Salâtı İkame | Secde

salatı ikame secde

Salât’a Yürüyüş | 7.Bölüm

Bu kadar uzun bir yazı dizisinden sonra hala ne dediğimi anlatamamışsam benim eksikliğimdendir. Halen bu adam salâtın, namaz mıydı, ders miydi, tesbih miydi yoksa başka bir şey miydi diye ne anlattığını anlamamış olanların var olma ihtimalini yok saymıyorum. Fikrimin ne olduğunun anlaşılabilmesi için, son bir gayretle konu hakkında bir başka anlatımla daha tane tane söylemek ve tespitlerimle bitirmek istiyorum.

Salât ders değildir. Salât namaz da değildir. Salât tesbih de değildir. Salât başka herhangi bir şey de değildir. Salât kulun ve toplumun Allah’la olan tüm bağlantılarıdır. Salât içeriğiyle ise bunların hepsini içine alan bir havuzdur ve sorumluluk hissedenlerin tüm sorumluluğudur. Bu salât havuzunun içinde hem Kuran, hem de o Kuran’ı okuyan bir müminin edindiği hikmet (o dersin kendisine düşündürdüğü gerçeklerin yansıması) vardır.

Peygamberimizin ders yaptığına eminim. Ama ders olan salât değil, Kuran’dır. Salât bağlantısını hayata kuracağımız şey olarak, hem dersi hem de hikmetini içerir. Yani hem Kuran’ı hem de bugüne izdüşümü olan bize yansımasını kapsar.

Peygamberimizin (şekli şemali bizimkine tam olarak benzesin ya da benzemesin) namaz kıldığını da düşünüyorum. Ama bu namaz, salâtın ikamesinin özel bir hali, yani vahyi hayata tatbike gayret eden bireyin karşılaştığı zorluklardan ve yorgunluklardan dolayı Allah’la kurduğu vakitli bir bağlantıyla nefsini dinlendiren şeydir. Namaz ya da adına ne derseniz deyin, içini tesbih doldurur. Tesbih namazın olmazsa olmazıdır. Tesbihin içinde ise boncuk değil dua vardır. Hatırlanan Kuran ayetleri vardır. Allah’a övgü vardır. Şükür vardır. Hatta şikâyet vardır. Sevinç vardır. Soru vardır. Cevap vardır. Dinlenme vardır. Sadece Allah’ın anılması ve bireysel olarak O’na manen yönelinmesi vardır. Yani Allah’a bireysel bir bağlantıdır. Salât içinde sadece bir paragraftır. Bütün salât ise Kuran’daki bütün derslerin ve tesbihin içindekilerin hepsini içerir. Salâtın ikamesi genel manada sadece bireyin değil toplumun hayatının da Allah’a bağlanmasıdır.

Vakitlenmiş olması periyodik olması demektir. Çünkü bireyin genellikle yalnız kaldığı zamanlardır o vakitler. Ama birileri diğerleriyle kuşlar gibi saf tutmuşsa, bu da hoş görülen bir şeydir. Dersler ise vakitlenmiş değildir. Her isteyen uygun olduğu vakitlerde diğerleriyle anlaşarak bir araya gelip Kuran dersi yapabilir. Hem dersin hem de tesbihin birleştirildiği tek vakitli olan şey ise Cuma (Toplantı) namazıdır. İçinde ders de vardır. Tesbih de vardır.

Herkes kendi tesbihinde özgürdür ve dolayısıyla namazda mübah alanlar vardır. Kuşlar kendi tesbihini, dağlar kendi tesbihini biliyor ama biz insanlar maalesef kendimize has tesbihimizi bilmekte, O’na yönelmede özgür olduğumuzu anlamakta zorlanıyoruz.

Kuran’da ders olarak nitelenen Kuran’ın kendisi, hikmet olarak nitelenen bireyin okuduğundan (ister tek başına, isterse arkadaşlarıyla birlikte) aldığı yansımalardır. Kitabın birçok yerinde vakitli olarak anılan şey, tesbih ve yalın olan geçen (ikame fiili olmayan) salâtların bir kısmıdır. Zekeriya mihrabında yalnız başına “musalli” halindeydi. Dışarı çıktığında insanlara “sabah akşam tesbih edin” dedi “sabah akşam gelin de sizinle vahiy dersi yapalım” demedi. Vakitli olan Kuran dersi değil tesbihtir. Bu sözüm, Kuran dersi yok anlamına gelmez. O da vardır ve kitapta bunun olduğunu gösteren ayet grupları zaten mevcuttur. Ama Cuma hariç, vakitli değildir.

Peki, şimdi biz nasıl salât edeceğiz veya namazı nasıl kılacağız diye soran varsa, Allah’a emanet olsun inşallah. Bu makalenin asıl teması şudur: Bölünmemeliyiz. Barış içinde yaşamalıyız. İster beş vakit, ister üç vakit, ister iki vakit ister tüm gün namaz kılın, ister hiç kılmayın, bu benim düşünceme göre ayrışmamıza sebep değildir. Tesbihiniz sizin mahreminizdir. Rükû edenlerle rükû etmek de Allah’ın emridir. Sadece Allah’a yönelinmesi koşuluyla… Biz O’nunla kendi anladığımız dilde ya da en azından anlamını bildiğimiz cümlelerle irtibat kurmalıyız. Hangi baba, oğlu yalvarırken merhametsiz kalabilir. Allah bir babadan daha mı merhametsiz!!! Veyahut “niye şöyle eğildin de böyle eğilmedin, neden şu hareketi yapmadın da şöyle yaptın” diye kızar mı bize? Allah’ı hiç mi tanımadık!

Kavga edeceksek de insanlara faydası dokunacak işler için kavga edelim. Tutup büyük meseleler dururken, basit hususlarda kavga ederek büyük resmi gözden kaçırmayalım. Ortada salâtın ne olduğundan haberi olmayan bir millet varken, salâtın bireyi ilgilendiren alt kümeleri üzerinde tartışmanın, ayrışmadan başka bir işe yaramayacağı ve salâtı engelleyeceği muhakkak. Ortada daha okul yokken, okul kantindir, okul dersaneden ibarettir veya okul müdür odasıdır ve yahut okul bayrak direğidir diye tartışmanın hiçbir anlamı yok. Önce okulu yapalım. İsteyen dershaneye girsin, isteyen teneffüs zili çaldığında gidip kantinde çikolatasını yesin.

Ben var mı yok mu tartışmalarından sıyrılmış, içim rahat ve huzurlu biçimde sadece Allah’a yöneliyorum. Ama Kuran’da tüm bunları gördükten sonra, kuşlar gibi kendi bildiğim şekilde yapmamın bana emredilen olduğu kanaatindeyim. Varsa küçük hatalarımı Allah’ın affedeceğini umuyorum. Bence siz de içiniz rahat olarak nasıl yönelecekseniz öyle yönelin. Kimseyi ilgilendirmez sizden başka. Gördüğüm salâtlardan sonra birisine “namaz kılıyor musun” demeyi bile yersiz ve seviyesiz buluyorum. Böyle bir şey sormak, mahallendeki muhtaca “zekât vermiyor musun?” diye sormaya benzer. Tüm yazı serisi boyunca anlattıklarıma rağmen benim yazdıklarım asla Kuran’da olan gerçeklere ortak koşulmamalıdır. Allah’ın vahyettikleri dışındaki tüm yazılanlar insan sözleridir ve öyle ya da böyle hata içerirler. Salat ve bağlantılı olarak örfi namaz konusunda benim anlattıklarım benim kitaptan gördüklerimden sonraki kanaatlerim, izdüşümlerimdir. Doğru bildiğimin dürüstçe bir anlamda savunmasıdır. Eğer farkına varmadan küçük ya da büyük bir hataya düşmüşsem beni daha doğruya iletecek olan da Allah’tan başkası değildir. Ve yine tekrar ediyorum, esas mesele ayrılığa düşmemektir, şirk koşmak dışında anladıklarımızdan dolayı hizipleşmemektir. Bize düşen Kuran’la yol alan herkesi birleştirmek ve hatta bizim gibi düşünmeyenlerle bile selam içinde yaşamaktır. Hatalarımızı düzeltecek olan Allah’tır.

3 Ali İmran 103 Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini anımsayın. Siz birbirinize düşmanlar idiniz de kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi ondan kurtardı. Yola gelesiniz diye Allah ayetlerini böyle açıklıyor.

Ey büyümüş de küçülmüş çocuk, bunun sana ne faydası var göremiyor musun? Türlü salâtlar ederken… Türlü sorunlarla boğuşurken… Kalbin sıkışırken… Göğsün daralırken… Faturalarını ödeyemezken… Bebeğinin hastalığına üzülmüşken… Babanı ya da anneni kaybetmişken… Üniversite bütün düşünceni hapsetmişken… Arkadaşlarından uzak kalmışken… Sana bir söz söylenmiş de ağırına gitmiş ama öfkeni dindirecek cevabı verememişken… Sen birisine bir söz söyleyip de pişman olmuşken… Patronla arayı bozmuşken… Kocanla/karınla tartışmışken… Çözemeyeceğini düşündüğün sorunlarla güreşirken… Bir raund arası versen…

Aybaşına on gün kala cebinde on beş lira kalmışken… Şefkat arayıp da bulamamışken… Kuran’a döndüğün ve Kuran’la uyardığın için damgalanmış ve sapkınlıkla suçlanmışken… Çaresiz olduğunu zannettiğin dertlere düşmüşken… Artık bundan öte ne yapacağını bilememişken… Bir eğil, iki eğil, dört eğil… İki vakit üç vakit beş vakit… Ayakta, eğilerek, yan yatarak, düz durarak, uzanarak… ARADA BİR HAYATA MOLA VERSEN OLMAZ MI?

Hiç mi yorulmadın? Hiç mi yorulmuyorsun şu hayattan? Arada bir mola versen olmaz mı? Arada bir şu dünyadan bağını koparıp da gerçeğe gözünü açsan olmaz mı? Arada bir reset atsan, şu beynini azıcık dinlendirsen olmaz mı? Büyümen için sana bir ömür verilmişken, arada bir o hayatının zekâtını versen… Tarlanı arada bir nadasa bıraksan… Büyüdükten sonra büyüklenmesen de küçülsen… Büyümüş de küçülmüş çocuk olsan… Bir an için yok olsan… O, yıllar süren yaşamının orucunu arada bir üç beş dakika tutsan… Hatta istersen secdede gözlerini bile kapatsan… Şu yalan dünyaya azıcık fa”sal”a versen de… O’nunla “bağlantı”ya geçsen olmaz mı?

…seri yazının sonu…

1.Bölüm | Salâtı İkame | Salat mı Namaz mı?

Kalemzade | Cengiz Yardım

74 thoughts on “Salâtı İkame | Secde

  1. Pingback: Salâtı İkame | Sorulara Cevaplar | kalemzade.net | Kalemzade Kamil

  2. elinize sağlık. düşüncelerinizi güzelce ifade etmişsiniz. katıldığım ve katılmadığım konular var. ama, bence çok daha önemli olan bir konu; “ninelerimiz, teyzelerimiz ölmeden önce, nasıl kuran ile tanışabilirler?”

    bilgi birikiminizi, dünya görüşünüzü, tanıdıklarla da istişare ederek, bir şeyler düşünsek de, bu işe bir el atsak? bu konuda bir yazı yazdınız mı? okuma yazma bilmeyen, bilse de çat pat okuyabilen, okumayı sevmeyen, yakını göremeyen teyzelerimiz, canlarımız ciğerlerimiz, kurandan bihaber olarak mı ölecekler? kör olarak mı haşredilecekler? buna vicdanınız elveriyor mu? elvermiyorsa, ne yapmalı da tüm Türkiye’ye, aynı harf devrimi zamanında topyekün okuma yazma öğretildiği gibi, topyekün kuran anlamı öğretilebilinir?

    günde belirli vakitlerde 2 sayfa kuran dersi verilse, hiç tekrar yapılmasa, anca 1 yılda biter. haftada bir verilse, günde 14 sayfa vermeli ki 1 yılda bitebilsin.

    bir günde 14 sayfa nasıl olur? teyzelerimiz öğrenebilir mi? bu dersler düzenlendi diyelim, katılımlarını nasıl sağlamalı? buna farz mı diyecekler, ne demeliyiz? ne diyeceğimiz de önemli değil belki, yeter ki öğrensinler. ister salat deriz, ister namaz, ister namazın olmazsa olmazı, ister namazdan ayrı vakitlerde yapılan bir farz. Allah, buna ne demiş Kuran’da? bir şey demesek de olur. yeter ki kör olarak haşredilmesinler, bir an önce harekete geçelim ki, her gün teyzelerimizi ninelerimizi kaybediyoruz.

    kuran halkaları var mesela, acaba onlar verimli oluyorlar mı?

    lütfen acele edelim. ölmek üzere olan teyzelerimizi düşünelim.

    Selamlar..

    • Türkçe Kuran mealini dinletebilirsiniz. İlla arapçasını öğrenmek zorunda değiller. Arapça öğrenseler bile zaten ancak okumasını öğrenecekler anlamını yine bilmeden okumuş olacaklar. Önemli olan anlamı ise Allahın bizden istediğini öğrenmek ise bir çok seslendirilmiş mp3 şeklinde meal hatta tefsiri olanlar bile var. Bence bunu yapabilirsiniz…

  3. Selam

    Sorun namazı Allah ile bütünleşebilmek için yapmamız gereken bir çeşit meditasyon olarak görmeniz değil.

    Kabe’deki siyah taş nedir?
    Kadın üreme organına benzemesinin sebebi nedir?
    İnsanlar o siyah taşı niçin öper?

    Yahudi ve Hristiyanların aptalca hikayelerinin İslam’a girdiğini biliyor iken paganlığın tamamen silinip atıldığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Çoğunluğun inancı o yönde olduğu için mi? Allah çoğunluk ile ilgili ne söylüyor?

    http://www.free-minds.org/how-did-it-come-part-1

  4. Selam

    Allah ın dininin/mesajının, Kuran kaynak gösterilerek öğretilmemesi, zaten tüm İslam aleminin sorunu. Bu arada, en asgari olsa bile, Allah a ve ahiret gününe iman eden kimseler için, kör olarak haşretmekten bahsetmek Kuran a göre doğru olmaz.

    Buradaki yanlış şu ki, salatın “Kuran dersi” olduğunu iddia etmek. Göz yapayım derken, kaş çıkarmak doğru değil. Öyle bir mana, sözlükte olmadığı gibi, Kuran ın herhangi bir yerinde de tarif edilmiş değildir.

    Kuran da vakitli olarak, o salatın/desteğin ikame edilmesi/ayağa kaldırılması istenmiştir ancak, daha henüz bildiğiniz gibi bu konu bir ikilem/belirsizlik/şüphe olmadan Kuran ile anlatılabilmiş değildir, ama Kuran a göre anlatılabilmeli. Sonuçta oraya doğru gidiyoruz. Bu büyük bir çalışma ve metot ister, yoksa böyle sana göre, bana göre demeye devam edeceğiz.

    • O metod krt tv de program yapam hakkı yılmaz tarafından necm necm ve nuzul sırasına göre tebyinul kuran isimli 11 ciltlik kitapta verilmistir.bu alanda en yetkin veöğretici kitaptır. wwe.istekuran.net web sayfası

  5. recinilt… Kardeşim, çok teşekkür ederim. İster lehte ister aleyhte olsun samimi fikirlerinizi paylaştığınız için memnun oldum. Teyzeler konusunda düşünmekte haklısın. Allah’ın en adaletli olduğunu biliyoruz. Onun terazisini tartmak bize düşmüyor. İnşallah sevdiklerimiz de O’nun lüfuna nail olur. Onları en üzmeyecek şekilde çabalamaya devam edeceğiz. Selam ile…

    Yasin… Şu kadar laftan sonra ne diyeyim bilmiyorum. Ismarlama yazı yazmıyorum kardeşim. O konuları da sen tebliğ et. Onun gibi belki de yüzlerce konu var şu sitede yazdıklarım arasında. Sanki bu tür hurafelerden ve yanlışlardan hiç bahsetmemişim ve alayına uymuş gitmişim de onları anlatıyormuşum gibi bir söyleme girmenize üzülüyorum. Benim hiçbir menfaatim yok kardeşim. Bir sorumluluk addediyor ve onca işimin arasında makalelerimi aksatmamaya çalışıyorum. Çünkü benim bir davam var. O dava yolunda karınca kararınca bir şeylere çabalıyorum. Git üreme organını da sen anlat!!! Takdir edilmek de inan umurumda değil ama hiç değilse haksızlık etmeyin. 🙁

    Taha… Sen de kardeşim git metoduna göre anlat. Kuran’a göre anlatılmalı demişsin, ben sanki Robinson Crusoe’ya göre mi anlattım!!! Burası kişisel bir blog kardeşim. Tabii ki benim fikrim deyip, kendi fikrimi anlatacağım. En barışçı ve en Kuran merkezli makalemin altına gelmiş, barışçı sözlerimi bana yedirmek ister gibi sanki tartışma çıkartmak ve insanı üzmek üzere programlanmışsınız. Bazen caddenin ortasına çıkıp insanlara avazım çıktığı kadar bağırmak geçiyor içimden.. Ne haliniz varsa görün diye!!! 🙁

    şimşek abi… Yaklaşık iki yıldan beri bana verdiğiniz destek için çok teşekkürler. Ben de sizden çok şey öğrendim, çok ufuk açıcı sözler işittim. Allah sizden razı olsun. Selam ve sevgilerle…

  6. Değerli Kardeşim,

    İnanılmaz güzellikte bir dizi yazınızı keyifle okudum. Okuyanların doğrularını onaylayacağı, yanlışlarını düzeltmek için araştırıp gereğini yapacağı, inancını daha doğru yönlendirmek için çaba sarf edeceği harika bir yazı dizisi…

    Emekleriniz için Allah razı olsun… Allah ilminizi artırsın… Gönlünüze sağlık.

    Selam ve Dua ile,

  7. Selam.
    Günde beş vakit olmasa da, hiç olmazsa bir vakit camiye gidilmeli.
    Yapılana ister “ayetli jimnastik” deyin, ister “müşrik ritüeli”.
    Olaya toplumsal dayanışma açısından bakılmalı.
    Evinizde istediğiniz tarzı geliştirebilirsiniz.
    İran’da yaşıyor olsak şii camisine gitmeyecek miydik ?
    Yanınızdaki müşrik “şefaat ya rasul ya da şefaat bilmem kim” dediğinde ne yapacağız :
    Yutkunup susacak mıyız ?
    Ben susmak taraftarıyım.
    Anlatırsam, anlar mı ?
    Hayır anlamaz, herkes ne yaptığını gayet iyi biliyor, insanları küçümsemek doğru değil.
    Onların yanında olmalıyız, bölen ve ayrıştıran olmamalıyız.
    Üzüm üzüme baka baka kararır.
    Zamanla bizim yaptığımızın daha doğru olduğunu göreceklerini düşünüyorum.
    Biz asla müşrik olmayacağımıza göre, neyden korkuyoruz ki ?
    Yazarı tebrik ediyorum, bölünmemeliyiz mesajı için.
    Yine de en doğrusunu Allah bilir.

  8. Selam

    Öncelikle sizi kırdığım için özür diliyorum! Yaptığınız çalışmada, samimiyet var, emek var, sabır var ve istimatte haliyle doğru, ancak yolun sonu henüz değil. Acizane benim için de değil, tüm Kuran müslümanları içinde değil. Böyle hassas bir konu, eleştirilere çok müsait.

    Bu konu, ilişkili olduğu her hususla birlikte, inci tanesi gibi izah edilmeyi bekliyor. Allah ın izniyle bu nasip olur, olmaz. Biz gerekeni yapmaya devam edelim.

    Selam ve Saygı ile

  9. Değerli kardeşim bende yıllardır işte o “büyümüşte küçülmüş çocuk”u taşıyorum içimde. Allah razı olsun çok istifade ettim. Ayrıştırmayı değil birleştirmeyi esas alma duasıyla, barış ve esenlikler.

  10. Selam tüm inanan kardeşlerimizin üzerine olsun inşallah. Evet epey zamandır salat konusu kafamızı kurcalayıp durdu, görüştüğümüz arkadaşlarımızla salat üzerine Kur’an çerçevesinde istişarelerde bulunduk, kendimizce bir kanaatte oluşmaya başladı. İlk bölümde vurguladığım gibi kısıtlı bilgilerimizle manalandırmalar askıda kalmaya devam ettiğinden kelime ve kavramlar Kur’an bütünlüğünde açıklanınca bilemediklerimiz bize hiç yabancı gelmeden yerli yerince oturmaya başladı. Sizin bu çalışmanız en azından benim için bir kaynak niteliğinde oldu. Tabiki idrak ettiklerimin yanında idrak edemediklerim, çoğunluk itibarı ile katıldıklarım yanında, katılmadıklarımla birlikte, yardım edicilerin en hayırlısı olan Rabbime Hamd ediyorum ve biliyorum ki Rabbim, cehdimiz oranında karanlıklardan aydınlığa çıkmamız için biz kullarına salat edecektir. Size nasib ettiği bu bilgileri bize ulaştırması gibi. Bu vesile ile size teşekkür ediyorum, Rabbim sizinle birlikte cümlemizin ilmini arttırsın, ön yargılarımızdan uzak Allah’ın ipine tutunan kardeşler olma yolunda cümlemizi muvaffak etsin inşallah … Selam ve dua ile..

  11. merhaba.
    belki canınızı sıkıyorum, kusuruma bakmazsınız inşallah.

    cenaze namazı var mıdır? neden cenaze namazında yere kapanılmıyor? namazda yere kapanmak farz değil midir? kim bize farz kıldı? Allah mı? kul hükmüne mi uyuyoruz? cuma namazı neden kadınlara farz değilmiş? bugün belirli vakitlerde, Allah’ın bize farz kıldığı şeyi mi yapıyoruz?
    namaz, belirli vakitlerde yapılması gereken salat ibadeti midir? yoksa, salat ile namaz arasında hiç bir bağlantı yok mudur?

    Allah razı olsun, yazılarınızdan çok faydalanıyorum. okumanın, konuşmanın, tartışmanın amacı, en başta kendimizi geliştirmek olmalı. sonra da bildiklerimizi karşımızdaki kişiye aktarmak. bilgiler ortaya konulup, doğru bilgiler alınır, yanlışlar da bırakılır. ben karşımdakinin bilgisini sömürmeliyim, karşımdaki de benim bilgilerimi sömürmeli ki, iki günümüz bir olmasın. sonra da, o sömürdüğümüz bilgileri kurana sunarak, acaba doğru mu diyor diye empati ile düşünerek, doğruyu aramalı, bulur bulmaz da almalıyız. önceki yanlışımızı, çok sevsek de, onun için yıllarımızı versek de, gelişmek için vedalaşmalıyız.

    lugatta, salat kelimesinin anlamlarından birinin de, ders olduğunu gördüm. baktığım kaynak ne kadar doğrudur bilmiyorum. lisanül arapa filan bakmak lazım.

    *********

    namazı, kuranda görmediğim halde, yapmalı mıyım? ya yükümüzü kuran ile hafifletti ise? eskiden farz olan bir şeyi, hala farz olarak yapmak doğru mu?

    namazı, kuranda görürsem yaparım inş. onun dışında, sağdan soldan eskilerden atalardan öğrenmek istemiyorum. kuranda da, salatın, kuran ayetlerinin insanlara okunması, ders verilmesi olduğunu görüyorum. bu okuyan kişinin de, daha önceden okuyacağı ayetlere çalışması gerektiğini, yani teheccüde kalkması gerektiğini görüyorum. eskiden namaz varsa bile, Allah yüklerimizi kaldırmıştır. ama ruhun gıdasıdır diye zan yapamayız. gavsçılar da, ruhun gıdası olarak rabıtayı görüyorlar. kafamdan bir şey uydurmaktansa, şüpheli bir şeyi yapmaktansa, onu hiç yapmam, böylece tek affedilmeyen günahı işlememeye çalışmış olurum, kafam rahat eder bence.

    Mesela, isra 105-111’de salat örneğinde Kuran, İNSANLARA dura dura okunacak. 106’da, kuranın, insanlara “dura dura” okunması için indirildiği söyleniyor. 110da da, nasıl okunması gerektiği söyleniyor. bu “insanlara okuma” işlemine de, 110da salat deniyor. insanlara okunması gerektiği için de, cemaatle yapılması zorunlu olmalı mantıken. yani, bireysel salat olmaz bence.

    Oysa ki biz, insanlara okuyacağımıza, maalesef Allah’a okuyoruz.

    eğer ki, kuranı tam öğrendiğimizi düşünüyorsak, biz de bir başka yerde musalla derslik açarak, orada Allah’ın ayetlerini, diğer ayetlerle ilişkileriyle birlikte anlatabiliriz belki.

    105. Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

    106. Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.

    107. De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan

    önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal

    secde ederek yüz üstü kapanırlar.

    108. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vâdi mutlaka yerine getirilir.

    109. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. (Kur’an okumak) onların saygısını artırır.

    110. De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur.

    Çünkü en güzel isimler O’na hastır.» Salatınızda yüksek sesle okuma;

    onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.

    111. «Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir

    dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd olsun» de ve tekbir getirerek

    O’nun şanını yücelt!

    ********

    alak :

    9, 10. Salatındayken bir kulu menedeni gördün mü?

    11, 12. Ne dersin, o doğru yolda ise yahut takvâyı emrediyorsa!

    salatında olan kişi, ne yapıyormuş? takvayı emrediyormuş. Allah’a dönüp Allah’a mı emrediyor haşa? yoksa, insanlara dönüp insanlara mı emrediyor?

    *******
    ben mi yanlış anlıyorum, yoksa, iki örnekte de, insanlara ayetleri ders vermek, salat olarak mı isimlendiriliyor?

    şimdi, Allah rızası için önyargılarınızı bırakın, “ama kıble” diyerek konudan çıkmadan, bu ayetlerde ne anlatılıyor bir düşünün kardeşim. sadece bu iki ayet kümesine odaklanın. bu iki ayet kümesini, bir çocuğa okusak ne anlardı?
    insanlara kuran ayetleri ders verilmiyor mu? emredilmiyor mu?

    salat, burada anlatılan gibi, ayetleri ders vermek ise, belirli vakitlerde neden salat yerine başka bir şey yapıyoruz? belirli vakitlerde farz olan şey salat değil midir? yoksa, belirli vakitlerde, hem salat, hem de başka bir şey mi emredildi bize? kim emretti?

    beni, bu apaçık örneklere rağmen, hala, belirli vakitlerde, “kuranda olmayan belirli şekillere göre” namaz kılmamı mı öneriyorsunuz?

    namaz kılınsın kılınmasın, benim derdim, belirli vakitlerde, mutlaka ama mutlaka, düzenli olarak kuran dersi verilmesidir. böylece, kuran, baştan sona, her gün biraz biraz öğrenilerek, dura dura öğrenilerek Allah’ı anlayabiliriz inşallah.

    kuran, 722 necm olarak inmiş. her gün, düzenli olarak, sabah 1 akşam 1 necm dersi alsak, bir yılda öğrenebiliriz inşallah Allah’ın bizden istediklerini. öğrendikten sonra da, öğrendiklerimizi uygulayarak ibadet etmiş oluruz inşallah. ama, öğrenmeden, neyi nasıl ibadet yapabiliriz ki? eğitim şart.

    kardeşim, “insan, kendini kendine yeterli görerek azar” diyor Allah. her ilim sahibinden daha ilim sahibi olan da vardır diyor Allah. dolayısıyla, hep kendimizden, bir konuda daha çok ilim sahibi olanı arayıp kendimizi geliştirmeliyiz.

    şimdi, bana neyi öneriyorsunuz?

    Rabbim, ilmimizi hidayetimizi artırsın inşallah.

  12. Sertaç, Deniz… Taha… recinit… yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Lehte olsun aleyhte olsun buraya yazdığınız yorumlar umuyorum ki okuyanlar için ufuk açıcı olurlar.

    Taha… rica ederim kardeşim. Özre gerek yok. Meramımı anlamış olmanız yeterli. Sert çıktığımı düşünmüşseniz sizin de anlayışla karşıladığınızı umut ediyorum. Aslında size rüzgarı geldi. Ama bilin ki öfke değil sadece bir çıkıştı. Tabi ki hiçbir görüş ya da yorum işin sonu değil. Her yeni görüş, eğer eskisinin hatasını düzeltiyor ve daha iyiye ve güzele kılavuzluyorsa hiç gocunmadan kabul ederim.

    recinit… görüşlerinize değer vermediğimi düşünmeyin. Tüm bunları ben de düşündüm elbette. Belki sizin gördüğünüzü ben göremedim, olamaz mı? Ya da siz benim gördüğümü… Eğer yarın bir gün daha doğru bir vargıya ulaşırsam hiç çekinmeden o vargıyı benimserim. İnanıyorum ki siz de öyle yaparsınız. Ancak şu an için Kuran’dan kendim görüp tatmin olduğum şeyi (içi mana dolu vakitlenmiş tesbihi ve salatı ikamenin diğer tüm kapsamını), sizi üzmemek adına reddedemem. Ben söyleyeceğimi makalemde söyledim. O yazdıklarınıza da 6.bölümde cevaplarım vardı. Bu husus birbirimizle bunun münakaşını sabahlara kadar yapmamızı da takdir edersiniz ki gerektirmez. Sizin görüşünüze saygı duyuyor ve her ikimizin de vahyi hayata tatbik etme yolunda olduğumuzu düşünerek selamlarımı gönderiyorum.

  13. Şimdi cuma hutbesinde şöyle bir olay uyguluyorlar hocalar…

    Arapca Önce bir ayet okuyor sonra bir hadis.. Ayeti türkçe mealini verip açıklmasını bekliyorsun malesef açıklamıyor. Hadisin türkçe mealini veriyor ardından 20 dk hadisi rivayetlerle birlikte alim sözleriyle ballandıra ballandıra açıklıyor.

    camideki herkes hocayı dinliyor…

    Amcalarımız, dedelerimiz, Teyzelerimiz bu şekilde uydurma bir din öğreniyor ve çevresine katarak yansıtıyor….

    Acaba Kuran dersini bu hocalar mı verecek??

    Bunlara karşı durduğum için ailem ve akrabalarım tarafından istenmeyen adam ilan edilirim yakında 🙂

    Şuan Kendi ailem için türkçe kuran okuma alışkanlığını yerleştirmeye çalışıyorum. Hergün 2 – 3 sayfa okusak ve sürekli hale getirsem çok iyi olacak…

    kalemzade kurana daha çok bağlanmamızı belirtiyor.. bundan daha güzel bir istek olabilir mi?

    Acaba Hocalar, alimler, tarikatlar, mezhepler, rivayetler, hadisler böyle bir istekte bulunuyor mu?

    Benim de namazım kendime özgüdür. İstediğim şekilde (ve sadece kurandan anladığım dilde okuyarak) uyguluyorum. Çünkü Allah kuranda namaz ile ilgili seni sınırlamıyor.

    Sınırlamak kimin Haddine !!!!

    Teşekkür ederim bu güzel yazı için….

  14. Arapçayı bilmeden türkçe çeviriler üzerinden Kur’anı anlamaya çalışmanın anlamsız karmaşasıdır bu. Namaz var mı yok mu? Ona göre var. Diğerine göre yok. Her ikisi de aynı kaynak göstererek aynı iddiayı savunuyor hem de. Çok komik gerçekten…

    Kusura bakılmasın. Özellikle Kalemzade Kamil beyin dingin üslubunu çok yerinde buluyorum ama bu tartışmaya dışarıdan bakmak istediğimde gördüğüm bu.

    recinilt bey “bir konuda daha çok ilim sahibi olanı arayıp kendimizi geliştirmeliyiz” diyor. Çok doğru. Arapçayı daha iyi bilen kişiler ne diyor diye araştırmak gerekir. Ama aynı zamanda yalnız Kur’ana uymak lazım diyerek ilim sahiplerine sırt çevriliyor aynı zamanda. Ciddi bir paradoks…

    Namaz yoktur iddiasında bulunan insanlar da “sadece meal okuyanlar”. Kanıtları da Kur’anda olmaması…

    Kur’anda olmayan şeyi reddedip hayatınıza tatbik etmiyorsanız sadece dini kısımları değerlendirmeyelim. Kur’an bütün hayata bakan bir kitap. O zaman Kur’anda demokrasi de yok, laiklik de yok, devlet de yok… Onlara da itiraz etmek lazım ve bunları yapmamak lazım…

    Kur’anda devlet yok ben devleti reddediyorum demek ne kadar saçma geliyorsa; Kur’anda 5 vakit namaz yok, cenaze namazı yok, malum belirlenmiş şekilde vakitler yok demek de aynı derecededir efendim…

  15. Selam.
    Faruk arkadaşa cevap Kuran’dan gelsin :

    En’am 92 :
    Vehâżâ kitâbun enzelnâhu mubârakun musaddiku-lleżî beyne yedeyhi velitunżira umme-lkurâ vemen havlehâ(c) velleżîne yu/minûne bil-âḣirati yu/minûne bih(i)(s) vehum ‘alâ salâtihim yuhâfizûn(e)

    İşte bu da bizim anakenti ve yanı başındaki kişileri uyarman için indirdiğimiz, içinde konu edilenleri doğrulayıcı, bereketli bir Kitaptır. Âhirete inananlar ona da inanırlar ve onlar salâtlarını da koruyucudurlar.

    Demek ki neymiş Kuran sadece içindekileri doğrulayıcıymış.
    Zaten içinde bahsi geçmeyen konuyu doğrulama ya da yalanlaması söz konusu olabilir mi ?
    Kuran’da olmayan konularda istişareyle veya şahsen karar vereceğiz yani.
    Beyne yedeyhi / elleri arasındakini / içindekini. (kuranmeali.com’dan alıntıdır)

  16. http://www.kuranmeali.org/6/enam_suresi/92.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

    “Elleri arasında”n kasıt edilenin “içindekiler” değil de “daha önce indirilen kitaplar – tevrat , incil” olduğu bütün meallerde ortak. Ayrıca aynı ayetin sonunda da “salatlarını korumak” “namazlarına devam etmek” olarak çevrilmiş. Hangi mealden okuyorsunuz merak ettim açıkçası…

    Benim kastettiğim mana bambaşka açıkçası. Kur’anda açık olarak geçmediğinden namazı reddetmek açık olarak geçmeyen herşeyi reddetmeyi gerektirir. Bu da akla mantığa sığmaz diyorum…

    Bu arada Cuma hutbesinde dikkat ettim Kaan hocam. Dediğin gibi ayet ve hadis arapçasından sonra türkçeye geçtiğinde ikisinin de meallerini verdi. Devamında 3 ayetin de mealini verdi. Başka alimlere değinilmedi bu hafta. Daha öncesinde dikkat etmemiştim. Bundan sonra dikkat edeyim dedim.

  17. Güzel kardeşim Kalemzade, ellerine sağlık, Allah razı olsun, düşünüp, aklını kullanıp uğraşmışsın…ve bizlere bir pencere açtın….tekrar Allah razı olsun

  18. Selam.
    “musaddiku-lleżî beyne yedeyhi”
    Arapça sözlüğe bakan herkes bunu “elleri arasındakini doğrulayıcı” olarak çevirir.
    Ayette kitaptan bahsedildiğine göre, “içinde yazılanları doğrulayıcı” olarak anlaşılır.
    “daha önce indirilen kitaplar” olarak çevrilemez. Bu YORUM olur, ÇEVİRİ değil.
    Amaç yorumsa “daha önce gelmiş elçileri doğrulayıcı” diye de YORUMlayabilirsin.
    Mealciler adam gibi çevirseler de yorumu bize bıraksalar daha iyi ederler.
    Kuran, İÇİNDE GEÇENLERİ doğrulayıcı bir kitaptır ve biz ondan sorumluyuz.
    Kuran’da geçmeyen konularda Rabbimiz bizi serbest bırakmışken….
    Birileri kendilerini RAB yerine koyduracaklar diye, şu kitabı eğip bükmeyin be kardeşim…
    Bu da ingilizceye çevirisi : Confirming witch (came) before its hands. (kuranmeali.com)
    Salatını koruyan, namazına devam edendir zaten…
    Not:Ayet En’am 92’dir.Meali kuranmeali.com sitesinden alınmıştır.
    Faruk arkadaş, Kuran dışında hakem arama.

  19. Emeginize ve Cesur yureginize saglik…Arapca dil bilgim olmamasina ragmen; Kuran bana ne diyor diye okumaya basladigimdan beri ,kiyaslamali kuran meallerine devam ediyorum netten..Bazi ayetleri tum meallerden bakiyorum nasil cevrilmis diye ve kelimeler farkli kullanilmis olsada ,anlamak isteyene verilmek istenen mesaj kendini farkettiriyor…Aslinda o kadar acik net ve kolaylastirici ki ayetler…Dolambaclastirmaya calisanlari da,yaratilis programlarini yerine getiriyorlar deyip, bu polemiklere hic takilmadan,bilincimi kirletmeden ,mesajin anlayabildigim kadarini uygulamaya calisip yuruyup gidiyorum..Siz ve bir kac dusunen ozgur beyinden de cok faydalaniyorum..Allah ilminizi ,nurunuzu artirsin,kendinizi sorumlu gordugunuz barisa ve hayra ,BIRlesmeye yonelik cabalarinizi kolaylastirsin..Selam ismi uzere olun sonsuza dek…

  20. Birde sunu dusunuyorum bu yazi dizisinden acilan tefekkurle…Esmalardan Cami ismi,herseyi kapsayan ,toplayan cem eden manalarini barindiriyor…Bu bakis acisiyla, aslinda goruyorum ki ben zaten Kendinden gayri bulunmayan AHADin, Cami isminin catisi altindayim,her nerede olursam olayim…..Ve sizin,SALATi ,sadece belli vakitlere sigdirilmis rituel olmaktan ,hayatin her alanina genisletilmis bir yasam sekli olma haline genisletttiginiz tefekkurunuz , bana daimi namaz mevzuunu dusundurdu..Her AN Uyanik,farkinda ve SALAT halinde bir yasam diliyorum tum hakikat taliplerine…..

  21. Selam

    Salat lügatte “Kuran dersi” gibi bir anlama gelmez. Bu iddiayı ortaya atanlar bile aslında, bunun destek anlamında Kuran daki kullanımlarını görüyorlar, hani mesela “ne doğruladı, ne de salat etti/destek verdi; falat yalanladı ve yüz çevirdi” gibi.. Buna rağmen sanki ne olduğu bilinmiyormuş gibi, Kuran dersi manasını uydurdular.

    Bu salat/destek vakitli olarak tüm müminlere emredildi. Şimdi herkes ders mi verecek? Nisa 102 de “sonra salat etmeyen/destek vermeyen bölük gelsin ve seninle birlikte salat etsinler/destek versinler” ifadesi geçiyor. Şimdi herkes ders mi verecek, yoksa herkes destek mi verecek? Allah ın vahyine destek verecek elbette, nasıl tesbih ile.. Yani salat/destek ders değil, tesbihtir. Ancak! bunun haricinde kalan detaylar hakkında sadece virgül koyabilirim, genel bağlamda Kalemzade kardeşimiz, doğru bir istikamette, Allah bizi doğru yola iletsin.

    Selametle

  22. Bilal bey, önceki kitaplar da Allah’ın kitabı değil mi? Elleri içindekiden kasıt çoğul anlamda hem kur’ana hem ondan öncekiler anlamına gelmez mi?

    Diğerlerine yorum diyorsanız, sizin bakış açınızla ben de derim ki; eğer Elleri içindeki lafzını siz Kur’anın içindekiler olarak yorumluyorsanız bu sizin yorumunuz olur. Yani bu da bir meal olmaz. Meal tam anlamıyla elleri içindeki kısmıdır. Buna başka ne derseniz meal etmiş değil yorumlamış olursunuz.

    Kur’anın içindekiler kısmına geldiğimizde, meal okuyarak Kur’anın içindekileri tam olarak nasıl anlayabiliyorsunuz acaba… Kur’an belegatıyla yani edebiliğiyle meşhur bir kitap. Bir lafzında birçok anlam gizli. Lafızların sıralanmasıyla işaret ettiği birçok mana var. Ekleriyle, kelimelerin kullanımıyla vs… Bir derya. Arapça bilip de Kur’anın bu belagatına hayran olmayan yok.

    Siz hangi akla hizmet ederek meallerden bütün manaları anladığınızı ve anladığınız kısımlar haricindekilerin din dışı olduğunu iddia ediyorsunuz. Lütfen arapça öğrenin hakkıyla, ondan sonra Kur’anı bir bütün olarak anlamaya çalışın.

    Kur’anın mealini okumak güzeldir. Ama meal kimseye Kur’anın bütün dehlizlerini açmaz.

  23. Faruk Hocam;

    Rahmana yönel O’na hiçbir şeyi ortak koşma, O’dan başkasını anma, Sözlerini oku ve hayatına yansıt, gerçek iyiliğe eriş, Rahman sana doğruyu ve yanlışı ayırt edebileceğin bir anlayış veriyor. Kuranda bundan bahsediyor.

    Elbette Muteşabih ayetler birçok anlam içeriyor. Bu anlamları Rahmandan başkası bilemez diyerek kabul ediyoruz. Ancak Bizi esas yöneten hareket ettiren, yaşamımızı şekillediren muhkem ayetler…. Bu ayetlere dikkat ettiğimiz için bu ayetlere sorduğumuz için ve bu ayetlere uymadığı için bazı şeyleri din dışı olarak kabul ediyoruz. En başta Rahman Din dışı olduğunu bize söylüyor bizde uyuyoruz ve başka hiçbir sözü ortak kabul etmiyoruz.

    Kendine bir sor bakalım. bunlarında faydası var dediğin (hadislerin hocaların alimlerin vs.) doğruyu yanlışı ayırt edebileceğin bir anlayış veriyor mu?

    Siz hangi akla hizmet ederek meallerden bütün manaları anladığınızı ve anladığınız kısımlar haricindekilerin din dışı olduğunu iddia ediyorsunuz. demişsin..

    Biz Allah’a güveniyoruz. Yetmez mi!!

  24. Selam.
    Faruk bey,
    Siz şu cümleleri kurduğunuz sürece bizim müslüman olabilmemiz imkansız.
    “Bir lafzında birçok anlam gizli. Lafızların sıralanmasıyla işaret ettiği birçok mana var. Ekleriyle, kelimelerin kullanımıyla vs…”
    Allah’ın gizlediği mesajıyla kimi nereye davet edebiliriz ki.
    Kuran açık ve nettir.
    Dağdaki çobandan prof.’a kadar herkese hitap eder.
    İngilizcesi dahil açık çevirisini verdim size.
    Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.
    Burası kişisel tartışma yeri değil sanırım.
    Bu iş mahşerde belli olacak.
    Leküm diniküm…
    Kırdıysam hakkınızı helal edin, gerek yok tartışmaya.

  25. Kusura bakılmasın. Kırılmam böyle konularda. Kimseyi kırmak da istemem. Ama önceki mesajımda biraz aşırıya kaçmış olabilirim.

    Kaan Hocam Rahmandan başkasına yöneldiğim, başkalarını dost edindiğim yok. Bunu yazdıklarımdan dolayı diyorsunuz sanırım ama ben Kalemzade Kamil beyin yazdıklarına o kadar karşı olsaydım burayı takip etmezdim. Sadece farklı bakış açıları ile bakmaya çalışıyorum

    Ben öncelikle alimlere saygı duyulması gerektiğini ve herkesden öğrenilecek birşeylerin olduğu gibi onlardan da öğrenilecek şeylerin olduğunu savunuyorum. Ve kesinlikle doğruyu yanlışı ayırt edecek bir anlayış veriyorlar.

    “Bu ayetlere dikkat ettiğimiz için bu ayetlere sorduğumuz için ve bu ayetlere uymadığı için bazı şeyleri din dışı olarak kabul ediyoruz. En başta Rahman Din dışı olduğunu bize söylüyor bizde uyuyoruz ve başka hiçbir sözü ortak kabul etmiyoruz.” demişsin ya. Kur’anda alenen yasaklanan şeyler için tamam katılıyorum. Ama Kur’anda kelime olarak geçmeyen şeyler din dışı mı?
    Üst konulardaki tartışmaya bakalım. Namaz var mı yok mu? Kimine göre aynı ayete göre namaz var kimine göre yok aynı ayete göre… Şimdi namazı din dışı olarak mı kabul edeceğiz. Bunun cevabı verilir diye umut ettim ben burada. Kalemzade Kamil beyin yazdıklarına karşı bir tutumum da yok bu konuda. Ama yorumları görünce sükut-u hayale uğradım. Herkes kendine göre yorumlar yapıyor aynı ayet için. Bunda çok sıkıntı yok aslında. Ama herkes kendi düşüncesi haricindekini din dışı olarak kabul ediyor. Sıkıntı burada zaten…

    Müteşabih ayetleri Rahmandan başkası bilemez demek bence çok doğru değil. Salat ile ilgili burada da bazı çeşitli manalar değerlendirildi. Bunlar yanlış şeyler değil. Allah’a güveniyorum deyip Allah’ın kelamını bu kadar anlasam yeter demek tevekkül etmek anlamına gelmez. Anlamını anlamaya çalışıp elden geldiğince araştırıp yeni manalar keşfetmeye çalışıp Allah’a tevekkül etmek gerekir.

    Bilal bey, Kur’andaki açık manaları ilk okuduğunda herkes anlayacak şekildedir de mi. Ama çobandan prof’a kadar herkesin anlayacağı bir kitap deyince çobanın anladığı yalın manalarının yanında prof’un çıkartacağı derin manalar da akla gelir değil mi. Mehmet Okuyan gibi birçok ilahiyat hocasını dinlenildiğinde Kur’andaki eklerden, kelime sıralamasından. kelimelerin kullanım şekillerinden ne kadar çok derin manalar çıktığı görülür. Bunları sizin de takip ettiğinizi düşünüyordum.

    Kur’anın manaları üzerinde kavga boyutuna girmeden ilmi maksatlı tartışmak güzel birşey. Ben burada yazılanlarla yeni şeyler keşfediyorum. Umarım herkese faydalı olur.

  26. Faruk Hocam..

    “Bu muazzam kitabı sana indiren O’dur. Onun ayetlerinin bir kısmı muhkem olup bunlar Kitabın esasıdır. Ayetlerin bir kısmı ise müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup onlarla uğraşır dururlar. Hâlbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler: “Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir.” derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar.”[1]

    Ayet böyle iken; sen.. Müteşabih ayetleri Rahmandan başkası bilemez demek bence çok doğru değil. diyosun…. ve…. Sadece farklı bakış açıları ile bakmaya çalışıyorum… diyorsun…

    İlginç bir farklı bakış açısı….

    Farklı bakış açısı derken bence başkasının aklı ile bakmayı bırak….

    O zaman gerçekleri görürsün…

    Haa illa muteşabih ayetlerden mana mı çıkarman lazım. O saygı duyduğun alimler zaten bunu yapıyorlar..

    birçok manalar üretip kitap yazıp bu Allah katındandır diyen saygıdeğer alimler yazığım ayeti okumuyorlar mı??

  27. Selam.
    Faruk kardeşim alınmadığına sevindim.
    Madem Kuran’dan derin manalar çıkaran alimler var.
    O halde biz de bir alim seçmeli ve onun dediklerini mi uygulamalıyız ?
    Yoksa benim anladığım budur, kendi ipimi kendim çekerim mi demeli ?
    Bakın alimlerin neler dediğine bakılmamalı demiyorum, hepsi okunmalı ancak yine de kendi aklına göre karar vermeli.
    Beş vakit namaz bulamıyorum ben Kuran’da.
    Bazı alimler beş vakittir ve farzdır diyorlar, onlara uymalı mıyım ?
    Peki sence mahşerde Allah bana derse ki, kendi aklınla ve iyi niyetle yaptığın ibadetler geçerlidir.
    Ve bir alime / mürşide uyana da, sana akıl verdim, neden kullanmadın da başkasının aklına uydun derse ne yaparsın ?
    Şiiler imamlarına uyup üç vakit kılıyor.
    Sünniler imamlarına uyup beş vakit kılıyor.
    Ben kendi aklıma uyup iki vakit kılıyorsam.
    Hüküm ?

  28. Ali İmran 7. ayet.
    Ayet
    O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. ﴾7﴿
    Tefsir
    Kitabın âyetleri “muhkem olanlar” ve “müteşâbih olanlar” şeklinde iki kısma ayrılmakta ve muhkem olanlar hakkında “ümmü’l-kitâb” (kitabın esası, temeli) dendiği halde müteşâbih olanlar için herhangi bir nitelendirme yapılmaksızın kötü niyetle bunların peşine düşenler kınanmaktadır. Daha sonra müteşâbihatın te’vilinin (hangi anlama yorumlanabileceğinin) sadece Allah tarafından bilindiği yahut Allah’ın bilmesi yanında, ilimde yüksek mertebeye erişmiş kişiler tarafından da bilinebileceği şeklinde iki farklı tefsire imkân veren bir ifade yer almaktadır.
    Diyanetin sitesinden alınmıştır.

    Güzel bir konu. Mealler arasındaki kelime farklılıkları, ayetlerin anlamında ne denli büyük uçurumlar oluşturuyor değil mi?

    “Müteşabih ayetleri Rahmandan başkası bilemez demek bence çok doğru değil.” cümlesi oğru bir cümle olmamış. Estağfirullah. Allah razı olsun senden de…

    Bu sitede de birçok yerde gördüm ki ayetlerin manasını yorumlayıp “doğrusunu ancak Allah bilir” diye eklenir. bunda bir sakınca yoktur sanırım. Benim kastettiklerim de bunlar.

    Alimlere saygı duyduğum gibi sana da, Kalemzade Kamil’e de ve diğer yorum yazanlara da saygı duyuyorum. Sizlerin de yazdıklarınızı okuyorum. Faydalanmaya çalışyorum. Aklıma yatmayan kısımlarını almıyorum. Aklıma yatan kısımlardan faydalanıyorum. Diğer kitapları da aynı şekilde değerlendiriyorum. Bir sakınca var mı bunda?

  29. Faruk Hocam;

    Hâlbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. meal

    Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. meal

    iki mealde de bir kesin ve kati durumdan bahsediyor. Allah’tan başkası bilemez!!!!

    Diyanet nasıl olur da bu ifadeyi hiçe sayıp yahut kelimesini koyabiliyor ve..

    yahut ((((Allah’ın bilmesi yanında)))), ilimde yüksek mertebeye erişmiş kişiler tarafından da bilinebileceği şeklinde iki farklı tefsire imkân veren bir ifade yer almaktadır.

    diyebiliyor…..

    Sen yorumla yazdığım iki cümleyi Faruk hocam;

    Sence Diyanet doğruyu yanlışı ayırt edecek bir anlayış veriyor mu????

    Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar…

    Doğruyu bulacaz İnşallah….

  30. Selam.
    “…çobanın anladığı yalın manalarının yanında prof’un çıkartacağı derin manalar…”
    Faruk bey bu çobanların hali ne olacak ?
    Ben de bir çobanım ve alimin Kuran’dan çıkardığı manaları asla çıkaramıyorum.
    Ben şimdi bu alime uymazsam, ahiretimi kaybeder miyim ?
    Kendi çıkardığım manalarla yoluma devam ediyorum.
    Allah, neden bir alime uymadın da karşıma cahil geldin der mi acaba ?

  31. Ellerine yüreğine sağlık kardeşim.Bu kadar geniş bir konu ,bu kadar kısa ve öz anlatılmış.Allah senden razı olsun.selamlar

  32. Bilal Bey, alimlerin bilgilerinden aynen dediğiniz gibi insan kendince faydalanır. Bazı görüşler kabul edilir bazıları kabul edilmez.

    Biz kimsenin ibadetini sorgulamamız lazım. Kimsenin ilmini. Saygı duymak gerekir. İnsanların hepsine saygı duymak lazım.

    Kimsenin ibadeti boşa gitmez. Kur’anda da iyiliklerin mükafatsız kalmayacağı bildirilir değil mi. Başkasının aklına uymuş olup da iyi işler işleyenlerin yaptığı iyilikler boşa gider mi? Başkasının aklına uymak da doğruluğu tartışılacak birşeydir tamam ama herkes sizin kadar da akıllı olmayabilir değil mi. Aklı yetmediği zaman başka insanlar bu konuda ne demiş diye araştıması ve onun akıl ettiği şeyi benimsemesi zararlı birşey değildir sanırım. Körükörüne bağlanmak ile bunları karıştırmamalı…

    Demişsiniz ya ilmim fazla değil. Kendi çıkardığım manalarla yoluma devam ediyorum diye. Bu namaz örneğinde de herkes kendine göre çeşit çeşit salat manaları çıkartmış. Doğru mu sence bu hal. Herkesin kafasına göre takıldığı bir dinin yüce bir din olduğunu nasıl ikna edebiliriz. Kaldı ki teferruattaki farklılıklarla oluşmuş mezhepleri, usuldeki farklılıklarla oluşmuş cemaatları, tarikatları bölünme gibi gösteriyorlar. Namaz gibi Kur’anda dahi geçen bir konunun herkesin kafasına göre takılması ne kadar doğru olur.

    Namaz meselesinde ise 5 vakit hadislerle bildirilir. Hükmü belli yani. Hadisleri kabul etmeyince de bocalanır tabi ki bu konuda. Yılların meselesi nasıl olsa.

    Hadisi reddedip alimlerin ilimlerini reddedip benim ilmim yok kendime göre yorumlarım ona göre hareket ederim demek çok tutarlı birşey olmasa gerek değil mi. Reddediyorsan ispat etmen lazım. Hadislerin tümünün uydurma olduğunu, alimlerin ilimlerinin hep boş ve kendi çıkarlarına göre kararlar olduğunu ispat etmen gerekir mesela…

    Kendin hüküm veremez misin. Tabi ki verebilirsin. İlim olarak o mertebede olursan verdiğin hükmün de söylediğin sözün de saygınlığı olur…

    Kaan Hocam bu ayet çokça da tekellüflü bir ayet. Tek başına bakıldığında çok sıhhatli düşünülemez zira Bilal Beyin de bahsettiği Neml – 1 de “Tâ. Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir Kitab’ın âyetleridir.” diye geçerken bir tutarsızlık olduğu düşünülebilir. Apaçık bir kitap diye geçerken açık olmayan, sadece Allah’ın bileceği manaların olduğu bir kitap diye geçmesi içinde tezat barındırır. Peki Nisa – 82 de “Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” diye geçtiğini düşünürsek nasıl açıklayacağız…

    Hocam bunları açıklama kısmı beni aşıyor açıkçası. Müteşabihden kasıt ne olduğuyla ilgili de çeşitli görüşler var. ayetlerin indirildiği vakitlere göre değerlendirmeler ve kelimelerin kullanım şekillerine göre değerlendirmeler var. Çok itibar etmezsiniz belki ama ben bu üç ayetin başka türlü değerlendirilmesinin tutarsızlık oluşturduğunu düşünüyorum. Sadece mealler üzerinden bakarsak nasıl tutarsızlık olmadığını açıklayabiliriz ki?

  33. Bilal Hocam;

    Rahman zaten başka yollara uymadan kendisine uyarak huzuruna gelmemizi istiyor.. Bu sebeple resullerini ve kitaplarını gönderiyor. Bak diyor benim resulumde aklını kullanıp kitaplarda yazılan benim yoluma uydu sende aynısı yap diyor..

    Musa bir çobandı. Musa hangi alimin yoluna uydu ? sadece alimler alimi sonsuz akıl olan Allah’a uymadı mı?

    Haa Musa’yı Allah’mı seçti. Musa İbrahim gibi aklını kullanarak aklı selim düşünerek kendisini seçilecek kişi durumu getirmiş olamaz mı? tabiki Allah’ın yardımı ile.. Aynı durum bizim ve hepimiz için de geçerli… Aklımızı doğru kullandığımız sürece Rahman elbette sana yardım ediyor ve gerçekleri doğruyu yanlışı gösteriyor. Kuranla sözleriyle….

    Bilal Hocam Allah, neden bir alime uymadın da karşıma cahil geldin demez hocam..

  34. Faruk Hocam;

    Gökyüzünde de ayetler yani gördüğümüz anlamını bildiğimiz gerçekler var. Yine gökyüzünde anlamını bilmediğimiz açık omayan kavrayamadığımız gerçekler var. Bunlar inancında tezat bir durum oluşturuyor mu?

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)

    Gökyüzünde olanlar sadece bu ayette ve diğer ayetlerde belirtilen olaylar ile mi sınırlı?? Tabiki hayır…

    Allah İnsanı Göklerin ve Yerin Yaratılışı Üzerinde Düşünmeye Çağırır…………

    Yazdığın ayetteki gibi;

    “Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.”

    Kuran üstünde düşünmeye de çağırır ki aklını kullanasın !!!

    Gökler ve yerlerde bilgilerini ve manalarını bilmediklerimiz olduğu gibi kuranda da bazı bilgilerin verilmemesi manaların saklı olması gayet doğal bir durum.

    Gökyüzüde apaçık görüyoruz ama içinde bilmediğimiz çok şey var.
    Kuranıda apaçık okuyoruz biliyoruz ama içinde bilmediğimiz çok şey var…

    Tabi bunlar zamanla ortaya çıkacak!!!

    İlle onun te’vilini mi gözetiyorlar? Onun te’vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?” Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti.

  35. Selam.
    “Nisâ 82-Hala Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (kuranmeali.com)
    Namazların vakitlerinde de rekatlarında da tutarsızlıklar var.
    Şii başka yapıyor sünni başka, caferi başka.
    Hadislerin hepsinde tutarsızlıklar var.
    Demek ki bunlar Allah’tan başkası tarafından gelmişler, yani vahiy değiller.
    Hadisleri vahiy kabul ederseniz işte böyle tutarsızlıklar ve ayrılıklar olur.
    Vahiy olan hadisi peygamberimizin Kuran’a almama yetkisi yok.
    Vahiy olmayan sözlerini de, bu Allah katındandır deme yetkisi yok.
    Yoksa can damarını keseceğini Rabbimiz söylemiş.
    Peygamberimizin sünneti Kuran’dır.
    Allah’tan başka veli, evliya, mürşid arayan, bu dini anlamamış demektir.
    Vesselam…

  36. Kendisine Kuran ulaşmayan toplumlar doğru yolu bulabiliyorken, (sözde) İslam’ın hüküm sürdüğü topraklar zulüm içinde kıvranıyor. Allah dileseydi tüm toplumlara Kuran’ı iletirdi. Kuran’ın kendi indirdiği Kitap olduğunu kimsede şüphe bırakmayacak şekilde ispat ederdi ve Kitap’ın tümünü muhkem kılardı, ama böyle olmasını dilemedi.

    İnsanların çoğu Kuran’dan habersiz yaşayıp ölüyorlar. Adaletin kaynağı onlara “Kuran’ı niye bulmadın?” diye mi soracak. Kuran’ı okuyanların bir kısmı zalim, müşrik olup yaptıklarını savunuyorsa, bu savunmalarını da Kitap’a dayandırıyorlarsa, Kitap insanı doğru yola ileten tek etken değildir. Aklını ve vicdanını temizlemeyen ondan ne derece nasiplenebilir? İyi düşünmek gerek. IŞİD da Allah rızası için, cennet hayaliyle kan dökmüyor mu?

    Kuran bir hatırlatıcı. Onu duyup kulağındaki ağırlıklar sebebiyle anlamayan da var, hayatı boyunca bir tek ayetini duymadan vicdanı ve aklıyla onu rehber edinen de. Salih amele dönmeyen her din anlayışı batıldır.

    Allah sözü ile özü bir olan samimi kullarından eylesin hepimizi. Bizlere verdiği nimete şükretmemize izin verip, hoşnut olacağı salih işler yapmamıza yardımcı olsun inşallah.

  37. Kaan Hocam çok güzel bir örnek. Çok güzel bir yorum.

    Kitab-ı mübin kelimesi geçen kısımlar var. Oraları da detaylı olarak incelemek lazım. Yoksa Sana da kitab-ı mübin (apaçık bir kitap) geçen kısımları önüne getirip Kur’anın herşeyiyle direk anlaşılması gerektiğini söyleyen olabilir. Mesela “Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.” ﴾Maide – 15﴿ ayetinde de geçmektedir.

    Açık ve net olduğunu ve herkesin mealini okuyarak Kur’anda geçen tüm herşeyi anlayabileceği düşüncesine çok güzel bir bakış açısı Senin yorumun.

    Aynı örnekde gökyüzünü ilim ile alet edevat ile öğrenme yolumuz vardır. Allah’ın ilminde olan ve Kur’anda Ali İmran 7. ayette belirtilen kısımlar aynı manayı içerir mi o kısım tartışılır. İçermez sanırım.

    Ben konunun ilk başında müteşabihden kasıtı aynı şekilde düşünmemiştim. Şimdi düşündüğümde huruf-u mukatta veya gelecekten haber vermek gibi ayetlerin bu sınıfta olduğunu düşünüyorum.

    Son gönderdiğin ayet haşir ile ilgili. Gelecekten verilen bir haberin bilinip bilinmeyeceği ile ilgili. Müteşabih ayetlere güzel bir örnek denebilir. Akıl ve mantık kullanılarak haşri insan bir nebze düşünebilir. Her kış solan çiçeklerin baharda aynı şekilde yeniden açması örneği gibi. Ama nasıl olacağını, ne olduğunu tam olarak anlayamayız. Ali İmran 7’de geçtiği gibi bu inceliği ancak akıl sahipleri düşünüp anlar kısmı da böyle anlaşılabilir mi acaba?

  38. Faruk Hocam;

    Bu aralar yoğun olduğumdan yazamadım. kusuruma bakma.

    Aslında Allah kuranda ((apaçık)) kelimesiyle belirttiği;

    çobanın ve profun anlayacağı birkaç mesaj önce belirttiğim…Rahmana yönel O’na hiçbir şeyi ortak koşma, O’dan başkasını anma, Sözlerini oku ve hayatına yansıt, gerçek iyiliğe eriş, v.s..

    Allah’ın kendisi için durumunun bu olduğunu bir ve tek olduğunu bunun apaçık olduğunu bazı resullerinin hayatından kesitler vererek Allah’a apaçık bir şekilde bağlandıklarını ayetlerini apaçık şekilde gördüklerini ve akılları ilede tasdik ettiklerini bizlere bildirmektedir.

    Allah Resullerinin apaçık görüp akılları ile anlayarak tasdik ederek inandıkları gibi bizimde inanmamızı ve yine resullerin kendi akıllarını kulladıkları gibi bizimde kendi aklımızı kullanarak apaçık bir şekilde görmemizi anlamamızı istemektedir.

    Allah bize bu durumu anlayabilmemiz için kuranı kusursuz çelişkisiz hatasız eksiksik bir halde hazırlamıştır ve başka hiçbir söze hiçbir kitaba hiçbir akla gerek olmadığını belirtmiştir…..

    Bizi yaratan bilmez mi aklımızın neyi anlayıp neyi anlamayacağını… elbette bilir…

    Herşeyi bilen yaratıp yöneten öncesini ve sonrası bilen, kendisinin bize öğrettiği kadarını bildiğimiz ve O’nun ilminden izin verdiği kadarını kavrayabildiğimiz yüce Allah’ın yarattığı dine (İslama) hangi akıl resullerde dahil sözleriyle yazdığı kitaplarıyla rivayetleriyle mezhepleriyle tarikatlarıyla vs. ekleme veya çıkarma yapabilir ??

    ki resuller asla böyle birşey yapmazlar……

    sayısız zan ve hurafe üretip bu İslamdır veya resullere iftiralar atıp onların sözüdür diyenler hiç düşünmezler mi ??

    onların akıllarını da yaratanın Allah olduğunu……

    Bilen sadece O’dur. Resullerine ve bize O öğretti.

    Hangi akla hizmet edip Allah’ı karşılarına alıp İslamı öğretiyorlar. hüküm verebiliyorlar, gaybı biliyorlar.

    kırılma noktası burası işte…. bilmek ve anlamak arasında….

    Muteşabih ayetler için Allah;

    Sadece ben bilirim. Akıl sahibi kullarım anlar derken…

    Ana ilim sahipleri ise biz biliriz siz kuranı okusanız da anlamazsınız diyor. Ne yaman çelişki….

    Devam ederiz yine…..

  39. Bilmek ve anlamak üzerindeki mantık gayet güzel. ama burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, Kur’anda göremediği herşeyi Kur’ana aykırıdır diyerek herşeyi anladığını iddia edenler de şimdi namazı inkar edenler, hadislerde geçen kısımları inkar edenler… Dikkat edilecek nokta ben öyle kolay kolay herşeyi inkar etmemek lazım diyorum. Ama bundan son derece zevk alarak inkar ediliyor.

    Kur’anın türkçe tercümesi üzerinden herşeyi anladığını düşünüp din adına geri kalan ne varsa inkar etmek yalnızca tavuk suyu çorbası içen birisinin tavuğun derisinin olmasını reddetmesine benziyor…

    Diyorsun ya Kur’an başka hiçbir kitaba hiçbir söze ihtiyaç bırakmamıştır. Buna ben de katılıyorum. Ama benim katılmadığım konu Kur’anın anlattıklarını sadece meal üzerinden anlayabileceğim. Allah bize akıl vermiş evet. Öğrenme, araştırma kabiliyeti vermiş. Aklımızın neye yetip yetmeyeceğini de biliyor. Allah kimseye kaldıramayacağı sorumluluk da vermez itikadımıza göre.
    Ama şunu demek tembellik bence. “Ben hiçbirşey araştırmam, arapça dilinde ne nedir ne değildir bakmam, mealden gördüğüme inanırım. Başka kim ne diyor beni ilgilendirmez ben ne anladıysam onu uygularım.” Bak buradan bile bir cevap çıkmadı namaz kılınacak mı kılınmayacak mı şimdi?

    Peygamberlerden verdiğin örnekte mizan eksik. Hz. Musa çobandı ama döneminde kendisine ilim verecek yerler vardı da o mu almadı? Ben çobanım cahilim kendime göre yaşarım mı dedi.

    Ben şahsen ilim öğrenmek adına çeşitli kişilere danışmayı, fikir alışverişini vs. değerli bulurum. Bu siteyi de öğrenmek için takip ediyorum. Benim inancıma uymayan şeyleri yazıyorum. Gerisini öğrenebileceğim kısım var mı diye bakıyorum. kendince Kur’anın mealini okuyarak anladığına inananlar acaba kendilerini tatmin etmek için mi takip ediyor buradaki yazıları? Amaç öğrenmek değil mi?

    Başka zatların Kur’andan çıkardıkları manaları araştırıp aklına yatanları uygulamak şirk koşmak gibi oluyorsa aynı şey burada yazılanlar için niye olmasın? O zaman bu siteyi takip edenler Rahmanı bırakmış Kalemzade Kamil’e yönelmiş desek akıl kabul eder mi?

  40. Faruk hocam;

    Araştırma konusunda haklısın tamamiyle sana katılıyorum. Aklıma şu soru geliyor… islam konusunda fikrini düşünceni sağdan soldan aldığın bilgiyi test edebilmek için doğru olup olmadığını anlayabilmek için kime soracağız…

    1.Alimlere mi 2. Alimlerin kitaplarına mı 3. ailene ve akrabana mı 4. resullere mi 5. Allah’a yani kitabına mı…
    eklemek istediğin varsa yazalım….

    ilk üçünü geçtim hatalı bilgi aktarılabilir. Resuller de günümüzde olmadıklarına göre doğruluk açısından kuranı baz almamız gerekmez mi?

    biz kuranı baz aldığımıza göre belirttiğin gibi kuranda görmediğimiz şeyi kurana aykırıdır dememiz kadar doğal ne olabilir!!!!

    Yaa kuranda olmayanı islammış gibi zorlamanın mantığı nedir.?

    Muteşabih ayetleri bilmiyoruz işte biliyoruz diyip açıklamaya çalışmanın mantığı nedir?

    Bizim arkasında durduğumuz istediğimiz en azından kuranı bir türkçe okusun kuran penceresiyle olaylara baksın kendi aklı ile apaçık bir şekilde muhkem ayetleri görerek anlayarak Allah’a iman etsin. ki

    Buraya geldiğinde Bizlere resul düşmanı veya çok güldüğüm sapık demesin…..

    Benim ailem bana islamı öğretmek için üç kitap verdi. namaz hocası, peygamberler tarihi ve mezheplerimiz..
    bunları uzatacağına kuranı uzatsaydı daha iyi doğru olmaz mıydı?

    ailemin bana kuranı uzatmasını engelleyen neydi? Allah’mı engel oldu. Resul mu engel oldu. bizim gibi düşünenler mi engel oldu…. yoksa alimlerin hocaların Resullerin sözüdür diyerek uydurdukları mı engel oldu??

    Kurana dokunmayın günah!! siz anlamazsınız!! abdestsiz el sürülmez!!! diyenleri çok iyi biliyorum….

    İnsan neden kendi aklı ile düşünmez…..

    Aklımızı kullanıp Elbette araştıracağız araştırdığımızı kurana soracağız…

    Namaz konusunda Ben şöyle düşünüyorum.

    Sen Faruk hocam sevdiğin birisinin sürekli yanında olması istersin değil mi?? Sen bu duruma sınır koymak veya kısıtlamak istermisin ?? Allah kendisine inandığı sevdiği kulları için huşu içinde yakınlaştığımız huzurunda olduğumuzu hissettiğimiz namazı kısıtlamak ister mi???

    Kuranda Allah çoğu şeyi ayrıntılı olarak Oruç, zekat, hac.abdest, haramlar, evlilik, veraset, vs. konularını detaylı olarak açıklamıştır.

    Soru şu Allah kuranda mümin özelliklerini belirtirken, çokça bahsettiği üzerinde durulması gereken bir ibadet olarak anladığımız namazı neden ayrıntılı olarak açıklamamıştır ve neden kriterlerini belirlememiştir neden bir sınır koymamıştır?

    Namaz konusunda Allah’ın hükmü bu iken!! Muhammed resul bu hükümün dışına çıkıp namazın kıriterlerini belirliyebilir mi?

    Hadi peygamberi geçtim… bu alimler ve mezhep alimleri namaz konusunda herbirinin ayrı ayrı olmak üzere sayısız kriter (namazı bozan durumlar, farzları, durşu, duaları vs.) getirebiliyorlar. Bunlar hangi kitaba dayanarak hüküm verebiliyorlar?? Bunlar Allah’ın hükmüne peygamberden önce ortak mı oldular???

    İnsan neden kendi aklı ile düşünmez…..

    Şimdi biz bunlar kitapta yoktur. Allah böyle bir hüküm indirmemiştir. derken Resule düşman mı oluyoruz. Sapık mı oluyoruz…

    Çevremize bakalım herkes hangi yolda.. Yeryüzündekilerin çoğunluğu hangi yola (akla) uymuş..

    İnsan neden kendi aklı ile düşünmez….

  41. Kalemzade Kamil bey, sağ olun. Yetişememeniz gayet normal. Allah yardıncınız olsun. Yoğun bir temponuz var gördüğüm kadarıyla.

    Kaan Hocam doğruyu bulmak konusunda aynı yolu izliyoruz. Yalnızca ben Kur’anda olmayan diyebileceğimiz kısımları türkçesinden bakmanın yanında daha ziyade araştırmalarla yapmayı uygun buluyorum. Dinde şu yoktur bu yoktur demek çok büyük bir olay nihayetinde. Namaz konusunda da aynı şekilde kısıtlamalarda bulunmak da aynı şekilde…

    Ama bunun yanında Kur’anda direk geçmese de yapılmasında dinen bir sakınca olmayacak işlerinde farz gibi algılanmadan yapılması yanlış değildir bence. Nafile namazları, sünnet namazları… Sadece daha fazla Allah kelamı edildiğinden bile iyidir de. Ama vakit el verdikçe… Allah kelamı etmekle birlikte Allah’ı tefekkür etmek daha güzel…

    Namaza dair detayların Kur’anda olup olmaması ise düşünülecek bir nokta gerçekten de. Ama namazdaki hareketlerin yanlış şeyler olduğunu düşündürmüyor bana. Eğer Kur’anda teferruatlı geçmediyse Resul’ün yorumu değerlidir benim gözümde. Tabi o konuda da en doğru olanı bulmak için bilmek ve çaba sarfetmek lazım. Duyulan bir hadisi hemen kabul etmek çok doğru sonuçlar vermeyebiliyor.

    Başkalarının belirlediği şeyler olarak tanımlayabileceğimiz kısımlarda ise belli akıl ve mantık çalıştırılarak kararlar alınmıştır. Mezhep imamlarının yorumlarını bilmek gerekir. Araştırıp bilmeden kendi aklımıza yatmayan kısmı hakkında tahkire varan ifadeler kullanmak son derece tehlikeli bence. Yine namazdan bir örnekle açıklayım. çorapsız namaz kılmak hanefilerde mekruh, şafilerde değil. Çünkü bir zaman Peygamberimizin çorapsız namaz kıldığı rivayet edilmiş. İmam-ı Şafii buna uymuş. Ama Ebu Hanife ise namazda ayak sağlığını ön plana almış, çopar giyilmeli demiş. Bu kadar teferruat ve verilen hükümler Kur’ana aykırı değil. Ama bunlar tartışılmış ve bu konularda hüküm verilmiş. Kendimiz uyup uymamamız ayrı mesele… Şimdi bu konuyla bir yerde karşılaşınca imamın birinin ayakları üşüyormuş da çoraplı kılın demiş, diğeri bunalıyormuş çorapsız kılın demiş desek su-i zan etmiş oluruz. Öncelikle kimse hakkında su-i zan etmemeliyiz. Müslümanın vazifesi hüsn-ü zandır…

    Dediğin şu kısım dikkatimi çekti. “Resul düşmanı ve sapık” denmesi kısmı…
    Bunu denmesinin sebebi sizin hadisi kabul etmeyen tarafınız. Ama bunun da sebebleri var. Bunu görmek lazım. Sizin bu sert tepkinizin arkasındaki esas olayları görmek lazım. Seni anlamadan dediğini tenkit etmek doğru değil bence de.

    Burada şu ayrımı yapalım. Hadisi reddetmekten öte hadisten önce Kur’anı ilk kaynak olarak almak gerekli olduğunu düşünmek diyelim.

    Sözlerin çok önemi var.

    Dikkatimi çeken bir nokta vardı. Son zamanlarda Emre Dorman’a ve Caner taslaman’a özellikle “hadisi reddetmeli diyorsunuz yani” diyorlar. Yani bunu söylettirmek için uğraşıyorlar. Sen demesen bile öyle çevirirler yani.

    Çevremizdekilerin hangi yolda olduğuna bakarken o yol yanlış bu yol yanlış demek de tehlikeli. Herkesin farklı yollardan gitmesi de gayet normal. Hatta gerekli. Çünkü herkes ayrı kişi. Herkesi cezbeden noktalar ayrı. Herkesin aynı işi yapması beklenemeyeceği gibi aynı şekilde dinini yaşaması da beklenemez.

  42. Selam.
    Bunca yazışmamızın amacı ortak noktada buluşmak olmalı.
    İman ettiğimiz ilah bir, kitap bir, peygamber bir.
    Peki biz neden ayrışıyoruz ?
    İslam dünyasında yüz yıllardır kan ve gözyaşı dinmiyor.
    Bu gidişle dineceği de yok.
    Peygamberimize iftira diye düşündüğümüz bir hadise iman edersek diner mi dersiniz ?
    Bizden de bir M.Luther çıkacak elbet bir gün.
    Kalemzade beyden bu konuda bir yazı rica edebilir miyim ?
    Daha önce yayınlamış ve ben göremediysem özür…
    Avrupa’nın aydınlanma çağında M.Luther hareketi.
    Bu hareketten avrupa fayda mı görmüş, zarar mı v.b…
    Hatta Furkan ile birlikte değerlendirebilirsek iyi olur.
    Herkese kolay gelsin.

  43. Selam.
    Martin Luther’i şu ilgisi açısından hatırladım :
    İncil’li herkes kendi dilinde okuyup anlayabilmeli diyerek çeviri yaptırıp, kilisenin kapısına astıran ve haliyle kendi ehli sünnet vel cemaati tarafından linç edilmek istenen biri…
    Günümüzde de bizler Luteryan oluyoruz galiba.
    Katolikler de öyle bağırmışlar, hayır siz incili çeviriden anlayamazsınız diye…
    Anlıyoruz arkadaş ya.
    Tıpkı sizin hadisleri çevirisinden / mealinden anladığınız gibi.
    Sahi, Kuran ayetleri arapça okunup ibadet ediliyor ama hadisler neden arapça okunup ibadet edilmiyor ki ?

  44. Aha Bilal Hocam süper konulara değindin…

    Boşuna demiyorum… insan kendi aklı ile neden düşünmez…

    Şu Luteryan da hoş oldu. element ismi gibi. peryodik cetvele mi alsak….

  45. Selam.
    Hristiyan dünyasında Lutherien kiliseler var.
    Luther gibi bir kafir çıkıp da incili almancaya çevirince ortalık karışmış.
    Öyle ya ruhbanların cukka elden gidecek.
    Alman gariplerim incili kendi kafalarına göre okuyabilecek.
    Din adamlarına, ruhbanlara, alimlere ihtiyaç kalmayacak.
    Bu konu çok ilginç, bir yerlerde mutlaka bu konu ayrıntılı incelenmiştir.
    Ancak günümüz Kuran müslümanlığı ile bağlantılı ele alınmalı bence.
    Şu hristiyanların hadislerini bir bilen olsa da anlatsa bize de.
    Duyduğum kadarıyla kabala denilen geleneksel mişnalar yahudilerin hadisleri oluyor.
    Yahudi mişnaları bizim muhterem Buhari hocaefendilerin kitaplarıyla ne kadar örtüşüyor acaba ?
    Mişon’dan rivayetle Musa efendimiz demiştir ki…v.s.
    Meşhur Ebu Hureyre’den çok şüpheleniyorum çok…(El Hariri olmasın bu adam 🙂

  46. Öncelikle hadis ile ibadet eden kimse yok. o soru yanlış oldu sanırım…

    İkincisi Luther olayına hiç girmeyin. O diğerlerini kafir ilan etti. Kendi mezhebini kurdu. Ama ne ilginçtir o da hak yolda değil, yeni bir batıl mezhep oluştu. Siz mezhepleri eleştirirken kendi mezhebinizi kurma peşinde misiniz…
    Kaldı ki oryantalist avrupanın müslümanlık üzerinde oluşturmaya çalıştığı etki budur. Bölmek, karıştırmak… Hristiyanlıktan müslümanlık çok farklı. Müslümanlıkta kitabın okunması yasak değil, bilim yasak değil, gelişim yasak değil…

    Üçüncüsü, müslümana su-i zan yakışmaz. Ebu Hureyre için de sui zan yakışmaz. Başka birisi için de… Alimler için de… Cahiller için de… Eğer mesleğiniz sui zandan geçiyorsa o mesleği tekrar elden geçirin. Yoksa sui zanla yaklaşana hüsnü zan’da bulunulmaz…

    Sahabelere güvenmezken Kur’anın değişmeyeceğine nasıl bu kadar ikna olmuşsunuz. Bu kendi içinde çelişki içermiyor mu? Sahabeler kitaplaştırırken, istedikleri gibi değiştirip sonra da kur’an korunuyordur diye yazmadıklarını ispat edebilir misiniz?
    Eğer sui zan varsa, burada niçin yok?

  47. 6:148 –

    Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.”

    10:36 –

    Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir.

    10:66 –

    Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah’ındır. Allah’dan başkasına tapanlar dahi, Allah’a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

    49:12 –

    Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

    Faruk hocam;

    Bizim zannın sui siyle – hüsnisiyle işimiz olmaz. Bizim için doğru ve yanlış vardır. Mezheplerin tarikatların, kuran dışındaki uydurulmuş islamın bizi ne hale getirdiğini dünya üzerindeki kaostan çok iyi anlıyoruz görüyoruz….

    Yaa ben anlamıyorum Kuranın neresi değişmiş. sadece kuran yolu varken kurana göre hareket etmemiz karşısında seni inatla o kuran yolu eksik değiştirilmiş yetmez dedirten düşünce nedir??

    Kuranın koruyucusu Allah.. Allah sözünden asla dönmez…

    Bak sana anlatayım. Düşünelim hesap gününde hesap verirken tüm ama tüm kuran dışında uydurulmuş sözler kayıp olup gidecek o inatla savunduğun yollar bir anda yok olacak… Sadece kuranla başbaşa kalacaksın ve ondan sorguya çekileceksin.

    Güzel kardeşim biz uyarımızı yaptık. isteyen istediği yolu tutar.

  48. “o kuran yolu eksik değiştirilmiş yetmez” diye bir sözüm olmadı hiç. Ama böyle anlamak istiyorsunuz. Çünkü herkes kur’an eksik diyor da siz düzeltiyorsunuz mantığındasınız. Benim söylemediğim şeyleri hakkımda düşünerek su-i zan ediyorsunuz mesela. Eğer Sui zannın ne olduğunu bilmiyorsanız bişey diyemeyecem…

    Benim Kur’anın değişmediğine nasıl ikna oluyorsunuz dememden kasıt, hadisler hep değişmiş yalan yanlış da kur’an nasıl değişmemiş… İspatı ne o zaman. Aynı sahabeler kitaplaştırıyor Kur’anı da. O zaman kitaplaşması da doğru değil. Hiç basılmamalıydı mı size göre. Peygamberimiz döneminde ilk indiği zamanlar yazılmış mı? Kitaplaştıran sahabeler ile sizin yalan beyanlarla yanlış hadis nakledenler dedikleriniz aynıı kişiler. O zaman sizin mantığınızla bakınca Kur’an üzerinde de oynama yaptıklarını düşünmek gayet normal değil mi? O kısman nasıl ikna oluyorsunuz… Demek isediğim buydu. Yoksa ben de Kur’anın değişmediğine, değişmeyeceğine inanıyor, iman ediyorum… Kur’anın eksik olmadığına, gayet yeterli bir kitap olduğuna inanıyorum. Birçok ayette geçen Allah’a ve Peygamberine uyuyorum.

    Ebu hureyre den şüphelenip el Hariri olmasın derken ki sui zan benim bu tepkimi vermemin sebebi. Sui zan varsa İslamı anlamakda sorun var bence…

    İsteyen istediği yolu tutar demişsin Kaan Hocam. Ben de onu dedim üstte zaten. Herkesin fıtratı ayrıdır ve herkesin yolu fıtratına göre çeşitlilik gösterebilir. Yeter ki yanlış düşüncelere sapmasın, islam dışı düşünce sistemlerine aldanmasın… Ben o yüzden sui zanna böyle karşı duruyorum.

    Sizin yolunuzu anlamaya çalışıyorum. Çünkü inanıyorum ki bir yolu bilmeden o yol hakkında görüş beyan edemem. Sizin düşüncenizi anlamaya çalışıyorum. Haklı olduğunuz yanları görmeye çalışıyorum. Güzel paylaşımlar oluyor. Ama bence rahatsız edici yanlar da oluyor. Onları açmaya çalışıyorum.

  49. Selam.
    Soru şu : …Sahabeler kitaplaştırırken, istedikleri gibi değiştirip sonra da kur’an korunuyordur diye yazmadıklarını ispat edebilir misiniz?
    Cevap : Evet ispat ederim. (Ben etmem , şüphesiz Allah ispat eder.)
    Alak Suresi 4: Senin Rabbin ki kalemle öğretti.الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
    Kalem Suresi 1 :Kaleme ve onların satır satır yazıp söylediklerine andolsun.نۚ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
    Çeviriler kuranmeali.com’dan alınmıştır.
    Her inen ayetin peygamberimiz tarafından kalemle satır satır yazdırıldığı söylenmektedir.
    23.yılın sonunda vahiy sona ermiş, ayetlerin tümü yazılı şekilde elde bulunmaktadır.
    Kitaplaştırılması daha sonradır. (mushaf hali, bir araya getirilip iki kapak arasında basılması)
    Sahabeler ekleme çıkartma yapsalardı, o iki kapak arasında çelişki bulurduk.
    Birbirine zıt, birbirini tekzip eden ayetler olurdu.
    Kuran’da bulabildiğiniz çelişki var mı ?

  50. Elbette kuranda çelişki olmaz……….

    Ama Faruk hocam sen bize ithamlarda bulunuyorsun…

    birde farklı bir açıdan bakalım… Adem zamanına gidelim. Şeytan ben ona beyinsiz diyorum bakalım nasıl inkara sapmış…

    Bizim Beyinsize Rabbimiz ademe secde et dediğinde (bildiği birşey varmış gibi) zannı ile kendisini ademden hayırlı gördü. Allah a.c. şüpesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim dediği halde…. Şimdi beyinsizin inkarı kendisine göre sui zanmıydı yoksa husni zanmıydı??

    Ortada beyinsizin görüşü (zannı) var. birde gerçek Rahmanın sözü var….

    Hangisini dikkate alırız!!!!

    Hemen dönelim zamanımıza burda da Muhammed resuldan sonra birçok alimin hadislerden rivayetlerden kaynaklı kendi düşünceleri ile harmanlanmış bir ZANN’lar var.. muteşabih ayetler ve çoğunlukla gayb konusunda….. Üstelik Allah a.c şüpesiz sadece benbilirim aklı selim kullarım anlar dediği halde.. Şimdi bu ZANN’lar su-i zanmıydı yoksa husni zanmıydı??

    Ortada ZANN’lar var. birde gerçek Rahmanın sözleri var….

    Hangisini dikkate alırız!!! …

    Beyinsiz sırf zannı ve inadı ile inkara saptı…

    Beyinsizin zannı ile şimdiki zan ve hurafeler üzere oluşturulmuş (tarikatların, mezheplerin, v.s) ne farkı var ??

    Ne bildiklerini zannediyorlar……..

  51. Kaan Hocam. İthamda bulunmuyorum kusura bakılmasın. Yazılanı söylüyorum. “Ebu Hureyre el hariri olmasın” sözü sui andır. Böyle bir delil var mı? Yok. O zaman Ebu Hureyre niye böyle suçlanıyor. Hakkında kötü düşünceler besleniyor. Bunlar sui zandır. Dinimize uygun birşey değildir…

    Benim söylediğim bu iken zan ile ilgili örnekler veriyorsunuz.

    Hocam samimi olarak gördüğüm birşey diyeceğim. Kötü bir şey olarak söylemiyorum bunu. Sizin cevaplarınız belli sorulara göre cevaplar. Ben başka birşeyden bahsederken belli kodlardan cevaplar veriyorsunuz. Bu biraz saplantı gibi. Güzel cevaplar da veriyorsunuz. Ama hepsi tam sohbete uygun olmayabiliyor… Eleştiri olarak söylemiyorum bunu. Dikkatimi çekti sadece. Tartışma oluşturacak birşey olmasın yani.

    Bilal Hocam, cevabınız bir noktada doğru. Ama dünya üzerinde çelişkisiz milyonlarca kitap var. Hepsi de insanların yazdığı…

    Bir de Kur’anda çelişkiler yoktur evet. Ama aksini düşünün ehl-i inkar var. Çelişki görmek isteyen görebiliyor. Bunların da sebebi “hatalı” meal okumalardan genelde. (meal okumak değil hatalı olan, meali okuma şekilleri. Yani çelişki bulmak için okumaları) Ve ayetleri tek başına ele almaktan. Zamanını sebebini yok sayarak tek ayet üzerinde düşünmekten… http://aydinlatici.blogcu.com/kurandaki-tutarsizliklar-ve-celiskiler/11667341

  52. Faruk Hocam;

    Bizim saplantımız kuran olduğu için kod olarak kuran tabanlı cevap verebiliyoruz. çünkü doğru olarak baz aldığımız sadece kuran var.

    belirttiğin linkte çok güzel cımbızlama yapılmış. kuranı tam olarak yazıp ayetlerin bir önceki konunun devamında ne yi kastettiğini açıklasaydı ya!!!

    Yaw arkadaş ben anlamıyorum yolu eğri hatalı eksik çelişkili anlaşılmaz göstermek onlara zevk mi veriyor.Güzel Muhammed gerçeği bile bile sen nasıl dayadın bu iftiralara…. nasıl sabrettin…. üstelik seni üzenler için toptan müslüman olmalarını istediğin halde…..

  53. Selam.
    Aramızdaki anlaşmazlık şundan kaynaklanıyor :
    Hadisler (rivayetler) vahiy mi , değil mi ?
    Vahiyse, şüphesiz iman etmemiz gerekir.
    Vahiyse neden ?
    Değilse neden ?

  54. Selam.
    Kalemzade Kamil bey bir önerim var.
    Fikir paylaşımı için siteye genel yorum bırakma butonu/menüsü ekleyin.
    İsteyen istediğinle orada saygılı bir şekilde tartışsın.
    Hatta yorum bırakmak için onay şartı olmazsa daha iyi olur.
    O tip siteler var.
    Eğer ki bırakılan yorum kurallara aykırı ise, site sahibi olarak silebiliyorsunuz.
    Sonradan silmeniz sizi yasal sıkıntıya sokmaz.
    Burayı okuyan insanlar, yeterli olgunluğa sahiptirler diye düşünüyorum.
    Tabii bu mümkünse.
    İşinizi siz daha iyi bilirsiniz.
    Teşekkürler, kolay gelsin.

  55. Selam.
    Faruk hocam, Kuran dünya üzerindeki milyonlarca kitaptan biri değil.
    Asıl ve gerçek/sonsuz hayatımızda ne olacağımızı belirleyen tek kitap.
    Kuran’dan haberi olmayıp da önceki kitaplara uyan varsa…ayrı.
    İçinde çelişki olmayan ve insan yapımı kitapların konusu eften püften dünyalıktır.
    Öldükten sonra ben ne olacağım ?
    Bu soruya cevap veren başka bir kitap varsa bilelim.
    Bakalım bakalım insan yapımı ve çelişkisiz/şüphesiz miymiş…

  56. Bilal Hocam. Kur’anla ilgili yazdığınız da çok doğru.

    Aksini iddia etmiyorum. Sadece üstünde daha fazla düşünmek için…

    Kaan Hocam sizin dediklerinize de katılıyorum…

  57. O videodaki kisi hakki yilmaz. Hakki yilmaz once 3 vakit kilin dedi. Sonra 300 dedi. Bir ara tamamem kaldirdi dua edin dedi. Ciplak bile namaz kilin dedi. Dedi de dedi yani. Hakki Yilmaz kafa karistirmaktan baska bir ise yaramiyor.

    Salahat konusunu cok iyi anlatmissin. Baştan sona okudum. Ilk defa bu kadar yalin ve arzuladigim sekilde anlatani gordum.

    Malesef dinimi sorguluyorum. Allah’i degil, kurani degil. Benim arayisim farkli.

  58. Selam.
    Ehl-i sünnet arkadaşlarla aramızdaki ayrılık, ELÇİ ve NEBİ kavramlarının farklı anlaşılmasından kaynaklanıyor.
    islamidusunce.net sitesinde rastladığım bir yazı tam da bu ayrılığı anlatıyor.
    Kalemzade aracılığıla sizlerle paylaşmak istedim.(Yayınlanırsa çok sevinirim)
    Biraz uzun gibi ama lütfen dikkatle okuyalım, büyük oranda sorunumuzu çözüyor :

    Resul ile nebi arasındaki fark:

    Peygamber Farsça olup Kuran’da geçmez. Kuran’da geçen resuldür ve hem Allah’ın elçisi hem de herhangi bir elçi anlamında elçi demektir. Elçi, kendisine ait olmayan mesajı taşıyandır.

    “Allâh, nebilerden söz alırken, “size Kitap’tan ve hikmetten verdim; sizde olanı doğrulayan resul geldiğinde, mutlaka ona inanacaksınız ve mutlaka ona yardım edeceksiniz” dedi.” Ali İmran 81
    “Kim Allah’a ve resule uyarsa işte onlar, Allah’ın nimet verdiği nebilerle, hak dostlarıyla, şehitlerle, hayır ve barışı sevenlerle beraberdir. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.” Nisa 69

    Nebi bir ünvan, devletteki diplomat ünvanı gibi. Kişi ilgili üniversiteyi bitirip ilgili makama geldiğinde diplomat ünvanı alır. Bu ünvanı bir kez alınca, artık onu sürekli taşır. Mesela evdeyken veya uyurken de o yine bir diplomattır, diplomat ünvanının sahibidir. O diplomat, yurt dışına gönderilip devlet adına görüşme yaparken o artık bir elçidir çünkü elçilik yapmaktadır. Yani diplomat ünvanın adı, elçi icraatın adı. O kişi yurda geri döndüğünde halen diplomattır ama artık elçi değildir, çünkü elçilik yapmamaktadır.

    Nebi de ünvanın adı. Kişi, kendisine “Kitap’tan ve hikmet” verildiğinde nebi ünvanı alır. Bu ünvanı bir kez alınca, artık onu sürekli taşır. Mesela evdeyken veya uyurken de o yine bir nebidir, nebi ünvanının sahibidir. O nebi, vahyi tebliğ ettiği anlarda ise bir elçidir, resuldur, tebliğ icraatını, elçilik icraatını yerine getirmekte olandır. Tebliğ yapmadığı = elçilik yapmadığı anlarda, resul sıfatı olmaz, nebi sıfatı olur.

    Elçilik işlevi… elçiyle mesaj gönderen (Allah), elçinin duyurduğu mesaj (Kuran), elçinin şahsı (nebi), elçinin mesajı duyurması (resullük) ve mesajı alanlardan (müslümanlar) oluşur. Kuran,

    – “Allah’a ve resulüne uyun” der. Böylece uyulması istenenin, elçinin kendisi/şahsı (nebi) olmadığını… ama nebinin elçiliğini/resullüğünü yaptığı mesaj üzerinden, o mesajı gönderen Allah olduğunu anlatır.

    – “Allah’a ve nebisine uyun” demez, “Allah’a ve Muhammed’e uyun” demez. Çünkü bunlarla nebi, Allah’ın yanında uyulacak ikinci bir otorite, ikinci bir din yapıcı olurdu. Oysa hükmü Allah koyar, resul duyurur.

    – “Nebiye uyun, Muhammed’e uyun” demez. Çünkü uyulması istenen resulün şahsı = nebi değil.

    – “Allah’a uyun” demez. Çünkü nebinin resullüğünü yaptığı mesaj olmadan bu mümkün olmaz.

    – “Kuran’a uyun” demez. Çünkü bu ifade, “Kuran Muhammed’in sözüdür“ iddiasını cevaplamaz.

    – “Resule uyun” ifadesini, Nisa 80’de açıklayarak kullanır: “Resul’e uyan Allah’a uymuş olur”.

    – “Nebiyi, Muhammed’i örnek alın, tabi olun” demez: “Allah resulünde sizin için… güzel bir örnek vardır.” Ahzab 21.

    – Resullük inen mesajı duyurmaktan ibaret olduğundan, Kuran resule yanlış atfetmez. Mesajı duyuran kişiye, nebiye ise atfeder: Abese 1-11, Tevbe 43, Ahzab 37 vb.

    – Ahzab 28-33’de resul ve nebi kavramlarını üçer kere sırayla kullanarak izah eder. Nebi eşlerinin olumsuz davranışlarından bahiste “nebi, nebi eşleri” derken; eşleri güzel davranışa çağırmada “Allah’a ve resulüne uyun” der. Nebi dinde hüküm koymadığından; dinen uyulması istenen, nebi eşleri için dahi nebi değil; nebinin resullüğünü yaptığı hükmü koyan Allah’dır.

  59. Çok güzel bir açıklama Bilal Hocam klavyene sağlık 🙂

    Yine ağzım açıkta kaldı. bu ince ayrıntıyı kusursuz çelişkisiz biçimde ne kadar da güzel işlemiş kurana Rabbim…..

  60. “Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. ﴾Mümtehine – 12﴿

    Bu ayeti nasıl değerlendireceğiz o zaman…

    Bir de “Allah’a uyun” diye gelmiş olsa idi ayet, Allah’a uymaktan kastın, doğrudan Allah tarafından bildirilene uyun anlamına geleceğini, yani Resulün Allah’tan bildirdiği demek olacağını anlaşılırdı. Bunu anlamamak, anlamak istememektir…

  61. Kurtuluş26, her kimsen umuyorum ki bunu sana ulaştıracaklar…

    “Cahil” sözüne hiç itirazım yok. Ben her yeni gün bir önceki gün ne kadar cahil olduğumu Allah’ın izni ile anlıyorum. İnşallah sen de anlarsın. Ama sana birkaç sorum var. Eğer sen de o ihvan bilmem ne forumlarında söylediklerinin arkasındaysan cevaplarını bana ulaştırırsın. Benim mailim, sitem, her şeyim işte ortada. Sen aleni yazdığın için kısasen ben de aleni paylaşıyorum. Yoksa bana karşı ilk defa böyle konuşan sen değilsin. Kendini benim gözümde o kadar da önemli sayma. Sorularım şunlar:

    1. “Hesabını verecek” demekteki kastın eğer Allah’a hesap vermekse ben buna hazırım. Ama eğer bu bir tehditse şunu bil ki daha öncekiler gibi senin de yazdıkların kayıt altına alınmıştır. Ama sen yine de kanundan değil, Allah’tan kork. O da kayıt altına alıyor, virgülüne kadar hem de.

    2. “İsteyen namaz kılsın isteyen kılmasın” dediğimi söylüyorsun. Bunu “salatı ikame secde” yazımdaki şu paragraftan cımbızlamışsın.

    “Peki, şimdi biz nasıl salât edeceğiz veya namazı nasıl kılacağız diye soran varsa, Allah’a emanet olsun inşallah. Bu makalenin asıl teması şudur: Bölünmemeliyiz. İster beş vakit, ister üç vakit, ister iki vakit ister tüm gün namaz kılın. Hatta isterseniz kılmayın, bu ayrışma sebebi değildir. Tesbihiniz sizin mahreminizdir. Rükû edenlerle rükû etmek de Allah’ın emridir. Sadece Allah’a yönelinmesi koşuluyla… “

    Yazının tamamındaki kastımın ne olduğunu anlamayı bırak, aynı paragraftaki kastımın bile ne olduğunu anlamakta bu kadar yetersizken, bunu söylemekle ne yapmaya çalıştın? Ben fetva makamı mıyım? Orada namazı isteyip istememekle ilgili bir fetva mı var, yoksa tercihiniz benim fikrimce ve makalenin teması “tercihleriniz Allah’a giden yolda ayrışma nedeni değildir. Kavga etmeyelim.” anlamı mı var? Sen anlamadın diye beni neden hedef gösteriyorsun? Nitekim öyle söylemiş olsam bile fikrime gem mi vuracaksın!

    3. Ben nerede “faiz yenebilir” demişim?

    4. Ben nerede “çıplak gezilebilir” demişim?

    5. Ben nerede “loto toto piyango helaldir” demişim?

    6. Ben nerede “Hıristiyan ve Yahudiler cennete gidecek.” demişim? Yoksa onların içinden de Allah’a ve ahrete hakkıyla inananlardan üzülmeyecek olanların olacağının Allah’ın kitabında yazdığını söylemem mi seni rahatsız etti? Aç inandığın kitabı bak.

    7. Bana ahir zaman hocası demişsin. Ben hoca mıyım, ilahiyatçı mıyım yoksa bir blog yazarı mıyım? Her Allah’tan bahsedeni hoca zannetmenizin arka planında hangi psikolojiniz yatıyor? Bunu bir düşünmelisiniz bence.

    8. Ben kimin hangi imanını çalmışım? Çıkart ortaya.

    9. Ben kimin parasını yemişim? Yazıp çizdiklerimden dolayı ve hatta başka bir sebeple para aldığım birisi varsa derhal göster. Hatta varsa kendisi de ortaya çıksın. Desin ki “Ben kalemzadeye üç kuruş para verdim! Allah diyerek beni kandırdı desin!” Yazdıklarımı mı satmışım? Seccade mi satmışım? Kefen mi satmışım? Risale mi satmışım? Tesbih mi satmışım? Bal mı satmışım? Önce etrafına, inandığın mezhep hocalarına dikkatle bak. Allah diyerek milleti sömürenleri daha iyi göreceksin.

    10.. Rahatça yazabildiğim için benim arkamda birilerinin olduğunu söylüyorsun. Allah’tan gayri kimdir onlar? İfşa et. Kimdir beni Allah’tan başka koruyup gözeten? Varsa derhal bıraksın, terk etsin beni! Allah bana yetmiyor mu!

    11. Ben şu ana kadar ne zaman nerede kuraniyyun içerikli videolar yapmışım? Hatta hangi dini içerikli videoları yapmışım? Göster.

    12. Hangi vahhabilerin ve hangi hocaların peşinden gidiyor muşum? Söyle.

    13. Ben İslam’a zarar veriyormuşum!!! Allah’ın dini bu kadar kolay zarar verilebilecek bir din mi? Allah zikrini, dinini koruyamıyor mu? Yoksa kendini şirkten koruyamayanlar insanlar mı? Yoksa sen mi koruyacaksın Allah’ın dinini? Allah’ın haşa, sana mı ihtiyacı var!

    Eğer bunlara cevap veremiyorsan benden özür de dileme ve git inandığını söylediğin Kuran’ı bir daha oku. Senden başka hiç bir şey beklemiyorum. Allah’a koş. O affetmekte en merhametli olandır.

  62. Blogla yeni tanıştım ve salat yazı dizilerinin tamamını okudum. Çok beğendiğim tespitler olmasına rağmen kısmen katılmadığım tespitler de var. Fakat ortada Allah rızası için yapılan bir çaba ve samimiyet var. Bu nedenle yazardan Allah razı olsun.

    Katılalım ya da katılmayalım, bunca çaba ve emeğe karşı hala önyargılı davrananları görünce insanın gelecekle ilgili ümitleri sönmeye başlıyor. Yazar müslüman coğrafyanın perişan haline binaen samimi olarak düşüncelerini yazmış ve çözüm önerileri sunmuş. Buna rağmen yazıyı ve yazarı eleştirenler galiba müslüman coğrafyanın perişan halinden çok memnunlar.

    Onlara soruyorum; Şimdi ben aileden İslamı görmemiş ve tanımamış biri olsaydım ve sizler de beni İslama davet etmiş olsaydınız, ben de sizlere deseydim ki “Madem İslam barış ve selamet vaadediyor, temiz olmanızı, dürüst olmanızı, yoksulu doyurmanızı, çalışkan olmanızı ve adil olmanızı emrediyor o zaman lütfen dünya coğrafyasında bu dediklerinizin uygulandığı bir müslüman toplumu gösterir misiniz? Bakalım bu dedikleriniz gerçekten uygulanıyor mu?” Bana ne cevap verir, hangi müslüman toplumu veya müslüman coğrafyayı örnek gösterirdiniz?

    Ortada ciddi bir sorun olduğu apaçık olmasına rağmen neden bunu görmek istemez bazıları anlayamıyorum. Müslüman toplum ve coğrafyaların perişan haline bakınca ya bu din sorunlu, ya da din aslında bu değil diyesi geliyor insanın.

    Yazar kardeşime tekrar teşekkür ediyorum, eline, kalemine sağlık.

  63. Sayın Kalemzade
    Sitenize ve yazılarınıza internette bir tesadüf sonucu ulaştım. Aslında tesadüf diye bir şey yoktur. Ancak “zamanı” gelmiştir. Ulaştığımızı da söyledik ama bizde bir güç, irade var mı ki biz ulaşalım. Ancak ‘Ulaştıran’ ulaştırdı çok şükür.
    Salat ikame etmek gibi Kuranın belki de en önemli konularından birini açıklayan yazınızı büyük bir zevkle okudum. Bu yazı belli ki büyük ve geniş bir inceleme sonucu Allah ın size nasip ettiği aklın, sağduyunun sonucu hazırlanmış. Başta esas kaynak Kuran olmak üzere onun esas emri olan Tevhit yolundan şaşmadan konuya açıklık getirmeye çalışmışsınız. Bu yolda Allah’ın izni ile başarılı olduğunuzu teyit etmeliyim ve hemen hakkınızda şahit olmalıyım ki bu değerli, gayretler için Allah sizden razı olsun.
    Salat ikame etmeyi açıklarken Salat ikame etmişsiniz.
    Yazılarınızı ve açıklamalarınızı anlamayan veya yanlış yorumlayanlar olacaktır. Onlara ne kadar açıklasanız da anlamazlar. Esas olarak gönülleri açık değildir, kapalıdır. Oraya iyi, doğru bir şey iletemezsiniz. Ne kadar örnek verseniz Kuran Ayeti sunsanız da yararsızdır. Bu konu Kuran ı Kerimde birkaç yerde belirtiliyor. Örnek; Yunus 100:”Allah ın izni olmadan hiç bir benlik iman edemez ”Demek ki bu anlayış bir nasip işidir. Her şeyde olduğu gibi yine Allah a bağlıdır. O isterse sahip olunur. Ancak her şeyi Allah a yükleyip beklemek de olmaz. Kulunda doğruyu öğrenmeye isteği, çabası gerekir.
    Tevazu ve Tevekkül içinde yazılan ifadelerinizde bir zorlama bir empozisyon olmadığı açıktır. Bunu samimi kalpler anlar, anlamışlar ve güzel cevaplar almışsınız.
    Din tacirleri cehaletle beslenir. Aydınlanma istemez. Gerçeklerin bilinmesi onun işini, karını bitirir. Aslında bilseydi rızkın Allah tan geldiğini doğruları incelemekten, savunmaktan, söylemekten hiç korkmazdı. Kaba sofu bilinçli veya bilinçsiz bu bozgunculukta işine devam eder. Kendince hem dini yüceltmekte hem de bundan kazanç sağlamaktadır. Ama Allah her şeyi bilir, görür.
    Şah damarının içindeki reseptörlerle daha kişi kendisi ne yaptığını bilmeden Allah a haberi bilgisi ulaşır. “Biz size şah damarınızdan yakınız”
    Allah insana her an ve olayda doğruyu seçme sorumluluğunu yüklemiştir. Dünya hayatının eğlence ve zevkten ibaret olmadığı bir imtihan sahası olduğunu bildirmiştir. Bu imtihanı da Yüce Allah hak ile yapar. Bir karıncaya bile taşıyamayacağı yükü yüklemeyen bize-Ahsen i Takvime-âlemin en güzel ve en gelişmiş canlısı olarak yarattığı insana haksızlık eder mi? Ne kadar kapasitemiz varsa yani bize ne kadar yetenek verdi ise o kadar ister. Ama bizden de istediklerini unutmamalıyız. Hep salatı daim-i ikame etmeli ve o halde olmalıyız. Onunla bağlantıyı kesmeden hep salih işler için çalışmalı, gayret, samimiyet ,doğruluk ve tevekkül içinde olmalıyız. Bozmamalı ayrıştırmamalı birleştirici ve ıslah edici olmalıyız. Tevhit i daim kılmalıyız.
    Yüce Allah önce bu güzel sohbeti başlatan size ve katkıda bulunan tüm güzel ruhlu yazarlara doğru yolda, mutlak saadete giden yolda ilerlemeyi nasip etsin. Allah sizleri korusun ve yardımcınız olsun.
    Selam, Sevgi ve Saygılarımla

  64. Bu yazı dizisi e-postama her nedense yeni yazı haberi olarak gelmiş. Ben de daha önce yarım bıraktığım diziyi tamamlamış oldum. Şu son yazı, salatı tam bir paket program olarak algıladığınızı gösteriyor. Kuran, bağlısından yakarmasını da istiyor, Kuran çalışmasını da istiyor, Allah için iyileştirmesini de istiyor. Ama bunların hepsinin salat olduğunu söylemek biraz zorlama. Bunca emek verdikten sonra salatı daha yalın olarak tanımlayabilmenizi beklerdim. Anladığım kadarıyla Kuran çalışmak + uygulamak + dua etmek gibi bir anlam veriyorsunuz. Bu durumda dilbilimsel bir sorun çıkıyor, çünkü hiç bir sözcüğün böyle bir anlamı olamaz. Salat konusunda Türkçe ve İngilizce elime ne geçirdiysem okudum, hala daha okuyorum. Hiçbirinde bulamadığım şey şu: Yazar sözcüğe kendi dilinde karşılık aramaya çalışmıyor, karşılık önermiyor. Bunun yerine Kuran’ın ne istediğini keşfetmekle yetiniyor. Salat ayetlerinde ve genelde Kuran’ın ne istediği, adam gibi okuyanlar için belli. Ama insanlara Kuran’ı (veya salatı) bu şekilde “tefsir etmek” sorunu çözmüyor. Bu sözcüğü içeren cümleleri dilimize nasıl çevireceğiz? Salatı anladığını düşünen herkes buna kafa yormalı.

    Bu konuda meal yazarları da, Arapça bilen yorumcular da inanılmayacak kadar donanımsızlar, donanımı olanın da dili dönmüyor, bildiğini anlatamıyor. Örneğin SLV eyleminin yüklem olarak geçtiği her yerde form II olduğunun ben yeni farkına vardım. Yorumcular bunu söylemiyorlar. Form II’nin ne olduğuna Arapça kitaplardan bakmaya başladım. Türkçedeki oldurgan çatıya karşılık geliyor. Ama kimi ayette (Allah’ın kula salat etmesi, elçinin insanlara salat etmesi) oldurgan çatı uygunken kimi ayette (insanların elçiye salat etmesi) oldurgan kip uymuyor. O zaman SLV eyleminin bütün formlarda çekim çizelgeleri gerekli. Bu çalışmayı yapmaksızın “bu şudur” demek sağlıklı değil, eksik. Dolayısıyla Türkçe karşılık da bulmak olanaksız. Ve bu çalışmayı yapmak öncelikle Arapça bilenlere düşüyor. Çevrenizde Arapça bildiğini söyleyen ve Kuran çalışan biri varsa bunu ona söyleyin. Arapça bilen ilahiyatçılar bu konuyu halletmedikleri sürece sorumluluklarının hesabını kolay kolay veremezler. Karanlığa taş atarak değil, bin yıllık tefsirlerin sözcülüğünü yaparak değil, adam gibi dilbilgisi tabanlı olarak incelenmeli bu ayetler. Akıl, bilim çok mu güzel? Madem öyle bilimsel çalışalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir