Dünyaya Gelirken Bana mı Soruldu?

Yaratılış Kalemi | 2.Bölüm | Dünyaya Gelirken Bana mı Soruldu?

Genel anlayışta Allah ile melekler arasında bilinen bir konuşma sahnesi vardır. Bahis, Adem’in halife kılınacağına dair meleklere haber verilmesi ve bu yönde meleklerin Adem’e (Adem için) secde etmeleri gerektiğidir. Bu esnada melekler bunun nedenini de sorgularlar ve gelişen durumların ardından kabul edip hepsi secde ederler. İblis ise secde etmez ve diretir. Bunun üzerine ona kıyamete kadar mühlet verilir. Bu bilinenlerin az bir kısmı. Yanlış değiller elbette. Ama Kuran’a göre oldukça eksik ve sadece masalsı bir anlatım algısı var insan evladının çoğunda. Genel geçerin bildiğinin aksine Allah’la melekler arasında, Adem konulu bir değil en az iki diyalog vardır ve bu diyalogların içeriğinde de tahmin edeceğimizden çok fazla süreler gelip geçmiştir. Mecaz olsun reel olsun, her anlatımın da evreli yaratılışın beyanını içermesi söz konusudur.

İlk Tasavvur

İşte bu diyalogların ilki henüz kâinatın yaratılmasından bile öncedir. Henüz ortada adı İblis olan ne bir cin vardır ne de bedenli bir beşer! İşte bu evre yukarıda bahsettiğim birinci evredir. Bu evrede Allah tekilliğini müteakip meleklerine tasavvurunu, planını açıklar.

15:28,29 Hani Rabbin meleklere “Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde hemen onun için secde edin.”

Bu söz ile bir sonraki ayette geçen “meleklerin tümünün topluca secde etmeleri” arasında bizim saydığımız zamana göre en az 13,5 milyar yıl vardır. Ayete dikkat edelim… O beşere henüz biçim verilmemiştir ve ruhtan üflenmemiştir. Bu durumda meleklerin kimi neden yaratacağına dair itiraz edecek ya da sorgulayacak bir durumları da yok demektir. Çünkü yeryüzü halen bir tasavvurdur, toprak da tasavvurdur. Beşer henüz kan dökmemiş, bozgunculuk da çıkarmamıştır. Çünkü beşerin henüz kendisi de yoktur, halifeliği de bilinirde söz konusu değildir. İlk konseyde yer alan birtakım melekler vardır. Söz onlara söylenmekte ve daha sonra gelecekler için bu haber meleki hafızaya girmektedir. Melekler sonra da yaratılmaya devam edilmiş ve artırılmıştır.

Herkesin bildiği, meleklerin secde edişi ve İblis’in itirazı sahnesi bu ilk konseye (zamansal ya da zaman ölçüsü kabiliyle esasen mekânsal olarak) ait değildir. Zamanı bir mekân uzunluğu gibi düşünürsek bu konsey şu an bile yapılıyor olsaydı bize mecazen yedi gök ötede ya da takriben 13,7 milyar ışık yılı mesafede bir yerlerde olurdu. Bu da kâinatın başlangıcıyla şu anın birleşmesi ve büyük resimde zamanın ortadan kalkması demek olurdu. Neyse uzmanı da değiliz, konumuz da bu değil… Şalterlerimizi fazla zorlamayalım 🙂 Bu ilk konseyin gerçekleştiği kronolojik tarih, neticede kâinatın yaratılmasından önce gibi duruyor.

Buna ilk delil 7:11’dir. “Biz sizi yarattık, sonra size suret verdik, sonra meleklere: ‘Adem’e (Adem için) secde edin’ dedik.”

İkinci delil 35:1’dir. “Hamd gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah’ındır. O, yaratmada dilediğini artırır.”

Üçüncü delil 18:50 ve 51 ile beraber cinlerin yaratılışına dair bilgi veren diğer ayetlerdir. Meleklerin topluca secde edeceği ama “İblis hariç” denmesinin ardından onun “cinlerden” olduğu özellikle belirtiliyor. Neden? Çünkü İblis’in ilk konseyden ve ilk plandan haberi olmadığı ve kendine de kâinatın yaratılışına da şahit kılınmamış bir varlık olduğu belirtiliyor. Oysa ilk konseyin melekleri zaten bu “beşer” planından haberdardı. Sonra yaratılan melekler de dâhil olunca hepsi bu zikre hâkim olmalarına istinaden nispeten kolayca secde ettiler. Ve elbette ruh üflenmeden bunu yapmaları beklenmezdi.

Allah beşeri topraktan yaratarak dirilttiğine ve cinleri de daha önce ateşten yarattığına göre cinlerin, dolayısıyla İblis’in de Âdem gibi pasif (ölü) olarak ilk yaratılışta var olduğunu zannetmiyorum. Ama var olmuş olsa bile Âdem’den ciddi bir eksikliği vardı. Kendisine şahit değildi. Bunu anlamak için önce ikinci konseye gidelim, sonra tekrar kronolojinin başına döneceğiz.

18:50 Hani meleklere “Adem’e (Adem için) secde edin” demiştik. İblis’in dışında secde etmişlerdi. O CİNLERDENDİ. Böylece Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda beni bırakıp, onu ve soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için ne kadar da kötü bir değiştirmedir.

18:51 GÖKLERİN VE YERİN YARATILIŞINDA DA, KENDİ NEFİSLERİNİN YARATILIŞLARINDA DA BEN ONLARI ŞAHİT TUTMADIM. BEN SAPTIRICILARI YARDIMCI GÜÇ DE EDİNMEDİM.

Görüldüğü gibi İblis’e verilen bir söz ya da kendine şahit edilmişlik yok. Melekler gibi de değil. Çünkü kâinatın yaratılışına elçi kılınan melekler varken, İblis buna da şahit değil. Peki, biz şahit miydik? Madem Allah bizi yarattı, sonra suret verdi… o halde bu sırada biz neydik, neredeydik, ne haldeydik? Kainatın yaratılışına belki biz de şahit olmadık ama meşhur isyankâr sorunun cevabına geliyoruz… “Bu dünyaya gelmeyi ben mi istedim? Bunu ben mi kabul ettim?”

Açıkçası bu sorunun cevabı hem hayır, hem de evet. Hayır, çünkü ne kâinat henüz yaratılmıştı ne de bize beden verilmişti. Dolayısıyla dünyayla ilgili bir bilgisi olmayanın oraya gidip gitmeyeceğine dair de görüşü olamaz. Ammaa… Cevap aslında evet. Çünkü öyle bir söz verdik ki verdiğimiz cevap, değil dünya, konu kırk bir bin başka gezegene gitmek bile olsa kabul ettik. Çünkü kabul ettiğimiz şey her şeyi kapsayan bir kabuldü. Aldığımız ve verdiğimiz ahdi unutacak bile olsak elçilerle (ve zikirle) hatırlatılacaktı. Mazeretlerimizi sıfırlayan kabulümüzü daha ölüler iken verdik. Ölü olmak yok olmak demek değildi. Eğer Allah’ın tasavvurunda varsak zaten varız demekti. Sorumlu olmak ise diriltilmeyi ve denenmeyi gerektiriyordu. Biz Rabbimizi kabul ederek hepsini kabul ettik.

Elestu biRabbikum? | Belá, şehidnâ

7:172 Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine karşı şahitler kılmıştı. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti de onlar “Evet, şahit olduk.” demişlerdi. Bu kıyamet günü “BİZ BUNDAN HABERSİZDİK” dememeniz içindir.

7:173 Ya da “BİZDEN ÖNCEKİ ATALARIMIZ ŞİRK KOŞMUŞTU. BİZ DE ONLARDAN SONRA GELME BİR NESLİZ. İşleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?” dememeniz içindir.

7:174 İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. Umulur ki dönersiniz.”

İşte Âdemoğlunun kendine şahit oluşunun ve verdiği sözün kapsayıcılığının delilidir bu ayetler. Bu ayrıcalık İblis’e verilmeyen bir ayrıcalıktır. Çünkü onun varlığının şekli ve nedeni Adem’den çok farklıdır. İleride inşallah buna da değineceğim. Şimdi burada iki itiraz gelebilir.

Birincisi… Bu söz verişin ilk yaratılışta değil de her insanın doğumundan önce olduğu şeklinde… İkincisi ise “Unuttuk işte! Hatırlamıyorum! Ben bu sahneyi hatırlamıyorum arkadaş!” denilmesidir.

Önce birinci itiraza cevap vereyim… Evet, belki de zamansal sıralama olarak her bireyin söz verişi kendi doğumundan önce kabul edilebilir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez ve yine başlangıçta yani ilk yaratılışta sözün verilmiş olduğunu doğrular. Çünkü sen bir birey olarak yirminci yüzyılda doğmuş bile olsan, ilk (ölülük) varlık dönemin ilk yaratılışla başlamıştır. Sen doğmadan önce geçen uzun zamanların senin için gerçekte zamansal bir değeri yoktur. Eğer sözgelimi 1980 doğumluysan… Ha yaratılıştan önceki sıfırdan önce tarihi, ha 1980’de doğduğundan önceki full tarih aynı şeydir. Eğer bedensel olarak bu mekânda değilsen, bu mekânın zamanında da değilsin demektir. Ha sıfırdan önce söz vermişsin, ha 1979 yılında, henüz doğmadan önce.

Bu durum ölümle kıyamet saati arasında geçen zaman için de aynıdır. Eğer öldüysen, az sonra sura üfürüldüğünü ve saatin senle birlikte koptuğunu görürsün. Arada ölü olarak varsın ama zamanın yok, mekânın yok, gözün yok, kulağın yok… Yakinen anlamak için bir dirilişe daha ihtiyacın var. Ama kıyametle dünya yaşamı arasında iki denizin birbirine karışmaması gibi bir engel söz konusu. Ve bu gidişin geriye dönüşü de yok. Aklımızı başımıza almamız, ayağımız denk atmamız lazım.

İkinci itiraza gelince… Unuttuğun şey dilinden çıkmış kelimelerin olmasından ziyade, o günkü halinden çıkmış daha da gerçek kelimelerindir. Dünyasal anlamda elbette verdiğin sözü unuttun. Âdem de unutmuştu. Bir şeyler olduğundan emindi ama (daha sonra bahsedeceğim) “fücuru” yüklendikten sonra bir söz verip vermediğinden o da emin olamıyordu. Yani kesin bir kararlılığı yoktu. Sen de unuttun. Unutmalıydın da zaten. İşte bu yüzden (zikir) hatırlatıcı geliyor. İşte bu yüzden elçiler, nebiler, kitaplar iniyor. İşte bu yüzden kitabı aklet ve kalbine indir deniyor. İşte bu yüzden deneniyorsun.

4:165 Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderildi. Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah’a karşı SAVUNACAK BİR MAZERETLERİ KALMASIN. Allah üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.

Demek ki ne “haberimiz yoktu” demek bir mazeret olacak ne de “bizden önce gelen nesillere aldandık” demek! Demek ki sözümüzü vermişiz. Hatırlamıyorsan, işte hatırlatıcı orada tozlanmış şekilde duvarda asılı duruyor. Beğensen de beğenmesen de, istesen de istemesen de O’na döneceksin. Eğer başka bir çözümün varsa, durma aş göklerin bucaklarını!

Nebilerden Misak Alınması

Henüz göklerin ve yerin yaratılmasından önceki ilk yaratılışta sadece âdemoğullarından değil, aynı zamanda gönderilecek elçilerden de söz alınıyor. Aynı biçimde bu da ister ilk yaratılış anında densin ister x peygamberin zuhurunda densin fark etmiyor. Onlara da elçiler geliyor ve hakkı bildiriyorlar. Onlar da diğer insanların sınanmasına vesile olan bu ağır yükü omuzlarına almayı kabul ediyorlar.

3:81 Hani Allah nebilerden kesin bir söz almıştı: Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız. Demişti ki: Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı? Onlar: İkrar ettik, demişlerdi de, öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım, demişti.

Yoktan var edilişe dair bu ilk dönemde henüz kâinat yok. Bildiğimiz üç boyutsal madde ve bedenler de yok. Kâinat olmadığı için mekâna özgü bir zaman da yok. Ama söz var. Sözler var. İster farklı bedenlere sahip ister meleke anlamında olsun fark etmez, melekler var. İster tasavvur halinde diyelim, ister bilmediğimiz farklı bir varlık halinde, yaratılmış ve ölüler hükmünde ve gerçeğe nazır olan bizler varız. Deneneceğiz. Ol emrinin gereğini yerine getireceğiz. Ama sürecin devamı için bir platform gerekiyor.

11:7 O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından HANGİNİZİN DAHA İYİ OLDUĞUNU DENEMEK İÇİN gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: ‘Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz’ dersen, inkâr edenler mutlaka: ‘Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir’ derler.

Bugünkü insanlar Allah’ın kendilerine verdiği değeri bilmese de, Âdemoğlu o kadar değerli ki onu sınamak, bir anlamda inşa etmek için koskoca bir kâinat yaratılıyor.

Bu ilk aşama henüz sadece söz verdiğimiz aşamaydı. Daha meleklere “secde edin” bile denmedi. Henüz İblis ortada bile yok. Kâinat yok, toprak yok, su yok, rahimler yok. Ama evre evre hepsi yaratılacaklar. Maymundan mı geldik, yoksa maymuna mı gidiyoruz, onu da inşallah göreceğiz.

3.Bölüm | Sözün Gereği – Kalu Bela

2 thoughts on “Dünyaya Gelirken Bana mı Soruldu?

  1. Pingback: Yaratılış Kalemi - Kalemzade

  2. Rabbim ilmimizi arttırsın, işlerinizi kolay eylesin inşaallah..Heyecan ile bekliyoruz…selam ve sevgi ile..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir