Salâtı İkame | Havuz

Salât’a Yürüyüş | 3.Bölüm

Seversiniz ya da sevmezsiniz, bir bayram töreni düşünün. Kendinize göre de tasarlayabilirsiniz. Önce bir sunucu çıkıp açılışı yapar ve programı sunar. İstiklal marşı okunur ve ardından günün anlam ve önemini belirtir bir konuşma yapmak üzere ileri gelenlerden biri kürsüye çıkar. Herkes onu dinler. Ardından törene iştirak edenlerden daha önce hazırlık yapanlar devreye girer. Kimisi şiir okur, kimisi kendi sunumlarını yapar. Başarılı olan gençlere ödüller verilir. Birileri temsili gösteriler de yapabilir. En sonunda tören geçişi ve benzeri bir ya da birkaç ritüel gerçekleştirilir ve ellerindeki bayrakları sallaya sallaya neşe içinde dağılır insanlar.

Şimdi birisi çıkıp bu törende açılış konuşmasına gerek yok derse… bir diğeri çıkıp açılış konuşması yeter, bu sunumlara gerek yok derse… bir diğeri başarı ödüllerinin yeri burası değil derse… bir diğeri çocukları bu işe alet etmeyelim, şiire gerek yok derse… bir diğeri tören geçişi de neymiş, eller kollar düzen içinde sallanıp uygun adımda yürümenin ne manası var derse… bir diğeri bayraklarla gelmeyin derse… ortada ne tören kalır ne bayram. Kimse de o törene iştirak etmez. Toplumu bir araya getirecek bir uygulamadan mahrum kalmış oluruz.

Şimdi tören yerine “salât”ı, “anma” yerine “zikir”i, tören içindeki uygulamalara da “namaz”ı “ders”i “okuma”yı “destekleşme”yi “fakire yardım”ı ve sairi koyun. Ardından her birine itiraz edin bakın ne göreceksiniz! Aynen bugünkü kavga ortamını görürsünüz. Ortada ne salât kalır ne de zikir. Toplumu bir araya getiremez, iyi ve makbul işleri başkalarına bırakırsınız. Onlar da dilediği gibi eser gürler.

Kimileri diyor ki; Salât neden farklı anlamlara gelsin? Aslında salat temel manada farklı anlamlara gelmiyor. Salat temel olarak Allah’la bağlantı kurmaktır. Salatı ikame de o bağlantıyı ayakta tutmaktır. Ama temel mana, farklı fiiller içerdiği için tek anlama indirgemiyoruz. Başka bir örnek verelim. Seversiniz sevmezsiniz, ülkemizi yöneten iktidarı düşünün. Millet onları seçmiş ve icraat yapmak üzere oyla başa getirmiştir. Yani emreden taraf millettir. Peki millet onları başa getirerek neyi emretmiştir? Şöyle demiş olabilir mi mesela…

İcraatınızı yerine getirin ve topluma veren tarafta olun. İcraatınıza başlarken kötü niyetlerinizden arının. İcraatınızı belli gün ve saatlerde mecliste toplanıp, kararlarınızı adaletle vererek yapın. Topluma faydalı olacak makbul ve güzel işler ortaya koyun. Devleti ve vatandaşları birbirine bağlı hale getirin. Hükümetinizi halktan kopartmayın. Ülkemize saldıranlar olursa bizi koruyun. Her toplum kesimi için anlamı olan merasaimleri icra edin ya da destekleyin. Bizi bölmeyin birleştirin. Düşüncesinden dolayı insanları ötekileştirmeyin. Fakirliği yoksulluğu yok edin. Yoksa sizi oradan indirir yerinize başkalarını getiririz. İcraatınızı hakkıyla yerine getirin ve hem kendinizi hem de bizi kötülüklerden uzak tutun.

Şimdi “icraat” kelimesi yerine “salât”ı koyun. Hükümetin her icraati için “icraat” kelimesi yerine ayrı ayrı “yol yapmak, su getirmek, emniyeti sağlamak, eğitim vermek, sağlık hizmeti vermek, yardım kuruluşları kurup işletmek, maaş vermek, ihale yapmak ve sair” kelimelerini kullanmış olsaydık diğer bir yığın kanunu, talimatı, tüzük maddelerini bu cümleler içine yerleştirmemiz gerekirdi. Tüm bunların hepsine birden icraat dediğimize göre icra edilen şey her ne olursa olsun ortak hususları beyan etmiş oluyoruz. Kuran’da da işte “ikame-i salât ve atu zekât” bu temel hususları anlatır. Diğer tüm icraat zaten Kuran’ın diğer birçok ayetinde ifade edilmiştir. Şimdi kalkıp icraat şu değildir, bu değildir diyerek var olan hizmetleri yok sayabilir miyiz? Eğer bunu yaparsak ortada ne icraat kalır ne de icraatin faydasının dokunduğu bir millet.

Allah öyle bir kelime kullansın ki her yerde aynı anlama gelsin!!! O öyle olmuyor işte. Bazı kelimeler için bu durum gerçekleşse de en az anlamı olan kelimelerin bile kök anlamına atıfla türemiş kelimeler her dilde söz konusudur. Türeyen kelimeler farklı bir şeyi ifade etseler de bu kök anlamı içinde barındırırlar. Kuran’ın Arapça olduğunu unutursak, aslında kendi dilimizde tamamen benzer durumlar olduğunu da unutmuş oluruz. Türkçede de benzer kelimeler sözkonusudur.

Sözgelimi “yürüme” kelimesini ele alalım. “Yürü” kökünden geldiği halde hatta birçok yerde kelime tamamen aynı kullanıldığı halde çok farklı anlamlara gelir. Aynı zamanda nasıl ki “salât” kelimesinin türevlerinde “irtibat, bağ” kökü bir şekilde anlamsal olarak var oluyorsa “yürü”den türeyen kelimelerde de o kökteki “yürümek” anlamı da bir şekilde kendisini korur.

“Her gün 1 saat YÜRÜMEK…” cümlesinde, ayakları üzerinde adım atarak ilerlemek manasında kullanılmıştır

“Beraber YÜRÜDÜK biz bu yollarda…” cümlesinde, bir amaca yönelik eylem yapmak manasında kullanılmıştır.

“Üzerine YÜRÜYEN olursa…” cümlesinde, saldırmak manasında kullanılmıştır.

“İkiniz de genel müdürlük yolunda YÜRÜYORSUNUZ.” cümlesinde, gayret etmek manasında kullanılmıştır.

“Su YÜRÜYECEĞİ yolu bilir.” cümlesinde, akmak manasında kullanılmıştır.

“Yasa YÜRÜRLÜĞE girdi.” cümlesinde, resmiyet manasında kullanılmıştır.

“Sizin töreniz burada YÜRÜMEZ.” cümlesinde, geçerli olmak manasında kullanılmıştır.

“Bizim paraları kim YÜRÜTTÜ?” cümlesinde, çalmak manasında kullanılmıştır.

“Bütün gezegenler kendi yörüngelerinde YÜRÜR.” cümlesinde, hareket etmek manasında kullanılmıştır.

“Tüm trafiğe rağmen orta şerit YÜRÜYOR.” cümlesinde, yürüyen şey şerit değidir.

“Sen olmasan da iş YÜRÜR…” cümlesinde, devam etmek manasında kullanılmıştır.

“Mahkeme YÜRÜTMEYİ durdurma kararı verdi.” cümlesinde, uygulama manasında kullanılmıştır.

“Asansör YÜRÜYOR mu?” cümlesinde, faal manasında kullanılmıştır.

“Burada bu işleri kim YÜRÜTÜYOR?” cümlesinde, yönetmek manasında kullanılmıştır.

“Yasama meclisin, yargı bağımsız mahkemelerin, YÜRÜTME ise Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun görevidir.” cümlesinde, iktidar olarak hükmetme manasında kullanılmıştır.

“Bu para hala YÜRÜRLÜKTE mi?” cümlesinde, tedavül manasında kullanılmıştır.

“Bu kar marjında bu işletme YÜRÜMEZ.” cümlesinde, kar etmek manasında kullanılmıştır.

“Nükleer santral karşıtı YÜRÜYÜŞLER başladı.” cümlesinde, protesto manasında kullanılmıştır.

“Dallara henüz su YÜRÜMEDİ.” cümlesinde, sızmak manasında kullanılmıştır.

“YÜRÜ de ense tıraşını görelim.” cümlesinde, kovmak ironisi olarak kullanılmıştır.

“Allah ona YÜRÜ ya kulum demiş.” cümlesinde, destekleme manasında kullanılmıştır.

“O da sonsuza YÜRÜDÜ, hem de bu genç yaşta.” cümlesinde, ölmek manasında kullanılmıştır.

“Oradaki YÜRÜYEN merdiven mi, yoksa YÜRÜYEN bant mı?” cümlesinde, mecaz bir manada kullanılmıştır.

“Bebeğe alışsın diye YÜRÜTEÇ almışsın.” cümlesinde, bir araç ismi olarak kullanılmıştır.

“Kıza YÜRÜMEYİ bırak da, derslerine çalış artık.” cümlesinde, kur yapmak ya da askıntı olmak manasında kullanılmıştır.

“Motorlu YÜRÜYÜŞ yapan birlikler hedefe vardı.” cümlesinde, intikal manasında kullanılmıştır.

“Üzerinde biraz daha fikir YÜRÜTMELİSİN?” cümlesinde, düşünmek manasında kullanılmıştır.

“Mahalle esnafı yerinde sayarken o dükkân aldı YÜRÜDÜ” cümlesinde, büyüme manasında kullanılmıştır.

“Sen bu işi YÜRÜTEBİLİYOR musun?” cümlesinde, yeterlilik manasında kullanılmıştır.

“İdam hükmünün YÜRÜTÜMÜ ertelendi.” cümlesinde, infaz manasında kullanılmıştır.

Salât (temel manası değişmediği halde) nasıl aynı formuyla başka anlamlara geliyorsa ve bazen musalliye sallaya ve saire dönüşüyorsa yürümek de başka şekillere girip kök anlamını içine almış biçimde başka anlamlara YÜRÜYOR. Salât etmek, salâtı ikame etmek: Bağ kurmak, yükümlülüğünü yerine getirmek, sözünde durmak, iletişim kurmak, desteklemek, barışmak, teslim olmak.

Aynı biçimde “düz” kökünden “düzeltme, düzgün, düzen, düzeltici, düzenleme, düzleme, düzey, düzeyli, düzenek, düzleşmek, düzine, düzlem, düzmece, düztaban” gibi “iyi” kökünden “iyilik, iyileştirme” gibi “yük” kökünden “yüklenmek, yüklü, yüklük, yükümlü” gibi birçok kelime de türetebilir ya da aynı kelimeyi birçok farklı anlamlarda kullanabiliriz. Aynı paragraf hatta cümle içerisinde bile aynı kelime farklı anlamlarda kullanılabilir. Aşağıdaki paragrafta olduğu gibi.

“Bizler davası olan bir topluluktuk. Bir sözleşme ile YÜKlenmiştik. Böyle anlaşmamıştık. Bu ağır YÜKÜ üzerine almayı baştan kabul etmiş, söz vermiştin. Biz de sana güvenmiştik. Ama YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ yerine getirmediğin ve devam ede gelen kötü alışkanlıklarından bir türlü vazgeçip arınamadığın için kınanıyorsun. Elbette bugüne kadar bizlerle beraberdin ama gereksiz tartışmalara ve bizler çalışıp çabalarken, sen başka şeylere ve gerekmediği kadar detaylara dalanlarla beraber dalıp gittiğin ve prensiplerimizi hayatına YÜKLEMEDİĞİN için bizden, beraber yürüdüğün arkadaşlarından ayrılmak zorundasın artık.”

İşte “salâtı ikame” de (bu çerçevede) çok anlamlı olarak kullanılan bir sözdür. Çünkü “salâtı ikame” bir havuzdur. Allah’la bağlantılı olarak yaptığımız işlerin havuzudur. Matematikteki gibi alt kümeler barındıran bir evrensel kümedir.

Bu arada “salât”ın yalın olarak geçtiği ayetlerle, “ikame” fiiliyle birlikte geçtiği ayetler arasında bir farklılık yok değildir. Hatta 4:103’de olduğu gibi her ikisi de aynı ayet içinde kullanılarak bu belirtilmiştir. Ancak geleneğin etkisinde yazılmış mealler çoğu zaman bunu fark etmemize mani oluyor.

İkame, salât sorumluluğumuzu üzerimize aldığımız ağır yükü yerine getirdiğimiz bağlantının ayakta tutulmasıdır. Bu yük torbasının içinde birçok şey vardır. İkame, işte bu torbadaki sorumluluklarımızı almak, yükümlülüğümüzü yüklenmektir. Kökteki “bağ, bağlılık” anlamını hiç unutmayalım. Her meallendirmede bu bağ bir şekilde hissedilecektir. Allah’a olan yükümlülüğümüzden bahsediyoruz, ona verdiğimiz sözlerden, onun indirdiği vahiylerde olan sözleşmemizden bahsediyoruz. Bizi Allah’a bağlayan şey (esasen) vahyin ta kendisidir. İp odur. Her bağlantımızda vahyi bir şekilde kullanmak durumundayız.

Her “ikame salât” ayetinde, önüyle arkasıyla, bir ya da birkaç ikame edilecek konu genel hattıyla anlatılır. Sadece şu ya da bu değildir. Teferruatlandırılmış hususlar ise zaten Kuran’ın tümüne yayılmış durumdadır. “Atu ez zekât” da bir havuzdur, salât etrafında arınmayla ilgili geniş bir kümedir. Bireysel tarafları vardır, toplumsal tarafları vardır. Benzer bir durum onun için de geçerlidir ama salât ile girifttir, iç içedir. Ki bunun için çok yerde bir arada anılır.

Bu arada çok kullanılan bazı kelimelerin anlamlarını bu “bağ, yüklenme, sorumluluk” kapsamında unutmayalım. 2:125’de geçen “musalla” İbrahim’in makamı (yeri) için kullanılıyor. Destekleşme ve salata yönelik sorumluluğun icra edildiği yer anlamında kullanıldığını görüyorum. 70:22, 74:43, 107:4’deki “musalli” sorumlu, yükümlü, salat eden anlamlarında kullanılıyor. Değişik formlarıyla birçok ayette geçen “salli” ise sorumluluk yüklenme, sorumlu olma, sorumluluğunu yerine getirme, sorumluluktan doğan bağı kurma, sorumluluktan dolayı destek verme yani bir salât etme fiili olarak geçiyor.

Salâtı ikame, vahyi hayata tatbik etmek, bağlantıyı kurmak, ayakta tutmak, engellemek de bağlantıyı kesmek demektir demiştim. Peki bu “salat havuzu”nda neler var? İşte sorulacak mantıklı sorulardan başta geleni budur. “Salâtı ikame et” diyerek, “Rabbinle bağlantını ayakta tut” diyerek Allah benden neler yapmamı istiyor?

Bu ayetlerde gaybe imandan, müminlerin ahlaki tavırlarına, iyiliği hayata yansıtıp kötülükten sakınmaya ve sakındırmaya, kesin bilgiyle inanmaktan, rızkımızı paylaşmaya, fırkalara ayrılmamaktan, gerektiğinde savaşmaya, imar işlerinden tesbih etmeye, şahit olmaktan şirkten kaçınmaya, eski kitaplara imandan azimle sabretmeye, yetimleri ıslahtan esirleri korumaya, ana babaya iyilikten madden/manen secde etmeye, okumaktan düşünmeye kadar birçok konu vardır. Tek tek bütün ikame ayetlerini buraya yazıp açıklamaya gerek yok. Okuyunca görüyoruz ki birçok konu “salâtı ikame” çerçevesinde anlatılıyor ve bu öğütlenenlerin hayata tatbik edilmesi isteniyor.

İkame fiili geçen salât ayetleri şunlar: 2:3,43,83,110,177,277 4:77,103,162 5:12,55 6:72 7:170 8:3 9:5,11,18,71 10:87 11:114 13:22 14:31,37,40 17:78 20:14 21:73 22:35,41,78 24:37,56 27:3 29:45 30:31 31:4,17 33:33 35:18,29 42:38 58:13 73:20 98:5

“İkame fiili olmayan” salât ayetleri daha tekil konular içermekle beraber yüzde yüz tek bir konudan bahsediyor da diyemeyiz. Ama şunu diyebiliriz. “Namaz vardır” iddiasına daha yakın ifadelere sahiptir. İkame fiilli olan ayetlerde bu iddiaya yönelik sadece birkaç ayet varken bu ayetlerin tamamına yakını iddiayı bir yönüyle destekliyor sezgisi veriyor. Bu ayetlerde daha çok sabırdan, huşudan, yardım dilemekten, Allah’ın her şeyi gördüğünden bildiğinden, salâtla yardım istemekten, salâvattan, guslden, teyemmümden, salâtın kısaltılmasından, secdeden, salâtın icra ETTİRİLMEsinden, salâta olan çağrıyla alay edilmesinden, cenazedeki salâttan, örften, salâta gelmekten, salâta kalkmaktan, salâtı emretmekten, salâtı zayi etmekten, salâtta kararlı olmaktan, el çırpmaktan, tevbeden, tesbihten, vakitlerden, cuma salâtından ve salâtından gafil olmaktan bahisler vardır.

İkame fiili olmayan salât ayetleri şunlar: 2:45,153,238 4:43,101,102,103,142 5:6,58,91,106 6:92,162 8:35 9:54,103 11:87 17:110 19:31,55,59 20:132 22:58 23:2 24:41 29:45 62:9,10 70:23,34 107:5

Bir de tabi “tesbih” ayetleri var. Onlarda da benzer bir durum sözkonusu. Kuşların tesbihinden, göklerin tesbihine, sabah akşam tesbihten, gecenin üçte birine, tevekkülden sabıra, duadan niyaza, hamd ile tesbihten, sesini alçaltmaya, secdeden rükuya birçok bahis vardır.

Tesbih kelimesinin geçtiği ayetler de şunlar: 3:41, 7:206, 13:13, 15:98, 17:44, 19:11, 20:33,130, 21:20,79 24:36,41 25:58 30:17 32:15 33:42 34:10 37:143,166 38:18,19 39:75 40:7,55 41:38 42:5 48:9 50:39,40 52:48,49 56:74,96 57:1 59:1,24 61:1 62:1 64:1 68:28,29 69:52 76:26 87:1 110:3

İşte o büyümüş de küçülmüş çocuk “ikame salât” ayetlerinde öğütleri genellikle net olarak anlarken bu diğer ayetleri görünce yapması gereken başka bir şeyler de olduğunu fark etmeye başlar. Ama tam çözemeyebilir. İfadeler bir manayı mı ifade ediyor, bir şekli yaptırımı mı? Yoksa her ikisini birden mi? Ne yapsın bu çocuk? Hele hele o çocuğun çevresinde namaz diye bir şey icra edenler ve bunun tam aksine “namaz yoktur, vakitlenmiş derstir o, desteklemektir” diye iddia edenler de varsa!

Eğer namaz kılanlara uyarsa Kuran’da net olarak görmediği bir şeyi yapacak olmaktan dolayı huzursuz olacak! Belki de namaz kılmaya devam etse de o eski huşuyu, tadı alamayacak. Yok “derstir, okumadır” diyenlere uyacak olursa o dersleri sabahın köründe kimle yapacak, nasıl yapacak, nerde okuyacak! Bir de “O eskidendi, peygamber zamanındadır” diyenler de varsa bu ayetlerin karşılığını kendisi nasıl verecek? Ve daha bir sürü iddia ve bir sürü soru! Doluya koysan olmuyor, boşa koysan dolmuyor. Elinde üç beş tane geometrik şekil, deliklere bir türlü oturtamıyor. Çocuğun sırtı ağrıyor, göğsü sıkışıyor. Büyüdüm de küçüldüm ama bu sıkıntı beni bir berbat ediyor!!!

Belki de çocuk “hayat ne zormuş be” diye bir “off” çekip “tıkandım artık” diyerek kaçmak isteyecek! Belki de bir mola isteyecek “dinden imandan uzak kalayım biraz” diyerek. Ve belki de o molası artık bir ömür boyu sürecek! Bir daha geri dönmeyecek. Peki… Hiç mi cevabı yok bu göğüs daralmasının. Hani kitap eksiksizdi! Allah, bu büyümüş de küçülmüş kuluna yardım etmeyecek mi? Çocuk kendine “ekamtessalat” edemiyor ki topluma vahyi tatbik etsin!!! Cebinde üç kuruşu yok ki, muhtacı görebilip “atuzzekat” etsin!!!

Peki Allah, ayetlerini yazıp gönderen olarak, bu çocuğun ayetler ve çevresi sebebiyle dut dalı gibi sallandığından haberdar değil mi!!! O’na bir yol bulmaya çalışan kulunu öylece ortada mı bırakacak!!!

4.Bölüm | Salatı İkame | Yükünme

Kalemzade | Cengiz Yardım

4 thoughts on “Salâtı İkame | Havuz

  1. Pingback: Salâtı İkame | SalSalin | kalemzade.net | Kalemzade Kamil

  2. dağ fare doğurmuş bence. şemsiye kelime din kelimesidir. salat ise, bu dinin öğrenilmesi için belirli vakitlerde ders almaktır. etrafımızda, kuranda yazanlardan haberi olan kaç kişi var? neden parmakla sayılacak kadar az? çünkü kuran dersi almadılar ki. Allah’ın, Kuranı kolaylaştırdım dediğini bilmiyorlar ki. bu kuran cahili insan yığınının, bir an önce belirli vakitlerde kuran ile tanıştırılması, eğitilmesi şart. arap yarımadasında, serin olduğu için sabah ve akşam serinliğinde ders veriliyordu. bizim de, kendimize göre bir vakit belirleyip, yavaş yavaş, dura dura, sesimizi ayarlayarak verilmesi gereken kuran derslerini ayağa kaldırmamız lazım ki insanlar, cübbeli hocaların hurafeleri yerine, Kuran ayetleri öğrenebilsin.

  3. Yük kökünün olduğu paragraf ancak bu kadar güzel olabilirdi !!!
    Bugüne kadar gördüğüm en güzel Salat anlatımı olmuş.
    Allah razı olsun. Elleriniz dert görmesin…
    Hemen 4. bölümü de okuyacağım.

  4. Namazdan girdin motirlu yuruyuse geldin amacin kafa karistiemakmi direk sade anlasilir yazan bu adam yok bu memlekette yok onyargi yok saf cocuk oooooooooooooi bu nebicim yazim tarzi anlamadim k

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir