Salâtı İkame | Yükünme

Salât’a Yürüyüş | 4.Bölüm

Peki, Allah nerede? Bir irtibat yok mu? Ayetlerini yazıp göndermişken, bu çocuğun ayetler ve iddialar sebebiyle dut dalı gibi sallandığından haberdar değil mi!!! Böyle ortada mı bırakacak!!!

Bazen öyle bir ayet okursunuz ki, çorap söküğü gibi bütün cevaplar ardı ardına gelir. Belki başkaları anlamaz ama siz anlarsınız. Çünkü o ayet o anda (bir anlamda) size iniyordur. Biz Allah’a yol aradıktan sonra Allah bizi reddder mi? Ama ne namazı arayacağız ne de başka bir şeyi. Biz Allah ne diyor diye okumaya ve tatbike devam edeceğiz. İşte o varsaydığımız çocuk (ki ben o çocuklardan çok görüyorum şu sıralar) eğer vaz geçmez ve belki de bir ayet daha okursa ilmek ilmek dokuyacak uçan halısını. Başkaları kabul etsin etmesin bir önemi kalmayacak. Sen uçabiliyorsan seninle “kuş” diye alay etmelerinin bir önemi kalmayacak.

O halde, o bunalmış, dağılmış çocuğa yedinci surenin sondan yedinci ayetini okuyalım…

7 Araf 200 Eğer sana şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sığın. O işitendir, bilendir.

Demek ki sıkıntı ne olursa olsun bir vesveseye saplandıysak Allah’a sığınmalıymışız. O her şeyin farkındaymış. Düşünsenize sizin o bütün can sıkıntınızı sizden daha iyi biliyor. E ne olmuş, diyebilirsiniz. Bu ayet ilaç olmaz mı o çocuğa! Yol göstersin!!! Bir sonraki ayeti de okuyalım o zaman.

7 Araf 201 Sakınanlara şeytandan bir kışkırtma geldiğinde önce iyice düşünürler, sonra hemen bakarsın ki görüp bilirler.

Eğer bu adamakıllı düşünmeyi yapmazsak bakın ne oluyormuş…

7 Araf 202 Şeytanın kardeşleri ise onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.

Hani bir şeyi arayıp da bulamıyoruz ya… Kuran’dan anlaşıldığı kadarıyla ki yeterlidir, muhtemelen benzer şeyler peygamber döneminde de olmuş olmalı… Konu namazdır veya başka bir şeydir, önemli değil. Olmayan kelimeleri ararsanız bulamazsınız. Ama olan şeyi bulursunuz. Olmayan şeyleri buldurmaya çalışanlar bakın ne diyor…

7 Araf 203 Onlara bir ayet getirmediğin zaman “sen onu derleyip-toplasana” derler. De ki: ben yalnızca bana rabbimden vahyolunana uyarım. Bu rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir.

Bu çocuk da aynısını demiyor muydu? Ben kitapta gördüğüm ayete seve seve uymak istiyorum demiyor muydu? Demek ki eğer bir şeyi ayetlerde bulamıyorsanız o aradığınız şeyde sorun vardır. Soruları yanlış soruyorsunuzdur. Ama namaz var mı yok mu diye bakacağımıza “Allah bana ne diyor?” sorusu ile bakarsak sadece O’nun ayetlerine uymuş oluruz. Sonunda namaz mı çıkar ders mi destek mi tesbih mi zikir mi her ne ise yapacağınız o demektir. Devam edelim…

7 Araf 204 Kuran okunduğu zaman hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.

Hmm… Demek ki Kuran okuma ve dinleme olayı varmış. E bunu zaten biliyor olmalıydık. Zaten “oku” diye başlamıyor muydu bu kitap! Elbette peygamber etrafındaki insanlara onu okuyor, belki de üzerinde konuşuyorlar, ikna oluyorlar ve tatmine ulaşmış olarak bitiriyorlardı. Peki bu, başka bir şey, başka bir şekli ibadet biçimi yok anlamına mı geliyor? Bakın 205 ne diyor?

7 Araf 205 Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.

Kuran’da peygamber zamanında ders yapma kapsamına alınabilecek okuma seanslarına birçok örnek vardır. Birçoğu da “de ki” şeklinde başlayan ayetler etrafındadır. Bunu kimse inkâr edemez. Ama bu durum başka bir şey yok anlamına gelir mi? Ders yapılırken veya destek verirken yalvarılmaz, kendi kendine ürperti ile zikredilmez. İster namaz var, ister yok deyin, ister onlar okuma saatleri deyin.. Bakın ayet Kuranı oku da dedi, sabah akşam Allah’ı an da dedi. Kendi kendine ve kendi sesiniz ile yapılan bir ibadet(nüsuk) var. Peki bunu hangi havuzun içine atacak bakalım. Allah sadece okuyarak mı anılır? İşte 206…

7 Araf 206 Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız o’na secde ederler.

Aslında başka söze gerek yok. Surenin de son ayeti. Ama ben de tabii ki bunu sadece böyle bırakmayacağım. Şimdiye kadar namaz var, yok demedim. Dediğim sadece ayetin dediğidir. Tesbih etmemiz, anmamız isteniyor. Sadece bu kadar ayetle bile şu öğütleri almadık mı? Kuranı oku, dinle, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, KENDİ KENDİNE, yalvararak, için titreyerek zikret. O’na ibadet etmekten büyüklenme. O’nu tesbih et ve secde et.

7:206’da geçen tesbih bahsi çok çok ayırtedicidir. Bu ayeti gördükten sonra fark edeceksiniz ki tesbih, Allah’ın “ikame edin” dediği “salât”lardan biridir ve Kuran’da tesbih bahisli tüm ayetler ortada gerekli soru işareti bırakmayacak şekilde bu işin nasıl yapıldığını anlatır. Gereksiz soru işaretleri ise bizi ilgilendirmiyor. Bu durumda mantıklı sorumuz “tesbih nedir, nasıl yapılır?” olmalıdır. Ve elbette “bunun bana faydası nedir?” denmelidir.

Ancak burada ayrım noktasını söylemeden geçmeyeyim. Namaz tesbihtir de demiyorum. Tesbih bir salâttır ve bu salât, ikame fiili olmayan salât ayetlerinin birçoğunda tekil olarak anılan ve adı salât olan şeyin içeriğini oluşturur diyorum. Kimileri buna namaz der, kimileri salât der. İlk Türkçe Kuran çevirisi olan Karahanlı Tercümesinde ve Divan-ı Lügat-it-Türk’de bunun adı yer yer “yükünç” olarak geçiyor. Karahanlı sözlüğünde başka kelimeler de var. Ancak bunlar Osmanlı döneminde neden bilmem(!) dilimizden saf dışı edilmiş, belki de hiç sokulmamış sözcükler olarak yazılı tarihin sayfalarında kalmış durumda. Birkaç örnek vereyim:

YÜK: yüklenen şey, eşya, sorumluluk YÜKÜN: eğilmek, secde etmek, sorumluluğunu yerine getirmek YÜKÜNGEN: her zaman yükünen YÜKNÜ: secde ederek, secde edenler olarak YÜKNÜGLİ: secde eden, sacit YÜKÜNÜ TÜŞMEK: başını eğmek, eğilmek YÜKÜNÜ KILMAK: secde etmek YÜKÜNÇ: namaz, ibadet, sorumluluk YÜKÜNÇ ETMEK, YÜKÜNÇ YÜKÜNMEK: salât etmek, namaz kılmak (Kelimeler Karahanlı Tercümesi, Karahanlı Sözlüğü ve Divan-ı Lügat-it Türk’ten alıntılanmıştır)

İlginç değil mi? Sorumluluk, yüklenilen şey… Sorumluluk, yükümlülük, yükünç bir “bağlılık”tan doğmaz mı? Lügattaki örneklerde “Namaz kıldın mı” demiyor “yüküncünü yükündün mü?” diye soruyorlar birbirlerine. Yani sorumluluğunu yerine getirdin mi? Ortada ne namaz var, ne ders. Hepsi bir çatı altında. Yükünç. Bize belki şimdi komik kelimeler gibi geliyor. Gerçi onlarda da dini birçok konuda sorun olduğunu biliyorum ama en azından birbirleri ile konuşurken ne dediklerini anlayabiliyorlar, salâtın kapsamının geniş olduğunu görebiliyorlarmış demek ki.

“Kalemzade sadede gel artık, namaz var mı yok mu” diye soruyorsanız hala meramımı anlatamamışım demektir. O halde bundan sonraki açıklamalarımda “namaz” diyeyim ama, hatırınıza klasik namaz gelmesin. İkame havuzunun tamamını kapsayan salât da gelmesin. Kuran’da her geçen salât’ı meallere namaz diye çevirenlerin büyük hata yaptıkları belli. Gelenekte var olanla yüzde yüz örtüşmesi gerekmiyor.

Bu çerçevede, evet Kuran’da namaz da vardır, ders de vardır, destekleme de vardır. Şekilsel anlamda da mana olarak da, yani her ikisini kapsayacak şekilde secde de vardır, rükû da vardır, kıyam da vardır, vakit de vardır, kıraat da vardır. Hatta selam da vardır. Ama tüm bunlar zorunlu bir format değildir. İçimizden gelecek biçimde olmalıdır. Örneğin elinize “Kuran’ı almış ve okuyor şekilde kıyam edemezsiniz, oturamazsınız” veya “secdede üç beş saniyeden fazla kalamazsınız” diye bir şey yoktur. Namaz kişiseldir, mahremdir. Aynı zamanda namaz kılanlarla, onlara uyarak rükû da edilebilir. Yeter ki şirk öğeleri içermesin. Toplu namazlarda örfi rekât (rükû ediş) sayıları belirlenmiş olması gayet doğaldır, yeter ki sadece Allah’a yönelinsin.

Kendi adıma, bugün içim rahat biçimde salatın içeriğini elimden geldiğince yapıyorsam, Allah’la bağlantımı ayakta tutmaktan tatmin olduğum içindir. Bunları söylemem, siz böyle yapın diye değildir. Benim nasıl namaz kılıp kılmadığım beni ilgilendirir. Şirk öğesi yoksa, gerektiği yerlerde topluma da uyarım. Kuran’da bu ibadet biçimini kabul etmiyor ya da bulamamış olması da kimsenin benim kardeşim olmasını engellemez. Şayet Allah’ı Kuran çerçevesinde anmaya farklı bir biçimde ya da düşüncede devam ettiğini iddia ediyorsa saygım sonuna kadardır. Kuran’a sarılanlar birbirini aforoz etmiş gibi davranmamalıdır. Vahyi hayata tatbik eden bir insanın mahremindeki tatbiki beni ilgilendirmez. Benimki de elbette kimseyi ilgilendirmez.

Ne şekilde özel bağlantı kuruyor/namaz kılıyor olursak olalım, yeter ki sadece Allah’la bağlantı kuralım, sadece O’na yönelelim.

Yeter ki ne dediğimizi bilmeden Rabbimizle bağlantı kurmaya kalkmayalım.

Şüphesiz Rabbimizle bağlantıyı sabah akşam/7-24 ayakta tutmak bizi kötülüklerden alıkoyar.

Ancak…

Rabbinizle bağlantı kurmaya (salatı ikame etmeye/özel anlamda örfi namaza) kalkarken ellerinizi dirseklerinize kadar yıkayın… şeklinde başlayan abdest ayetlerini ve benzer ayetleri iyi düşünelim. Bunlarda 7/24 bağlantıyı ayakta tutmaktan değil, özel ve vakitli bir bağlantıdan söz ediliyor.

5.Bölüm | Salatı İkame | Islahat

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Salâtı İkame | Yükünme

  1. Pingback: Salâtı İkame | Havuz | kalemzade.net | Kalemzade Kamil

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir