Ve Ona Ruhundan Üfledi…

Yaratılış Kalemi | 8.Bölüm | Ve Ona Ruhundan Üfledi…

ruh üfleme

Yoktan var edildik. Daha bedenimiz bile yokken kendimize şahit edildik. Rabbimizin kim olduğuna dair söz verdik. Ama söz, tek başına yetmiyordu. Denenmemiz için gökler ve yer altı evrede yaratıldı. Beşer cinsi toprakla bedenlenme aşamasına geçmeden önce cinler ateşten yaratılmıştı. Tüm canlılar ise sudan. Beşer ırkının özü, su ve topraktan yaratılma aşamalarını geçti. Sonra dişi bir nefisten gelen bir beşer türü olarak yeryüzünde çoğaldılar. Henüz ona insan denmiyordu. Çeşitli evrelerden geçti. Nihayet her şeyi yaratan Rabbimiz, beşer türünü insana çevirecek ve onu yeryüzüne halife kılacak olan şeyi yapacaktı. Artık zamanı gelmişti. O beşerin içinden seçtiği birine ruhundan üfleyecekti. Âdem’e…

32:9 Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi. Sizin için kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?

Allah’ın Âdem’e ruhundan üflemesini, insana verilen tüm iyi vasıflar ve Rabbine olan takvası olarak görüyorum. Detaylar olursa makalenin devamında değiniriz. Gelelim Allah ile melekler arasında geçen ikinci diyaloğa…

Aşağıdaki sahnenin ahşaptan bir toplantı masasında gerçekleşmediğini, simgesel ve bilinçsel kavramlar üzerinden bize aktarıldığını konuyu dağıtmamak için ayrıca anlatmama gerek yok sanırım. O yüzden kavramların ne olduğuna takılmadan, anlatmak istediğimi anlatmaya çalışacağım. Buyrun…

2:30 Ve Rabbin meleklere dedi ki: Yeryüzünde halife kılacağım. Dediler ki: Orada bozgunculuk yapan ve kan dökenleri mi kılacaksın? Ve biz seni övgüyle yüceltip, takdis ediyoruz. Dedi ki: Muhakkak Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.

Dikkat edersek göreceğiz ki, bu diyaloğun başlarında beşerin adı geçmediği halde melekler kimin kastedildiğini biliyorlar. Kimin ruhuna üflenmekte olduğunu ve halife kılınacağını biliyorlar. Çünkü ilk aşamada, daha kâinat yaratılmadan evvelki diyalogda (makalenin ikinci bölümü) bu zaten meleki bilince kaydedilmişti. İşte bu yüzden, beşerin halife kılınacağı zamanın geldiğini öğrenen melekler, yeryüzünde onun durumunu ve kendi durumlarını bildiklerinden, beşerin buna hazır olduğuna emin olamıyorlar. Melekleri yıllarca bize insanları kıskanan varlıklar gibi gösterdiler. Oysa ayetlerde “biz varken neden o?” diye çevrilecek bir ifade yok. Demem o ki, meleklerde beşere karşı bir kıskançlık yok. Biz varken onu neden halife yapıyorsun demiyorlar. Neden şimdi sorusunun cevabını, bilmedikleri sebebi öğrenmek istiyorlar. Allah da bu yüzden, onların bilmediklerini kendisinin bildiğini söylüyor.

2:31 Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti…

Elbette ki bu da bir süreç… Bu ayetin devamına geçmeden önce, bakalım Âdem’e “bütün isimler” denilerek neler öğretilmiş…

55:4 Ona beyanı öğretti.

Demek ki (gözüyle, kulağıyla, duyu organlarıyla ve iç duyguya yönelik olarak- kalbiyle) maddeyi ve madde ötesini beyan etmek, tanımlamak, açıklamak insana öğretilmiş/verilmiş özel şeyler…

82:7 Ki o seni yarattı. Sonra bir düzen içinde biçim verdi. Ve seni bir itidal (adil ve sağlıklı düşünce) üzere kıldı.

Demek ki madde ve ötesi hakkında, adilane ve sağlıklı bir biçimde, mantık güderek hareket edebilme yeteneği insana verilenlerden…

96:3-5 Oku! Rabbin en büyük ikram sahibidir. Ki O, kalemle öğretendir.

Demek ki yazmak ve yazarak beyan etmek de insana öğretilenlerden. Kalem yazıya işaret ettiğine göre büyük ihtimalle Âdem dönemi yazının başlangıcına tekabül ediyordu. Kesin bir yargı vermiyorum ama olması ihtimalini oldukça yüksek görüyorum.

96:5 İnsana bilmediğini öğretti.

Tüm bu ayetlerin ardından Âdem’e isimlerin öğretilmesinin geniş ufkunu size bırakıp kaldığımız yerden devam edelim. Âdem’in isimleri, beyanı öğrenme sürecinden sonra bakalım neler oldu…

2:31 Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları melekler üzerine sundu. Böylece dedi ki: Eğer doğruysanız, bana bunları isimleriyle haber verin.

Halife kılınacak beşerin hazır olup olmadığı hakkında bilgisel tereddütte olan melekler, elbette ki sadece kendi işlerine memurdular ve sadece kendi işlerinin bilgisine sahiptiler.

2:32 Dediler ki: Sen yücesin. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Her şeye hâkim olan ve her şeyin en doğrusunu bilen Sensin.

Meleklerin, beşerin durumu hakkındaki sorgulamaları, Allah’a güven eksikliklerinden değil, beşerin hali hazır durumuyla onun halife kılınması arasındaki bağlantıyı kuramadıklarındandı. Beşerin, onların gördüklerinden daha donanımlı olduğunun farkında değillerdi.

2:33 Dedi ki: Ey Âdem! Bunları isimleriyle onlara bildir. Böylece, onları isimleriyle bildirince, dedi ki: Size demedim mi ki! Göklerin ve yerin bilinmeyenlerini muhakkak ben bilirim. Gizlide tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.

Burada yine meleki bilincin nasıl bir donanımda olduğu gösterilerek, meleklere, tabiata ve kâinatın elemanlarına tapma âdetinde ya da eğiliminde olanlara da bir uyarı gitmiş oluyor. Melekler kendi (içlerinde gizli) yapıları hakkında dahi bir bilgi beyanında bulunamazken sadece (açık biçimde) yaptıkları işlerin bilgisine sahiptiler. Ama insan kendi iç yapıtaşını da, çevresindeki tabiat ayetlerini de (bilmesi gerektiği seviyede) görüp tanıyıp beyan edebilecek ve aklını kullanarak üzerinde düşünüp, çalışma ve ilerlemeler geliştirebilecek bir donanımdaydı. Neticede meleki bilince, zannettiklerinin aksine Adem’in halife kılınmaya hazır olduğu böylece gösterilmiş oldu. Ruhun üflenmesi öyle hafife alınacak bir şey değildi.

17:70 Ve andolsun, Biz Ademoğlunu ikramlandırdık (yücelttik)….. ve yarattıklarımızdın birçoğuna tercih ettik (üstün kıldık).

İlk aşamadaki (ilk yaratılış evresindeki) haber, Allah’ın ruhundan Âdem’e üflemesiyle ikinci aşamanın sonuna doğru gerçekleşmiş oldu. Artık sıra meleklerin secdesine, yani Âdem’in bu durumuna boyun eğmesine ve bundan sonraki işlerini yaparken bunu göz önüne alarak yapmalarına gelmişti. O artık sadece bir beşer değil, Allah’ın şereflendirmede tüm yaratmış olduklarının üstüne çıkma potansiyeli olan bir varlıktı. Artık o insandı.

Ve böylece, bir anlamda (mecazen) konsey üçüncü defa toplandı…

(2:34, 7:11, 15:29, 17:61, 18:50, 20:116, 38:72) Âdem için secde edin dedik.

Eğer melekler istemeselerdi secde etmezlerdi. İnsana ise zaten özgür irade verilmişti. Şeytana bile istemediğini yaptırmayan Allah, insana da istemediği şeyi yaptırmaz. O yüzden Allah, isteyene rahmetinden verir. İsteyeni hidayete ulaştırır. Allah dilemedikçe, elbette kul dileyemez. Ancak Allah, insanın üzerine ne hak olmuşsa onu diler. Çünkü her şeyi yaratan ve yaratacak olan odur. Hidayeti de, sapmayı da, doğrulmayı da.

Meleklere hasbelkader “Âdem için secde edin” denilmedi “Ruhumdan ona üflediğimde secde edin” denildi. Bu manada secde edilecek olan, esasen Âdem’in bedeni değil, içine üflediği ruhun gereğiyle Allah’tı. Âdem’e secde edilmedi. Âdem için secde edildi. İnsan için yere göğe ve arasındakilere boyun eğdirildi. Hemen tüm kayda değer sözlükler ittifak ediyor ki arapçada kelimenin başına gelen lam harfi sadece -e -a anlamına gelmez. Lam takısının aynı zamanda “için” anlamında kullanıldığını hatırlatmak isterim. Aşağıdaki ayeti de delil alarak makalenin devamında Allah’tan gayrisi için secde söz konusu olduğunda -e -a yerine “için” kelimesini tercih edeceğim.

7:206 Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

Hakkında secde edilmesi istenen yön Âdem, boyun eğilmek suretiyle secde edilecek olan Allah’tı. Âdem için, Âdem’in seyri için secde edilecekti. Elbette bu secde, namazdaki secde değildi. Emri kabul etmeleri ve Âdem için uygun hale getirilmiş şartların gereğinin yapılmasıydı. Hepsi Allah’ın emriyle Âdem için çalışacaktı.

Secde anından itibaren devam etmek üzere… İblis’in isyanına doğru…

Selam ile…

9.Bölüm | İblis’in İsyanı

2 thoughts on “Ve Ona Ruhundan Üfledi…

  1. Pingback: Dabbe, Semum ve Nefsi Vahideh - Kalemzade

  2. Cengiz hocam selamlar,

    Burada secde kavrami onem kazaniyor, secde’yi ayni zamanda varligin kendi fitratina uygun olarak hareket etmesi olarak da anlayabiliriz, namaz da ki secde de (bence) bunu bize anlatiyor, fitrat dini uzerine oldugumuzu, insan olarak yaratildigimizi ve rabbimizi kabullenisimizi simgeliyor.

    Melekler, melekut alemi ayni zamanda Allah’in kainat uzerindeki gucleridir. Bence burada melekerin secde etmesi ayni zamanda meleklerin, kainat guclerinin insan olan Adem’e karsi fitratlarinin geregi olarak davrranmalarini simgeliyor. Bir agac kendi fitrayi olarak meyve verecek ve Adem de onun meyvesinden faydalanacak, agac Adem’e mecazi olarak secde etmis olacak. Bu sekilde de bakis acisi genisletilirse bu ayetler tam olarak oturuyor, insanin kainat da ki varligina muhtesem olarak delil sunuyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir