Bu Kitap Size Yetmiyor mu?

diyanet

DİYANET’İN DİNİ Mİ BENİM DİNİM Mİ?

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü yayınladığı ve bugün (12.02.2016) okunacağı ileri sürülen Cuma hutbesinde diyor ki: “Bize Kur’an yeter, anlayışıyla peygamberimizi, onun siretini ve sünnetini dikkate almadan Müslümanca yaşamaya çalışmak mümkün değildir. Bu duruş, Kur’an’ın bizzat kendisine aykırıdır. Çünkü Yüce Rabbimiz, Kerim Kitabımızda bize, kendisiyle birlikte Resulüne inanmayı ve tabi olmayı emreder. Peygamberimizin helal kıldığını helal, haram kıldığını haram saymamızı ister. Dolayısıyla Peygamberimize inanmayan, onun siretini ve sünnetini benimsemeyen bir anlayış, İslam anlayışı olamaz. Peygambere iman etmeden, Kur’an ile sünnetin arasına mesafe koyularak ebedi kurtuluşa ulaşılamaz. Resul-i Ekrem’in şerefli sözleri olmadan Kur’an anlaşılamaz ve yaşanamaz.”

diyanet cuma hutbesi

Görüldüğüne göre Diyanet İşleri “Bize Kuran yeter” düşüncesini etraflıca anlayamamış ve bu sözü sarf edenleri peygambere iman etmemekle tekfir ediyor. Oysa bu düşünce yeni çıkan bir düşünce değil, Kuran’ın dediğidir. Peygambere iman etmeyen onun getirdiği kitabın ayetlerine karşı çıkanlar değil midir? Peygamberin bize lazım olacak örnekliklerine zaten Kuran’da yer verilmiş değil midir? Dolayısıyla kitabın dışından gelen bir anlayışı o kitaba inananlara dayatmak o kitaba başka kaynakları ortak koşmak değil midir?

Kuran ile (peygamber) sünnetin arasına mesafe koyularak ebedi kurtuluşa ulaşılmaz diye hüküm veren Diyanet kurumuna sözüm… Bekleyelim, görelim bakalım. Kim kurtuluşa ercek kim eremeyecek! Yahu hiç mi okumadınız inandığınız kitabınızı? Bu anlattığınız din kimin dini ki Kuran ayetlerine hiç uymuyor? Aramızda Allah şahit ki sizler Kuran’a değil, batıla inanıyor ve bize de batılı dayatıyorsunuz. Bu dayattığınız din Kuran dini değil, atalarınızdan size miras kalan cahiliye dinidir. Kuran bize yeter duruşu Kuran’ın bizzat kendisine aykırıdır diyen Diyanet hocalarımıza soruyorum… Şu ayetleri mi tercih edelim yoksa sizin Kuran dışı kaynak dayatmalarınızı mı? Sizin dininiz size kalsın, benim dinim bakın şöyle…

29 Ankebut 51,52 KENDİLERİNE OKUNMAKTA OLAN KİTABI SANA İNDİRMEMİZ ONLARA YETMİYOR MU? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah’ı inkâr edenler ise, işte onlardır hüsrana uğrayanlar.

Şimdi biz Allah’ımıza ne diyelim Diyanet? Allah’ım sen BU KİTAP SİZE YETMİYOR MU? diye soruyorsun ya, maalesef yetmiyormuş! Kuran bize yeter, demek Kuran’a aykırıymış! Bizim diyanet öyle diyor, kusura bakma mı diyelim!!! Allah ıslah etsin.

11 thoughts on “Bu Kitap Size Yetmiyor mu?

  1. Diyanet agizlarini egip bükerek, lafi eveleyip geveleyerek, iki peygamber ayeti alip, bu ayetlere de takla attirarak acik secik sekilde KURANA savas acmislar. ” Peygambere uyalim, peygamberin sünnetine uyalim ” adi altinda, milleti hurafelere, cehalete ve zulume cagiriyorlar. Diyanete göre buhariye uymak, muhammede uymakmis! 🙂
    ” Peygamberimizin sünneti ” dediginiz ve insanlari davet ettiginiz hadislerinize bakinca, icinden resmen oluk oluk cehalet ve rezillik akiyor.
    Milleti yaldizli süslü bir davetiye ile davet edip, davette ise millete zehir zikim yediriyorlar. Iste diyanet ve diyanet gibilerin tam olarak yaptiklari budur.

  2. Eline sağlık kardeşim yine çok güzel bir konuya parmak basmışsın. İnşallah okuyan insanların sayısı artar da gerçekleri görürler.

  3. Koskoca(!) Diyanetin daha ilk cümlesi, Tevhid cümlesi yanlış… “Peygambere iman” değildir doğru olan… Doğrusu “PeygamberLERe iman” dır… Bütün Peygamberlere iman etmektir. İslamiyet adına fetva veren bu Diyanet adı verilen kurumu yıllar önce kafamdan SİLDİM… “BANA KUR’AN YETER” diyerek, Allah’ın izniyle O’nun kitabına sarıldım ve o Kitabın yolunda huzurlu olarak yürüyorum. Allah herkese aklını kullanmayı ve doğru yola girmeyi nasip etsin.

    Kalemine, gönlüne sağlık kardeşim… Allah razı olsun.

  4. Öncelikle sevgili kardeşim kalemzadeyi destekliyorum.

    ben bu konuda biraz daha sert sözler söylemek istiyorum şu diyanet kurumuna
    resülüne inanmayı ve tabı olmayı emreder diyorlar. şurayı anladık resüllere inanıyoruz. da tabi olmayı nasıl yapacaksınız yaşayan bir resül bulunda tabi olun. bur da ki tabi olmak.. resülün kendi sözlerine tabi olmak değildir. o resüllere verilen kitaba tabi olmaktır. bu kadar mı akledemiyorlar. insan olan resülün getirdiği ona verilen kitaba tabi olmaktır asıl olan. uyduruk hadislere değildir tabi olmak. .tabi oldunuz da ne oldu. her toplumun bir tabi olduğu resül sözleri oldu. iranlı resül.. ıraklı resül.. Suriyeli resül.. suudlu resül..Türkiyeli resül.. buharinin resülü oldumu sana birsürü resül sorarım size diyanet hangi resüle tabi olacak
    Kur’an daki resül kur’anın ta kendisidir. tabi olunacak resül bu kitabın ta kendisidir. kur’an yetmezse yalancı tabi olunacak resül sayısı çokkkkk olur.
    saygılarımla

  5. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı yıllardır muhatap almıyorum, alamıyorum. Onlarca ayetle bu uydurmalarla dolu yazılarını kendilerine iade ederdim ama anlamazlar, anlayamazlar. Daha doğrusu maalesef “işlerine gelmez”. Kur’an’da apaçık anlatılan oruç saatlerini anlamıyoruz diyen; namazın “salat” olduğunu bilmeyen ve illa ki rekat arayan; zekatla ilgili her şeyin yine apaçık Kur’an’da olduğunu göremeyen adamlara ne anlatsak boş. Maalesef ki bu millet atadan, dededen duyduklarına inandığı, aklını kullanmadığı ve sorgulamadığı müddetçe Diyanet de değişmez, bu şirk bataklığından da çıkılamaz. Rabbim herkese aklını doğru kullanmayı nasip etsin. Bu yazıyı okuyan kardeşlerimden de ricam hiçbir zaman doğru yolda olduğumuzdan emin olma kibrine düşmeyelim. Her zaman daha doğruya, daha iyiye gitmek için Yüce Allah’tan dilekte bulunalım. Kısacası “Onlar”ın yaptığını biz yapmayalım. Saygılarımla…

  6. Bugün Diyanet in fetvasıyla ilgili gerek bilimsel gerekse akademik düzeyde birçok eleştiri yazısı ilişti gözüme…Hepsi de tavır ve içerik olarak haklıydı ..Ancak sorulması gereken soruların içinde de sorulması gereken sorular olduğu unutulmamalı…Diyanet Kurumu idari bir alanda yer edindiğinden ve din kavramları konusunda kitlenin genel kabulünü görmüş bir yapı olduğundandır ki söylem ve yayımları genel itibariyle kabul görüyor ve halkın büyük kesmi bu kurumun fetvalarının dinin temel yapıtaşları olduğu ve kaynak olarak sağlam bir mihenk olduğu kanaatinde doğal olarak…
    Genel itibariyle din ve ahlak anlayışını kendi gücü ve birikimi nispetinde araştırmamış ve belli kurum ve kuruluşların himayesi altında hareket etmeyi seçmiş büyük bir kitle var ve bu kitle sözkonusu anlayışı kırmayı veya değiştirmeyi dine yapılmış bir hakaret ve hatta ihanet olarak algılıyor…
    Kuran ve Sünnet birleşiminden oluşan din anlayışını eleştiren yapı ve düşüncelerin varlığı onları rahatsız ediyor veya endişe duymalarına sebep oluyor….
    Düşünülmelidir ki alışılagelmiş itikadlar ve bu görüşler çerçevesinde geliştirilmiş sistematik bilgilerle dolu dini bir yapının varlığı arasında çıkan çatlak ve sızıntıların altında yatan temel sebepler , ya bu itikadın altına hapsolmuş bozuk temellerden ya da temel inşa edilirken araya sıkıştırılmış köhne zihniyetlerin temeli sağlama almak amaçlı aralara iliştirip sıkıştırdığı idareten ayakta tutucu veya zamana ve duruma uydurulmuş geçici veya kalıcı olması istenmiş din dışı düşünceler ve bu düşüncelerin günümüz koşul, akıl , mantık ve felsefi doktrinlerle uyuşmamasından kaynaklanmaktadır…
    Dini öğretinin geçmişe dayalı ve temeli çoğunlukla bozulmuş görüşlerinden meydana getirilmiş bir yapı olan Diyanetin zamanında yapmış olduğu Hadis ayrıştırma çalışmaları şimdiye dek bu sızıntı ve çatlakları kapatamadıysa ya yeteri kadar ihtimam gösterilmedi veyahutta kasıtlı olarak sızıntılar kapatılmadı demektir…
    Eleştirilerin hedef tahtası olmak Diyanet Kurumu açısından bence bir hediye ve kendisini düzeltmek adına bir fırsat olarak değerlendirilmeli…Çok şey biliyor olmak halkı tatmin edebilmek için yeterli değildir…İslam anlayışını Kuran a indirgemenin yanlış olduğu fetvasını verecek bir yapının onları eleştirenler nezdınde neye dair böyle bir savunmaya geçtiğini açıkça beyan etmesi gerekir…
    Biryerlerde bu düşünce ve yapıyı şiddetle eleştirenlerin olduğu gerçeğini kabullenip bu eleştirici yapıya teşekküllü bir cevap veremeyip ısrarla aynı dili kullanarak sanki Allah ın hükmüymüş gibi yalnızca insani bir görüşe dayalı bir dini felsefe üzerinden bir cevap yolu seçmek açıkça söylemek gerekir ki bir zaafiyetin göstergesidir…
    Gelelim sadece Kuran yeter diyerek Diyanetin fetvasını eleştiren gelenekçi anlayıştan uzak günümüze çok uygun görüşleri benimsemiş olan yapıya…Kendimi de bu yapının içinde olarak gördüğümü ve günümüz İslam coğrafyasında İslam’ ı yaymaya ve savunmaya en müsait yapı olduğunu düşündüğüm reformist(yenilikçi) görüşün gelenekçi anlayışaa kıyasla, ateist argümanlara verilmesi gereken cevaplar açısından daha uygun olduğu kanaatindeyim…Nitekim ”emr-i bil maruf, nehy-i anil münker ” emri gereğince her iki anlayışı ele aldığımızda günümüzde sorulan sorular ve bu sorulara verilen/verilmesi gereken cevaplar açısından kayda değer olarak yankı uyandırabilen anlayış reformist anlayıştır…
    Bu anlayış herşeyden önce bir gereksinimdir…İslam dünyasının elim ve vahim durumunu ortadan kaldıracak bir hazine mahiyetindedir…
    Ancak bu görüşün mensupları içinde de mevzubahis konuyu irdelerken bazı gerçekleri gözardı eden düşünceler var..Hadislerin tamamını reddetmek gibi, İslami anlayışın günümüze dek gelmesinde büyük rol oynamış sünnet ve Hazreti Peygamberin kutlu sözleri çerçevesinde toplanmış güzel ,akaid manasında kullanılabilecek davranış biçimi ve uyumsuzlukları çözen eşsiz uygulamalarını anlatan yazıların derlendiği külliyatların tamamını devre dışı bırakıp, peygamberi sadece Kuran dan anlamaya çalışmak gibi bir görüş beyan etmektedirler…
    Ancak bu görüşün uygulanması için de yeniden yazılan akademik yazıların ve derlemelerin olması gerektiği gerçeğini de biryandan kendileri söylemektedirler..Bu gerçekleştiğinde topyekün veya büyük bir kısmının reddedilmesi gerektiği vurgulanan Külliyatların yazarlarının da sizin yapacağınızdan farklı bir yöntem uygulamadığı ve hatta belki de amaçlarının sizinkiyle bir olduğu görüşü açığa çıkıyor..Böylelikle aslen eleştirilen konuya münhasır bir uygulamayı ve hatta aynısını kendilerinin de yapması gerektiği gerçeğiyle yüzyüze kalacaklarından şüpheleri olmasın…
    Reformist düşüncenin yapması gereken, Kuran a dayalı din anlayışı oluşturmak dışında ,Kuran la çelişen hadisleri ayıklamak olmalıdır…Diyanet in yapması gereken ise Kuranla ve İslam ahlakıyla çelişen bu sözleri siyer ve Hadis Külliyatlarından temizlemek olmalıdır…Diyanet savunmasını yaparken Kuran ayetini bir keçiye yedirip haşa Allah ın ayetini koruyamadığını ,haşa Hazreti Peygamberin Hz Ayşe tarafından hakarete uğradığını da kabullendiğini unutmamalıdır…
    Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin anlayışı kimseye fayda vermemiştir…Hele ki bu anlayış bir dini anlatmakta ele alınıyorsa bunu benimseyenler şimdiden hükmen malup olduklarını unutmasınlar..

    • Maksat elbette ki ve asla Allah elçilerini sıradanlastirmak değildir, olamaz da. Ama Kuran’dan konuşursak orada elcinin görevinin apaçık tebliğ olduğunu ve kendinden bir takım sözleri asla Allah sözlerine karıştırıp soyleyemeyecegini anlıyoruz. Kur’an, Elciye uyun, O’na güvenin, O’nun doğru dediklerine inanın derken Kur’an’ın seslendirilmesini kastediyor. Yani Yüce Allah benim dediklerimle O’nun dediklerini birleştirip kabul edin demiyor. O’nun dedikleri benim dediklerimdir diyor. Zaten hiçbir Allah elcisinin sözü diğerinin söylediğinden farklı değil ki, olamazdı da. Muhammed a.s şöyle dedi ama Isa a.s daha farklı demişti diyebilir miyiz? Allah elçisi olmak, Allah’tan vahiy alıp insanlara duyurmak insanoğlu içerisindeki en zor, en çetin ve en korkutucu görev iken bizlerin o elcilere saygı duymamamiz, yahut onları sıradan insan ya da postacı gibi görmemiz mümkün olabilir mi? Hadisler soylendiginde ben derhal Kuran’la tartip ona göre değerlendirme yapıyorum. Uyuşmazlık varsa üzerinde durmuyorum. Uygunsa kabul ediyorum. Ama tekrar ve tekrar söylüyorum, Kur’an-ı Kerîm tek başına herseyi apaçık sayıp dökmüş olan bir kitap. Bazı hadisleri doğru buluyor olmam asla Kur’an’ın yetersiz olduğunu düşündüğüm anlamına gelmez, gelemez, gelmemelidir de.
      Saygılarımla.

  7. Kalpler ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur. Bunların dosdoğru yolun üzerinde oturan şeytan olduklarını Kur’an’ı okumada ve üzerinde kafa yormada Rabbimin izni ile ısrarcı olmamız vesilesi ile anlamış bulunuyorum. Bunları ve dırar mescidleri haline getirdikleri beton tapınaklarını elhamdülillah hayatımdan uzaklaştırdım.İnşaallah ölümümde de cenazeme bulaşmazlar. Diyanet adı altında hıyanet, Hangi siyasi gelirse onun borazanını çalan halkın malını helal haram demeden yiyen çanak yalayıcılar. onların dini onlara, benim dinim bana…Bana Allah ve onun indirdiği kitabı yeter..

    [006.ENAM.021] Allah’a karşı yalan uyduran ve ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Muhakkak ki zalimler, felaha ermezler.

    [018.KEHF.027] Rabbının kitabından sana vahyolunanı oku. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.

    [038.SAD.086] De ki: Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve ben, kendiliğimden bir şey iddia edenlerden de değilim.
    [038.SAD.087] Bu, ancak alemler için bir zikirdir.

    [039.ZÜMER.023] Allah, sözün en güzelini; ahenkli, ikişerli bir kitab halinde indirmiştir. Rabblarından korkanların ondan derileri ürperir. Sonra hem derileri hem de kalbleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. Bu, Allah’ın hidayet rehberidir, onunla istediğini hidayete eriştirir. Allah kimi de saptırırsa; ona bir daha yol gösteren bulunmaz.
    [039.ZÜMER.027] Andolsun ki; Biz, bu Kur’an’da insanlara her çeşit misali verdik. Belki öğüt alırlar.

    [069.HAKKA.043] Alemlerin Rabbından indirilmedir.
    [069.HAKKA.044] Eğer o; bazı sözleri Bize karşı buna katmış olsaydı,
    [069.HAKKA.045] Elbette Biz; onu, kuvvetle yakalardık.
    [069.HAKKA.046] Sonra da, hiç şüphesiz onun şah damarını koparırdık.
    [069.HAKKA.047] O zaman sizden hiç biriniz de buna engel olamazdınız.
    [069.HAKKA.048] Doğrusu o; müttakiler için bir öğüttür.

    [002.BAKARA.075] Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan öyle bir zümre vardı ki, Allah’ın kelamını dinlerlerdi de akılları yattıktan sonra, bile bile bunu değiştirirlerdi.

    [002.BAKARA.076] Mü’minlerle karşılaştıkları zaman, inandık derlerdi, birbirleriyle baş başa kaldıklarında, Rabbınızın katında, aleyhinde delil göstersinler diye mi Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz, buna aklınız ermiyormu? diye birbirlerini uyarırlardı.

    [002.BAKARA.077] Bilmiyorlarmı ki; ne gizlerler, ne açıklarlarsa Allah hepsini bilir.

    [002.BAKARA.078] Onlardan bir kısmı ümmidirler, kitabı anlamazlar. Bir takım batıl şeyleri onlar sadece zanneder dururlar.

    [002.BAKARA.079] Vay, kitabı elleriyle yazıp da sonra az bir paha ile satabilmek için; bu, Allah katındandır, diyenlerin, ellerinin yazdıklarından dolayı vay onlara! Vay onlara. O kazanmış oldukları yüzünden.

    [002.BAKARA.080] Sayılı günlerden başka asla bize ateş dokunmayacaktır dediler. Deki: Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah asla sözünden caymaz. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.

    [003.AL-İ İMRAN.070] Ey Ehl-i Kitab; görüp dururken niçin Allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?

    [003.AL-İ İMRAN.071] Ey Ehl-i Kitab; Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?

    [003.AL-İ İMRAN.078] Onlardan bir güruh vardır ki; kitabda olmadığı halde kitabdan zannedesiniz diye, dillerini eğip, bükerler. Allah katından olmadığı halde; Allah katındandır, derler. Allah adına, bile bile yalan söylerler.

    [003.AL-İ İMRAN.099] De ki: Ey Ehl-i Kitab, siz gerçeği gördüğünüz halde Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek, iman edenleri niçin ondan çeviriyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    [003.AL-İ İMRAN.187] Hani Allah, kendilerine kitab verilenlerden; insanlar için açıklanmış kitabı mutlaka beyan edecek, gizlemeyeceksiniz, diye söz almıştı. Onlar ise bunu arkalarına attılar ve az bir değere değiştiler. Satın aldıkları şey ne kötüdür.

  8. Hocam, bana fazlasıyla ağır geliyor bu konular. Yanlış anlamıayın bu fazlalık sizin yorumlarınızdan değil karşı olduğunuz söylemlerden kaynaklıyor. Biraz da çaresizlik hocam.
    Çaresizlik çünkü ülkemizde yaşatılmak istenen, evrensel İslamiyete Arap kültürünü dayatmacılık sözkonusudur. Zihinsel devrimimizi önplanda tutmak adına coğrafi özelliklerimizi dahi gözardı edemeyeceğimiz gerçeğini çok önemli bir husus olarak görürken, dışarıdan dayatılan ve devlet dokularına sinen bu ve benzeri kanserli, toplumu yiyip bitiren hastalıklara karşı farkettiğim güçsüzlüğüm, şahsımı daha kapsamlı araştırmalara zorunlu kılıyor. Ve bu zorunluluk en az nefes almak kadar, su ve ekmek kadar ihtiyaç dahildir. Allah sonumuzu hayırlı etsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir