Tevrat ve İncil Nasıl Doğrulanır?

tora tevrat incil

Kitaplara İman | 2.Bölüm

Eğer sözlerimi iyi sıralayabilirsem, makalemin devamının, Tevrat ve İncil’de neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda tereddüte düşmüş olanlara ciddi bir ufuk açabileceğini iddia ediyorum. Umut ediyorum ki, aslında çözümün ne kadar kolay olduğunu görecekler. Tabi ki eğer Kuran’ı kendi dillerinde hakkıyla, anlayarak ve üzerinde düşünmüş olarak okumaya çalışmışlarsa!

Daha önce de belirttiğim gibi, Tevrat’ın ve İncil’in içinde bulunan Allah zikrine tanık olan Kuran ehlinin bir kısmı, hevesle 66 kitaptan oluşan “kitab-ı mukaddes” cildinin içinde ne var ne yoksa Allah’ın lafzından olduğu veya lafzı olmasa bile Allah’ın dini olması gerektiği, Yahudi ve Hıristiyanların tamamının da bizim gibi baştan sona hak olan bir kitaba iman ettikleri gibi bir zanna kapılıyorlar. Çünkü bilinç ötelerinde “o kitaplara da iman” ayetleri var. Elbette öyle ama Kuran’da bu imanın ve o kitapları onaylamanın, doğrulamanın nasıl olduğunu anlatan ayetlerdeki bazı kelimeleri düşünmeksizin es geçtiklerini çok iyi biliyorum. Bu iddiamı Kuran’da “Tevrat” ve “İncil” kelimeleri geçen ayetlerle inşallah size delil göstereceğim şimdi. Tereddüdü olanlar Kuran’ı açıp bakabilirler…

Tevrat kelimesi, hem de İncil’le beraber ilk olarak 3:3’de geçer. Allah, kitabı hak ile indirdiğini söyler ve ardından meallerde genellikle “önündeki” benzeri bir kelime kullanılır ve ardından daha önce de Tevrat ve İncil’in benzer biçimde indirilmiş olduğuna işaret eder.

Bu bahsettiğim kelime arapça “beyne yedey” olarak okunan bir yapıdadır. Basitçe “ellerin arasında olan” demektir. Deyimleşmiş bu yapı “önünde olan, iki elinde olan, iki elinin arasında olan, müşahade edilen, görüp tespit edilmiş olan, yanında halihazırda olan, gözünün önünde olan, eline verilmiş olan” gibi hemen hemen benzer anlamlarla açıklanır. Meallerde de genellikle “önündeki” diye çevrilir. Anlaşılabilir bir çeviridir. Ama elbette ayeti okurken o kelimeyi de okuduğunun farkında olana!

İşin can alıcı noktası şu ki, kitapta ne zaman Kuran’ın Tevrat ve İncil’i veya İncil’in Tevrat’ı onaylamasıyla ilgili bir ayet geçse bu “beyne yedey” yapısı bir şekilde o ayetin içindedir. Ama unutmayın meal yazanlar bu kelimeyi çevirmeyi gereksiz bulmuş da olabilirler. Maalesef bazı meallerde ya da aynı meal içinde bazı ayetlerde bu kelime hiç kullanılmadan “Tevrat’ı ve İncil’i onaylamak” onsuz çevriliyor. Peki bu ne demek?

Bu, şu demek ki Allah, kitabında ne zaman daha önce indirilen kitapları onamaktan, daha doğrusu “doğrulamak”tan bahsediyorsa aslında “önündekiyle doğrulamak”tan ya da “önündekini doğrulamak”tan bahsediyor. Yani hâlihazırdaki Tevrat ve İncil’i, cilt arasındaki kitap olarak değil, önünde bulunanın doğrularıyla doğrulamayı ve eşzamanlı olarak doğrulanmayı kast ediyor.

Şimdi 3:3’ü gözden geçirirsek anlayacağımız şudur: Kitabı sana HAK İLE DOĞRULAYICI olarak indirdi. O şey ki ÖNÜNDEKİDİR. Tevrat’ı ve İncil’i de indirdi(ği gibi)

Anlıyoruz ki “Önündeki” denilen şey indirilen şeydir. Allah’ın vahyidir. Bu ayetin devamındaki 4 ve 5’inci ayetler de bu tezi doğrulayıcıdır. 4’üncü ayette “Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak da Furkan’ı (doğruyu yanlışı ayırt edici olarak) indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah’ın ayetlerini örtüp inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Azîz’dir hem intikam alıcı…” şeklindeki ifade bize Tevrat’ın Furkan olmaktan çıkartılmak için başına ne çoraplar örüldüğünün ve yeni Furkan olan Kuran’ın inişiyle bunu yapanların foyalarının nasıl ortaya çıktığının işaretini verir. 5’inci ayette de “yerde gökte hiçbir şeyin Allah’a gizli kalamayacağı” ifade edilerek anlam pekiştirilir. Tevrat içinde Allah’ın zikri korunmuştur ama “Bu da kitaptandır, Bu da Allah’tandır” diyen din adamları, kâhinler ve hahamlarca eklenen hurafelerle Yahudiler kendilerini kitap yüklü eşeklere çevirmişlerdir. İçindekilerle birlikte Tevrat aslında bugün görüldüğü kadar kalın bir kitap değildir.

Yine de ben iddiamı tek bir ayetle bırakacak değilim. Tevrat ve İncil geçen diğer ayetleri de hatırlatacağım. Başka deliler de var.

3:48’de Allah, İsa’ya atfen Meryem’e seslenerek “Ona Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğreteceğini” söyler. Sadece İncil’den ve hikmetten bahsedebilirdi. Ama zaten ortada olan bir kitabı, Tevrat’ı da söylüyor. Demek ki Tevrat konusunda öğrenilmesi ve hatırlanması gereken şeyler var. Zaten bunları dört şahitli İncil’de görüyoruz. İncil’in ardına eklenen bir yığın uydurma kitapta göremesek de!

Bu ayetin hemen bir ayet sonrasında, 3:50’de ise İsa’nın ağzından şöyle söylenir: “Tevrat’tan ÖNÜMDE BULUNANI DOĞRULAYICIYIM. Size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal yapacağım. Rabbinizden ayet getirdim size. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin!”

Dikkat edersek, İsa Tevrat’ı tamamıyla onaylamıyor, Allah’ın yasasını geçersiz kılmaya, tamamen yok saymaya geldiğini de söylemiyor. Vasati yoldan gidiyor. ÖNÜNDEKİNİ Tevrat’tan onayladığını, Tevrat’ı ancak ÖNÜNDEKİ çerçevesinde doğrulayabileceğini belirtiyor. Ve ekliyor… Size haram kılınmış olanın bir kısmını helal kılacağım, diyor. İnanın ki Tevrat’ı okumuşsanız göreceksiniz, haram kılınanlar, (birkaç kalem hariç) din adamlarının diktası sebebiyle halklarına haram kıldıklarından başkası değil. İsa (ayrıca vahyedilenler müstesna) Allah’ın haram kıldıklarını değil, din adamlarının haram kıldıklarını helal kılacağını söylüyor.

Bugünkü Tevrat’ın içinde, Allah’ın adı kullanılarak haram kılınanların Allah’ın emri olmadığını anlamamak için kör olmaktan başka çare yok. Sadece “Levililer” kitabını (bölümünü) bile okusanız, baştan sona halkın din adamlarınca nasıl sömürüldüğünü ve halka başa defalarca kakarcasına “Rab sizi Mısır’dan kurtardı. Karşılığını vereceksiniz. Yoksa Rab sizi affetmeyecek. Denileni yapmazsanız öldürüleceksiniz.” diye korkutularak verilen acımasızca emirlerin Allah’tan olamayacağını görürsünüz. Levililer kitabını bir örnek olarak seçtim. Okuyanlar bilirler, bugünkü Tevrat’ın başka yerlerinde de benzer şeyler söz konusudur. Levililer büyük bir bölümüyle tam bir Samiri kitabıdır. Halkın elinde neyi var neyi yok toplayıp, Musa’nın ve Harun’un izinden gittiği iddiasıyla yeni ve sahte bir dini anlayış oluşturması ve halkın ona uymasını istemesi gibidir.

Levililer çok ibret alınası uydurmalarla doludur. Aklı selim okuduğunuzda neler görürsünüz neler… Halkın altınlarının, mücevherlerinin, ipeklerinin, eşyalarının nasıl din adamlarınca gasp edildiğini… Çeşitli kurban sunuları altında ruhban sınıfının hergün sabah akşam taze etle ve en kaliteli yiyeceklerle beslendiğini… En güzel giysilerle kuşandırıldığını… Buluşma çadırı denen havralarda hemen her eşyanın en değerli taş ve mücevherlerle halka yaptırıldığını… Çeşitli özel günler ve bayramlar adı altında havraya hediye üstüne hediye getirmek zorunda bırakıldığını… Bir kısmının zorunlu hizmetlerle havralarda çalıştırıldığını… Kadınlarının, kızlarının ve gençlerinin belli yaşlara kadar köle gibi kullanılıp yaşı ilerleyince havradan çıkartıldığını… Özgürlük yılı adı altında bir yıl çalışmaktan men edilen halkın maddi durumunun zayıflatılarak ellerindeki tarlaların ve evlerin bile ellerinden alındığını… Çıkan problemlerde her seferinde zengin olanların fakirleri daha da fazla sömürmesine yol açan sözde Allah emri çözümler getirildiğini… Uzun vadeli borçlarla tutsaklaştırıldıklarını… Sözde Harun soyundan gelen bu kâhinlerin, ruhbanların sürekli kutsanarak sömürgen bir elit sınıf oluşturulduğunu… Hastalıklı ve engelli insanların tapınaklara yaklaştırılmayıp, kirli sayıldığını ve hatta şehirden bile çıkartıldığını… Tapınağa küçücük bir kusuru olan bir hayvanı sunu olarak getirenin nasıl cezalandırıldığını… Affedilmesi için kusursuz bir hayvan daha getirmesinin şart koşulup, daha önce verdiği kusurlu hayvanın ederinin beşte biri fazlasını ödeyerek ancak geri alabildiğini…. Ve daha neler neler… Ve tüm bunların Allah’ın Sina Dağında Musa’ya verdiği emirler olarak sayfalarca, cüzlerce anlatıldığını göreceksiniz.

Kimse kusura bakmasın bizim ÖNÜMÜZDEKİ Kuran bunları doğrulamıyor. Bizim önümüzdeki Kuran, koskoca Levililer kitabında ancak üç beş satırı onaylıyor. Onlar da doğruluğuna itiraz edemeyeceğimiz birkaç satır işte. Ki İncil bile Levililer kitabından sadece şu sözü hatırlatır ve sadece onun üzerinde durur: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” 

Unutmayalım ki bir şeyi gizlemek için üstüne örtü örtülür. Allah’ın ayetlerini gizleyenler, o ayetleri silmezler, onların üstünü kendi sözleriyle örterler. Kafir, gerçeğin üstünü örtendir.

Tevrat’ın ilk bölümü olan “Yaratılış” kitabına bile baktığınızda satırlar arasına eklenen paragraflarda bazı sinsice planları görebilirsiniz. Güya Lut sarhoş ve kendinden bihaberken, kızlarının babalarıyla sözde cinsel birliktelikleri ve ondan hamile kalmış olmaları gibi. Sorun, Lut gibi “Kuran’da tertemiz olduğu müşriklerin ağzından bile ifade edilen” bir peygambere ve kızlarına iftira atılması da değil. Olayı okurken biraz dikkat ederseniz altındaki gayenin ne kadar şeytani olduğunu, asıl maksadın politik olduğunu, hatta ırkçılık koktuğunu görürsünüz. Açıp okuyun. Olay anlatılır ve hemen ardından bu kızlardan doğan çocukların iki ayrı soy (millet) oluşturduğundan bahsedilir. Ve nedense bu milletler İsrailoğullarının düşmanı olan milletlerdir!

Peki Allah, aynı kitapta hem zikrini koruyor, hem de bu uydurmalara müsaade ediyorsa, bunun sebebi nedir diye düşünebilirsiniz. İşte sebebi açık. Bugün tanık olduğumuz ve Kuran etrafına örülen rivayet duvarları ne ise Tevrat’ın hem etrafına örülmüş hem de gerçekleri gizlemek üzere içine sokuşturulmuş olanlar onlar ve benzerleridir. İncil’de de bu hurafe duvarları vardır ama dört şahitli İncil kitaplarının içinden ziyade, uydurma rivayetler daha çok arkasına eklenmiştir. Bu kapsamda dört şahitli İncil, Tevrat’tan biraz daha sağlıklı durumdadır. Yani hurafeler tarih boyunca Allah’ın izniyle hep zikirden uzaklaşa uzaklaşa gelmiştir. Nihayet sıra Kuran’a gelmiş ve hurafeler dışta kalmıştır. Ve biz de bu yüzden “Sadece Kuran” diyoruz. Allah zikrini koruyor ve her yeni indirdiği kitapta öncekilerin aymazlıklarını karanlıklarında lambalıyor. Eğer bu hurafeler bugünkü Tevrat’ın içinde olmasaydı, daha öncekilerin bizim gibi olmadığı hissine kapılabilir ve onların da dini güzelmiş, diyebilirdik! Oysa dinleri yıkılmış toplumları gösteriyor bize Allah. Ne güzelmiş diyerek, onlarınki gibi put yapmaya heveslenmemize gerek yok. Başımızda zaten bize “Ne kadar cahil bir toplumsunuz! Bu kadar da saçmalamayın!” diyecek bir Musa da yok.

3.Bölüm | İndirilenle Hükmetmek

Kalemzade | Cengiz Yardım

2 thoughts on “Tevrat ve İncil Nasıl Doğrulanır?

  1. Pingback: Daha Önce İndirilenlere İman - Kalemzade

  2. İsabetli saptamalar. Ben konuyu kısaca şöyle açıklıyorum:

    Şöyle düşünelim: Bir metni notere onaylatacağız. Noter tanıklık etmesini istediğimiz (onaylatmak istediğimiz) metnin bir kopyasını çıkarıp her sayfasını tek tek görüp damgalar. Yoksa elimize bir yazı verip “bu adamın elindeki onaylanmıştır” demez. Böyle yaparsa biz daha sonra metni dilediğiniz gibi –gerek hatalı çeviri yapma gerekse doğrudan ekleme ve çıkarma yoluyla– değiştirebilir ve noterin onayını kötüye kullanabiliriz. Veya bir başkası çıkar ve elindeki farklı metnin bizim metnimizin orijinali olduğunu öne sürerse bu çelişkinin içinden çıkamayız. Kuran kendisine ölçüt (furkan) der. Ölçecek olan Kuran, ölçülecek olan öteki kitaplardır. Bunun tersi ise doğru değildir.

    Kuran’ın onayladığı adlar ve etiketler değil, içeriktir. Kuran etiketlerle uğraşmaz, sürekli olarak özden ve anlamdan söz eder. Kuran bir çok kez Tevrat adını değil, Kitap adını kullanır (2:44,53,87,113…). Üstüne üstlük hahamların vahyi değiştirip bozduklarına da işaret eder (2:79,102, 3:78,187, 4:46, 5:13-15…). Sözcükleri yerlerinden kaydıran (4:46, 5:13) bir hahamlar topluluğunun bugün Tevrat olarak sundukları yasalarla Kuran’ın Tevrat olarak adlandırdığının aynı şey olduğuna ne kadar emin olabiliriz?

    “Hem Kitap’tan ellerinde bulunanı doğrulayan hem de onu koruyan Kitap’ı, gerçek olarak sana indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında yargı ver ve sana gelen gerçekten ayrılıp da onların isteklerine uyma. Her biriniz için, bir yasa ve yol belirledik. Oysa Allah dileseydi, kesinlikle, sizi bir tek topluluk yapardı. Fakat verdikleriyle sizi sınamak için böyle yapmıştır. Artık, iyiliklerde yarışın. …” Maide 5:48

    Bu ayette genelde doğrulayıcı, koruyucu, şahit olarak çevrilen “muheymin” sözcüğüne sözlükler baskın, egemen, başat karşılıklarını veriyor. Kuran önceki kitaplara baskın, onlara egemen ise bu, Kuran’ın öncekileri doğrulamak için ölçüt olduğu ve bunun tersinin geçerli olmadığı anlamındadır. Bağımlılık tek yönlüdür. Önceki kitapların içerikleri kanıt için Kuran’a bağımlıdır ancak Kuran önceki kitaplara bağımlı değildir. “Her biriniz için bir yasa belirledik” cümlesinden açıkça anlaşılacağı gibi Kuran bağlılarının önceki kitapların Kuran’da doğrulanmayan yargılarına uymak için hiçbir gerekçeleri olamaz.

    Devamı: https://gerceginkitabi.wordpress.com/2015/05/11/hadislerin-yahudi-ve-hristiyan-kokeni/

Bir Cevap Yazın