Kuran’ınız var, ya Furkan’ınız!

furkan buhari muslim

Furkan’dan İzdüşümleri

Yukarıdaki resimde gördüğünüz raf, çarşıda bir kitapçıyı gezerken dikkatimi çekti ve orada fotoğrafladım. Kırmızı kitaba dikkat etmenizi istiyorum! Üst tarafına Arapça “El-lü’üü vel-Mercan” ismi kancalanmış ve üzerinde “Buhari ve Müslim İttifak Ettiği Hadisler” yazan kitabın bu görüntüsü bize ne söylüyor sizce?

Yazıyı kısaltmak isterseniz italik bölümü geçebilirsiniz. Bu yazıyı yayınlamadan önce internette resmi aynı soruyu sorarak paylaştım. Hemen hemen tahmin ettiğime yakın cevaplar aldım. Hemen hepsi bence de doğru yaklaşımlar. Önce onları görelim, daha sonra kendi yazımı ardına ekleyeceğim. Arkadaşlar ironik ifadelerle ya da mana itibarıyla şunları söylediler…

“İnci mercan diyor hadislere… Kuran’da olan benzetmeleri kullanmışlar. Buhari ve Müslim birer derya diyor. Levhalar olmadan dalmayın boğulursunuz diyor. İki denizin kavuştuğu yere işaret ediyor. İkisinden de inci ve mercan çıkar. Ama aralarında bir engel vardır karışmazlar diyor.”

“Kısacası hadislere güvenmeyin deniyor.”

“İttifak etmediği de hadisler var diyor. Birbirleriyle çelişir bunlar sürekli fakat bazen denk geliyor diyor.”

“Buhari ve Müslim’in ittifak etmediği hadisler de olduğunu; Biri kabul ettiği halde ötekinin kabul etmediği hadisler de olduğunu”

“Hadislerde ihtilaf var demenin diğer bir yolu.”

“Pazarlığa konu olmuş “laf” satışı var diyor.”

“Bütün güzel sözler Allâh à yükselir ama din Allâh tan gelendir”

“Kuran yok, sadece bu kitaplar var”

“İttifak ettikleri hadisler de var, ama ayrı düştükleri hadisleri ne okumaya ömrünüz yeter, ne de bunları okurken Kur’an’a sıra gelir. Yol yakınken aklınızı kullanın bence diye kırmızı ışık gibi uyarıyor.”

“Kuran dışında uydurulan dini hükümler insanlar tarafından oluşturulduğu için Kuran dışında din arayanların parça parça olacaklarını söylüyor. İnsanlara güya yol gösteren âlim kabul edilmişlerin bile birbirleriyle çok az konuda uyuşabileceği bir din! Nitekim günümüzde Müslümanlar parça parça olmuşlardır.”

“Bana o kitap İznik konsülünü hatırlattı?”

“Adam Allah’a iftira atma durumunu sağlamlaştırmak için şıracıyı bozacıyla desteklemiş. Dini, uydurmalara has kılmak ve düzenlerinin bozulmaması için uğraşmış çünkü inanmış. Biz de bu adam ne yapmak istiyor diye düşünüyoruz ama adam harekete geçeli uzun zaman olmuş.”

“İtiraf ediyor o kitapta yazılanların Buhari ve Müslim’in zanları olduğunu hadisçilerin dininin Buhari ve Müslim’in insafına kaldığını itiraf ediyor. Ayrıca ittifak ettikleri olduğuna göre ihtilaf etmedikleri de vardır. Hani ikisi de sahihti. Buhari’ye göre Müslim’in 400 küsur ravisi güvenilmez. Müslim’e göre de Buhari’nin 500 küsur ravisi güvenilmezmiş. Ortada bi kendi bacağına sıkma bi kendi kalesine gol atma var.”

Arkadaşların söyledikleri bence de doğru… Ancak benim beklediğim cevap daha zor bir soruya cevap olandı. Bu çıkarımlarla Allah’a ve Kuran’a baştan inandığını söyleyen birini ikna edebiliriz ama ya etmeyeni! Şimdi yazıya ve ilave olarak benim düşündüklerime dönelim.

