Dabbe, Semum ve Nefsi Vahideh

Yaratılış Kalemi | 7.Bölüm | Cinler, İnsanlar ve Tek Nefis

cin dabbe semum

Makalenin bu bölümüne kadar özetle şunları söyledik… Allah bizi yarattı, bizden ve nebilerden söz aldı, meleksel bilince de ilerideki planına dair haber verdi. Ardından gökler ve yer tekil olarak bitişikken (big bang) ayrıldı. İlk anlarda aklın alamayacağı hızda ve şiddette kuvvetli bir sıcaklık ve hız vardı. Oluşabilecek ilk atom ancak hidrojendi. Hükmünü su üzerinden yürütecek olan Yaratan’ın planı işledi. Deneneceğimiz platform olan yeryüzü ve gökler altı evrede yaratıldı. Yeryüzü şekilleri, bitkiler ve hayvanlar yaratıldı. Her canlı için suyla başlayan yaratılış evresi (geçişken olarak) nihayet beşerin topraktan yaratılış aşamasına da elverişli hale geldi. Beşer topraktan beş ya da altı çamur evresinde yaratıldı. Adının insan olarak anılabilmesi için çok uzun zamanlar içinde birçok gelişim evresinden geçti. Rahimde de çeşitli evrelerden geçerek biçimlendi. Ve işte ona ruh üflendiğinde artık sadece bir beşer cinsi olarak değil, aynı zamanda insan olarak da anılmaya başlayacaktı. İlki, ileride benzerleri içinden seçilecek olan Âdem’di. Bedeniyle, fücuruyla ve takvasıyla yeryüzüne geçici bir karar yeri olarak zürriyetiyle birlikte mirasçı kılınacaktı.

Burada bir es verelim… Âdem’in macerasına devam etmeden önce (ki aslında daha başlamadı bile) atlamamamız gereken bazı ayetlerin bize söylediği başka şeyler de var. Bunlardan biri “nefsi vahideh” (4:1, 6:98, 7:189, 31:28, 39:6) denilen şey… Rivayet kültürü, bu  “nefsi vahideh”i yani “tek bir nefis”i bize öyle anlattı ki adeta bu şey, elçi olarak seçilen Âdem’miş de onun karısı da Âdem’in eğe kemiğinden yaratılmış gibi. Oysa “nefis” zaten dişil bir kelime idi. Yani bahsedilen şey nefsin kendisiydi. Çoğalacak olan ilk nefisti. Âdem, Havva ya da bilinen herhangi birisi değil, tüm insanların çoğaldığı ilk nefis. Zaten çoğalacak olan şey erkil değil dişildir. Rivayet tutarlı olsaydı bile ayete göre, karısı Âdem’den değil, Âdem karısından yaratılmış olmalıydı! Ama Âdem de eşi de ilk beşer değil, insan olarak anılacak olan ilk insanlardı. Beşer neslinin belli bir aşamasında büyük bir gelişime ön ayak olacak ilk neslin başıydılar.

Şimdi nefsi vahideh (tek dişi nefis) ile ilgili ayetlere gelelim…

Nefsi Vahideh نفس واحدة

4:1 Ey insanlar! Rabbinize karşı takvalı (sorumluluk ve bağlılık sahibi) olun. O sizi tek bir dişi nefisten yarattı. Ve ondan (dişi nefisten) zevcini de yarattı ve ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yaydı…

Ayetlerde ilk dişi nefsin kim olduğu ve nasıl türediği benim değil, bilim insanlarının konusu. Ama görünen o ki bugünkü insan neslinin atası (ata annesi) o idi. Topraktan yaratılma sürecinden sonra (bence) bir dişi nefis kıvamına geldiği ilk beşer formuydu. İlk nefisti. Sonra kendi cinsinden eşi de var edildi. Özellikle “kendi cinsinden” diyorum, çünkü başka ayetlerde bu ifadeyi kendi cinsinden olarak anlıyoruz.

16:72 Allah size kendinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar…

30:21 Onla birlikte yaşamanız (eskun) için size kendi nefsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi bağı kurması O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünebilen bir toplum için gerçekten ayetler vardır.

Sonra çocuk sahibi olmayı da öğrendiler. Karınlar içinde çeşitli boylar farklı uluslar ve renkler türedi.

39:6 Sizi tek bir dişi nefisten yarattı. Sonra ondan eşini de kıldı. Ve sizin için nimetinden (enam) sekiz çift (ezvac) indirdi. Annelerinizin karınları içinde bir yaratıştan bir yaratışa üç karanlık içinde sizi yaratır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk onundur. Ondan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl dönüyorsunuz?

Zümer 6’daki “enam” Fatiha’daki gibi nimet anlamında mıdır yoksa çiftlik hayvanları demek midir, bu tartışılır. Ama benim görüşümce beşerin yaratılışı aşamasında bu hayvanlardan bahsedilmesi (eğer atladığım bir şey yoksa) konuya tam oturmuyor. En doğrusunu Allah bilir, ancak şu anki görüşüme göre çeşitli annelerin karınları içerisinde sekiz farklı beşer nesli yetişmiş olduğuna dair bir işaret olması uzak bir ihtimal değil.

30:22 Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır.

Devam edelim…

7:189 O ki, sizi tek bir dişi nefisten (nefsi vahideh) yarattı. Birlikte yaşamaları (yeskun-iskân-live) için ondan (o dişi nefisten) eşini de kıldı. Ne zaman ki (günü geldiğinde) onu kuşattı, hafif bir yük yüklendi ve onunla bir zaman dolaştı. Ne zaman ki ağırlaştı, Rableri olan Allah’tan bir deva aradılar. Eğer bize salih verirsen, teşekkür edenlerden oluruz.

Âdem’den önce cinsellik konusunda genel kabul görmüş bir seçicilik olduğunu zannetmiyorum. Çünkü o tarihe atfedilmese de eskiden böyle şeyler olduğunu (4:22) ve çirkin olduğunu da bize söyleyen Kuran’dır. Duyarlılık olmadığına göre bir takım bize göre yanlış şeyler olmuş olabilir de. Hayvanlarda da var. Bugün bile insanlık vasfından çıkmış birileri saçma sapan işler yapabiliyorken o tarihlerde sadece fıtratına göre hareket eden bir beşer türünün ne yaptıysa yanlış olduğunu da bugünkü bakışla iddia edemeyiz. Ama Âdem’le ve çocuklarıyla birlikte öyle ensest vari şeylerin kabule dayanır biçimde varsa da devam ettiğini hiç mi hiç zannetmiyorum. Zaten Âdem’in döneminin öyle sandığımız kadar elli binler sene öncesi olduğunu da düşünmüyorum. Görünen o ki tarım vardı, insanlar iyi ya da kötü bir toplum halindeydi, seçilmiş bir Âdem vardı, çok muhtemelen yazı dahi bulunmuştu. Onlardan öncekiler neyse neydi, ama bugünkü anlamda insan vasfında değillerdi.

7:190 Ne zaman ki ikisine o salihi verdi, onlara verilen şeyin içinde O’na ortaklar kıldılar. Hâlbuki Allah onların şirk koştuklarının üstündedir.

Araf suresinden alıntıladığım bu ayetlerde… O iki kişinin (evlat sözü geçmiyor) salihi edinince Allah’a ortak koşmaya başladıkları söyleniyor. Ama ortak koştukları şeyin daha önce anlatıldığı gibi çocuklarının değil, kendi nefislerinin fücurundan ilham aldıkları şeyi takvaya tercih etmeleri şeklinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü ayetlerin devamında tapılan başka şeylerin özelliklerinden bahsediliyor ve nihayet 195’inci ayete gelinince “Onların yürüyecek ayakları mı var? Ya da tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var?” denilerek tanımlanıyor. Mecaz olarak bakılabilir belki, ancak eğer çocuklarını ortak koşsalardı bu tanımlamanın çocuklarının özelliklerinden hiç de ayrı olmadığını görürüz… Çocuğun eli de, gözü de, ayağı da olur. Anlatabildim mi bilmiyorum ama burada bahsedilen özellikler beşer bir çocuktan çok cin diye bildiğimiz ya da şeytan olarak adlandırdığımız kavramlara ya da onların vahyi kişiliğine daha yakın görünüyor. Nitekim insanlar da şeytana uymuşlarsa onun soyuna dâhil olmuş demektirler. O durumda da daha sonra devam edecek Araf suresi ayetleri de (okursanız göreceksiniz ki) oturuyor. Bu konuya da inşallah makalenin devamında delilli olarak geleceğim.

Cann ve Cinler

Gelelim Cann ya da Cinler olarak (ya da can’la çok yakın ilişkili olarak) tanımlanan varlıkların yaratılışına… Cin masalları anlatmayacağım. O manada korkulacak bir şey yok çünkü. Korkacaksak kendimizden korkmalıyız aslında. 🙂 Neyse… Cin kelimesi Kuran’da yer yer yabancı anlamında da kullanılıyor. Ama şimdi bahsedeceğimiz cinler, o bize anlatılan ve korkutulduğumuz cinler olacak. Bunu görmek için şimdi beşeri, Âdem’e doğru geldiği noktada bırakıp, tarihçede tekrar geriye gidelim. Çünkü ayetler bize, onların daha önce yaratılmış olduklarını söylüyor.

Semum

15:26 Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

15:27 Ve cann’ı da (el-canne) daha önce nüfuz eden kavurucu bir ateşten (semum ateşinden) yaratmıştık.

Bu ayetlerden açık seçik anlaşılıyor ki “cann” her ne ise, beşer topraktan yaratılmadan daha önce var edilmiş durumda. Araştırabildiğim kadarıyla “nas” nasıl ki insanları genel manada tanımlayan bir kelime ise “cann” da cinlerin geneli için kullanılan bir kelime. Ancak burada kronolojiye destek veren bir kelime var. O da “nar-i es semum” olarak geçen semum ateşi. Meallerde genellikle “hücrelere nüfuz eden kavurucu ateş” olarak çevriliyor. Belli başlı kayda değer sözlükler de bu anlamı destekliyor. Araplarda çölde esen ve insanın derisini perişan eden fırtınalı sıcak rüzgârlara da bu isim veriliyormuş. Ancak benim aklıma bir şey daha geliyor. O da, daha önce bahsettiğimiz (büyük patlama) big bang’in ilk dakikalarındaki sıcak kavurucu ve hidrojen atomunun oluşumunu bile belli bir süre engelleyen o ortam. Yani cinlerin yaratılışı zamansal olarak bu döneme düşüyor.

Dâbbe

Bunun yanında hatırlarsanız makalenin ilk bölümlerinde bahsettiğim birkaç ayet vardı. Hani, Allah cinleri kendilerine şahit kılmamıştı. Yerin ve göğün yaratılışına da şahit kılmamıştı. Ama insanı yeri ve göğü yaratmadan önce ölü hükmünde yaratmış ve söz almış, onu denemek için yeri ve gökleri yaratacağını söylemişti. Onları, yani cinleri yardımcı güç de edinmemişti ki bu ifade meleki bir bilinçlerinin olmadığına da işaret ediyor. Ve bir de şu vardı. Allah canlı olan hayat sahibi her şeyi sudan yarattığını (21:30) söylemişti. Üstelik Nur suresinde (24:45) şu da var ki yeryüzündeki hareket ederek yaşam süren her (dâbbe) şey sudan yaratılmıştır.

Şimdi düşünelim… Kendisine şahit kılınmayacak olduğu için başlangıçta yaratılmayan ve kâinatın yaratılışına şahit kılınmayacak olduğu biçimde ve beşer topraktan yaratılmadan önce yaratılan bir varlık var. Sudan yaratılan canlılar olsalardı, toprak yaratılıp ardından o toprağın üzerine su indirildikten sonra yaratılmaları beklenirdi. Zaten hiçbir ayette su ile ilişkilendirilmeleri söz konusu da değil. Ateşten, kavurucu ateşten veya dumansız ateşten yaratılan cinler (Allah’ın her canlıyı sudan yarattım, ayetinin muhalefetinde olamayacaklarına göre) acaba gerçekten canlı mıdır? Acaba dabbe midir? Yoksa!… Yoksa bir beden ya da nefis üzerinde nitelik kazanacak, aceleci yaratılışlı birilerinin zaaflarını sarınca anlam ve yaşam kazanacak kötü kavramlar mıdır?

Dabbeyi rivayetlerde ve korku filmlerinde arayanlar dönüp kendilerine bakmalılar. Dabbe şeytan ya da cin değil, yeryüzünde yaşayan tüm canlılar ve biziz. Debelenenler cinler değil biziz. Çünkü hayat sahibi olanlar biziz.

Şimdi bakalım bu kötü kavramlar nasıl hayat bulabilirmiş!

Şems suresindeyiz…

91:7 Andolsun nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene!

Demek ki topraktan yaratılan bedenimiz kadar, nefis dediğimiz (kendimiz dediğimiz) o muallak şey de düşündüğümüz kadar basit bir yapıda değilmiş. Bir biçimi var.

91:8 Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene!

Demek ki o nefis dediğimiz şeyimizin içinde fücur denilen bir şey var ve ondan sakınmamız gerekiyor. Fücur sözlüklere göre “tevbe edilmemiş günah işi, yalancılık, aldatıcılık, bozgunculuk, sınırsız kötülük” gibi anlamlara geliyor. Bu manada yukarıdaki çeviri doğru görünüyor. Ama daha doğru olansa işte o fücur’dan sakınmak gerektiği. Peki nasıl sakınacağız? Sıradaki ayette…

91:9 Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

Bilmem, ayetin bizi getirdiği sonucu görebildik mi? O fücuru arındırırsak ya da ondan arınırsak tüm kurtuluş oradaymış meğer. Hani havada casper gibi şeytan arayanlar var ya! Hani cinleri içinde arayıp da bulamayanlar var ya! Bu ayetleri gözlerin değil kalplerin içine sokmak gerek. Kanlı canlı şeytanlar arayan biz insanlar önce kendi suretimize gözümüzü çevirip bakmamız lazım.

50:16 Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.

Bakalım çevremize ve kendimize… Acaba takvalı olup Allah’ın ruhundan üflediği insan soyunu mu yoksa fücuruna uyup şeytanının vesveseci soyunu mu temsil ediyoruz diye! Dünyada yaşayan milyarlarca insana başınızı çevirip bakın. Adem’i mi görüyorsunuz çoğunda, yoksa İblis’i mi? Yeryüzüne şöyle bir bakın, Allah takvasına uyanların dünyasını böyle mi yapardı? Cevabı, kendimizi fücurumuzdan arındırmazsak ne olurda…

91:10 Ve onu (fücurunu) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.

Görülüyor ki insanın bedeni kadar kişiliği de en güzel ve matematiksel bir biçimde yapılandırılmış. Gerçek benimizin bedenimiz değil de kişiliğimiz olduğunu gördüğümüz gün ona günlük bakım yapmaya ancak başlayabiliriz. İnsan hem kendisini hem de halife kılındığı yeryüzünü ıslah etmekten asla vazgeçmemelidir. Bu, denenme sebebimizdir.

95:4-7 Doğrusu Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip salih (ıslah edici iyi) işler yapanlar başka. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır. Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?

Şimdi bakalım Âdem’e boyun eğmeyi reddeden İblis’i Allah nereden kovuyor? Bildiğimiz bir yerden mi yoksa?

Gelecek bölümde buluşmak umuduyla… Selam ile…

8.Bölüm | Ve ona ruhundan üfledi…

6 thoughts on “Dabbe, Semum ve Nefsi Vahideh

  1. Pingback: Su, Toprak ve Adem - Kalemzade

  2. Heyecan ve merak sürüyor. Çıkarımlarınızın bazı bölümleri öyle hemen sindirilicek kıvamda değil, Aklımda olan kitabi bilgi ile değil bizzat kitabı önüme koyup üzerinde kafa yorulması gereken tezler içeriyor. Daha önceleri vardığım kanaatlerle örtüşen düşüncelerin çok olması sevindirici kendi adıma. Fakat kanıksadıklarımla kanıksamadıklarımla yine söylüyorum gerçekten ufkumu genişletiyor yazılarınız ki, bazen vurgu yaptığınız konunun çok uzağında bambaşka konuları yakalayabiliyorum. Bu beni bayağı heyecanlandırıyor. Bu sebeple çalışmalarınızda kolaylıklar diliyor heyecanla bekliyorum. selam ve sevgi ile…

  3. Merhaba cengiz abi. Kur’an ile yoğurulan bir büyüğüm ‘toprak ismi’ üzerine bir atıfta bulunmuştu.’Toprağın’ şuur kazanan ilk ‘dişi’ yani doğurgan ilk olabileceğine dair bir görüşü,tefekkürü vardı.Yalnız şuur meselesi devreye girince,ilk kimi gördü diye açılıp budaklanıyor konu.(bahsettiğim şahsın aktarımlarını tam olarak hatırlayamadığımıda belirtmek isterim)

    Rabbim tefekkürünüzü arttırsın.

  4. Teşekkür ederim kardeşim bilmeğim bir şeyi daha öğrenmiş oluyorum.
    seni okumak güzel
    ALLAH yaptıklarının karşılığını versin inşallah
    saygılarımla

  5. hocam yazı gerçekten ilgi çekici ve farklı bir bakış açısıyla yazılmış. emeğinize sağlık. diğer yazılarınızı da merakla takip ediyorum. lakin bu cinler konusunda 27:17 – Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman’ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

    27:39 – Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.” dedi. bu iki ayete değinilmemiş. cinler hakkında söylediklerinizi bu iki ayete uyarlamak zor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir