Matrix ve Kahinin Sözleri

Matrix kahin neo

Aynı ayeti okudukları halde insanlar neden farklı farklı anlıyorlar?

Esasında her ayet her insana aynı mesajları verir. Allah’a ortak koşma, O’ndan başkasına kulluk etme. İyi insan ol ve doğru işler yapmaya çalış. Ama biz insanlar o kadar kirliyiz ki, o kirleri giderip ayetin mesajını anlamakta derin ayrılıklara düşüyoruz bazen. Bugünkü yazımda “Aynı ayeti okudukları halde insanlar neden farklı farklı anlıyorlar?” sorusuna, bir filmin bir sahnesinden örnekle cevap vermek istiyorum. Filmin adı Matrix. Birçoğunuz izlemişsinizdir. Ama yine de 1999 yapımı bu filmi seyretmeyenler için önce olabildiğince kısa bir şekilde konusunu ve ilgili sahneyi hatırlatayım. Filmi bilenler italik yazılı bölümü es geçerek yazıyı kısaltıp okumaya aşağıdan devam edebilirler.

Dünyayı yaşanmaz hale getiren insanlar, bir noktadan sonra makinelere esir olmuşlar ve ardından “mimar” adı verilen makine, insanları sanal ortamda yaşatacağı duyusal bir bilgisayar sistemi kurmuştur. Gerçekte artık insanlar, makinelerin hayatta kalması için enerji sağlayacak küvezlerde seri olarak üretilip bir bitki gibi yaşatılırken, kendilerini halen dünyada yaşıyor zannetmektedirler. Oysa artık insan nesilleri, dev fabrikalardaki küvezlerde hareketsiz, sadece beyinlerine simüle edilmiş veriler verilen ve makinelerin köleleri halinde bulunan piller gibidirler. İşte bu sisteme matrix denmektedir. Sanal bir dünya hayatı!

Ancak bir şekilde matrix’ten kurtulmuş insanlar da vardır ve gerçek dünyada yer altındaki son insan kentini makinelerin saldırısından kurtaracak bir seçilmiş kişiyi aramaktadırlar. Bu seçilmiş kişi ise küvezde yaşatıldığının bilincinde olmayan ama yaşadığı sanal sistemi sorgulayan “Neo” isimli bir bilgisayar korsanıdır. Morpheus isimli karakter ve arkadaşları, Neo’yu matrix içerisinde bulur ve küvezden onu kaçırıp, artık eskisi gibi olmayan ve yeraltına mahkûm gerçek dünyaya getirirler. Çünkü bu son şehri kurtaracak olan “seçilmiş kişi”nin Neo olduğuna inanmaktadırlar. Neo bundan emin olamasa da kurtulduğu matrix’in insanların beynine iletilen bir zan, bir simülasyon olduğu gerçeğini görmüştür.

Mimar’ın ürettiği matrix ana programı, yapısı itibarıyla içinde sistemi koruyan ama insanları kötüye yönelten “ajan”ların bulunduğu programcıklar ve insanlar için iyiye yönelten ve filmde kâhin olarak tercüme edilen “oracle” programcığı ile bütünleşiktir. Oracle, kâhin anlamının yanında, keramet, ilham, vahiy, peygamber, işin ehli, uzman ve ayrıcalık gibi anlamlara gelir. İşte bu kâhin, esas karakterlere geleceğe ve bilinmeyene dair bilgiler vermesiyle vazgeçilmezdir. Matrix’ten kurtuldukları halde insanlar, oracle’dan alacakları bilgiler, onlara yol gösterici olacağı için kaçak olarak tekrar tekrar matrix’e giriş yaparlar.

Filmden kâhinin daha önce Morpheus’a, Neo’nun seçilmiş kişi olduğunu ima etmiş olduğu ve Morpheus’un kanı pahasına buna iman ettiği anlaşılmaktadır. Bu yüzden Neo’ya seçilmiş kişi olduğuna kendince emin olduğu için çok güvenmektedir. Ve artık Neo da tekrar Matrix’e kaçak olarak sokularak kâhinle görüştürülmeli ve kendi sorularının cevaplarını almalıdır. Matrix üçlemesinden anlıyoruz ki bu olay aslında Matrix kurulalı beri 6’ncı defa gerçekleşiyor. Bu arada da dünyanın altı günde (devirde) yaratılmış olmasına atıf olma ihtimalini yok saymıyorum.

Filmin tamamını anlatmaya gerek yok ama senarist Wachowski kardeşlerin Eski ve Yeni ahdi, Yahudi geleneğindeki inanışları, Hint felsefesini ve belki de bunlarla birlikte Kuran’ı ve İslami geleneği de incelemiş olmaları kuvvetle muhtemel görülüyor. Çünkü ürettikleri kurguda hemen her sahne ve hemen her cümlenin arkasında sağlam bir bilgi ve araştırma göze çarpıyor. Filmin eleştirilecek tarafları olmakla beraber çok iyi bir kurgu olduğu gerçeği yiğide hakkını vermeye itiyor beni.

Gelelim yazıya bahis sahneye… İşte Neo matrixte bu kâhine götürülür. Gerçek dünyadaki ekipte herkesin kâhinin Neo’ya seçilmiş kişi olduğunu söyleyecek olması beklentisi hakimdir.

Neo, kâhinin bulunduğu odanın kapısından girerken, kâhinin fırında kurabiye pişiren bir kadın olduğunu görür. Kâhin ona “Neo olduğunu biliyorum” der ve “vazo için endişelenme” diye ekler. Neo “ne vazosu?” diye sorarken aynı anda sol tarafında bulunan vazoya çarpar ve onu yere düşürerek kırar.

Vazo, kitabı mukaddes ehlinin bir kısmının geleneğinde iki ters üçgenin birleşimini ifade eder. Bu iki üçgen bugünkü İsrail bayrağının da üzerinde birbirine geçirgen yerleştirilmiş iki üçgenin aynısıdır. Üçgenlerden biri yeryüzü güçlerini diğeri gökyüzü güçlerini temsil eder. Bugün bir kısmı British Museum’da bulunan ve Venüs tableti olarak da bilinen “Anu ve Enlil” tabletinde de Anu ve Enlil yeryüzü ve gökyüzü tanrıları olarak ifade edilir. Yahudi geleneğinde üçgen bolca kullanıldığı gibi Hıristiyan geleneğinde de üçlemeyi temsil eder. Filmdeki kadın karakterin adı da muhtemelen buna atfen “Trinity” yani “üçleme”dir. Trinity, seçilmiş kişiye âşık bir karakterdir aynı zamanda.

Sahnede kâhin, manidar biçimde “vazoyu çocuklarım onarır” dedikten sonra Neo’ya “Ben bir şey demeseydim de vazoyu yine kıracak mıydın?” diye sorarak bilinen kader anlayışına eleştiri getiriyor.

Morpheus’un seni bana neden getirdiğini biliyorsun, peki sen ne diyorsun diye soruyor. O sen misin sence? Neo, dürüstçe söylemem gerekirse bilmiyorum diye cevap veriyor.

Kadın kapının üstündeki yazının Latince anlamını söylüyor… “Kendini bil.” diyor ve kimse sana senin bileceğin şeyi senin gibi söyleyemez gerçeğini şu şekilde açıklıyor… “O kişi olmak âşık olmak gibi bir şeydir, kimse sana âşık olduğunu söyleyemez. Bunu bilir ve benliğinde hissedersin.”

İlginç değil mi!

Sonra ağzına, gözlerine, kulaklarına ve ellerine bakıyor. Ardından “Ne söyleyeceğimi sen zaten biliyorsun.” diyor. Neo da “Ben o değilim diyor.”

Kadın “Sana bir yetenek (gift) verilmiş ama sen sanki bir şeyler bekliyor gibisin.” diyor ama ardından reenkarnasyona dair saçmalıyor. Neyse…

Neo “Morpheus neredeyse beni bile inandıracaktı.” diyerek gülümseyince kâhin “O olmasa biz de olmazdık!” diyor. Bu arada Morpheus, mitolojide “düş tanrısı”nın adıdır.

“O sana, körü körüne inanıyor. Öyle ki kendi hayatını bile feda edecek kadar” diyor “Seçim yapmak zorunda kalacaksın. Bir elinde onun hayatı diğerinde senin. İkinizden biri ölecek ama kim bunu sen belirleyeceksin. İyi bir ruhun var, iyi insanlara kötü haber vermekten hoşlanmam. Ama bunun için endişelenme, dışarı çıktığında kendini daha iyi hissedeceksin. Kader saçmalığına inanmayacaksın, sen kendi hayatını kontrol ediyorsun, hatırla!” diyor.

Ardından “Al bir kurabiye ye, onu yediğinde kendini yağmur damlası gibi hissedeceksin.” diyor. Geleneksel İslami rüya tabirlerinde kurabiye tatlı, güzel, hoşa gidecek söz demektir. Ayrıca hadislere göre bol rızık, bol kazanç ve huzur gibi anlamlara gelir. Bunun yanında kurabiye bazı putperest geleneklere atfen Hıristiyan geleneğinde acıkınca yenilen tanrıları ve totemleri simgeler.

Netice olarak filmde aynı kâhin, iki farklı kişiye birbiriyle farklıymış gibi görünen iki ayrı bilgi vermiştir. Neo kendisinin seçilmiş kişi olmadığına dair bilgiyle kâhinin yanından dışarı çıkar ve onun seçilmiş kişi olduğuna inanan ve dışarıda onu beklemekte olan Morpheus’a bakar. Neo daha hiçbir şey söylemeden Morpheus konuşur.

“Sana söylenenler senin içindi, sadece senin için.”

Farklı bilgilere sahip oldukları halde hiç tartışmazlar bile… İşlerine devam ederler. Ta ki gerçek ortaya çıkana kadar.

Bu sahneyi, daha doğrusu şu “Sana söylenenler senin içindi” son sözlerini hatırlayınca bir benzetme yaptım. Kuran’dan aynı ayeti okuyup farklı izdüşümleri gören, farklı öğütler alan insanları göz önüne getirdim. Çoğu insan aynı ayeti farklı anladığı için tartışıp duruyor.

İşte “aynı ayeti okudukları halde insanlar neden farklı farklı anlıyorlar” sorusuna sorulu cevap…

“Her insan aynı ayeti okuyup kendi ihtiyacı olan şeyi anlamış olamaz mı? Ayette söylenenlerle birlikte kişilerin anladıkları sadece kendileri için geçerli olamaz mı! Bu da ayetlerin her insan için farklı biçimlerde tezahürü olamaz mı?”

Her insan birbirine benzeşse de parmaklarındaki izler gibi farklı hayatlara, farklı tecrübelere, farklı denenmelere tabi tutulurken ayetlerden herkes bence kendi ihtiyacı olanı almaktadır. Allah’ın sözleri o kadar mucizevî anlamlar içerir ki onları okuyan kendi ihtiyacı olan öğüdü alır. Diğer insanın anladığı ile (tevhide aykırı olması dışında) çelişmez. Eğer kişi, ayetlerden şirke götüren bir anlayış çıkarır ve bunu uygularsa, bu durumda onu da hak ettiği için öyle anlamış olmalıdır. Maalesef o da onun ihtiyacıdır.

İşte bu yüzden “açık şirk içerenler”  hariç olmak üzere kimse Allah’ın ayetleri üzerinde “İlla ki böyle olmalıdır” şeklinde bir anlayış gütmemeli, meleklerin dediği gibi en doğrusunu Allah’ın bildiğini unutmamalı ve hizipleşip, birbiriyle cedelleşmemelidir. Çünkü herkes hak ettiği rehberle hak ettiği yolda, hak ettiğince gitmektedir. Bize düşen en doğruyu son nefesimize kadar aramak ve hayata, edindiğimiz güzellikleri tatbik etmektir.

31 Lokman 27 Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem olsaydı ve deniz de onun ardından yedi deniz daha eklenseydi, yine de Allah’ın kelimeleri tükenmezdi. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Selam ile…

Kalemzáde | Cengiz Yardım

9 thoughts on “Matrix ve Kahinin Sözleri

  1. Güzel bir detayı yakalamışsın Cengiz abi. Ben de bir arkadaşımın sorusuna yazdığım bir yanıtta buna değinmiştim. Şu adresten göz atabilirsin:
    http://j.mp/hangimeal

    Oradan alıntı yapayım:
    “……… Bu gerçeği görmeyi başardığında doğru ile yanlışı ayırt etmeni sağlayacak ÖLÇÜT’ün Kuran olmadığını da görebilirsin. Doğru ile yanlışı ayırt eden gerçekte SEN’sin. Tüm mealleri önüne alsan hepsini okusan ve hepsindeki SADECE DOĞRU ÇEVRİLMİŞ OLAN ayetleri bir yere toplasan, o topladıkların SENİN doğrularından başka bir şey değildir. Kuran veya herhangi bir kutsal kitabı anlamaya çalışırken aslında o anda içimizde olanları okuruz……”

    Aynı yazı içinde “Ölçüt” kelimesine bağlantı verip doğru ile yanlışı ayırt eden gerçek ölçütün ne olduğunu da kendimce açıklamaya çalışmıştım.

    Selamlar.

    • Deniz Dursun,
      Linkteki yazınızı okudum .Yüreğinize,aklınıza sağlık.Teşekkür ediyorum.Objektif bir bakış açısıyla yazılmış.İçinde çok yerinde ve değerli saptamalar var.Yararlandım ve bakış açısını yakalayanların yararlanacağını düşünüyorum.
      Selam ve sevgiler.

    • Sevgili Kalemzade Kamil,
      Size bugün içimden böyle hitap etmek geçti.Uygun görülmezse lütfen bildirin.
      Yine harika bir inceleme ile en ilgi çekici kurgu bilim filmlerinden Matrix’i ele alıp oradan değerli saptamalarınızı bilgimize sunmuşsunuz.Allah razı olsun.Teşekkür ve selamlar.

  2. Yazı için teşekkürler. Neo ve kahinin görüştüğü sahneyi tekrar izledim.
    Kadın kapının üstündeki yazının Latince anlamını söylüyor… “Kendini bil.” diyor ve ekliyor “Kimse sana senin bileceğin şeyi senin gibi söyleyemez. O kişi olmak âşık olmak gibi bir şeydir, kimse sana âşık olduğunu söyleyemez. diye bahsettiğiniz bölümde ”Kimse sana senin bileceğin şeyi senin gibi söyleyemez ” kısmı filmdeki bu görüşmede yok. Bu cümleyi nerden buldunuz ?

  3. İkazınız için teşekkür ederim. Evet o cümle tırnak dışında kalması gereken ve bir sonraki cümleyi kendi sözlerimle ifade tarzım, farkında olmadan tırnak içine almışım. Düzeltiyorum.

  4. Çok beğendim. Özellikle şu kısmı ”Eğer kişi, ayetlerden şirke götüren bir anlayış çıkarır ve bunu uygularsa, bu durumda onu da hak ettiği için öyle anlamış olmalıdır. Maalesef o da onun ihtiyacıdır.” Saygılarımla.

  5. Kuran doğru yola iletmesi gereken bir kitap değil mi ? Şirki hak ettiği için şirki anlamasına müsaade eder mi ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir