölümüde tek dosya halinde kopyalayıp evde sessiz bir ortamda dün gece okudum, her bölümde yoğun emek ve gayret gördüm tabi ki hayretimle beraber şaşkınlığımı da gizleyemedim çok detaycı,akıcı tetkik eden uslubunuz imrendirici ..46 yaşındayım 26 yıldır dinimi öğrenmek- uygulamak adına birçok kaynaktan faydalandım amma 3 ay öncesine dek Kuran’ı okumaktan kısmen çok uzaktım …Derken Rabbim beni buralara atana dek ..Şimdi eski dinimden çıktığımı yeni ve Rabbimizin bize indirdiği dinimi öğrenmeye-uygulamaya çalışıyorum geçmişime üzülüyorum fücurun bizi nasıl sarmaladığını dehşetle anlıyorum çevremde ki en yakın dostlarımın bile benden nasıl kaçtıklarını görüyorum şeytanı önce kendimde sonra insanların başında çöreklenmiş olarak görüyorum…Rabbim bizleri doğru yolunda sabit kılsın…Çalışman ve okuman için yorumum ise ; Kuran deryasından bizlere düşen bir damla..kafamda ki birçok sorunun çözümü ve aynı zamanda insan ve evrenin yaratılışı ile ilgili yazılan senaryoların Kuran ve akla en uygun -yakın olanı….Emeğine kalemine sağlık…Selam ve dua ile…

  11. Tekrar selam şimdi Mülk suresini okurken 2. ayat çok dikkatimi çekti; Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Azîz’dir O, Gafûr’dur.

    önce ölüm yaratılıyor sonra hayat ..sıralama önce ölülük hali sonra ise hayat çok manidar …sonra MÜLK 3

    Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, (ne yüce)dir! Rahman’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha (ona) çevir! Hiç kusur görüyor musun?

    sonra Mülk5

    Andolsun, Biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık.

    ve MÜLK 9

    Onlar: “Evet” diyecekler, “aslında bize bir uyarıcı gelmişti, ama biz o’nu(n söylediklerini) yalanladık ve o’na: ‘Allah (vahiy yoluyla) hiçbir şey indirmiş değildir! Siz (kendinizi uyarıcı olarak görenler) büyük bir yanılgı içindesiniz! dedik”.

    ve sözümüzden böyle döndük ve bu sözü neden kabul ettik diye çok düşündüm hala da düşünüyorum ..selamlar…

  12. Elinize, yüreğinize sağlık…
    Bir çırpıda nefes bile almadan okuduğum; başa dönüp tekrar tekrar okuyacağım bir yazı dizisi olmuş.
    Etraflıca derin düşünmeye sevk ettiniz bizleri.
    Allah razı olsun..
    Selam ve sevgilerimle

  13. Allah razı olsun Cengiz abi. Belki bu yazdıkların da bizden 1000lerce sene sonra okunacak ve o zaman diliminde bocalamakta olan ademoğullarına Tevhid giden yolu gösterecek kim bilir. Tıpkı bize Ashab-ı Kehf’in yol gösterdiği gibi… muhabbetle..

  14. yazılarınızı beğeni ve hayretle okuyorum.. yüreğinize kaleminize sağlık Cengiz bey. sayılarımızın artması umuduyla Selam ile

  15. Selam Kalemzade Cengiz,
    Allah’ın bahşettiği hidayet ve yeteneklerle gönlünüzü ve aklınızı birleştirip etkileyici analizler ve açıklamalar içeren yazınızı heyecan ve zevkle okudum.Uzun emeklerle ve hassas bir çalışma ile hazırlandığı besbelli.Aklınıza ve emeğinize sağlık .Çok teşekkürler.
    Allah zaten geniş ve saydam olan ufkunuzu arttırsın,yardımcınız olsun.
    Selam ve sevgilerle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir