O da Bir Sebebi İzledi

sebepler sebebi sebep

Sabah/Akşam Yıldızının Düşündürdükleri…

Kuran’da apaçık ayetler okuyoruz ve okuyanlar olarak anlıyoruz. Sonra ilgili ayetteki gerçeği bir şekilde tebliğ ediyoruz. Ayetin tüm açıklığına rağmen bir de bakıyoruz ki “sen Kuran’a kendi kafana göre anlam veremezsin” diye bir itiraza uğramışız! Hâlbuki biz ayeti olduğu şekliyle ifade etmişiz. Bu kez “sen onu anlayamazsın” iddiası! Sanki Allah bize anlamayacağımız bir kitabı göndermiş gibi! Bu tip iddiaları çok konuştuk ve tutarsızlıklarını ortaya çok defa koyduk. O konulara bir kez daha girmek istemiyorum. Ancak bir şeyi konuşmadık. Açık Kuran ayetlerinin reddedilmesinin nedeni nedir? Yani sebep nedir?

Sözgelimi görüyoruz ki cehennem diye bir kavram var ve ona yaslananlar onda ebediyen kalacaklar. Elbette ki Allah aksini dilemedikçe… Ve Allah “ben bunun aksini dilerim” ya da “dilemem” diye bir şey söylemiyor. Bu durumda geleneksel inanışta “cehennemde günahlarımızın kefaretini çektikten sonra bir hayal havuzunda yıkanıp paklanıp cennete gidebileceğimiz” yönünde batıl bir iddia var. Batıl diyorum. Çünkü Kuran’da karşılığı yok. Ateş olarak nitelenen azabın dışında azaplar da olabileceği söz konusu. Ama ateşe girip “Cem Yılmaz’ın ironik deyimiyle” biraz bronzlaşıp cennete gitmek diye bir şey yok. Demek ki bunu iddia etmek, Allah’a O’nun demediği bir şeyi dayatmak gibi bir şey. Konuyla ilgili peş peşe gelen şu iki ayeti dikkatlice okuyalım.

3 İmran Ailesi (Al-i İmran) 23 Şu kendilerine Kitap’tan pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağrılıyorlar da içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.

3 İmran Ailesi (Al-i İmran) 24 BUNUN SEBEBİ onların, “ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır” demeleridir. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.

Açıkça anlaşılıyor ki “cehennemde arınıp da cennete gitmek” diye bir şey yok. Ancak, benim asıl üstünde durmak istediğim mesele “sebep” meselesi. İlk ayette “kitaptan yüz çevirme” olayı ortaya konup ikinci ayette bunun sebebi açıklanıyor. Sebep neymiş? Allah hakkında demediği bir şeyi iddia etmek. Ve özellikle son cümleye dikkat! “Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır”. Bundan daha açık bir ifade olabilir mi? Allah hem hatayı hem de sebebini ortaya koyuyor ve “ders alın işte, aynısını yapıyorsunuz” diyor. Ama işte ilkini yapan yani kitaptan yüz çeviren kişi, ikinci ayette ne dendiğini düşünecek kadar bile ayetlere bakmıyor.

Sebep nedir? Sebep “neden” diye sormak değil midir? Niçin’in sahibi değil midir sebep. Sormak, sorgulamak değil midir? Peki sebepler bu kadar önemli mi? Acaba Allah sebepleri o kadar işaret etmiyor da ben mi işime geldiği için buna parmak basıyorum? Bakalım…

3 İmran Ailesi (Al-i İmran) 75 Ehlikitap’tan öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet teslim etsen onu sana iade eder. Onlardan öylesi de vardır ki, onu bir dinar emanet etsen, tepesine çökmedikçe onu sana geri vermez. BUNUN SEBEBİ şudur: Onlar: “Ümmilerin, bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir.” demişlerdir. Onlar, bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.

Dikkat edersek göreceğiz ki az önceki cehennem bahsi ile ilgili benzer bir durum burada da var. Allah hakkında iddia edilmiş bir yalana uymak yine sebep olarak ortaya konuyor. Ama oluş farklı olduğunda farklı bir sebep de olabilirdi elbette. Enam 130’dan sonra 131’de olduğu gibi.

6 ÇiftlikHayvanları/BüyükNimet (Enam) 131 SEBEP şudur: Rabbin, halkı habersiz bir haldeyken kentleri helâk edici değildir.

Benim dikkatinizi çektiğim nokta, doğruyu bulmamız için, yine sebepleri izlemeye yönlendiriliyor olmamız. Allah sebeplere birçok yerde işaret eder ve onlar üzerinde düşünmemizi ister. Hacc 15’de yine Allah hakkında bir iddiaya “sebep yoluyla araştırın” üzerine bir işaret vardır.

22 KutsalZiyaret (Hacc) 15,16 Kim Allah’ın dünyada ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; BİR SEBEPLE GÖĞE UZANSIN, sonra öteki ilişkilerini kessin de bakıversin: Oyunu, öfkelendirdiği şeyleri gerçekten giderecek mi?” Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder.

Yasin 18,19’da uyarıcıları uğursuzluk sebebi sayanlar, aynı uyarıcılar tarafından asıl sebebi bulmaya yönlendirilir.

36 YeSin (Yasin) 18 Dediler: “Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık/biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır.”

36 YeSin (Yasin) 19 Dediler: “Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz.”

Sad 10’da vahye karşı baş kaldırmış ve elçileri beğenmeyen bir gruba, kendilerinin özel olmadıkları hatırlatılır ve iddialarını kanıtlamak için sebeplere yönlendirilirler.

38 Sad 10 Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülk ve saltanatı onların mı? Eğer öyleyse SEBEPLER İÇİNDE YÜKSELSİNLER.

Mümin 12 ve 22’de hesap günü çıkış yolu arayanlara hallerinin sebebi açıklanır. Yani geçmişleri hatırlatılır.

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 12 Bu HALİNİZİN SEBEBİ şu: Allah’a, yalnız O’na çağrıldığınızda inkâr etmiştiniz. O’na ortak koşulduğunda ise iman ediyordunuz. Artık hüküm o en yüce, o en büyük olan Allah’ın…

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 22 SEBEP şuydu: Resulleri onlara açık-seçik mesajlar getirirdi de onlar inkâr ederlerdi. Sonunda Allah hepsini yakaladı. O çok güçlüdür, azabı da şiddetlidir.

Mümin 36 ve 37’de Firavun kendisini sebeplere bakmaya ve düşünmeye çağıran Musa’yla dalga geçer.

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 36 Firavun dedi ki: “Ey Hâmân, SEBEPLERE ULAŞABİLMEM İÇİN bana yüksek bir kule yap!”

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 37 “GÖKLERİN SEBEPLERİNE ULAŞIRSAM, Mûsa’ın tanrısına, da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum.” Firavun’a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı hep kayıptadır.

Hemen ardından gelen 41’inci ayette Musa’nın içimizi sızlatan sözleri gelir. Allah o Musa’dan razı olsun. Hesap günü ona ve aynı duyguları yaşamış tüm elçilere üzüntünün zerresini tattırmasın İnşallah.

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 41 “Ey toplumum! SEBEP NE Kİ; ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.”

Musa’yla bugünkü müminleri aynı duygularda burunlarımızı sızlatarak buluşturan Allah’a şükürler olsun. Kimileri bunu anlamazlar. Bir durun ve bir an için düşünün ve emin olun; Bu hissiyat için Allah’a ne kadar teşekkür etsek, ne kadar secde etsek azdır.

40 Bağışlayan (Ğafir)/Mümin 42 “Siz beni, Allah’a nankörlük etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Bense sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olana davet ediyorum.”

Casiye 35’de de ateşe gireceklere bir başka sebep hatırlatılır.

45 DizÇöküş (Casiye) 35 Bunun SEBEBİ ŞUDUR: “Siz, Allah’ın ayetlerini eğlence aracı yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı/gurura itti. Bugün ateşten çıkarılmayacaklar, özür dilemeleri de kabul edilmeyecek.”

Münafikun suresinde Muhammed’e “Şehadet ederiz ki sen Allah’ın elçisisin” dedikten sonra dönüp yine onun aleyhine işlere girişenlere durumlarının sebebi açıklanır.

63 İkiYüzlüler (Münafikun) Bu durumun SEBEBİ ŞUDUR: Onlar iman ettiler, sonra küfre saptılar da kalpleri üzerine mühür basıldı. Artık onlar incelikleri anlamazlar.

Ve geldik özellikle sona bıraktığım Kehf suresine. Sebep konusunu en belirleyici kıssa durumundadır. Okuyanlar bilirler Zülkarneyn sebepten sebebe koşan hem mülk hem de derin ilim sahibi bir kul olarak, tedbirden tedbire ulaşır.

18 Mağara (Kehf) 84 Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona her şeyden bir SEBEP verdik.

Eline verilmiş imkânların kıymetini bilen Zülkarneyn sebepleri yol edinmiştir. Kâh laftan anlamazlarla, kâh üzerine türlü belalar gelmişlerle, kâh türlü zalim ya da mazlum toplumlarla karşılaşmış, mücadelesine her şart ve ortamda devam etmiştir. Bunları yapmak içinse sebepten sebebe koşmuştur.

18 Mağara (Kehf) 85 O da bir SEBEBİ İZLEDİ.

18 Mağara (Kehf) 89 Sonra BİR SEBEBİ DAHA İZLEDİ.

18 Mağara (Kehf) 92 Sonra YİNE BİR SEBEBİ İZLEDİ.

Kıssanın ayrıntıları bu makalenin direkt olarak konusu değil ama Zülkarneyn bildiğiniz gibi sormuş, sorgulamış, aramış, bulmuş, yardımlarda bulunmuş, tedbir almış, doğruları bularak vahyi hayata tatbik etmiştir.

Aynı surede Musa da kendi kıssasında kendisinden ders aldığı kula sebep peşinde koşarak ulaşmıştır. İşte sebep’in en iyi tanımlarından biri 64’üncü ayettedir.

18 Mağara (Kehf) 64 (Musa) Dedi ki: ‘Bizim de aradığımız buydu.’ Böylelikle ikisi İZLERİ ÜZERİNDE GERİYE DOĞRU gittiler.

18 Mağara (Kehf) 65 Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

İşte “sebebi izlemek” oluşun ardından geriye doğru giderek “neden”i bulmaktır. Sebebi izlemek “neden” diye sormaktır. Her elçinin yaptığı sorgulama ve araştırma işinin adıdır. Her müminin de yapması gerekendir.

Sebepleri izlemek geriye doğru gidildikçe tek sebebe ulaştırır. O da Allah’tır. Aklınıza ne gelirse gelsin, akıllı bir sorgulamayla sebepten sebebe giderek Allah’ın bir sıfatına ulaşmak mümkündür.

Sözgelişi ıslandık, sebebi ne… yağmur yağıyor, sebebi ne… bulutlar yoğunlaştı, sebebi ne… yükselen su buharı birikti, sebebi ne… sular buharlaştı, sebebi ne… güneş ısıttı, sebebi ne… güneşte patlamalar var, sebebi ne… yakıt oluştu, sebebi ne… içe çekim var, sebebi ne… dönüş hızı vs, sebebi ne… genişleyen uzay, sebebi ne… big bang, sebebi ne… zerrenin patlaması, sebebi ne… potansiyel enerji, sebebi ne… yokluk, sebebi ne… varlık, sebebi ne… mutlak bilinç, sebebi ne… Allah, sebebi ne… Sebebi olmaz, O öncesi ve sonu olmayan olmalıdır ki Allah olsun, aksi takdirde bütün sebepler çöker.

İyi ya da kötü hangi oluşu izlersek izleyelim sebep zinciri bizi bir şekilde Allah’a ulaştırır. Ama sebepleri Allah’ın yaratmış olması bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Başımıza her ne gelirse gelsin potansiyel olarak Allah yaratmıştır ama o sebeplerin içinden birini biz seçtiğimiz için başımıza gelen her şeyin sebebi yine biziz.

Zincir süreci içerisinde sebepler birden çok da olabilir. Biz birini bile bulsak o bulduğumuzun yolunu izleyip yine tek sebebe varırız. İşte o birçok sebepler bizim çoğunlukla seçimlerimiz olur. Her sebep hazırdır. Bizden öncekiler o sebeplerden birini oluş olarak takip edip gelmiştir. İyi ya da kötü her oluştan geriye doğru gidersek asıl sebeplere ulaşırız.

Peki bu bizim ne işimize yarar? Hem ilmimiz derinleşir. Hem Allah fikri, delilli ispatlı olarak göğsümüze oturur. Hem de sebepleri bulmuş olmamız, oluşun sonucunda doğru işi yapmaya yönlendirir bizi.

Sebepler yerine sonuçları düşünen kişiler genellikle yanlış ya da doğru bile olsa rastgele çözümler bulurlar. Ama sebeplere dayanan kişi eğer oluş kötüyse, tedbir alır; eğer oluş iyiyse bilinçli olarak örnek alır ve tavsiye eder. Sanırım örneklendirirsek daha iyi anlayabiliriz.

Sözgelimi maden kazası oldu. “Şimdi ne yapalım?” diyerek sonuca doğru düşünen kişi olayın nedenlerini araştırmaz. Eğer etik tarafı güçlü değilse kendisini olayın dışında görmeye ve kurtarmaya bile çalışır. Ne yapalım oldu, der. Bu işin niteliği budur der. Çözüm olarak da “bari kalanların maaşlarını artıralım, ailelerine imkânlar verelim, üzüntülerini paylaşalım, yas ilan edelim, sorumlu olarak birilerini bulalım ve benzeri işler üretir. Bunların çoğu da elbette kötü işler değildir. Hayra yönelik olanları vardır. Ancak ne işçilerin maaşlarının artırılması, ne ailelerin acılarının paylaşılması, ne sorumlularının hapse atılması ne de yas ilan edilmesi, ne gidenleri geri getirir, ne de kazanın SEBEBİNİ ortadan kaldırır. Gidenler elbette geri gelmez ama eğer SEBEPLER İZLENİRSE o oluşu oluşturan “neden?”ler sorulmuş ve bulunmuş olacağı için bir daha aynı biçimde kazalar meydana gelmesine çareler bulunmuş olur. Bu paragrafı lütfen siyasi mesaj gibi algılayıp hakkımda lehte ya da aleyhte zanda bulunmayın. İyi işlere iyi kötü işlere kötü deme prensibimden vazgeçmiş değilim. Örnek bariz ve güncel bir örnek olduğu içindir.

Sadece siyasetçiler hata yapmıyor, biz de hata yapıyoruz. Ama siyasetçileri sorguladığımız kadar kendimizi sorgulamıyoruz. Sebebi izlemek hususunda şimdi kendimizden örnekler verelim…

Sözgelimi hasta olduk. Hasta olmak bir oluştur. İlaç alıp iyileşebiliriz. İstirahat edip iyileşebiliriz. Bunların hepsi sebebe değil sonuca yönelik işlerdir. Ne ilaç almak, ne istirahat etmek bir daha o hastalığa yakalanmayacağız demek değildir. Oysa sebebi izlersek neden hasta olduğumuzu buluruz. Sebep rüzgâr olsun, soğuk olsun, mikrop olsun ve sair olsun. İşte sebebi bulunca, bir daha rüzgârda dışarı çıkarken üzerimize kalın bir şeyler giyeriz. Elimizi yüzümüzü, iç çamaşırımızı, merdivenlerimizi ve evimizi temiz tutarız ki bir daha aynı hastalığa yakalanma ihtimalimizi azaltalım.

Sözgelimi sınavdan zayıf not aldık. Sonuca yönelik olarak, bunu ailemize nasıl açıklayabileceğimizden, suçu öğretmene atmaya kadar yeterince çözüm olmayan işler yerine sebepleri izlesek neden kırık not aldığımıza yönelik nedenlere ulaşır ve en doğru çözüme adım atmış oluruz.

Bu “sebebi izlemek” konusunu günlük hayatımıza izdüşürerek birçok derdimize en doğru devayı bulmaya çalışmak varken çoğumuz maalesef sonuca yönelik işlere girişiriz de sebepleri göz ardı ederiz.

Bunu imani meselelerde kullanmak da bir müminin en güzel imana gelme ve inancından emin olma yöntemidir. Her mümin, şu ve benzeri soruları sormalı sebepten sebebe koşarak Allah fikrine ulaşmalıdır.

Neden Müslüman oldum? Neden doğdum? Neden var oldum? Neden insanım? Neden seviyorum? Neden nefret ediyorum? Neden Kuran çıktı karşıma? Neden Allah böyle demiş? Neden oruç? Neden namaz? Neden fakire yardım? Neden cennet? Neden cehennem? Neden, neden, neden…

Konuyu bitirirken… Geçmişte bilim insanları da bu sebep zinciri ile bu güne kadar düşünmüş ve bilimsel başarılara böyle imza atmışlardır. Neden, diye sorarak. Ve bundan sonra da düşünmelidirler? Mesela, neden güneş sistemindeki tüm gezegenler bir yöne dönerken Venüs ters yöne dönmektedir? Neden Venüs dünyanın ikizi denebilecek bir şekil ve büyüklüktedir? Neden dünya su ve toprak rengiyle özdeşleşmiş bir mavicennet timsali iken, Venüs ateş renkleriyle simgeleşmiş ve üzerinde lavlarla dolu ırmaklar olan bir cehennem gibidir? Tüm volkanik akıntılara rağmen neden Venüs’te birçok metalin erimeden bulunmasına engel bir sıcaklık seviyesi yoktur? Dünyada benzer sıcaklık ve şartlarda yaşayabilen organizmalar varken Venüs’te bu sıcaklığa dayanabilecek canlılar neden yok denilmektedir!!! Neden Venüs atmosferinde su buharı vardır? Dünyada volkanlar sönmüş ve yerkabuğu parça parça iken, hala sönmemiş volkanlarla dolu Venüs’ün yüzeyinde neden hala yekpare ve sert bir tabaka vardır? En uzak gök cisimleri hakkında birçok bilgiye ulaşan insanlık milyarlarca yıl önce Venüs’ün dünya gibi bir cennet olduğunu iddia ettiği halde, nasıl değiştiğini neden bilmemektedir? Neden Venüs’ün yeryüzünde üzerine güneş doğmayan, doğduğu görünmeyen, gölge olmayan yerler vardır? Venüs’te geceler ve gündüzler neden mevsim halindedir? Venüs neden, yılın gününden kısa sürdüğü tek gezegendir? Neden Venüs’ün yoğun bulut kaplı yüzeyi gizemini hala bu kadar koruyor? Neden güneş sistemini çevreleyen takımyıldızlar arasında kuvvetli bir manyetik alan ve Venüs atmosferindeki gibi manyetik yıldırımlar vardır? Neden VenusExpress ve diğer mekiklerin çalışmaları ve ulaştıkları sonuçlar ülkemizde yeterince incelenmiyor?

Tarihçiler de düşünmelidir… Neden Venüs geçmişte sabah akşam ilahlık vasfı verilerek tapınılan bir yıldız olarak kabul edilmiştir? Neden Venüs’e ve üzerindeki yeryüzü şekillerine hep tanrıça (dişi) isimleri verilmiştir? Neden Babil tabletlerinde Venüs’ten bu kadar çok bahsedilir? Aynı tabletlerde Venüs’ün yörünge döngüsü o günkü teknoloji ile nasıl bu kadar hassas bir şekilde hesaplanabilmiştir? Orta Amerika, Uzak Doğu ve Mezopotomya kültürlerinde Venüs neden bu kadar çok geçer? Babil’de indirilmiş olduğu iddia edilen tabletler Müslüman tarihçilerce neden yeterince incelenmemektedir?

Teologlar da bu araştırmalara katılmalıdır. İşin maddesel taraflarından çok manevi tarafları olduğunu elbette biliyorum. Ama merak etmek bulmanın yarısı değil mi bilimde? Sözgelimi, dünyayı dışarıdan ve mümkün olan en yakından izlemek isteyen “yabancı”lar olsaydık, radyo ve ötesi dalga alıcılarına yakalanmayacak gözetleme mevzileri olarak, kaç tane uygun oturma yeri seçebilirdik?

Kesin bir şey ima etmiyorum. Sorularımın bir kısmı zanlar da içeriyor elbette. Olmadık yorumlar yapmak da değil maksadım. Bilimci değilim, tarihçi değilim. Ben bu soruların çoğunun cevaplarını bilmiyorum. Sadece örtüşen şeyler dikkatimi çekiyor. Kuran’a kafamıza göre anlam veremeyiz diyenler, o halde en çok bilimle uğraşıp gerçeklerle anlam verenler olmalı değil midir? Hadi Kuran’ı okumaktan kaçıyorlar ama eğer bilime de önem vermiyorlarsa bu da onların bir başka tutarsızlığının adıdır. Bilime önem veren “gavur!!!” ülkelerde bazı bilimsel tespit ya da teoriler çizgi romanlara bile konu olurken, kutsal kitabı “oku” diye başlayan bir ülkede doğru dürüst kitap bile okunmuyor. Neyse…

Umarım bilimcilerimiz kopyala yapıştır tezler dışında bunları da araştırır ve umarım tarihçilerimiz rivayetleri araştırdıklarının onda biri kadar bu gereksiz(!) konuları da inceler ve arkeologlarla birlikte çalışırlar. Ayrıca umarım ki futbol kulüplerinin yabancı futbolculara yüzlerce milyon dolar harcadıkları bir ülkede birileri çıkar uluslararası bilimsel araştırmalara da on on beş milyon dolarla ortak olur. Ve umarım devletimiz ülke içindeki bilime de, diyanete harcadığının az bir kısmı kadar yatırım yapıp bilim insanlarımızı da destekler.

Farkındayım, bu yazının son kısmı olağan yazılarımdan daha farklı oldu. Hadi ben bir değişiklik yapıp böyle yazdım da, sebepleri izleyelim bakalım ki, siz neden bu yazıyı buraya kadar okudunuz? Bence aynı sorular farklı biçimlerde hafızamızdan gelip geçtiği için. Çünkü merak bizim yaratılışımızda var. Ve de sebep zincirini takip edelim bakalım, neden merak ediyoruz? Müşterek hissiyatlarımızla beraber sevgi ve selam ile…

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “O da Bir Sebebi İzledi

  1. Büyük bir deprem yaşadığı halde bir şehirde ismi lazım değil toplu yerleşim yerleri şehrin zemininin en kötü yerine yapılmasından sonra yeni bir deprem olduğunda(Allah muhfaza) kimi suçlayacağız !! Gibi…

    Gece sabahlara kadar zikredenler ayetler okuyanlar deyince hep şunu düşünürüm; sabahlara kadar herhangi bir hastalığın ilacını bulmaya kafa yoranla ,sabahlara kadar tesbih çeken aynı şeyi mi yapmış oluyor ! Sabahlara kadar kainat ayetlerini okumaya(çözmeye çalışan- araştıran) çalışanlarla sadece Kur’an okuyanlar aynı şeyi mi yapmış oluyor ! Kendini kurtarma derdiyle günahlardan uzak yaşayanlarla insanlık için çalışan ama bu arada bir çok günahla cebelleşenler aynı mı ?

    Hele hele ,sormayan sorgulamayan düşünmeyen ve okumayanla , kafa yoran okuyup okumaya sevk eden ,iyi işler çıkarmak için gece gündüz çalışanlar bir mi ? Değil …bir de olamaz zaten!

    Düşünme, biz yerine düşünürüz , sorgulama araştırma ; uzaya çıkacağız da ne olacak diyenler bunları neden yapıyorlar çok merak ediyorum cidden…

  2. “sormaz ki bilsin,
    sorsa bilirdi.
    bilmez ki sorsun,
    bilse sorardi.”
    Sadi Şirazi

    Elinize, kaleminize sağlık..

  3. Pabuç, teşekkürler güzel yorumunuz için. Uzaya gitmeye, araştırmaya gerek yok diyen zatlar, uydu sinyallerini aldıkları cihazları kullanmakta, internet üzerinde yayın yapmakta, lalegüllü televizyon kanalları kurmakta, uydulardan yayın yapan televizyon kanallarına çıkıp serbest atışlar yapmakta bir sakınca görmüyorlar. Ne diyeyim çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında devam edip, düşünmeyen müritleri ile beraber dünyadan faydalanıp oyalanıp gitsinler bakalım.

Bir Cevap Yazın