Bu resme baktığımızda açık seçik olarak hadislerin ne kadar elenirse elensinler peygamberimizin lafzı olduğuna emin olamayacağımızı görüyoruz. Eğer birileri için hadisler elzemse ve asla reddedilmemesi gerekiyorsa, daha en başta onları yazanların birbirlerinin topladığı hadislerin bir kısmını kabul ederken bir kısmını reddettiklerini göstermemiz gerekir. Yani eğer hadis inkârcısı birileri aranıyorsa, bu resme göre en baştaki hadis inkârcıları Buhari ve Müslim’in kendileri değil midir? Onlar bile birbirlerinin sahih dedikleri hadislerin bir kısmını reddediyorlarsa, biz nasıl olur da her birinin sahih dediklerinin hepsini gerçek diye kabul etmeye zorlanabiliriz! Zaten hadisleri reddetmek diye bir tartışmaya gerek bile yoktur. Hadisler oradadır ve istense de istenmese de varlar. İster yanlış olsunlar ister doğru, zaten dini hüküm olarak görülemezler. Tarihsel döküman arayanlar farklı araştırmalar için karıştırabilirler.

Bu resme bakıp gerçek dinin gerçek kaynağının Allah’ın vahyi olan, elimizdeki Kuran olduğunu… hadislerin ise adı üstünde doğrulukları tartışılır rivayetler olduğunu… ve dinin kaynağı olamayacağını açık seçik görüyor oluşumuzu… hepimiz, hele de Kuran’ı anlayarak okumuşsak rahatça görebiliriz. Resme baktığımızda ayetlerdeki (inci, mercan, iki deniz gibi) simgesel ifadelerin bile rivayetleri doğrulamak adına onlara atfedildiğini rahatça anlıyoruz.

Peki iş bu kadarla bitiyor mu? Tüm bunlara rağmen acaba elimizdeki kitabın ne kadar doğru olup olmadığını nasıl ortaya koyabiliriz? Şimdi resme tekrar bakın. Oradaki kırmızı kitabın üstünde yazan “Buhari ve Müslim’in İttifak ettiği hadisler” ibaresini değil de “Kuran ve Tevrat’ın ittifak ettiği ayetler” ifadesini görseydik ne cevap verecektik? Eğer böyle yazsaydı Buhari ve Müslim için kullandığımız kınayıcı söylemleri aynı rahatlıkla Musa, diğer peygamberler ve Kuran peygamberi için de kullanacak mıydık!!!

Eğer Buhari ve Müslim’i bu kadar kolay çöpe atabiliyorsak bunun nedeni Kuran’ı okumuş olmamızdır. Ama Kuran’ı da, İncil’i de, içindeki Zebur’la birlikte Tevrat’ı da okumamış birisi olsaydık… Dayanacak bir yerimiz olmasaydı… Ve biri bize üzerinde “Kuran ile Tevrat’ın ittifak ettiği ayetler” diye bir kitap gösterseydi ve bizi inandığımız kitap yüzünden kınasaydı ne cevap verecektik!!!

Doğrusunu söylemek gerekirse; bu rafa ilk baktığımda ilk aklıma gelen, bu kırmızı kitabın içinde ne yazarsa yazsın “Sizin ilahınız tek bir ilahtır” (2:163) ayeti olmalıydı. Oysa ben de çoğumuz gibi önce kitaptaki ismin yaşananla olan tutarsızlığını gördüm. Üzerine bunlara inanan insanları kınamak geldi. Oysa kendi tutarsızlığım var mı diye bakmayı erteledim. Allah’a ya da Kuran’a zaten inanmayan birisine Kuran’ı göstererek cevap veremezsiniz. Ama ondan ilham alabilirsiniz. Elbette Kuran’a inanmak için birçok sebebim var ve yazılarım bunlarla dolu ama bu inancımı dışarı ifade edebilmek için bazen dinle hiç ilgisi olmayan, hatta Allah’la alakasını kesmiş birisine verilecek cevapları olan soruları görmemiz gerek. Bunun tek kelimelik cevabı da ilk aklımıza geldiği gibi “Kuran” değil. “Furkan” 

Peki Furkan nedir? Verilen ilk cevap Kuran’ın diğer adıdır! Sonra yetmezse tüm kitapların ortak adıdır! O da yetmezse Kuran’ın doğruyu yanlışı ayırt edicilik sıfatıdır! Dikkat edin hep atıf var açıklamalarımızda. Onun adı, bunun adı. Belki doğru ama bir taraftarlık var. Furkan’ın kendisi nedir peki? İnsanların çoğu Kuran’a inanır gibi Buhari’ye, Müslim’e inanır gibi Kuran’a, İncil’e inanır gibi Ebu-Davud’a, Tırmizi’ye inanır gibi Tevrat’a inanıyorlar… ya da tam tersi inanmıyorlar… ya da bir kısmına inanıp bir kısmına inanmıyorlar. Ama hiçbirini okumadan, düşünmeden! Sonra taraf oluyorlar. Hadis diye… İncil diye… Kitabı mukaddes diye… Hatta Kuran diye…

Can alıcı soru ise şu… Peki, o Kuran’ın doğruluğunu biz nasıl anladık? O İncil’de ve Tevrat’ta geçenlerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu nasıl anladık? Hatta Buhari’nin Müslim’in sahih dedikleri hadislerin din olmasa bile, peygamberin sözleri olup olmadığını nasıl anladık? Elimizde ne vardı da okuduğumuz kitabın Allah’tan olup olmadığını ve ayetlerinin gerçekleri yansıtır olup olmadığını idrak ettik? Önümüze bugün başka bir kitap konulsa ve Allah’tandır, öncekinde yalanlar vardı, son kitap değildi dense… o yeni kitabı okumaya cesaret edemeyecek miyiz? Bu durumda Kuran taraftarı olmaktan başka ne yapmış olabiliriz? İşte bunların cevabı da yine Furkan. Önce Furkan vardı. Önce Furkan’ı fark ettik biz. Elbette Kuran dosdoğru bir kitap. Ama eğer Furkan olmasaydı okuduğumuz Kuran’ın dosdoğru olduğunu anlamamız mümkün değildi. Nasıl mı?

Önce merak ettik. Önce sorguladık. Önce “hangisi doğru” dedik. Önce “Allah’ım bana doğru yolu göster” dedik. Beni doğruların yoluna ilet, yanlışların yolundan uzaklaştır diye kalpten dua ettik. Sonra işe koyulup, samimi olarak Kuran’ı okumaya başladık ve gerçeği fark ettik. Eğer öncesinde “Allah şöyle demiş ya da dememiş olabilir mi?” diye sormasaydık Kuran’dan cevapları alamayacaktık. Eğer öncesinde, doğruyu yanlışı ayırt edebilme yeteneğimize kavuşmasaydık Kuran’ı okusak da anlayamayacaktık.

Önce istedik… önce bir şeyler oldu bize… sarsıldık… Bir çeşit taş düştü başımıza… Daha fazla önemser olduk… Önce dua ettik… Gerek dilimizle gerek halimizle… Ve sonra o duayı dava edindik… Gerek dilimizle gerekse halimizle… Bir de baktık ki, yanlışlar hızlı biçimde birer birer dökülüyor, doğrular birer birer yükseliyorlar… Ok yaydan çıkmıştı. İster istemez okuduk kitabı… Ve gördük ki mikroskop altında görünmez ruhsal genlerimizde doğru diye ne varsa, Kuran da bize onları birer birer hatırlatıyor. Ve görünmez bir el, hayatta bize onları birer birer bir benzeriyle yaşatıyor. Kendi hayatımızda bir benzeriyle Nuh oluyoruz, Musa oluyoruz, Muhammed oluyoruz, Meryem oluyoruz. Etrafımıza bir bakıyoruz… Bir benzeriyle Hamanlar görüyoruz, Samiriler görüyoruz, Nemrutlar ve Ebu Cehiller görüyoruz… Eğer Furkan olmasaydı, Kuran’da bunları göremezdik.

(2:53) “Hidayete erersiniz diye Musa’ya Kitap’ı ve Furkan’ı verdik.” ayeti anlam buluyor. Anlıyoruz ki Furkan’sız Tevrat Musa’ya bile verilmemiş.

(2:185) de daha iyi bir anlam buluyor. “…insanlar için hidayet olan ve delillerle indirilen Kur’an ve Furkan…” deniyor. Furkan’sız bir Kuran indirilmiyor. İndirilen kitabın hak olduğunu peygamberin anlaması için bile Furkan’a ihtiyaç var.

(3:3) “O, sana Kitabı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.” dendikten sonra (3:4) “…bundan önce Furkan’ı da indirdi.” diye ekleniyor.

(8:41) “…Furkan günü ve iki ordunun karşılaştığı gün kuluna indirdiği zikir…” hatırlatıyor ve ona güvenilmesi gerektiği söyleniyor.

Tevrat Musa’ya verilmişken, (21:48)’de sadece Musa’ya değil “Musa’ya ve Harun’a Furkan’ı verdik…” deniyor ve ardından (21:51)’de “…İbrahim’in rüştünün verilmesi…” ifade edilerek doğruyu yanlışı ayırt etme yolunda rüşt sahibi olmak gerektiği açıklanmış oluyor. Ardında gelen ayetlerde İbrahim kavmine haykırmaya başlıyor.

Peki bu Furkan dediğimiz “doğruyu yanlışı ayırdeden” şey sadece peygamberlere mi has bir şey? El-Furkan olmasa da bir furkan bize de verir mi Allah? O’na yönelenlere, soranlara… Cevap Enfal 29’da…

(8:29) Ey iman edenler, Allah’a dayanır, takva sahibi olursanız, sizi bir FURKAN sahibi kılar, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.

Ve Furkan suresi…

25:1 Âlemlere uyarıcı olması için, KULUNA Furkan’ı indiren ne yücedir.

Furkan sahibi olmuş bir inanan Kuran’ı okuduğunda her şeyin sahibinin kim olduğunu görür. Kula kul olmayı bırakır. Kendisine ne fayda ne zarar verebilecek O’ndan başka kimse olmadığını görür. Din adına, hayat adına, ahiret adına artık kimseyi bilerek ya da bilmeyerek rab edinmez. O kitaba lafzen inandığını söyleyenlere o kitabı hatırlattığında bile tepki görmeye başlar. Söyledikleri gerçekleri hep başkasından öğreniyor zannedilir. “Allah’ın dediği budur” dediğinde “sen anlamazsın” denilir. Peygambere inandığını söyleyenler, peygamberin Kuran’da söylediği cümleleri görmezden gelirken Furkan sahibi ise didinir durur.

(25:30) Ve elçi dedi ki: Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak bıraktı.

Furkan sahibi, inanmayanların ileri sürdüğü her iddiaya karşı Kuran’daki cevabı bulur da, onlar yine de gözlerine girmekte olan gerçeğe yüz çevirirler.

(25:33) Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.

“Bu kadar alim yanılıyor da sen mi doğru yolu buldun” denilir. Aynen peygamberlere müşriklerin söylediği gibi… Doğruyu yanlıştan ayırt etmeye başlayana, karşı olarak söylenenler kitaptaki sözlerin bir benzeri, neredeyse aynısıdır.  “Yoldan çıkmışsın” derler “alimleri bile kabul etmiyorsun” derler “sen böyle dedin diye atalarımızı mı reddedelim” derler “Buhari’yi de Müslim’i de kabul etmiyorsun, sünneti reddediyorsun, peygamberi yok sayıyorsun” derler “SAPIK” derler “SAPMIŞSIN” derler.

(25:41,42) Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: “Allah’ın, elçi olarak gönderdiği bu mu? Eğer onlara karşı durmasaydık, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Azabı görecekleri zaman, KİM yol bakımından DAHA SAPIKMIŞ ÖĞRENECEKLER.

Eğer Kuran bir su ise, yağmur ise, furkan onun müjdeci rüzgârı gibidir. Furkan (doğruyu yanlıştan ayıran anlayış) Kuran’ı okutan gözlüktür.

25:48 Ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O’dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik.

Peki bu Furkan neden herkeste yok? Ya da varsa neden ortaya çıkmıyor?

25:77 De ki: “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız ve bu yüzden sonucu da kaçınılmaz olacaktır.”

Duası olanın davası olur. Gerçek davası olmayanınsa hayatta yeryüzündekilerden başka gayesi yoktur. Neyi var, neyi yoksa kendisi istediğindendir. Tüm bu ayetlerden sonra görüyoruz ki, doğruyu, gerçeği öğrenmek için bir çaba sarf etmeyene Allah da o doğruyu göstermek için furkan indirmiyor ya da aktive etmiyor. Cahil kalmak isteyeni cahil bırakıyor. Gerçeğe inanmaktan yana olmayan toplumları da böyle istedikleri için sefalet içinde yüzdürüyor. Allah zulmetmiyor. Sadece isteyene istediğini veriyor.

Eğer Buhari’ye Müslim’e dini doğrulardır diye inanırsak Buharici ve Müslimci oluruz. Aynı şekilde İncil’e furkansız bakarsak İsevi, Tevrat’a furkansız bakarsak Musevi oluruz. Yani gerçek ilaha yaslanamamış taraftarlar oluruz. Aynı biçimde Kuran’ı furkansız savunursak da Muhammedi oluruz. Ama furkanımız varsa, nereye bakarsak bakalım Rabbani olma peşinde oluruz. Allah kendisine taraftar aramıyor. Aklını kullanan, doğruları yanlışlardan ayırt etme yetisini kullanan, tek ilahın ne olduğunu anlayabilmiş ve dolayısıyla doğru işleri benimsemiş barışçı kullar istiyor. Bunu yapanlar da Kuran’ı anlamaya başlıyor ve kendini düzeltiyor. İş aslında bu kadar kolaylaştırılmış durumda. Ama furkanı isteyene… Eğer bir insanda (kendi şartlarında) anlama ve doğruyu yanlışı ayırt edebilme yeteneği olmasaydı vahyi anlamamak için mazereti olurdu. Ama emin olalım ki böyle bir mazeret yok.

İşte bu yüzden, inanmak istemeyene ne anlatsak boş duvar gibi sekecektir. Kuran’ın doğruluğunu anlatmak için karşı tarafta furkandan bir eser olmalıdır. Eğer furkan aktifse sadece Kuran’a bakarak değil, raftaki aldatmacaya ya da gökteki yıldıza bakarak bile doğruyu yanlıştan ayırt edebilir insan. Kuran’sa furkan gözlüğüyle bakılabilen büyük bir haber, son hatırlatıcı ve son öğüttür. Gerçekler manasal anlamda, genlerimize gömülü bilincimizde zaten vardır. Öğreten Allah’tır. Üstüne mühür vurulmasını isteyense insanın kendisinden başkası değildir.

Selam ile…

8 thoughts on “Kuran’ınız var, ya Furkan’ınız!

  1. Selam

    Çok çok teşekkür ederim sevgili kardeşim. senin gibi aklını kullanan kardeşlerimize dua ediyoruz.
    saygılarımla

  2. Yazınızı yavaş yavaş sindire sindire okudum.Çok etkilendim yazınız beni bir tık daha aydınlattı. Allah sizden ve sizin gibilerden razı olsun. Dua ile

  3. Kuran’ınız var, ya Furkan’ınız!, daha başlığı gördüğüm an çok güzel bir yazı geldiğini anladım. Öyle bir vurucu yerden yakalamışsınız ki, hemen kopyalayıp arşivime koydum. yüreğinize kalemize sağlık…

  4. Gönlünüze sağlık,çok kıymetli bir açıklama,aydınlatma yazınızı daha okumak kısmet oldu.
    Furkan açıklaması ile Allah’ın Araplara ,Musevilere,Hırıstiyanlara,Müslümanlara veya bu coğrafyaya yakın olanlara kitap indirerek torpil yapmadığını Hak ve Adil olduğunu bir kez daha anlıyoruz.Dünyanın en ücra köşesinde Kuran’ı hiç okuma şansı olmayan insanlara -ki onların içinde doğru yolu dilemeleri ,istemeleri şartıyla- Allah’ın verdiği Furkan ile hidayete erebileceklerine inanıyorum.Ve yine Kuran gibi bir rehbere sahip oldukları halde zorda olsa doğruyu dilemeyen,istemeyen,peşinde koşmayanlara,aldatıcı nefsinin peşinde olanlara,zahmetsiz kolay yolu seçenlere Allah Furkan vermediği için kaybedenlerden olacaklarını anlıyoruz.
    Gönlümüzü ferahlatan bu güzel konu ve incelemeler için tekrar teşekkür ediyorum.
    Selam ve sevgilerle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir