Salâtı İkame | SalSalin

Salât’a Yürüyüş | 2.Bölüm

Salât’la çok uğraşacağı için düşündü taşındı ve o halde “ikame” sözcüğünü önceleyeyim dedi bu kardeşiniz ve gördü ki; çok da karmaşa verecek bir kelime değil “ikame” kelimesi. Arapçada “ikame” kurma, dikme, ayağa kaldırma, konma, konaklama, ayağa kalkma, ayakta durma anlamlarına geliyor. Türkçede ise yerine koyma, yerine kullanma, ayağa kaldırma, ayakta durdurma, ayakta tutma, ortaya koyma, yerine konulan, yerine geçen, kondurma, oturma, iskân etme gibi çok benzer anlamlarda kullanılıyor. İkame mal hukukta birbirlerinin yerine geçen, konulabilen mal demek.

İkame kelimesinin akraba olduğu kelimelerden ilk fark ettiklerim şunlar: Aramice’de kayyım, Türkçeye geçmiş kayyum (yönetici, bekçi, bir şeyi vekaleten idare eden), Arapçada kayyum (ebedi, kalıcı), kıyamet, kıyama (birlikte ayağa kalkma, kalkışma), ikamet (konaklama), istikamet (doğrultma, düz gitme, doğruluk; Türkçede ise, yön, doğrultu olarak anlamı tahrif olmuş durumda), kaim (duran, var olan), kavim (bir yerde yerleşik olan halk, ulus, kavim), kaymakam (kaim makam) (başka birinin yerinde duran kimse, vekil), kayme (bir şeyin yerine geçen kaim olan şey, Osmanlıda kağıt para) kavme, kıyam (durma, ayağa kalkma, hep birlikte ayağa kalkma, kalkışma), kıvam (bir arada durma, mukavemet, konsistant= tutarlı, istikrarlı, bağıntılı, sürekli), kıymat (değer, nicelik, durdu, değerli idi, Arapca kııma, Türkçede kıymet), makam (durma yeri, mevki, yer, konak, istasyon, konut, müzikte perdede seslerin duruş yerleri), mukavemet (karşı durma, direniş, direnç),  mukavim (mukavemet eden, direnen, mukim (ikamet eden, konaklayan), müstakim (dik, doğru “sıratı müstakim gibi”), takvim (düzeltme, doğrultma, reform, konum belirleme, enlem ve boylam ölçme yılın günlerine göre güneş ay ve yıldızların pozisyonunu “durdukları yeri” bildiren astronomik tablolar)

İşte bu akraba kelimeler “ikame”nin anlamını netleştirmede epeyce işimize yarıyor. Hem Kuran’da kullanılışları hem de toplum içinde kullanılışlarından “salat” her ne ise “ikame”nin onu ayakta tutmak, onu kaim bulundurmak, onu kurmak, onu olması gereken yere koymak olduğu anlaşılıyor. Bütün kıyamet ise elbette “salât”ta kopuyor.

Salât; kök, yalın, tamlama durumunda, deyimsel ve mecazi olacak şekilde birçok anlamı olan bir kavram “gibi” görünüyor. Bu çok anlamlılık çokça da dillendirilerek kelime, farklı kişilerce farklı anlamlarla anılıyor. O halde kök anlamına gidelim diyerek sözlükler ve fihristler karıştırmaya başladığımızda aynı durum orada da karşımıza çıkıyor. Bu kez hem kelime hem de kökte farklı anlamlarla karşılaşıyoruz.

Klasik fihrist, lügat ve diğer kaynaklarda şu anlamları görülüyor: Dayama, destekleme, yönelme, bir şeyi ateşe yaslama (el-beyan), odunu ateşe verme, bağlantı, bağ kurma, bağlantı kurma, sözleşme, eylem, din, din ile ilgili her şey, vahiy, vahiyle ilgili her şey, yaşama dair her şey, dayanışma, ders, öğrenim, yüklenme, namaz.

Farsça sözlüklerde: Vahiy, destek, bağlanma, dua, namaz (Hint, Sanskritçe orj. namaste).

Türkçe sözlüklerde: Namaz, dua (TDK), bağ kurma, yükünç (Karahanlı Sözlüğü), yükünme, yükünç (Divanü Lugat-it-Türk).

Vikipedide: Namaz, dua, bağlantı, ateşe tapanların ateş önünde eğilmeleri.

Fransızcada: Yalvarış, ibadetler, ayinler.

İngilizcede: Dua, hizmet, fayda, ayin, ibadetler.

Latincede: Konuşma, hitabe.

Çincede: Dua, yönelme.

Hintçede: Yönelme, dua, selamlama, eğilme.

Tay Dilinde: Seçme hakkı, dua.

Doğu Afrika Dillerinde: Uygulamalar (swahhili), işler, hareketler.

Bütün bu anlam kargaşasından sonra çık işin içinden çıkabilirsen! O halde başka bir çare bulmalı bu çocuk! Daha önce bazı yazılarımda da belirtmiştim. Allah’ın muhteşem kitabı Kuran, bizim için aynı zamanda bir sözlük vazifesi görüyor, demiştim. Hatta öyle bir sözlük ki bugünkü Arapların bile bence dillerindeki kelimeleri “ıslah” etmeleri için Kuran’ı tekrar tekrar inceleyip kendi dondurucularına attıkları, gerçek anlamını unutup da zayi ettikleri donmuş kelimelerini oradan çıkarmalılar ve geleneksel anlamlara dönüştürmeleri ve kutsallaştırmaları neticesinde bozulan dillerini onlar da gözden geçirmeliler.

Dolayısıyla Kuran’da salât kelimesine rastladığımızda bunun bağlam içinde ne anlama geldiğini Kuran’dan anlamak durumundayız. Sözlük anlamlarına da elbette bakacağız ama hangi sözlük anlamının nerede kullanıldığını ve/veya hangi mecazda ve hal içerisinde tonlandığını bize Kuran işaret ediyor olmalı. Aksi takdirde keyfi ve yanlı olarak “bence şu anlam geçerli” denebilme ihtimali göz önüne alınırsa, isteyerek ya da istemeyerek anlam tahrif edilmiş olabilir. Biri okumak der, diğeri ders, diğeri destekleme, diğeri namaz, diğeri bilmem ne! Eğer kendimiz de Kuran üzerinde çalışmazsak kafamızı toplamak epey zaman alır.

Salât kelimesini Kuran’da incelediğimizde diğer birçok kelime ile akraba olduklarını görüyoruz. Kökte “sad” ve “lam” ile bir araya toplayabileceğimiz ilgili kelimelerden aile içinde olanlar şunlar: Sl, sal, salah, salât… Yakın akrabalar ise şunlar: Salih, salihat, ıslah, ıslahat, salevat, salli, salla, musalla, tusalli, musalli, yusalli… (ekli ve eksiz) Bir de uzak akrabalar var: Yusale, kusala, salebu, fassal, mufassal, fisal, asal, salsalin, fesale, salden, vassal.

Ayrca bir de salât kelimesi ile komşu olanlar var. Onlarda sad harfi olmadığı ve sin kökenli oldukları için kan bağı görünmüyor: (geçtiği biçimiyle ekli ve eksiz) Sbh, sabah, tesbih, hesab, sabi, yusabbi ve sair kelimeler onlar. Bir kenara yazalım. Onlara gerektiğinde “bağlanacağız” inşallah.

Biz tekrar salât’a dönmek ve öncelediğimiz kök anlamını Kuran’da bulmak istiyoruz. Ama kök ne bilmiyoruz? Kimileri S-L-Y diyor, kimileri S-L-W ya da S-L-V, kimileri S-L-H… Kimileri S-L-T zaten köktür bile diyor. Ama biz avam’ız, ortadireğiz, ümmiyiz, bir geleneğe “bağlanmış” giderken gözümüz açıldı ve Kuran’dan ancak haberdar olduk, yeni okuyor, yeni yeni anlıyoruz. Allah’tan ilim dileyip anlamaya çalışıyoruz. O halde konuyu çok dağıtmadan bunların hepsinde ortak olan Sad ve Lam harflerini alıp, kökün de köküne inip Kuran’da “Sal” diye okuduğumuz tüm kelimelerin anlamlarına göz atalım, olmaz mı? Allah niyetimizi biliyor. O’nun izniyle inşallah bir şey buluruz. Söylenenlerden biri bile çıksa, o artık tatmin olduğumuz bir anlam olur. Temeli atmış olur ve diğerlerini de bunun üzerine inşa ederiz. Ne güzel de olur! Oldu da…

Kuran’da yakın ya da uzak akraba diyerek “sad” ve “lam” harflerinin bir araya geldiği tüm kelimeleri gıdım gıdım çıkar(dım)dığımızda yerine cuk diye oturan “bağ”lar “bağlantı”lar (“link”ler) buluyoruz ve bilinen kök anlamlardan hangisinin en geçerli olduğu ortaya çıkıyor.

Bu arada ilginç ve manidar bulduğum bir detayı da vereyim. “Salât” ve sonunda “te” olmayan “Salah/Salih” kelimelerinin kitapta birbirlerine çok yakın sayıda geçtiğini gördüm. Elimde profesyonel olarak bu işi yapacak bir “uygulama”m olmadığı için eğer eşit sayıda geçiyorlarsa da bunu tespit edemedim. Benim sayımımda “salât” bir fazla görünüyor. … Neyse asıl konuya, kök anlama dönelim.

Sal” olarak yalın halde olan kök kelime Kuran’da dört yerde (37:163, 38:59, 69:31, 83:16) geçiyor. Saffat 163’de, birkaç ayet öncesinde Allah’la cinler arasında soy “bağı” kuran müşriklerin “ateşe yaslanacakları, atılacakları” belirtilir ve hemen arkasından meleklerin dilinden Allah’ı “tesbih” ettikleri kendi dilleriyle anlatılır. Sad 59’da birbirlerini dünyada iken veli edinip bağlanan ve hesap günü geçmişleri hakkında tartışan müşriklerin yine “ateşe yaslanma, atılma” durumu tasvir edilir. Hakka suresinde kitabı sol eline verilen cehennemliğin sözlerinin ardından 30’uncu ayette Allah’ın “onu yakalayıp bağlayın” emri gelir ve 31’inci ayette yine “ateşe yaslayın, atın” denir. Ardından “çünkü” denir “o iman etmiyor ve yoksulu yedirmiyordu”. Mutaffifin suresinde yalanlayanların Allah’la irtibatlarının kesileceği 15’inci ayette belirtildikten sonra 16’ncı ayette cehennemle irtibatlandırılacakları, “ona yaslanacakları, atılacakları” belirtilir.

Dikkat ettiyseniz dört ayette de ortak şeyler var. Manidardır, ateşe “yaslanmak, yollanmak, atılmak” şeklinde anlamlandırabileceğimiz şekilde kullanılan “sal” kelimesi dört surede de etraflarında başka bağıntılardan bahsedilerek anlatılıyor. Birincisinde soy bağı kuran müşrikler, ikincisinde dünyadayken birbirlerine bağlanan müşrikler, üçüncüsünde Allah’ın “onu bağlayın” emri, dördüncüsünde de “Allah’la bağlarının kopması” olan kelimelerle “sal” kelimesi destekleniyor.

Ayrıca kelimeyi altı farklı ayette daha (4:30, 4:56, 4:115, 37:64, 56:94, 74:26) farklı formlarıyla görebilirsiniz. İkisi hariç hepsinde de cehenneme “atılma, yaslanma” şeklinde meallendirilmiştir. Sadece 37:64’de cehennemde “biten” ağaç için, 74:26’da ise “sekar” için kullanılmıştır. sekar’ın anlamlandırmasında ihtilaflar olmakla beraber “sekara yaslayacağım” şeklinde çeviriler vardır. Neticede hepsinde bir “bağlantı” söz konusudur.

Bu ayetlerden çıkan sonuç şu ki; salât kelimesini aradığımızda sözlüklerde karşımıza çıkan “sal” kök anlamlarından “yaslama” Kuran’da kullanılmış olanıdır. Ve üstelik bu kök anlam her defasında bir “bağlama, bağlantı” ile birleştirilmiş durumda.

Elinizde odunlar var ve siz onu ateşe atarsanız ısınırsınız. Ateşle odunu birbirine bağlamalı, birbiriyle birleştirmelisiniz ki ortaya bir verim çıksın. Haklı olarak diyebilirsiniz ki “yaslamak” kök anlamı tamam da, bu “bağlama” konusu senin yorumun. Ben de öyle dedim. Eğer “sal” ile aile içinden ve yakın akrabalardan olan “salât, musalla, tusalli, salli, salih, salihat, salâvat, musalli, yusalli, salla, ıslah, ıslahat” gibi ekli ya da eksiz kelimeleri bu düşünce ile açıklamaya kalkarsam ve “bağ” konusunda yanılmışsam o kelimelerin anlamlarında da yanılabilirim. O halde aynı kökten olsun olmasın “sad” ve “lam” harflerinin sözcük içinde yan yana geçtiği, “sal” olarak okunduğu ve anlamlarında ihtilaf olmayan diğer tüm kelimelerin Kuran’daki anlamlarına bakalım.

“yusale” kelimesi üç yerde (2:27, 13:21, 13:25) geçer. Birleştirmek, ulaştırmak anlamında kullanılır. 2:27’de Allah’ın ahdini tanımayıp “birleştirmek istediği şeyi kesenler”in kayba uğrayanlar olacağı belirtilir. 13:21’de Allah’ın “ulaştırmayı istediği şeyi ulaştıranlar” övülür. 13:25’de  Allah’ın “ulaştırmayı emrettiği şeyi kesip koparanlar” lanetlenir. Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

salebu” kelimesi dört yerde (4:157, 5:33, 7:124, 20:71) geçer. İple asıp, bağlamak anlamındadır. 4:157’de İsa için “onu asmadılar” denir. 5:33’de Allah’a ve elçisine savaş açanlara ve bundan vazgeçmeyenlere öngörülen alternatif karşılıklardan birinde “asılmak” geçer. 7:124’de Firavun’un sihirbazlara “sizi asacağım” tehdidi vardır. 20:71’de yine Firavun’un “sizi hurma dallarına asacağım” dediği geçer. Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

“fassal” kelimesi Kuran’da sekiz yerde (6:97, 6:98, 6:114, 6:119, 6:126, 7:52, 17:12, 7:133) geçer. Tafsilat kelimesi buradan türemiştir. Detay, unsur anlamındadır. Her defasında Allah “ayetleri detaylarıyla, tafsilattaki bağlantılarıyla birbirini açıklayacak şekilde, farklı farklı bağlantılı anlamlarıyla, bağlantılı olarak farklı üsluplarda anlattığını” belirtir. 6:97’de kara ve denizin karanlıklarından kurtulup aydınlığa çıkmak ve yol bulmak için yıldızların var edilişi ile ayetlerin bağıntılı olarak açıklanması aynı ayette geçer. 6:98’de insanların tek bir nefisten yaratılıp sonra bir karar ve korunma yerine yerleştirildiği ile ayetlerin tafsilatlı oluşu aynı ayette geçer. 6:114 de 7:52 de kitabın tafsilatlı oluşunu belirtir. 6:119’da haram kılınan yiyeceklerin tafsilatlı olarak açıklandığı belirtilir. 7:12’de gece ile gündüzün birbirine bağlanması ve kitabın da bağlantılı ve detaylı açıklanmış olduğu yine aynı ayette geçer. Özellikle 7:133 çok manidardır. Firavun’un şehrine gönderilen musibetlerin birbirini takip eder şekilde bağlantılı, fasılalı olarak gönderildiğini belirtmek üzere kullanılan “müfessalat” kelimesi aynı zamanda “salât” kelimesini de içinde barındırır. Sizce bu ayetlerde bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

“kusala” kelimesi iki yerde (4:142, 9:54) geçer. Anlamı “üşenerek, ilgi alaka kurmadan” demektir. Salata isteksizce, üşenerek kalkmak ve infak ederken isteksizce vermekten bahsedilen ayetlerdir. Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

salden” kelimesi 2:264’de geçer. Anlamı “çıplak, sert, bağıntısız” demektir. Gösteriş için infak edenlerin, infakın gerçek manasını bilmediklerini açıklamak üzere, yaptıkları davranış, üzerinde toprak bulunan bir kayanın yağmur yağdığında o toprakla bağıntısının kalmamasıyla, ayrılmasıyla benzeştirilir. Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

“fesale” kelimesi iki yerde (2:249, 12:94) geçer. Bir yerden bağını koparmak, ayrılmak anlamındadır. Birincisinde Talut’un ordusunun bulunduğu yerden ayrılması anlatılır. İkincisi ise çok manidardır. Çocuklarının kafilesinin Mısır’dan “ayrılması” anında Yakup’un Yusuf’un kokusunu aldığı belirtilir. Ayrıca yedi ayette de (37:21, 42:21, 44:40, 77:13, 77:14, 77:38, 78:17) ayırım gününe (yevm-il fasl) atfen benzer formlarda kullanılır. Sizce burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

“vassal” kelimesi 28:51’de geçer. Bağ, vasıta, aracı anlamındadır zaten. Ayette vahyin birbiri ardınca bağlı ve peyderpey geldiği belirtilir. Elbette burada bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsediliyor.

“asal” kelimesinin açık formda üç yerde (13:15, 24:36, 7:205) geçtiğini gördüm. Net bir vakit olmamakla birlikte akşamüstü ya da gündüzü akşama bağlayan zaman dilimi anlamındadır. 13:15’de göklerde ve yerde ne varsa Allah’a secde ettiğine örnekle gölgelerin de o sırada güneşin alçalması nedeniyle secde ettiğine işaret edilir. 7:205’de Rabbini sabah ve o akşam vaktinde zikret şeklinde geçer. 24:36’da ise Allah’ın nuruna ilettiği kimselerin evlerinde sabah ve o akşamüstü vakitlerde Allah’ın tesbih edildiği anlatılır. Takılacağınızı tahmin ediyor ve tesbih konusuna şimdilik girmiyorum. Sizce buradaki ayetlerde bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu?

“fisal” kelimesi üç yerde (2:233, 31:14, 46:15) geçer. Sütten kesme, anne ile beslenme irtibatını koparma demektir. Her üç ayette de bu konudan bahsedilir. Sizce buradaki ayetlerde anne ile çocuk arasındaki bağlantıdan, bir “bağ” oluşundan bahsedilmiyor mu?

Ve son olarak beni en çok sarsan kelimeye geliyorum. Salsalin. Bu kelime Kuran’da dört yerde (15:26, 15:28, 15:33, 55:14) geçer. Çok manidar bir şekilde içinde “sal” iki defa peşpeşe geçer. Ve bu geçiş anlamla da tam bir bütünlük içindedir. Türkçeye genel olarak çamur veya balçık olarak çevrilir. Allah’ın insanı yarattığı bileşiğin adıdır. Toprak ve suyun birbirine bağlı olduğu haldir. Belki de tarıma geçişe işaret de olabilir. ama neyse bu ayrı bir konu, zamanı glince konuşuruz… Konuya dönersek… Sizce buradaki ayetlerde bir “bağ”dan bir “bağlantı”dan bahsedilmiyor mu? Sad ve lam harflerinin ikişer tane ve peşpeşe gelmesi ve insanın hamurunun sal’in manasını barındırması da ayrıca manidardır. Tam bir salât’tır…

Bu kadar mı tesadüf olur ki Kuran’da “bağlantı” manasını içinde barındırmayan başka bir “sal” yoktur. Hayır. Bu tesadüf değil.

Yıllarca arapça okuyanlar bana kızabilir… Böyle tahlil mi olur diye… Ama unutmayın hiç birimiz arap değiliz, arapçaya hakim olanlarımız çok az ve ortalama bir insan ne yapabilir diye bakıyorum bu incelemede…

Tüm bunlardan sonra “salât” kelimesinin kökü olan “sal”in “yaslanma” yani Kuran’daki cehennem örnekli ayetlere ve sözlük kök anlamlarına atfen bir anlamda odunun ve ateşin bağlantı kurması olduğunu, “salât”ın ise tek anlamının bu olmamakla birlikte bu manadan çıkışla “bağlantı” anlamına yakın ve “bağlantı” anlamını da içeren diğer manalarının da Kuran’da kullanıldığını görüyoruz. Bu anlamların neler olduğunu, salât’la yakın akraba olan kelimelerin ne anlama geldiğini ve nihayi tespitlerimi ilerideki bölümlerde açıkladığımı inşallah okuyacaksınız.

Salâtı ikame” tek bir manaya indirgenemez. Ama bu tabirin temel manasının; işte bu bağlantının sağlanması, bu “bağlantının ayakta tutulması” kısacası Allah’ın birleştirmemizi istediği şeyi birleştirme yolundaki “vahyi hayata tatbik etmek” ve “yüklendiğimizi hissettiğimiz sorumlulukLARı yerine getirmek” dâhilindeki tüm çabalarımızı içerdiğini görüyorum. Allah’ın birleştirmemizi istediği şey ise temel manada “vahiy” ile onun hâkim kılınması istenen hem “nefis” hem de “yeryüzü hayatı”dır. Salâtı ikame edenler bu bağıntıyı ayakta tutarken engeleyenleri ise bu bağlantıyı çeşitli biçimlerde koparmaya çalışırlarken görürüz. Allah’ın yeryüzü ile ve kulları ile olan irtibatını bilerek ya da bilmeyerek ortadan kaldırma peşindedirler. Bunun için kelimeleri tahrif dâhil her yolu bugüne kadar uygulamışlar, inananların Kuran’ı anlamamaları için, o bağlantıyı koparmaları için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu kadar yalanın ve getirdiği güvensizliğin neticesinde, şimdi biz kendi emeğimizle en doğruya yakın olanı bulmaya çalışıyoruz… Geleneğe ve geçmiş cahil hocaların fetvalarına gömülmüş olanlar bu durumu hiç kınamasınlar… Hissettiklerimizi anlayamazlar… Anlamaları için önce kendi imanlarını sorgulamaları gerekir.

Odunu ateşe, kendimizi vahye yaslamalıyız. Salâtı ikame, namaz ya da destek-okuma tartışmalarına indirgenecek kadar basit bir iş değildir. Mesele vahyi hayata tatbik etmektir. Bu bağlantıyı sağlayan ip ise kuşkusuz ve kuşkusuz gerçeğe iman ve bu kapsamda Kuran’dır. O ipe sarılırsak o bağlantıyı ayakta tutarız, Allah’la bağlantıyı (şekli şemali ne olursa olsun) ayakta tutarsak salâtı ikame ederiz. O ipe sarılmazsak o bağlantıyı koparmış olacak… böylece hem toplumsal olarak yeryüzünü ıslah edecek olan… hem de bireysel olarak ahir hayatımızı elde edeceğimiz… o en doğru yolu bulamamış ve arınamamış olacağız. Bu Allah’ın sünnetidir.

3.Bölüm | Salatı İkame | Havuz

Kalemzade | Cengiz Yardım

18 thoughts on “Salâtı İkame | SalSalin

  1. Pingback: Salât mı Namaz mı? | kalemzade.net | Kalemzade Kamil

  2. Kur’an yeterli ve eksiksiz diyebiliyoruz, üstelik sadece Türkçe meali üzerinden okuyarak, tabiki tatmin olmanın yanında tıkanmalar başlıyor, çünkü manalandırmalar asıllarını karşılamadığından. Kur’an bütünlüğünde biraz sünnettullahı kavramaya başlayınca içini dolduramadığımız daha doğrusu içeriğini kavramakta zorlandığımız bir çok mesaj askıda kalıyor. Bütün cevapları Kur’an’da arayan kardeşlerimizin bu çalışmaları Rabbimizin izniyle, inşaallah bizim gibilere yol gösterecektir. Elhamdülillah bu yolda avamında avamı olan şahsım, tıkandığım veya manasını beklemeye girdiğim çoğu mesele de Rabbimin bir yardımcı gönderdiğine defalarca şahit olmuş biri olarak, Kur’an ile delillendirip ifade eden kardeşlerimizin çalışmalarını heyecan ile bekliyorum. Rabbimiz, bize hakkı işiten kulaklar, hakkı gören gözler, hakkı konuşan diller, zikrinle titreyen kalpler nasip eyle. Selam ve dua ile..

  3. Yazılarınızı elimden geldiğince okumaya gayret ediyorum, çok güzel konuları inceliyorsunuz ancak bu toplum bu doğruları kabullenmez.
    Doğru olan Kur’an dır ancak toplumumuz insanları efendilerin, liderlerin sözlerine kanarlar, kanmak ta işlerine gelir.
    Bu toplumda dürüst ve doğru olmak çok zordur hırsız, yalancı, katil olup övünmek ise çok kolaydır.
    Yüce Rabbimiz emeklerinizi kolay eylesin. Sağlıkla kalınız.
    Mehmet Altınterim

  4. Selam.
    Namaz da bir salattır.
    Ancak salat sadece namazdan ibaret değildir.
    Oruç da bir salattır, yetimi korumak da…
    Sayın yazarın bu yazı ile yapmak istediği de bir salattır.
    Salat vahiyle aklı birleştirmek / bağlamaktır.
    Allah hepimizin salatını kabul etsin.

  5. Kalemzade kardeşim Rabbim kolaylıklar nasip etsin ve inşallah devamini ve tamamini bizlerle paylaşmani nasip eder. Bizlere de inşallah devamina ve tamamina ulaşmak nasip olur.

  6. Sadece namaz (namaste) dediğimiz ritmik hareketlerle Salatı ikame ettiğime inanmak istiyorum. Bu en kolayı ve işime geleni ! Gördüğüm kadarı ile Kuranı tedebbür ederek inceledikçe Salatı anladıkça Allaha yönelmek,vahiy merkezli eğitim öğretim, yoksulları yedirmek, garibanlara sahip çıkmak, işsiz olanı iş sahibi yapmaya çalışmak, problemleri ortadan kaldırmak için el birliği yapmak vs vs bunlar bana keyif veren bencil hayatıma vurulan en büyük darbe. Salatı yaşamak (ikame etmek) tüm insanlığı kötülükten uzak tutar bu ortada ama… Bütün bunlara kalkışacağıma giderim evde Kabeye döner Allaha ”şirkten uzak dur çünkü şirk zulümdür, insanlar hakkında zanda bulunma, onlara kötü lakap takma” gibi ayetler okurum (Allaha neden bunları okuyorum diye sormayın ben de bilmiyorum) bu çok daha kolay ve zahmetsiz.

  7. Bende bir yandan namaz kılarken biryandanda Allah ın benden yapmamı istediklerini O na tekrarlamanın manasızlığını düşünürüm.Acaba işimize gelen bumu.Ama neyseki zorda olsa sünnet adı altında namaz kılmayı bıraktımda kendimi biraz olsun şirkten arındırdım diye şükrediyorum.

  8. Nisa 102: ‘Sen onların arasında bulunup kendilerine namaz kıldırdığında içlerinden bir grup seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secde ettikten sonra arkanıza geçsinler ve henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namaz kılsınlar. Bu arada tedbirlerini alsın ve silahlarını da yanlarında bulundursunlar. Kâfirler sizin silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olmanızı ve birden üzerinize baskın yapmak isterler. Yağmurdan dolayı sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ancak tedbirinizi alın. Allah kâfirler için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.’

    Ayette savaş sırasında Peygamber ve müminlerin namaz kılarken tedbirli olması öğütleniyor. Salat sadece dua anlamına gelse neden secde ediliyor? Bildiğimiz anlamdaki namaz yani secde, rüku o kadar önemli ki savaş halinde bile vazgeçilmiyor. Bir gurup Peygamber ile birlikte ‘salat’ yani namaz ibadeti için ‘secde’ ederken diğer gurup onları koruyor sonra yer değiştiriyorlar. Ayeti Arapçasından da inceleyin ‘salat’ ve ‘secde’ kelimesini net olarak göreceksiniz. Kuranda daha pek çok ayette secde, rükû, kıyam geçer ve topluca yani cemaat olarak kılınması da teşvik edilir. Örnek: Ali İmran 43: ‘Ey Meryem! Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.’
    Bu kadar açık ayet hükümleri var iken ‘salat’ namaz değildir demek açıkça inkarcılıktır. Bu fitneyi yayanların hadis, rivayet uydurup Allah’a ve peygambere iftira eden, dine hurafe sokanlar ile aralarında bir fark yoktur.

    • Sen bi zahmet o dedigin namazi bize acikla?kuranin turkce mealini kopyalayib da buraya atma senin dedigin namaz kuranda hic bi yerde gecmiyor once namaz sozunun nerden cikdiginu arastir.Kuran es salat var,kiyam var ruuku var secde var ibadeh var ve sair ama bunlar gercek hayatda Allaha ameli ile ibadetden bahs ediyor,senin devletinin bugunki hali shunu gosteriyorku Allahin emrlerine amel etmiyor,20-30 zengin 80 milyarlik turkiyeye zulm ediyor,sen de zulme tabe olan bir insan olarak ne ekimis salat ne atuz zekata ne ruukuya ne de secdeye amel ediyorsun!!
      Eger etsen Turkiyede her kes beraber yashar ve yahud diger musliman olkelerinde

  9. Kuran Müslümanı arkadaşım güzel yazdın. Ama aceleci oldu biraz. Daha salat namaz değildir denmedi. Belki hiç denmeyecek. Öyle olacağı şeklinde dua ediyorum.

    Niye namaz kılarak Allah’a bildiklerini okuyorum diyen veya sünnetleri kılmayarak şirkten bir derece kurtuldum diyen arkadaşların namaz kılması haram anladığım kadarıyla. Aman dikkat namaz kılmasınlar. Şirke girmesinler. Günaha – namaza – yaklaşmasınlar.

  10. muhammed resulallah, insanlara vahyi ne zaman bildiriyordu? yolda tuttuğunu mu çeviriyordu? yoksa, belirli vakitlerde belli bir yerde her gün önceden teheccüdde Kurandan çalıştığı konuları mı anlatıyordu? bu yaptığının adı neydi? şimdi de yapılmalı mı?

    size güzel bir salat örneği:
    isra 105-111’deki salat örneğinde Kuran, İNSANLARA dura dura okunuyor. “de ki”, “de” diye resulallahtan insanlara birşeyler demesini istiyor bu salat örneğinde. bunu derken, ses ayarlamasını da yaptırıyor.
    insanlar da rüku ediyor (boyun büküp dersi dinliyorlar?), sonra da bazısı secde eder (teslim olur kabul eder), bazı inkarcılar da, veya münafıklar da, secde etmez (kabul etmez, teslim olmaz).
    oysa ki biz şuan Allah’a okuyoruz maalesef.. ve de dolayısıyla insanlar ders almıyorlar, çoğu secde etmiyorlar.

    105. Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
    106. Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.
    107. De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan
    önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal
    secde ederek yüz üstü kapanırlar.
    108. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vâdi mutlaka yerine getirilir.
    109. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. (Kur’an okumak) onların saygısını artırır.
    110. De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur.
    Çünkü en güzel isimler O’na hastır.» Salatınızda yüksek sesle okuma;
    onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.
    111. «Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir
    dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd olsun» de ve tekbir getirerek
    O’nun şanını yücelt!

  11. Kuranın ayetlerinde kelimelerin ilk anlanılan manalarının yanında işaret ettiği manalar da vardır. Biz buna inanırız. Ama işaret ettiği manalar, sarih manasının yerine geçmez, ikisini de içerir…

    Yani Sayın recinilt, açıkladığınız işari manalar yanlış diyemem. İyi bir tetkik de denebilir belki. Ama bu ayetler aynı zamanda rukü ile secde ile namaz kılınmasını da sarih olarak anlatır. Sizin açıklamalarınız namazın olmadığı anlamına gelmez…

    Zaten Kuranda geçen işari manaları tam tetkik edemedeiğimiz için onu en iyi anlayanın, Peygamberimizin hayatını örnek alıyoruz. Daha başka manalarını görebilmek için diğer tefsir kaynaklarına başvuruyoruz. Ve aynı amaçla buradaki ayetler hakkında konuşulanları okuyoruz…

    Bazı şeyleri Kuranın ayetlerinde kelimeleriyle açık olarak geçmiyor deyip işaret ettiği manaları yok sayarak inkar ederken, açık olarak geçen namaz gibi manaları işaret ettiği manalar başka deyip kabul etmiyorsak burada işine geldiği gibi ayetlere manalar vermek vardır. Sayın recinilt sizin böyle bir mana ile söylemediğinizi düşünüyorum.

  12. İnsanın aklının yatmadığı, kalbinden gelmeyen namaz amacına ulaşır mı? Borç ödeme gibi görülen namaz özünden uzak, bence münafıklığa yakın bir davranıştır. Allah her iyinin ilmini arttırıp doğru yoluna kılavuzlasın. Samimiyetle yaklaşıp ayetleri derin düşünenlerden, ona göre yaşayanlardan olalım inşallah.

  13. “Onların o evdeki namazı/duası; ıslık çalmak, el çırpmak/engel olmaktan başka bir şey değildir. O halde, inkâr etmekte olduğunuz için tadın azabı.” Enfal 35

  14. Pingback: ESMA DERSLERİ – 12 – ES SELÂM (C) | KURAN MEAL TEFSİR (DERLEME)

  15. ALLAH’IN selamı üzerine olsun Cengiz kardeşim,

    “Salat” üzerine ben bir kaç kardeşimiz çokça defa çalıştık, çoğu zaman Arapça kökler üzerinden hareket ettik, senin yaklaşımınıda oldukça akıllıca buldum, yazında bahsettiğin gibi değişik farklı anlamlar çıktı, tekil 1:1 bir karşılığının olması “Salat” kavramını oldukça darlaştırabilir, köreltebilir. Bu konuya dikkat edip eğildiğin için teşekkürler, özellikle “namaste” kelimesi nerden geliyor bunu belirtmen oldukça faydalı

    Örneğin,

    17 / İSRA – 78

    Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar salatı ve şafak vakti/fecr vakti Kur’ân’ı yerine getir/ikame et! Çünkü şafağın/fecrin Kur’ân’ı şahitlidir.

    Bu ayet bildiğimiz tercümelerde gelişigüzel çevrilmiş. Benim ulaşabildiğim çeviri bu şekilde, yinede Arapça grameri kuvvetli olan birisi ile teyit etmem lazım. Bu çeviride yakaladığımı düşündüğüm “Salat” zaman aralığı dikkatimi çekmekte.

    “Salat” için en yakın “yönelmek” kavramına yaklaşmıştım kendi çalışmalarımda bende.

    Henüz “Salat” ile ilgili ardıl yazıları okumadım, inşALLAH okuyacağım ve inşALLAH sıra “Savm-Sıyam” konularına da gelir istişare edebiliriz.

    ALLAH’TAN hayırlı çalışmalar dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir