İbrahim’in Kurbanı

Kuran Kronolojisine Göre İbrahim Kıssası

Merhaba… Yazıyı uzun görenler “İbrahim oğlunu kurban etti mi?” isimli bölümden itibaren okuyabilirler. Ancak sıra ile tamamını okumanızı tercih ve tavsiye ederim.

ibrahim ismail koç

Önce bugünü düşünelim…

Tüm barıştırma çabalarınıza rağmen bir araya getirdiğinizde uyuşamayan ama sizin her ikisine de değer verdiğiniz insanlar olduğunu düşünün. Çözüm aslında basittir. Eğer bir arada iken fitne oluşuyorsa o insanlar fitne ortadan kalkana kadar ayrı kalmalıdırlar. Çevresel ve toplumsal faktörlerin karşımıza çıkardığı bin bir türlü nedenlerle çoğu zaman biz de istediğimiz şartlarda bir dünya hayatına sahip olamıyoruz. Bazen istemediğimiz yerlerde ömür sürmek, bazen istemediğimiz meslekleri yapmak, bazen tasvip etmediğimiz ortamlarda bulunmak ve bazen de sevdiklerimizden ayrı yaşamak zorunda kalıyoruz.

Ama biliyoruz ki bizim planımızın üzerinde Allah’ın da bir planı vardır ve mutlaka onun planı bizim heves ettiğimizden daha hayırlıdır. Eğer her türlü çabamıza rağmen istediğimiz olmuyorsa Allah’ı kendimize vekil kıldığımızı hatırlamalıyız. Yani iyi olan amacımız için her türlü iyi çabayı sarf etmekte hiçbir sorun yok… Ama elimizden gelen her doğru işi yaptıktan sonra yine de olmuyorsa artık sabretmeli, Allah’a ve O’nun “acele etme” dediğine teslim olmalıyız. Bu benim Kuran’dan aldığım bir öğüttür. Özellikle Yusuf kıssası bunun en bariz ve ama aynı zamanda İbrahim kıssası da aynı öğüdün genellikle fark edilmediğini düşündüğüm hikmetlerinin başta gelenidir. Çünkü İbrahim kıssası maalesef genellikle Kuran’daki anlatılışına aykırı biçimde anlatılıyor.

İşte bu yazıda size özellikle İbrahim’in oğlunu kurban edişi ile ilgili olarak şu ana kadar duyduklarınızdan oldukça farklı ve inşallah taşları yerine oturtucu bir ufukta sesleneceğim. Buna sebep, İbrahim kıssasının kronolojik olarak doğru düzgün işlenmediğini ve birçok farklı geleneğe göre anlamlandırıldığını düşünmemdir. Oysa Kuran ayetleri tüm cevapları apaçık veriyor. Şu öğüdü unutmayalım… Biz istemesek de bazen sevdiklerimizden ayrı kalmamız ya da sevdiğimiz bazı insanların birbirinden ayrı yerlerde yaşamaları fitne çıkmaması açısından Allah indinde daha hayırlıdır. Teslimiyet O’nadır. İbrahim de bunu yapmış ve oğluyla beraber buna teslim olmuştur.

Kronolojik olarak İbrahim kıssası…

İbrahim ve babası (muhtemelen) Babil’in Ur şehrinde veya Harran’da yaşıyordu. Ya da göçerek her iki şehirde de hayat sürmüş olabilirler. Eğer Harran doğru ise bu Harran’ın bildiğimiz Urfa veya Urfa’nın Harran’ı olma ihtimali vardır. Ancak bu başlangıç durumunun kıssanın kronolojisine pek etkisi yoktur.

İbrahim daha küçük yaşlarda iken bile babasının ve kavminin yapıp ettiklerini inceliyordu… Zamanla sorgulamasına yeryüzünün ve gökyüzünün ayetlerini de dâhil ederek tek Allah inancına ve hidayete erken yaşlarda erdi.  Bunların sonucunda ilk iş olarak en yakınından başlayarak babasını ikna etmeye çabaladı. Babasının inatçılığına rağmen onu seviyordu. Onun için dua edeceğinin ve onun ıslahını dava edineceğinin sözünü verdi… Artık tebliğini kavmini ıslah çabalarına yöneltti… Kavmiyle birçok tartışmalara girdi ve onlara doğruyu göstermek için her türlü delili ortaya koymaya çabaladı… Ama kavmi ona inanmadı… Nihayet bir gün, belki anlarlar diye kavminin putlarını kırdı ve en büyüğünün boynuna baltayı asarak onları kendi kendilerini sorgulamaya itti. Belki bir an için kavmini düşündürdü ama kavminin ileri gelenleri onların İbrahim’e inanmalarını engellemek üzere artık onu put kırma suçundan mahkeme etmeye karar verdiler. Mahkeme edilmesi önünde ya da (muhtemelen) esnasında kavmin hüküm verici lideriyle ciddi bir tartışmaya girdi ve onu güneşi batıdan doğdurmaya davet etti. Küçük düşen lider ve önde gelenler bunun üzerine onu ateşe atılmayla (esas olarak da mecazen de anlaşılabilir) cezalandırmaya karar verdi.

Bir şekilde ateş hükmünden kurtulan İbrahim ona inanan kardeşi Lut ile birlikte hicret etmeye (vahiyle) karar verdi. Ama gitmeden önce babasını son defa gerçeğe davet etti. Sonuçsuz kalınca onun için söz verdiği son duasını yaparak nihayet babasından ve kavminden ayrılacağını ona bildirdi. İbrahim (muhtemelen) Kenan şehrine ve İbrahim vasıtasıyla elçiliğini anlayan Lut da (muhtemelen) Sodom şehrine hicret ettiler ve orada elçilik görevlerine devam ettiler. Ama inanmaları ve elçi olmaları denenmelerine engel değildi. Her ikisinin teslimiyeti de farklı biçimlerde denendi.

İbrahim ve Lut kendi şehirlerinde evlendiler ve epey ileri yaşlarına gelene kadar oralarda yaşadılar. Bu süreç içerisinde Lut’un kızları ve İbrahim’in İsmail adında bir oğlu oldu.

İbrahim bir gün kelimelerle denendi. Bu deneniş bir rüya vasıtası ileydi. Rüyasında oğlunu boğazladığını gördü. Bu rüyanın detaylarını oğluyla paylaşınca verdiği kararı İsmail’e bildirdi ve onun fikrini sordu. İsmail babasının kararına saygı duydu ve sabredenlerden olacağını söyledi. Birlikte emre teslim oldular.

Ardından İbrahim, ailesinden bir kısmını (oğlu İsmail ve annesini) bulunduğu yerden uzaklaştırdı. Bu süreç içerisinde İbrahim Allah’a ölüleri nasıl dirilttiğini sordu ve vahyi olarak “kendine alıştırdığın kuşlar sana geri dönerler” mealinde bir yanıt aldı.

Ardından İbrahim, oğlu İsmail’le birlikte bir yerde bir ev yaptılar ve duvarlarını yükselttiler. Bu ev Bekke’nin insanlarının yaptığı ilk ev olarak tarihe geçti. Peşinden İsmail’le birlikte dua ettiler. Dua, bu evin ve şehrin güvenlikli kılınması ile ilgiliydi. Ayrıca bu yerin İbrahim’in makamı olarak anılması ve İbrahim’in dinine uyanlarca bu evin ziyaret edilmesi alınacak ibretler olması açısından bu dinin mirasçılarına Allah’ın üzerlerindeki hakkı olarak bildirildi.

Ardından İbrahim (muhtemelen) Kenan şehrine geri döndü ve ailesinin diğer kalan kısmı ile yaşamaya devam etti. Ancak başka bir oğlu yoktu ve oradaki eşiyle birlikte yaşları epeyce ilerlemişti. Bir gün İbrahim’e Allah tarafından görevlendirilmiş bir takım konuklar (melekler) geldi. O’na bir iyi bir de kötü haber verdiler. Kötü haber Lut’un yaşadığı yerdeki kavmin helak edileceğiydi. İyi haberse ilerlemiş yaşına rağmen bir oğulla, İshak’la müjdelenmesiydi. Lut kavmi Lut ve ailesinden inananlar hariç olmak üzere helak edildi. İbrahim ise yaşadığı dönemde hem oğlu İshak’ı hem de ondan olan torunu Yakup’u gördü ve her ikisi de İsmail gibi elçi kılındı.

Bu sürecin ardından çok geçmeden Medyen denilen yerde Şuayb ve kavmi yaşadı. Medyen halkı Şuayb’ı yalanladı ve helak oldu. Ancak o şehir yüz yıl içerisinde yeniden dirilir gibi yeniden kuruldu. Orada iyi bir takım kişiler de yaşadı. Belirli bir süre sonra Musa’nın yolu da Medyen denilen o şehre düşecekti.

İbrahim’in ölümünün ardından her iki koldan İbrahim’in soyu devam etti. İshak’la olan soyundan Yakup nesli İsrailoğullarını meydana getirirken Mekke bölgesinde İsmail’in soyu daha bir sessizce devam ede geldi. Ta ki Muhammed’e kadar.

Muhammed’e Kuran indirildiğinde ehli-İsmail olduklarını iddia eden Araplarla ehli-İshak olduklarını iddia eden Yahudiler arasında hangisinin İbrahim dinini doğru takip edenler olduğuna dair ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Tartışmaya kısmen hıristiyanlar da katıldı. Bir kısmı İbrahim yahudiydi derken, bir kısmı hıristiyan olduğunu iddia ediyordu. Kuran’ın getirdiği çözüm açıktı. İbrahim hakkında tartışmaya girmemeleri gerektiği, Tevrat’ın da İncil’in de ondan sonra indirildiği belirtiliyor ve İbrahim kıssasında belirtilen gerçeklerle Kuran kesin cevapları veriyordu. İbrahim tek tanrıcı bir Müslümandı. Hanifti, muvahhiddi. Aynen herkesin olması gerektiği gibi sadece Allah’a  yönelirdi. Sonradan uydurulmuş Yahudilik, Hıristiyanlık gibi Allah’a ortak koşan mezhep ve kavramlardan uzaktı. İbrahim müşriklerden değildi. Kuran, İbrahim hakkında anlatılanlara doğru ve düzgün cevaplar veriyordu.

İbrahim oğlunu kurban etti mi?…

İbrahim kıssasının kronolojisi yerine oturunca görüyoruz ki geçmiş anlatılar ve hurafe dolu rivayetler bizi anlamlı bir sonuca ulaştırmıyor. Anlamlı sonuç ve gerçek öğüt sadece Kuran’daki bu sürecin ayetlerinden hikmetle ortaya çıkıyor.

Bir kez daha yüzyıllar ve hatta binyıllar öncesine gidelim şimdi… İbrahim’in yaşadığı döneme… Kınamaya gerek yok… Çok eşliliğin (ve belki de cariyeliğin) normal bir yaşam tarzı olarak kabul edildiği bir dönem… Kadınların kocalarına oğlan çocuğu doğurmasıyla kendilerini değerli hissettikleri… ya da hissettirildikleri bir dönem… İbrahim de en az iki evlilik ya da en az iki nikah sahibi… Aynı evde (ya da aynı mahalde) bir arada yaşıyorlar. İbrahim’in kadınları uzun bir süre erkek çocuk doğuramıyorlar… Ve bu kadınlar arasında bu yönde bir rekabet bile toplumsal ve örfsel olarak normal kabul ediliyor… Nihayet kadınların birinden (güncel Tevrat’a göre cariyeden) bir oğul dünyaya geliyor. İsmail’i doğuran ana “Tanrı -duamı- işitir” anlamına gelen İsmail ismini istiyor oğluna.

(Çokların babası anlamına gelen) İbrahim her (iki) ailesini de sahipleniyor. Onlara adaletle yaklaşmaya çalışıyor. Hem karılarını hem de oğlu İsmail’i çok seviyor. Ama kadınların birinin oğlan çocuk sahibi olması, diğerinin kısır kalması aralarında bir çekememezliğe yol açıyor. Huzursuzluk gitgide artarken İbrahim de bu yüzden sıkıntıya giriyor ve aralarını düzeltmek için çareler aramaya başlıyor. Ne yaptıysa huzuru sağlayacak bir çözüm bulamıyor. İsmail de bu süreçte babasının yanında gezip dolaşabilecek, ona her konuda yardım edebilecek ve huzursuzluğu fark edebilecek bir yaşa geliyor.

İbrahim ne yaptıysa olmuyor ve kadınları arasındaki sürekli huzursuzluk onmaz bir hale geliyor. Çaresizlik içindeki elçi İbrahim, nihayet Allah tarafından bir rüya (ya da bir görüm) görüyor. Rüyasında oğlu İsmail’i boğazladığını gören İbrahim bundan bir anlam çıkararak, bulamadığı çözümün aslında bildiği ama istemediği bir çözüm olduğunu anlıyor. O çözüm de sahip olduğu iki ailesini ayırmak ve birini uzaklara göndererek diğeri ile yaşamaya devam etmek. İbrahim, oğlu İsmail’in neticede belli bir yaşa geldiğini ve annesine sahip çıkabileceğini tahmin ettiği için uzaklara göndereceği ailenin seçimini İsmail’den ve annesinden tarafa yapıyor. Ama bu konuda İsmail’in de fikrini almak istiyor.

İsmail’e gidip gördüğü rüyayı ve bulduğu çözümü anlatınca İsmail, çözümün Allah tarafından emredildiğine ikna oluyor ve babasına “Emredildiğin şeyi yap” diyor ve ekliyor “Beni de sabredenlerden bulacaksın.” Her ikisi de Allah’ın emrine secde ediyorlar. İbrahim, rüyasını doğrulayarak oğlu İsmail’i uzaklara gönderme kararıyla mecazi anlamda alnı üzere yatırarak kurban etmiş oluyor.

Ancak İbrahim, rivayetlerdeki gibi ailesini çölün ortasına zulmeder gibi bırakıp hemen Kenan’a dönmüyor. Oğlu İsmail’le birlikte gidiyor ve orada birlikte bir ev yapıyorlar. Duvarlarını örüyorlar. Ve bu ev, o beldede kurulmuş olan ilk ev oluyor. İbrahim ailesini bu eve yerleştiriyor. Hatta bu esnada bile, bu tenha memlekete ailesini getiren İbrahim’in kuşkuları var. Öyle bir yer ki bu ölü memleketin zamanla gelişip bir şehir olacağından emin olamıyor. Ve Allah’a ölüleri nasıl dirilttiğini soruyor. Kendisine alıştırılan kuşların farklı yerlerde bile olsalar çağrıldığında koşup gelecekleri yerin belli olduğu örneğiyle ahiret hayatının dünya hayatına göre çok daha önemli olduğunu derin ve net biçimde kavrayınca rahatlıyor. Hatta Kuran’da bu kuş örneğinin (2:260) hemen önceki ayetinde (2:259) bir beldenin diriltilmesi (yüz yıl ölü kalan adam) ile ilgili bir kıssa vardır. Kuran’daki bu diziliş rastgele değildir.

Bekke…

Evin bitirilmesini ve yerleşmenin sağlanmasını müteakip İbrahim ve İsmail “bu evin ve beldenin güvenli kılınması” için dua ediyorlar. Mekke’yle ilgili bazı ayetlerle kıssayı birleştirirsek İbrahim’in iki şehir için de dua ettiği, söylenebilir.

Bekke eğer gerçekten Fetih 24’deki gibi “Batnı Mekke” demekse “Bekke’de kurulan bu ev” muhtemelen “Mekke’nin merkezi” anlamında kullanılıyor ve Kuran peygamberi ve Mekke beldesinin tarihine dair, o günlerde o günün insanları tarafından gayet net anlaşılabilecek çok önemli bir anlam ifade ediyor. Tabi ki ibret alınması açısından bugünün Müslümanları için de Mekke’deki Beyt’in (ev) ziyaret edilmesinin ve bu ve benzeri ayetlerin yerinde görülmesinin nedenlerini birçok sebeplerle ortaya koymuş oluyor.

Böylece bugünkü Zebur’da geçen “Bekke Vadisi’nden geçerken, pınar başına çevirirler orayı, ilk yağmurlar orayı berekete boğar.” ifadesi de… Yine bugünkü Tevrat’ta “Baka ya da Bakkah denilen vadinin kutsal vadi olduğu, güvenilir olduğu, çölde bulunduğu, kutsal suyun çıktığı, Rab’bin kutsal mabedinin olduğu ve Yakup’un da burada hac yapmış olduğuna” dair anlatılar aynı biçimde anlam buluyor.

Kuran’daki hacla ilgili ayetler de böylece daha ufuk açıcı hale geliyor. O evi (kendi ailesi için inşa ettiği o evi) sık sık ziyaret etmesi hem İbrahim’den isteniyor, hem de ondan sonra gelenlerden ibret almaları için Allah’ın üzerlerindeki hakkı olarak gösteriliyor. Ve hem de bizler için oranın ziyaret edilerek, tavaf edilerek gezip dolaşılıp oradaki ayetlerden hikmetler (izdüşümleri) çıkarmamızın bize muhakkak faydası olduğu açıklanmış oluyor.

İbrahim’e İndirilen Koç

Gelelim aktarılarak gelen ve Tevrat’ta da geçen “meleklerin indirdiği koç” ifadesine. Ayette (37:107) geçen “Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik” denilen şey gerçekten rüyada bir “meleğin getirdiği koç” olabilir. Ama bu koçun da burada rüyadaki bir metafor olması yüksek ihtimaldir. Aynen Yusuf kıssasındaki ifadelerin mecaz olması gibi bu kurban da koç bile olsa hem kurban nüskuna bir atıf hem de bir mecazi ifadedir. Dikkatlice ayetlere bakarsak görürüz ki gerçekten melekler İbrahim’e bir koç getirmişlerdir. Ama nasıl bir koç? İbrahim’e gelen konukları hatırlayın. İbrahim’e bir müjde ile gelmişlerdir. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen, kısır karısının koç gibi bir oğlan doğuracağını, yani (sevinçle güler anlamına gelen) İshak’ı müjdelemişlerdir. Yaşlı karısı sevincinden adeta çığlıklar atmış, İbrahim de Allah’ın emrine boyun eğerek ve fedakarlık ederek (bir anlamda) kurban edip uzaklara gönderdiği oğlu İsmail’in ardından yeni bir oğul sahibi olarak ödüllendirilmiştir. İşte İbrahim’in gördüğü rüya böylece tamamen doğrulanmıştır.

Kuran’ın indiği dönemdeki tartışmalara da böylece cevap verilmiş oluyor. İshak’ın kurban edilen (yakınlaştırılan) olduğunu ileri süren ehli kitap da İsmail’in kurban edilen (yakınlaştırılan) olduğunu ileri sürerek onları ve kendilerini yüceltmeye kalkan ümmi kavim de cevaplarını almıştır. Kendilerini Allah’ın gerçek kulları ve İbrahim’in gerçek takipçisi zanneden ehli kitap da, İbrahim sünnetini takip ettiklerini ve İbrahim’in gerçek mirasçıları olduklarını ileri süren Mekke kavmi de yanıtlarını almıştır. Allah dilediği kullarını seçer. İbrahim’e soyunu çokça artıracağına dair söz veren Allah, hem İsmail’in nesliyle, hem de İshak’ın nesliyle bu sözünü yerine getirmiştir. Ve elbette Allah sadece onlarla da değil, Şuayb’la da, Zülkifl’le de Salih’le de ve adı sanı bilinmeyen birçok salih kulundan gelen nesillerle de insanları yapıp ettikleri neticesinde hak olarak seçmeye devam etmektedir. Soylar gerçekte kan bağı ile de değil Allah’a olan takvayla devam etmektedir.

Özetle…

Özetle benim gördüğüm… Allah İbrahim’e oğlunu kesmesini emretmemiştir. Onu, ona bir rüya göstererek ve vahyederek bir karara varması için denemiştir. İbrahim de fitneyi ortadan kaldırmak üzere en doğru kararı vermiştir. İbrahim oğlunu kesmeye kalkmamıştır. İki ailesini birbirinden uzaklaştırmış ve bunun karşılığında hem her iki aile de mutluluğa kavuşmuş hem de ahiret hayatının daha önemli olduğu bilincine varmışlardır.

İbrahim kıssasında başka hikmetler de çoktur. Ama tekrar hatırlatayım ki yazımdaki bu ifade önemli bir izdüşümüdür… Biz istemesek de bazen sevdiklerimizden ayrı kalmamız ya da sevdiğimiz bazı insanların birbirinden ayrı yerlerde yaşamaları fitne çıkmaması açısından Allah indinde daha hayırlıdır. Teslimiyet O’nadır. İbrahim de bunu yapmış ve oğluyla beraber buna teslim olmuştur.

Selam ile…

Kalemzade Cengiz Yardım

7 thoughts on “İbrahim’in Kurbanı

  1. Allah razı olsun. Çıkan sonuca katılıyorum. Şöyle bir yazım yazmıştım bende. linkhttps://lilmuttakin.wordpress.com/2016/03/08/ibrahim-peygamber-oglunu-bogazlamayami-goturdu/

  2. Arkadaşlar merhaba, değerli yorumlarınız için teşekkür ediyorum…

    Not: Eğer yorum yazdığınız halde burada yayınlanmamışsa nedenleri vardır:
    Birincisi… Yorumlarınızda başka sitelere ve adreslere link vermeyin lütfen. Eğer daha önceden onaylı bir yorumunuz yoksa spam kategorisinde algılanır ve yayınlanmaz. İkinci olarak… rastgele isim ve rastgele mail adresi kullanmayın… Üçüncü nedense benden geçmeyendir… Yorumunuzda kötü söz ya da belirgin bir hakaret barındırıyorsanız yorumunuzu silmek zorunda kalırım. Bunların dışında tüm fikirler yayınlanmaya değerdir.

    Selam ile…

  3. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum Allah ilminizi arttırsın. Ben hz. İbrahim’den oğlunu gerçekten kurban etmesinin istendiğine inanıyorum. Benim Kuran terminolojisinden ve ifadelerindeki Kitab-ı Mubin sıfatından anladığım bu. Bende en doğrusunu Allah bilir diyerek konuyu kendimce tefsir edeyim: İbrahim genç yaşlardan beri denenmiş ve girdiği bütün zorlu sınavlardan başarı ile çıkmış birisi. Bu sınavların en büyüğünü de yaşlılıkta veriyor hasret kaldığı çocuğa kavuşuyor ama ondan çocuğunu Allah için kurban etmesi emrediliyor. Çocuğunu kurban etmesinin istenmesi de onun teslimiyetinin sınavıydı, bu kadar büyük bir fedakarlığı yapabilecek miydi. İmanından sonra hayattaki belki de en değerli varlığı bu çocuk. Çok ağır bir sınav ve her zamanki gibi bu sınavı da kazanıyor. İşte onun Allah tarafından seçilmesi ve ondan devam eden kitap ve peygamberlerle yoğrulan bir nesil oluşturulması da bu sebepten. Benim anladığım kadarıyla Allah zaten birini seçecek ve ondan bir nesil oluşturacaktı. Tabi bu seçim israiloğullarını yaratılış olarak diğer insanlardan farklı yapmıyor. Bu durum tarihleri ile de net olarak görülüyor. Bu Allah’ın her emrinde olduğu gibi önceden belirli bir plandı. (bu dediğimin geleneksel kader anlayışı ile ilgisi yoktur) Allah tekdüzelik değil, çeşit ve sanat seviyor. Yeryüzündeki farklı kültür ve medeniyet seviyelerindeki insan topluluklarına, doğaya, canlılara baktığımızda bunu görüyoruz. Bu durum Kuranda Allah istese sizi tek bir ümmet kılardı şeklinde belirtiliyor. İşte bu seçilecek kişi kim olacaktı? Allah’ın kulllarından buna en uygun kişinin İbrahim olduğu bu son büyük sınav ile tam olarak anlaşılmıştı. İsmaili Mekke’ye yerleştirmesi, Kabe’nin durumu bir yana, bir taraftan da son Nebinin gelişinin bir hazırlığı. Hepsi Sünnetullah dahilinde önceden hazırlanmış bir planın parçaları. Bu işin anayasası veya şablonu da denebilir. İnsanların amelleri, özgür iradeleri bu çerçeve içinde mevcut.

  4. Hz: İBRAHİM ve RÜYA :
    Oğulcağızım seni rüyamda boğazlıyorken gordum bak bakalım sen nasıl yorumluyorsun ?

    ^^ Babacığım SANA NE EMRONULDUSAN ONU YAP ^^
    (Saffat 102 )

    Bu baba ile oğulun diaologunda BOĞAZLIYORDUM kelimesinin ardından SEN NE İLE EMRONULDUSAN ONU YAP ^^ sozü gelince hemen hemen herkes MANTIK HATASI yaparak EMRONULA ŞEYin BOĞAZLAMAK olduğunu sanıyor ve bu SANMA ile ZAN eklenerek uydurmacılara iş düşmüş ve yüce bir NEBİ ve oğlu hakkında olmıyacak efsaneler üretilmiştir.

    1=) Rüya bir kaç saniyemi sürdü Rüyada tam olarak ne gordü ?
    Yusufun hatta Firavunun hatta mahkumların rüyasını DETAYlı anlatan Allah rüyayı DETAYlı anlatmamış.

    2=) Hicr 94 de hz Muhammede EMRONULDUĞUN ŞEYİ YAP derken emronulan şey ne idi ? Nebilere ne EMREDİLİR ? Cevap = TEBLİĞ EMREDİLİR. Bu emri bütün NEbiler için geçerlidir.

    3=) hz. İbrahimde bir NEBİdir ve ona emronulan şeyde tabiiki TEBLİĞ EMRidir ve Oğul ismailin babasının Rüyası neticesinde yaptığı yorumda kasdettiği EMRONULAN ŞEY= TEBLİĞ emridir.

    4=) Lakin bu ayetlerin hz İbrahime TEBLİĞ EMRİ verildiğinin ilk günü gece rüyasında oğlunuda putperestlerin arasında gorduğu için SİNİRLENİP (zbh= boğazlamaya ) kalktığını kimse uyarmamış ,anlatmamıştır. (zbh= kelimesinin bir anlamıda KURBAN etmek anlamına denk geldiği için asıl anlamı BOĞAZLIYORDUM demiyerek adeta İsmailin KURBAN edilmesi isteniyor diye insanları aldatmışlar,konuyu saptırmışlardır.

    5=) Oysa Allahın sünnetinde HÜKÜM ayet olarak (Bir MASUMu oldurmek bütün insanlığı oldürmekle eş değer iken ) İsmailin MASUM olmadığını iddia etmek demektir yanlış olan.

    6=) Zaten İsmailin (emronulan şeyi yani TEBLİĞ emrini yerine getir sozünün ardından ESLEMA denerek bir TESLİMİYET anlatılmaktadırki bu Teslimiyet İSLAMA ve Allaha teslimiyettir. Babası belliki TEBLİĞ EMRİNİ yerine getirmiş oğul kabul etmiş ve İSLAMA teslim olmuştur. Oğlunu kesmeye kalkmanın ESLEMAsımı olur ?

    7) hz İbrahim Kavminde TEBLİĞ EMRİNi yerine getirirken hakaretlere küfürlere maruz kaldığı için oğul İsmail (bende seninle katlananlardan olacağım diyerek babasına TEBLİĞ gorevinde DESTEK VERDİĞİNİ beyan etmektedir. Bu sozü bile baba beni kesebilirsin ben katlanırım diyerek ilaveler katarak efsaneler üreterek MESAJın anlamını saptırmışlardır

    8=) Yüzyıllardır ne HÜKÜM ayetler one sürülmüş nede yahu bu ayetlerde Allahın Bir NEBİsine oğlunu KES diye bir emri olmadığını sadece oğulun EMRONULAN ŞEYİ YAP sozünü KESME EMRİ verildi diye saptırmışlar ve Kuranın hiç bir ayetinde Hz ibrahimin GERÇEK HAYATTA oğlunu kesmeye goturduğüne dair TEK AYET dahi olmadığı halde yüzmilyonlarca ,milyarlarca insanı nasıl aldattıklarını anlamak mümkün olmamaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir