Adem’in Cenneti

Yaratılış Kalemi | 10.Bölüm | Adem’in Cenneti

cennet bahçe adem

Şeytana diriliş gününe kadar mühlet verildikten sonra dikkatlerimizi yeniden Âdem’e çeviriyoruz. Bakalım Âdem’in durumu şimdi ne olacak!

2:35 Ve dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

Neden ağaç? Neyi temsil ediyor? Bir ağaca yaklaşmak bu kadar kötü bir şey mi? Yoksa sadece ciddi bir uyarıyı somutlaştıran bir denenme sebebi mi?

Bunu anlayabilmek için bir başka surenin alakasız gibi görünen bir bölümüne gidiyoruz. Semud’u denemek için verilen dişi devenin boğazlanması hadisesine… Tüm ikazlara rağmen Allah’ın devesini boğazlayan halkın zalimlerden oluşunu anlatan (17:59) ifadeler biter bitmez şu ayet geliyor ardından…

17:60 Hani sana, Rabbin insanları kuşatmıştır, dediğimizde! Sana gösterdiğimiz rüyayı/görümü ve Kuran’da lanetlenen ağacı insanları sınamaktan başka bir nedenle yapmadık. Biz onları uyarıp-korkutuyoruz da, bu onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şeyi artırmıyor.

Bu ayetin konuyla ilgisini sadece içeriğinden değil, hemen sonra gelen ayetlerden de çıkarabiliriz. Çünkü bu ayetin hemen ardından Âdem ve melekler kıssası başlıyor. Ağacın hemen tüm kültürlerde soyla, zürriyetle ilişkilendirilmiş bir sembol olduğunu ilkokul çağındaki çocuklar bile bilirler. Bu manada asıl yaklaşılmaması gereken şey (zaten daha önce okuduğumuz gibi, lanetlenen ifadesi şeytan için kullanılmıştı ki) İblis’in (veya şeytanın) soyudur.. Organik olmayan ama onun özelliklerine bürünüldüğünde insanı onun sıfatına sokan, onun soyunu devam ettiren organizma haline getiren şecereye (ağaca) yaklaşılmamasıdır. Kısaca ve teknik manada kötülüğe yaklaşmamaktır. Bu kötülüğü ortaya çıkaracak sebep bir ağaç da olabilir, bir deve de, şehveti körükleyen bir başka nedensel de!

İşte izdüşümlerinde farklı öğüt ve çıkarımlar olsa da esas nedene istinaden, Semud için dişi deve ne ise Âdem için de ağaç oydu. Denenme sebebiydi. Çünkü Âdem ağaç uyarısının öncesinde aynen Semud gibi uyarılmıştı…

20:115 Andolsun Biz bundan evvel Âdem’e ahit vermiştik. Fakat o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

İlk aşamadaki “Rabbimizsin” sözü kapsayıcıdır. Acaba burada özel olarak hangi sözden bahsediyor olabilir? Devamına bakalım…

20:116 Hani Biz meleklere, Âdem için secde edin, demiştik. İblis’in dışında secde etmişlerdi. O ise ayak diremişti.

20:117 Bunun üzerine dedik ki: Ey Âdem! Bu gerçekten sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun! Şüphesiz senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır. Ve gerçekten sen burada susamayacak ve yanmayacaksın da!

Demek ki burada Âdem’e verilen en eski ahit, aynen bize verilmiş Kuran gibi bir ahit. Şeytana karşı uyaran, cennet kelimesi ile hem yeryüzünü hem de ahirdeki cenneti kaybetmemeyi öngören bir uyarı. Rab’den bir uyarı! Geniş çerçevesi ile Rabbin yanına başkasını koymamayı ikaz eden ve vaat içeren bir uyarı.

Önceki bölümlerde anlattıklarımızı da göz önüne aldığımızda tüm bunlardan sonra şunları çıkarılmayabiliyoruz: Âdem’e en başta tüm insanlar gibi, Rabbinin kim olduğuna dair kendisi şahit kılındı. Sonra Âdem beşer bedeniyle bedenlendi. Sonra ruhtan üflendi. Âdem’e bilgi verildi. Âdem şeytana karşı uyarıldı. Sonra yeryüzünde bir yere yerleştirildi. Soyuyla birlikte yeryüzüne halife kılındı. Âdem yeryüzüne bir din üzere yerleştirildi. Âdem yaratılış gayesine en uygun maddi ve manevi formda yeryüzüne yerleştirildi.

Âdem yeryüzüne, yeryüzünde bir yere yerleştirildi. Çünkü tüm ayetler bize Âdem’in toprak aşamasının ardından yeryüzüne halife kılınacağını söylüyor, o aklımızdaki ahiret cennetine değil. Üstelik Âdem’in deneneceği söyleniyor. O halde denenmeden cennete girilemez. Cennet denenme yeri değil, ödüllendirilme yeridir. Aksi durumda Allah en baştan beridir söylediği planından vazgeçmiş olur ki, bu durum Allah’ın sözünden dönmesi olarak algılanır ve bu büyük bir yanlış algı olur. Peki, o halde Âdem’in yerleştirildiği yer için niçin cennet ifadesi kullanılıyor?

Birinci neden cennetin, saklı bahçe gibi anlamlara gelmesidir. Bahsedilen yer dünya üzerinde, doğal imarı mükemmele yakın bir bahçedir. Orada acıkmamak, çıplak kalmamak, susamamak, yanmamak, gibi ifadeler bu bahçenin dışında bunların geçerli olmadığı yerlerin var oluşunu gösterir. Acıkmaya karşı, çıplak kalmaya karşı, susamaya karşı ve sıcaktan yanmaya karşı her türlü olanağın o bahçede olduğuna işarettir. Ve elbette cennet kelimesi ile ahir cennetin de benzeşimli (müteşabih) bir tezahürünün yeryüzünde kurulabilme imkânının olduğudur.

Cennet kelimesinin kullanılmasına ikinci nedene gelince… Bu neden on bölümdür anlattığım yaratılış hikâyesinin geldiğimiz aşaması ile ilgili… Şöyle ki… Bir an için şu anda yaşadığımız yeryüzünde (bilinçli) bir kötülüğün henüz meydana gelmediğini ve herkesin ve her şeyin (kan da dökse, kargaşa da çıkarsa) yaratılış gayesine uygun olarak hayatına devam ettiğini düşünün. Düzensizlik olsa bile bir düzen söz konusu demektir. Aynen besin zinciri nedeniyle aslanın antilobu yemesi gibi. Aslan bundan sorumlu değil, antilop da isyanda değildir. Fıtrat böyledir ve ne olursa olsun iyi bir karara doğru akar. Yani bilinçli ve sorumluluk yükletici bir kötülük olmadığına göre henüz günahın işlendiği bir yerde yaşıyor değilizdir. Kısacası günah anlamında bir kötülüğün henüz meydana gelmediği ortam cennetin minyatür bir tezahürü demektir. İşte Âdem’in yerleştiği yeryüzü parçası da henüz bilinçli bir kötülüğün işlenmediği, fıtratın doğal seyrinde devam ettiği bir yerdi. Bu nedenle oraya cennet denmesinin aksine bir durum olmadığı gibi bize de manidar bir işarettir.

2:36 Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı…

O (yeryüzündeki) cennetteki Âdem ve eşi, ne zaman ki şeytanlarının kışkırtmasıyla, sorumlu iradeli bir bilinçle ilk günahı işlediler, o anda kendileri bulundukları durumdan çıktıkları gibi, cennetleri de cennet olmaktan dönüşüp çıkmış oldu.

20:120 Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?

Şayet Âdem, geleneksel anlayışın bize anlattığı gibi ilk beşer olsaydı, ölümü ya da öleceğini nereden bilecekti de ebedi yaşam uğruna fitneye düşecekti! Etrafında daha önce ölen bir beşer var olmalıydı ki, o da öleceğinden haberdar olsun! Mülk edinmeye, yönetmeye neden heveslensin ki? Zaten ilk beşer ve zaten donanımıyla etrafındaki her şey onun olurdu! Mülk malsa kimden kaçıracaktı, mülk hükümse, eşinden başka kimi yönetecekti! Sincaplarla incir ağaçlarını mı!

7:20 Şeytan, kendilerinden örtünüp gizlenen çirkin yerlerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi. Ve dedi ki: Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.

Nedir Âdem’in ve hatta eşinin de, kendilerinden örtünüp gizlenen çirkin yerleri? Bu konuda da rivayetler bizi olmadık cinsel temalara koşturdu yıllarca. Sanki tüm günahlar cinsellikten ibaretmiş gibi! Oysa bir insanın çirkin tarafı sadece cinsel şehveti değildir. Hatta cinsellik, ölçüsü mukabilinde kötü bir şey de değildir. Hayalimizdeki manzaralara Âdem ve eşi ile ilgili ne müstehcen resimler koyduklarının umrunda olmayan geçmiş sözde âlimlerimiz bugün onların aynı bu şekilde karikatürleştirilmesinin de, mesajın alınmasının engellenmesinin de baş mimarlarındandırlar. Peki, gerçekten nedir Âdem’in ve hatta eşinin de, kendilerinden örtünüp gizlenen çirkin yerleri?

Tekrar nefs-i vahide’yi hatırlayalım… Hani dişilik takısıyla gelen o ilk nefsi. Hani hepimizin ondan geldiği nefis! Hani (çıkarımımızca) İblis’e “o halde ondan çık” denen nefis!… Evet! Âdem de eşi de nefsi vahideh’ten beri gelen takva elbisesi ile kuşanmış durumdaydı. O nefsin içinde kötülük de (şeytan da) vardı ama Âdem’den önce sadece bir potansiyel olarak nesillerin içinde akıp gelmiş, sorumluluğundan arınık biçimde sadece fıtraten daha önceki beşerin kan dökmesine de sebep olmuştu. Ancak potansiyel olan ve karara doğru koşan bu kötülük İblis’in isyanı ile birlikte aktive oldu, insanın bilinçli kötülüğüne dönüştü. İblis insanların dirilecekleri güne kadar mühlet aldı ve o andan itibaren onları saptırmak üzere o nefsin içinde bu kez aktif olarak kalmaya başladı. Bugün aynen bizim nefsimiz gibi. Artık ona uyanlar onun soyundan olacak, onun adıyla dahi anılabilecekti. Bu yüzden şeytan cinlerden de oldu, insanlardan da. Artık ona uyanlar cinlenmiş oldu, onu sahiplenenler şeytanın canlı hali oldular. Bu kavramsal teşbihler tabi ki çağlar boyunca bize gelene kadar hayaletlere dönüştüler! Artık cin deyince ayakları ters hayaletler, şeytan deyince elinde mızraklı kızılmaskeler aklımıza gelir oldu. Ama biz günahkâr insanlar çok masumduk öyle mi? E tabi, korkunç masallar dinleyen ve korkudan yorganını başına çeken çocuklar, büyüyene kadar masum olurlar! Büyüyünce ise zalim! Tevhidin ne olduğunu hatırlayanlar müstesna…

Bu arada bir parantez açayım… Bu sözlerimden sonra (okurlarımı tenzih ederim) şimdi bana da kalkıp, cini de şeytanı da inkâr etti diyenler ya da demese de içinden geçirenler çıkacaktır. Tam aksine! Biz, inkâr etmek bir yana, onlara cini de şeytanı da ayan beyan gösteriyoruz. Hem kendi içlerinde hem de çevrelerinde ne şeytanlar dolaştığını ispat ederek! Biz de İsa peygamberimiz gibi Allah’ın izni ile insanlardan cinlerini kovuyoruz, onlara Rablerinin Allah olduğunu hatırlatarak! Anadan doğma körlerin gözünü Kuran’a açarak! Deri hastalığına yakalanmış, kendini bedenden ibaret görenlere, nefislerine kul olmaları gerekmediğini ve bu dünyanın geçici olduğunu hatırlatarak!

Hadi kendileri uyarılmamış olsun… Etraflarında mı şeytan arıyorlar hala? “Allah’tan isteyenin duası kabul olmadı da Fakı Ahmet’ten isteyenin kabul oldu” diyen zerzevatlara baksınlar… “Allah’a direkt bağlanan kofrayı yakar” diyenlere baksınlar… Onlar hep yemin ederler. Biz en doğru mezhebiz, derler. Şu haram bu helal diye kendileri de uydururlar. Allah’ın ayetlerine başka sözleri de ortak koşarlar. Allah’a ve kitabına uyun demez, siz bize uyun, hocamıza uyun, şeyhimize uyun derler.

7:21,22 Ve “Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin etti. Böylece onları aldatarak düşürdü…

Demek ki şeytan içimizde de olur, çevremizde de. İçimizde olan nefsimizin fücuru, dışımızda olansa nefislerin fücuruyla örtünmüş olanlardır. İçimizde olan, bizim göremediğimiz yerde görünürdür. Dışımızda olanlarsa bizim görmediğimiz yerlerden bizi kuşatıp, hükmetme peşindedir.

Neyse, tekrar kaldığımız yerden devam edelim…

7:22 Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda, çirkin tarafları kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar…

İşte Âdem’in ve eşinin gördüğü çirkin tarafları kötülüğe meyilli taraflarıydı. Uyarıldıkları şey olan fücurları, şeytanlarıydı. Onu örtmek için de mazeretlerini etraflarındaki güzelliklerden bulmaya çalışmaları, bugün de bizim hata işlediğimizde yapıştığımız çevresel faktörlerden çok da farklı değildi.

20:121 Böylece ikisi ondan yediler. Hemen ardından çirkin yerleri kendilerine açılıverdi. Üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Âdem Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.

Zaten kötülüğünün farkına varan kişi şaşırıp kalır. Kötülüğü yapıyorken hissettiği azgın heyecanını kaybettiği anda vicdanını ve kendini bilmeye başlar. Bir çare bulabilmek için yol arar. Eğer hak etmişse Allah onu düzeltir, hak etmemişse şaşkınlık haliyle devam eder.

7:22 …O zaman Rableri kendilerine seslendi: Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?

Elbette söylemişti. Âdem’i uyardıktan sonra bahçeye/cennete yerleştirmişti. Ama Âdem onu arkasına atmış, fücuruna uymuştu. Allah’ın ona söylediklerini anlayabilmesi için bu yanlışı yapması gerekiyordu.

2:37 Böylece Âdem, Rabbinden olan kelimeleri öğrenmiş (telakki etmiş) oldu…

Allah’ın kendisine olan uyarılarını daha yeni anlayan Âdem ve eşi, bu kaygının verdiği pişmanlıkla özür dilediler, tövbe ettiler.

7:23 Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize kötülük ettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.

Bu tövbenin ardından, dikkat edelim ki Allah Âdem’i seçiyor.

20:122 Sonra Rabbi onu seçti. Tövbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

Seçim varsa Âdem yalnız değildir. Sadece nefis öğeleri değil (ki onlar seçime mazhar değildir) başka insanlar da vardır. Eğer yukarıdaki ayet bu konuda yetersiz görülürse şu ayeti de ekleyelim.

3:33 Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini ALEMLER ÜZERİNE seçti.

Böylece Adem, artık Rabbinin ona ne demek istediğini yeni anlamış ve doğru yola dönmüş oldu…

2:37 Böylece Âdem, Rabbinden olan kelimeleri öğrenmiş (telakki etmiş) oldu. Bunun üzerine onun tövbesini kabul etti. Mutlaka ki O, tövbeleri kabul eden ve merhamet edendir.

Ve ardından hepsi oradan ya da o durumlarından çıkartılıyorlar.

20:123 Dedi ki: Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin…

2:38 Dedik ki: Oradan hepiniz inin…

Çıkartıldıkları, cennet gibi bir hayattan indirildikleri yer, elbette geniş yeryüzüdür artık.

7:24 Dedi ki: Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta vardır…

İlk aşama ölü hükmünde yaratılıştı. Uzun süredir anlatmaya gayret ettiğim ve çokça geniş içeriği olan ikinci aşama (genel anlamda) diriltiliş aşamasıydı. Böylece insan, makalenin ilk bölümündeki ayetlerin bize gösterdiği aşamalardan üçüncü aşamaya, yani denenme aşamasına gelmiş oluyor. Bundan böyle olacaklar da çeşitli ayetlerle bize bildirilmiştir.

20:123 … Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.

7:25 Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.

Denenme aşamasından itibaren artık bildiğimiz, yaşadığımız evredeyiz. Önce Âdem’in çocukları, sonra biz… Fazla kalmadı! 🙂 Devam etmek üzere ve selam ile…

11.(Son) Bölüm | Geleceğe ve Dönüşe Doğru

One thought on “Adem’in Cenneti

  1. Pingback: İblis’in İsyanı - Kalemzade

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir