Salâtı İkame | Sorulara Cevaplar

Salât’a Yürüyüş | 6.Bölüm

İlk bölümde namazla ilgili düşüncelerimi makalemin sonlarında paylaşacağımı söylemiştim. Ama bu paylaşım,  işte hepimiz şöyle “namaz kılalım” şeklinde alıgılanmamalı. Bu nedenle, bu fikirlerimi, bana ulaşan sorulara verdiğim cevaplar olarak bu bölümde sizinle paylaşacağım. Sadece namaz değil, salâtın tamamı ve salât kapsamında tartışılan bazı ayetlerle ilgili de anladığım hususları aşağıda bulacaksınız. Ayrıca salât’la ilgili daha önce not aldığım bazı ihtilaflara, kendi anladığım kadarıyla, kendi fikrimce yorumlar da getirmeye çalışacağım ve konuyu son bölümde namaz psikolojisi ile kapatacağım.

Epey not vardı önümde. Çok iyi bir sıralama ile düzenleyememiş de olabilirim. Soruları yazıp yazıyı daha da uzatmak istemediğimden, kısa alt başlıklar olarak sadece cevapları paylaşıyorum… Namaz hakkında benimle aynı görüşte olmayan arkadaşlarım için bunların ayrışmaya neden olarak algılanmamasını özellikle rica ediyorum. Bu bölüm olmayacaktı… Sadece verdiğim bir söz olduğu için bu bölümü kaleme almış durumdayım. İnşallah hepimiz için bir ufuk açabilmeye vesile olurum. Hepimiz kardeşiz. Ve herşeyin en doğrusunu Allah bilir.

“Onların salâtları ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir” ayetinin çok yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Orada Allah’ın asıl kınadığı şey “el çırpmak” veya “ıslık çalmak” değil, salâtı sadece bu basit ritüellerden ibaret görmektir. Oysa salât bireysel olanından muhtaca yardımına, mescid inşa etmekten okumaya, sağlık işlerinden oruç adamaya kadar geniş bir yelpazedir. O ıslık çalarak salât ettiklerini zannedenlerle bugün sadece yatıp kalkarak namaz kıldıkları için sorumluluklarını yerine getirdiklerini ve böylece bütün ıslahata eriştiklerini zannedenler aynı kişilerdir bana göre.

İster Zekeriya gibi ayakta, ister Meryem gibi odanın içinde, ister cuma çağrısında birlikte, ister rükû edenlerle rükû edecek biçimde, ama sadece ve sadece Allah’a yönelerek, büyüklenmeden salât etmenin, namaz kılmanın, dua etmenin, niyaz etmenin, yalvarmanın ben bir sakıncasını görmüyorum. Bireyin kendini ıslahıdır. İsterse tepetaklak namaz kılsın, isterse parmak şaklatsın. Ama toplum için bir şey yapmaya hevesi yoksa bencildir. Nefsini ilah edinmeye adaydır. Ben cennete gideyim de gerisi ne olursa olsun demektir.

Kuran inerken böyle bir soru sorulsaydı da “Namaz için böyle böyle diyorlar, namaz kılmamda bir sakınca var mı?” denseydi ne cevap gelirdi acaba? Bence Kuran’da “Safa ile Merve arasında gidip gelmemde sorun var mı?” diyenlere verilen cevaptan çok da farklı olmazdı. Onlar öyle yapıyorlardı, yere kapanıyorlardı, siz de tesbihinizi öyle yapabilirsiniz gibi bir cevap gelebilirdi. Merve ve Safa arasında gidip geliyorlardı, siz de gidip gelebilirsiniz bir sakıncası yok. Kendilerini öyle ifade ediyorlardı. Siz de gelenekteki nüsukunuzu hakkıyla olmak kaydıyla devam ettirebilirsiniz ya da başka türlü yaparsınız. Ama sabah akşam O’nu hatırlayın, kendi kendinize tesbih edin diyor kitapta. O’nu tesbih ederek Allah’tan bir şey eksiltemez ya da ekleyemezsiniz ama bunun sizin kendinize faydası vardır. İster okuyun ister ayetler üzerinde düşünün ister dersler yapın ister öylece secdeye kapanıp O’na yalvarın, O duyar. Ne mahsur olabilir ki bunda? En doğrusunu Allah bilir elbette.

Kuran’da “salâvat” kelimesi bence çok yanlış anlaşılan kelimelerden biri. Ayetlerden gördüğüm kadarıyla “salâvat” aslında, salata yönelik faaliyetler ve hatta tesislerdir. Camiler, dernekler, yardım kuruluşları ve sairlerin hepsi birer salâvattır. Salât salâvat aynı formda kelimelerdir. Çoğulu da olabilir. “Salâvat” Kuran’da gördüğüm kadarıyla beş yerde (2:157, 2:238, 9:99, 22:40, 23:9) geçiyor. 2:157’de “Onlar Rablerinden salavat üzerinedir”de kastın Allah’ın bize olan “salat”ları üzerine olduğumuzu anlıyorum. Yani Allah sorumluluklarını (elbette) yerine getiriyor demektir. Ya biz!!! 2:238’de “salâvatı ve salâtı vustayı koruyun”dan kastın “en hayırlı salâtı ve bu salâtlara, bu hayırlara yönelik iş ve tesislerinizi koruyun”u anlıyorum. 9:99’da geçen “verdiğini elçinin salâvatı sayar”ı verdiği sadakayı elçinin davasına (salât işlerine) dâhil ve ona destek kabul eder, diye anlıyorum. Sadaka esas manasıyla doğrulamaktır zaten. 23:9’daki “onlar salâvatı korurlar”ı, onlar salât’a yönelik yapılmış işleri muhafaza ederler diye anlıyorum. 22:40’da havra olarak tercüme edilen “salâvat”ı salâta yönelik tesisler diye anlıyorum. Havra manasında değil yani. Orada geçen manastır diye çevrilen “savami”, kilise diye çevrilen “biya” kelimelerinde de sorun var. Kelimelere bakarsak muhtemelen onlar da tarıma yönelik, eğitime yönelik, ticarete yönelik tesislerdir. Çünkü zaten içinde Allah’ın anıldığı mescidler şeklinde ayette ayrıca geçiyor ibadethaneler. Başka her yerde bu anlamda “mescid” geçerken burada farklı bozulmuş dinlerin ibadethanelerinden neden bahsetsin!

Kıble… Kıblenin hem kabul anlamında “gidilen, kabul edilen yol” hem de fiziki olarak bir mescidin yönünün değiştirilmesi olarak da anlıyorum. Ancak bunun namaz için bir zorunluluk olduğunu zannetmiyorum. Bahsedilen şey “onlar sizin kabulünüze, bu kabule dayanan topluluğunuza uymaz” demek olabilir. Kıble (benimsenen yön), kabul, kabil (cins, tür, zümre, soy, kabul, kabul eden, uyan), kabile (bir soydan olanlar, aşiret, boy, oymak), kabiliyet (yapılabilirlik, yapabilirlik, kapasite, yetenek), ikba, istikbal, makbul, mukabele, mukabil, müstakbel, metekabil, tekabül, KABALA (İbr) hep aynı kökten türemiş. Bu kapsamda KABALA: Alınmış, kabul edilmiş olan şeyler, anlamına geliyor.

Zikir ise… Anma hatırlama adlandırma demek. Mezkûr (anılan, hatırlanan), müzakere (karşılıklı zikretme, fikir alışverişi, görüşme, sorgulama, tartışma) , müzekkere (ihtar pusulası, not, hatırlatma), tezekkür (aklına getirme, anma), tezkere (andıç, not, memorandum”hatırlanacak şey”), zikr (zikir) aynı kökten kelimeler.

Hani İbrahim’e Beytullah’ın yerini göstermiş ve kendisine şöyle demiştik: “Bana hiç bir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, kıyam edenler, rükûa ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut!”

Evet, bu ayet hac için olsa da salâtın ritüel boyutunu da gözler önüne seriyor olabilir. Aynı zamanda toplanma yeri olduğu da net biçimde anlaşılıyor. Böyle birkaç ayet ve ayrıca net bir biçimde namaza işaret edebilecek birçok ayet daha var.

Abdest… Kuran’da ad olarak geçmez tabi ama içerik olarak vardır. O da aynen namaz kelimesi gibi Farsçadan geçmiş durumda. Abdestin arınmak için olduğu kesin ama buradaki arınmanın, asıl arınmanın, yani tevbenin fiziksel simgeleri olduğunu düşünüyorum (Abdestten Manaya Yolculuk isimli bir yazım vardı. Oraya bakarsanız daha genişçe açıklamıştım.). Eğer sadece başkaları için fiziksel arınmamız olsaydı, insanın burnu, ayak parmak araları, kulağının içi, dişlerideki artıklar, üzerindeki kirli paslı elbiseler diğer birçok insan için itiraf etmeseler de daha rahatsız edicidir. O yüzden arınmadan asıl kastın, tevbeden arınma ve o huzurla yapılacak ibadet olması akla daha yatkın. Belki gelenekte de burnun, ağzın, kıyafetin vesairin ilave edilmesi manayı unutup sadece fiziksel olduğunu düşündükleri için olabilir. Bunun yanında bir de bu uzuvların ıslanmasının insana uyarıcı, uyandırıcı etkisi olduğu da açık.

Abdest, gusl, teyemmüm… Allah temiz olmamızı ister.. Neden topluma bu kadar takılıyoruz? Kim ne derse desin, Allah ne der, önemli olan o değil mi? Salât için tamam ama, Allah, toplumla bir araya geldiğimiz zaman görgü kuralı olsun diye değil, bireysel olarak her zaman her ortamda temiz olmamızı ister.

Rükû edenlerle rükû edin… Rükû edenlerle rükû etmek anlamı çok geniş ve birleştirici bir emirdir. Anlayana… çok barışçıldır. Saydığınız yerlerin hepsinde çok değerli muvahhidler var. Nereden baktığınıza bağlı ama açıkça şirk koşanların mescidleri veya ortamları hariç, ister herhangi bir okumaevine, ister Kuranevine, ister Süleymaniye’ye, ister Akabe’ye, ister bir camiye, ister bir başka derneğe, ister dayınızın evine, eğer Allah adını anarak rükû ediyorlarsa onlarla beraber (ama sadece Allah’a) rükû etmekte bir sakınca görmüyorum.

Salâtı ikame dediğimiz zaman, ikame edilecek olan, ayakta tutulacak olan şey salât’tır. Salâta kalkın denildiği zaman ise fiziksel olarak ayağa kalkıp o salâttan bir işi yapacak olan anlaşılır. Yani ayağa kalkan biziz. Birinde ayağa kaldırılan, ayakta tutulan salât iken diğerinde kendimiziz. Umarım anlaşılmıştır. Eylemin uygulandığı etkilendiği vasıta değişiyor yani. Şu dolabı ayakta tutmaya çalış ile kendin dolaptan bir şey almak için ayağa kalk işi farklıdır. Birincisinde salât edilgen olandır, ikincisinde etkendir. Salât’a kalkmak bir namaz içindir. Salât’ı ikame etmekse geneldir. Benim anladığım bu.

Gündüzün iki ucu, gecenin zülüfleri… Tarafeyn nehari, zulefem minelleyl… Aslında çok basit. Üç kişisiniz ve benim karşımdasınız, sen de ortadasın diyelim. Sana diyorum ki, senin iki tarafındakiler. Ne anlarsın? Sana ait olmadığını ve yanında duran kişileri. “Tarafeyn nehari” gündüze ait değil geceye aittir. Gecenin zülüfleri ne demek o halde? Onu da şöyle açıklayayım. Zülüf biliyorsun saçın sarkan bölümleridir ve saç kadar sıkı değil, tel teldir. Dolayısıyla saç kadar siyah görünmez. Seyrektir. Aynen akşam güneşin inişinden gecenin tamamen kararıncaya kadar ve sabah fecr vaktinden güneşin doğumuna kadar olan süre gibi. Alacakaranlık yani. Çok güzel bir benzetme ve tam bir simetridir ama gece tarafına ait kabul edilir.

Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar… fecr vakti kuranı, işte o şahit olunandır… makamı mahmud… Bir önceki ayette; bu senden önce gönderdiğimiz elçilerin sünnetidir, denir. Bu atfı bir önceye de alabilir ve hicretten bahsediyor diyebilirsiniz. Ama bir sonraki ayete yani bu ayete de alabilir ve burada söylenen işi ve bu ayetten sonra gelen duaların hicrete yönelik olsa da “bu vakitlerde yap” dendiği de anlaşılıyor. Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar ekıymissalat et ve fecr vakti de var tabi. O fecr’de okunan üstelik şahitlidir. Bir sonraki ayette senin böyle bir müşkülün var madem gecenin bir bölümünde ayakta kal ve okumaya, tefekkür etmeye ve duaya devam et. Umulur ki seni huzura kavuşacağın başka bir yere gönderirim. Peki, gece ve fecr vakti ne okuyacak? İşte peşinden gelen ayetler onu açıklıyor. Şu şu duaları et. Beni doğru bir şekilde girdir doğru bir şekilde çıkart. Peygamberin duaları Kuran’a ayet olmuş durumda. Bu kadar basit. Okunan şey hem dua, hem Kuran.

Ekamusselat vetezekki ile hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez, alakası… Kim temizlenip arınırsa kendi içindir denir ve takip eden ayetlerde, iki deniz bir değildir biri tuzlu diğeri tatlıdır ama ikisinden de taze et yersiniz deniyor. Ardından gece ile gündüzün birbirini sarıp sarmaladığı ve görevlerini yaptıkları, güneş ve ayın farklı olup bir karara doğru akıp gittiği örneklenir ve takip eden ayetlerde şirk üzerine vurgu yapılır. Demek ki ister tatlı su olalım ister acı, biz de taze et çıkaralım. İster gündüz ister gece, ister güneş ister ay olalım, biz işimizi yapalım. Farklılıklarımız bizi parçalamasın. İster namaz, ister Kuran okuma, ister her ikisi birden, işimize bakalım, birbirimizi zedelemeyelim.

Müşrikler namaz kılıp zekât verirse… Müşrikler namaz kılarsa değil, salât edip zekât verirse deniyor… Bundan kasıt, zaten tevbe suresinin konusu olan savaşılan müşriklerle peygamberin yaptığı anlaşma hükümlerinden doğan sorumluluklarını, bağlılıklarını yerine getirmeleridir. Eğer bunları yaparlarsa yollarını açın deniyor. Surenin tamamı zaten bununla, bu anlaşmayla ilişkilidir. (Barış ile ilgilidir.)

Alışveriş onları alıkoymaz, salâtı ikame ederler… Ne ticaret ne alışveriş onları Allahı zikretmekten, salâtı ikameden ve atuzzekattan alıkoymaz, kıyam gününden korkarlar. İki ayet öncesi Nur 35’de Allah nurundan ve onu dilediğine indirdiğinden bahseder 36’da bu nurun müsaade ettiği evlere indiğini ve o evlerde sabah akşam Allah’ın tesbih edildiğini söyler. Ardından da işte yukarıdaki bu ayet gelir. Salâtın bir alt kümesi olarak hem evde kılınan namaza, hem de toplantı (Cuma) namazına, okumasına işaret vardır. Ardından tesbihi anlatmaya benzetmelerle devam eder. 41’inci ayette kuşların…. salâtından ve tesbihinden bahseder.

Ekamussalat ve renkler… Kitabı okuyanlar, ekamussalat ve gizli açık infak edenler zarara uğramayacak… İki önceki ayette, inen su ile biten renkleri farklı meyvelerden, dağlardaki farklı yollardan, bir önceki ayette insanların hayvanların renkleri değişik olanlarından bahseder ve âlimler ancak Allah’tan içi titreyenlerdir denir. Demek ki biz de farklı farklı şeyler, işler, fikirler üretmekle beraber aynı amaçta birleşebiliriz, birleşmeliyiz.

Ekamussalat ve emrihum şura ve mimma rezeknahum… Bir başka ikame salâtı söz konusu; şura ile karar almak… Ve ardındaki ayet kötülüğe karşı birlik olup karşı koyanlardır, diyor. Birleşmekten başka çıkar yol yok. Bu ayetlerin peşpeşe gelmesi çok manidardır.

Mensek… Hac 35’de kalpleri ürperir, sabreder, mukıymıs salât ve atuzzekat yaparlar, deniyor. Ayetin bir öncesinde (34) biz her ümmet için bir mensek kıldık der ve kurban ibadetini onlara verdiğini belirtir. 36’da hayvanların Allah adına kesilip dağıtılması istenir. 37’de ise onların etleri ve kanları değil takvanız ulaşır denir. Burada ayet aslında link atıyor. 2:128’de İbrahim Allah’a “bize menseklerimizi göster tevbemizi doğru yapalım” diye dua etmiştir. 2:200’de hac ibadeti manasında bir mensek vardır. 2:196’da hac ibadeti ve orada dağıtılan kurbanlık anlamında geçer. 6:162’de yine tüm ritüel ibadetler için kullanılmıştır. 22:67’de biz her ümmete bir mensek tarzı verdik, seninle çekişmesinler, sen hidayet üzeresin denmiştir. 69’da kıyamet gününe atıf vardır ve aranızda Allah hükmedecektir, denilir. 71’de asıl meselenin nüsukun şeklinden çok Allah’tan başka şeylere tapıp tapmamak olduğu belirtilir.

Bu insanlara ağır gelir… Sabır ve salâtla yardım dileyin, bu huşu duyanlar dışındakilere ağır gelir. Ağır gelen şey bence bir önceki ayette geçen insanlara iyiliği emrederken kendini unutmamaktır. Yani dini anlat anlat dur, ama kendinin hayata tabik etmene sıra gelince zor gelmesi. Yoksa namazın insanlara o kadar da ağır geldiğini düşünmüyorum. Hatta işin kolayı gibi geliyor. “Namazı kıl, borcunu öde, kendi işine bak” anlayışında insanların çoğu. Namazı kılınca cennet garanti onlara göre! Bundan kolay ne var!

Ağlayarak kapanmak… Bu ayeti anlamak için Meryem 55’den beri anlatılan peygamberleri okuyup görmek gerek. Hepsi salâtı emrederlerdi. İlginç olan nokta ise bu ayetten bir öncekidir. 58. Orada Rahmanın ayetleri okunurken ağlayarak secdeye kapanıyorlardı denir. Elbette secdenin manevi anlamı da sözkonusu ama bu ihtilafa düşme nedeni değildir. Çünkü 17:110’daki gibi başka kelimeler kullanılarak secde ile beraber fiziksel kapanma anılmıştır. Ve bu ayet ne diyor, en ilginci de o. Sonra öyle nesiller türedi ki edaus salâtı kaybettiler, hevalarına şehvetlerine aşırılıklarına uyup içindeki bu (önceki ayette anlatılan) manevi duyarlılığı kaybettiler. Böylece salâtın bu fiziksel eda edilişi bozuldu. Bir sonraki ayette bu bozulmanın ardından, buna rağmen tevbe edip iyi işler yapanlar ödüllerini kaybetmeyecekler denir.

Dura dura okumak… Zaten en güzel özellikler onundur. Bir anlamda bir şey ekleyemez de eksiltemez de söyledikleriniz O’ndan. Siz yönelin. Salâtında sesini çok yükseltme çok da kısma, orta bir yol edin. Bu ayeti anlamak için 105’inci ayetten başlamak gerek. 105 Biz onu senin insanları uyarman ve müjdelemen için indirdik. 106 İnsanlara dura dura okuman için safha safha bölümler halinde gönderdik. 107 Siz ister inanın ister inanmayın. Sizden önce ilim verilenlere o okunduğu zaman çeneleri üstüne kapanır secde ederlerdi. (kapanma ve secde aynı ayet içinde) 108 Ve derler ki Rabbimin vaadi gerçekleşiyor. (Biz de bunu diyelim. Bu topraklarda şu sıralar Rabbimizin vaadi gerçekleşiyor) 109 Çeneleri üzerine kapanıp ağlıyorlar ve huşuları artıyor. Ve bu ayet 110’ncu ayet geliyor. Ardından yüceltme duası. Hiç manidar değil mi! (Okumak da var, secde de var, buradaki dura dura okuma bir anda olan değil, ayetlerin bölüm bölüm gelmesi ile ilgili, illa aynı gün aynı saatte dura dura okumak değil) Dura dura okuyasın diye fasılalar halinde gönderdik. Düşünelim. Eğer fasılalar halinde gönderilmeseydi hızlı mı okunacaktı!!! Demek ki “dura dura”dan kasıt peyderpey ayet inmesi ve aralıklı olarak peygamberin bunları bildirmesi.

Ala salatihim daimun… Onlar salâtlarında süreklidirler. Öncesinde ve sonrasında cimrilikten ve infaktan bahis vardır. Buradaki salâtın infakla ilgili olduğu açık. Kötülüklerden alıkonulmaktadırlar. Her salât ya da essalât yalnız geçti diye illa ki namaz değildir. Böyle bir ayrıma net bir işaret de yok bence. Bildiğimizi aramayalım, bulduğumuzu bilelim.

Yanları yataklardan uzaklaşmak… 15: Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder. 16: ONLARIN YANLARI YATAKLARINDAN UZAKLAŞIR. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

76:22 Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çaba harcamanız şükre değer makbul görülmüştür. 23 Gerçek şu ki Kuran senin üzerine safhalar halinde bir indirme tarzıyla indiren biziz, biz. 24 Öyleyse Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkâr veya nankör olanlara itaat etme. 25 Ve sabah akşam Rabbinin adını zikret. 26 Gecenin bir bölümünde O’na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O’nu tesbih et. 27 Gerçek şu ki bunlar çarçabuk geçmekte olan dünyayı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar. 28 Onları biz yarattık ve “bağ”larını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz. 29 Şüphesiz bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.

Ayetleri dönüp bir daha oku bence. Peygamber gibi, peygambere özel emredilenler gibi yapmak isteyen müminler için, okumak, üzerinde düşünmek, hatta her anlamıyla secde etmek için geceler bulunmaz fırsatlardır.

Yunus, Balığın Karnında… 142: Derken onu balık yutmuştu, derken o kınanmıştı 143: Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, 144: Onun karnında dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. 145: Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. 146: Ve üzerine sık geniş yaprakla, bir ağaç bitirdik.

Yunus, balığın karnında Kuran mı vahiy mi okuyordu? Yoksa tesbih mi yapıyordu? Mesele tesbihin şekli değil, niteliği elbet. Sadece O’na yönelip sadece ondan af ve yardım dilemek. Bütün varlığınla O’na teslim olmak.

Söylenenlere Üzülen Kişi Ne Yapmalı? “Sad 17 Sen onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davut’u hatırla. Çünkü o her tutum ve davranışında Allah’a yönelen birisiydi. 18 Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah’ı) tesbih ederlerdi.”

Çok önemli dört ayet: Söylenenlere üzülen kişi ne yapar? Hayata mola verip Allah’a mazeretini sunar, sunmalı. İşte (şekli ne olursa olsun) namaz. Allah tesbihle salât yükümüzü hafifletiyor. Sonra gelen ayetler de konuyu tamamlıyor…

“19 Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah’ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi. 20 Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona ayırt etme ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.”

Aya Secde Etmeyin… Fussilet 36 Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü o işitendir bilendir. 37 Gece gündüz güneş ve ay onun ayetlerindendir. Siz güneşe de aya da secde etmeyin. Allah’a secde edin ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer ona ibadet edecekseniz. 38 Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O’nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.

Eski dinlerin alışkanlıklarını yıkıyor açıkça. Ay onlara bir şey söyleyemeyeceğine göre ay’ın söylediklerine tav olacak değiller. Demek ki secde iddia edildiği gibi sadece ikna olup boyun eğme manasına gelmez. Ritüeli de içerebilir.

Ritüel olmayan tesbih var mı? Elbette var. 50:39 Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et. 40 Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O’nu tesbih et.

Şu çok önemli. (Secdelerin ardından da..) Demek ki secdeli olan var ve onun dışında olanı da var. Yani ritüel olanı var, olmayanı var. Daha doğrusu… Vakitlenmişle yetinmeyin, fırsat bulduğunuzda ritüele gerek duymadan da onu anmanın faydası var. Bu anma, gerek hayata salât’ı ikameyle O’nun doğrularını yansıtmak, gerekse yaşadıklarında O’nu görebilecek düşünme yetisine sahip olabilmek, hatta gerekse sadece aklına getirebilmektir.

İnsanlar Bugün de Dalga Dalga Allah’ın Dinine Giriyor…

110:1 Allahın yardımı ve fethi geldiği zaman 2 İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde 3 Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

İnsanlar bugün de dalga dalga Allah’ın dinine giriyor. Tarihi yönü olması bugün bu ayetlerin anlamı olmaması demek değil. Kuran’a yönelişi görenler azıcık düşünseler “ne oluyor yahu” diyerek düşünmeye başlarlar. Ama ilmi veren Allah, biz sadece uyarırız. Daha biz bile ol’madık ki! Öğreniyoruz işte. Allah yardımcımız olsun. O’na güvendik. Umut ediyoruz.

7.(Son Bölüm): Salâtı İkame | Secde

Kalemzade | Cengiz Yardım

5 thoughts on “Salâtı İkame | Sorulara Cevaplar

  1. Pingback: Salâtı İkame | Islahat | kalemzade.net | Kalemzade Kamil

  2. Yine yeniden tefekkür ettiren bir yazı Allah razı olsun…

    Bir tek Enbiya 19’da geçen ”yorgunluk”kelimesinde takıldım. Orada geçen ”yorgunluk ” kelimesi yalnızca fiziksel yorgunluk mu gerçekten ? Arapça bilgim olmadığı için soruyorum

  3. Selam
    Tek kelimeyle harika olmuş.
    Salat, Namaz, Desteklemek, ve Eğitmek, Öğretmek, ve Yardım etmek yardımcı olmak bu işte..
    Bu hoş yazı aynı zamanda birleştiricide olmuş, dikkat edin sayın yazar kısa ve anlaşılır bir şekilde izah etmiş..
    Emeğine bilgine sağlık
    Allah salatını desteklesin.
    saygılarımla

  4. Selam aleykum.bence secdelerin ardından ayesi ile nisa 101 ve nasr suresi bağlantılıdır.fiziksel secdeden söz edilmiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir