Din Alanında Diploma!!!

kibir

Avam Bir Nevzuhur’dan İncilerle…

E-5’in sol şeridinden giderken 80 km. yazan hız tabelasını gördünüz ve trafik akış hızına kaptırıp 120 olan hızınızı 80’e düşürdünüz. Sağınızda bir motosiklet, onun önünde bir kamyon var. Arkanızda biten bir araba bagaj kapağınızın 60 santim gerisinde uzunlarını yakmış “çekil yolumdan ben geçeceğim, ben!” diyor.

Ehliyetinizi yeni almış acemi bir sürücüsünüz ve yavaş ve tedbirli hareketlerinizle usta(!) şoförlerin algısına oturmuşsunuz. Sokak arasında park edecek bir yer buldunuz ve ortalama bir hızla park etmeye çalışıyorsunuz. Daha önce hiç acemi olmamış (!) biri caddenin başından hızla geldiği arabası ile sokağınıza fren bile yapmadan giriyor ve on saniye sizi beklemektense hem kornaya basıyor, hem de camı açıp ehliyetinizi nereden aldığınızı soruyor.

Semtinizdeki caddede normal hızınızla seyrediyorsunuz. Önünüzde de zaten bir başka araba var. Onun önünde de başka bir tane. Peşpeşe sıralanmış saygılıca gidiyorsunuz. Arkanıza yanaşan minibüs sağınızdan solunuzdan geçmeye çalıştığı yetmiyor, bir de sizi tehlikeye atacak biçimde refüje (orta kaldırıma) doğru sıkıştırıyor. Halinden tavrından, kornasından, freninden ve motoru bağırtmasından “bu yollar benim, bu yol minibüs yolu ve buraların mafyası benim” mesajını alıyorsunuz.

Ekmeğinizi ve gazetenizi sepetinize koymuş olduğunuz bisikletinizle yolun sağından sağından giderken arkadan süratle gelen hafriyat kamyonu hiç yavaşlamıyor ve size o kadar silme geçiyor ki, azıcık tereddüt edip heyecanlasınız, düşüp kamyonun altına yuvarlanmanız işten değil. Kamyon şoförünün, tavrıyla ve taşıdığıyla, buralarda iş yapıyorum, malzeme taşıyorum ben, sense keyfince bisikletle geziyorsun, der biçimde dikiz aynasından sana baktığını görüyorsun.

Yaya geçidinde durmuş ve karşıdan karşıya geçeceksiniz. Tam yol boşaldığında adımınızı atmaya kalktığınızda 150 metre öteden gelmekte olan arabanın selektör yaptığını fark ediyor ve adımınızı geri çekiyorsunuz. Araba hiç yavaşlamadan önünüzden vızzt diye geçip gidiyor. Tekrar adımınızı attığınızda bu kez halk otobüsünün kornasına bastığını duyuyor geri çekiliyorsunuz. Yanaştığında tam önünüze geldiğinde duruyor ve yaya geçidinin üstünde yolcu almaya kalkıyor. Önünden geçeyim şu otobüsün bari derken, sizi umursamadan tekrar hareket ediyor. Yine geri çekiliyorsunuz. Bu yol arabaların, sen aşağılık bir yayasın, trafik kurallarına değil bana uyacaksın edasıyla gelen arabalar yüzünden karşıya geçmek için dakikalarca beklemek zorunda kalıyorsunuz.

Işıklı bir yaya geçidinde yeşil yandığında karşıya geçmek için hızlı adımlarla yürümeye başlıyor ve karşıdan gelenler olduğu için de sağ tarafı kullanmaya gayret ediyorsunuz. Ama karşıdan gelen iri yarı adam sizinle aynı tarafı kullandığı ve sizi dikkate bile almadığı için oranıza buranıza çarparak geçiyor. Siz toparlanıp karşıya geçene kadar yeşil ışık kırmızıya dönüşüyor. Son iki metreniz kalmışken arabalara yeşil yandığında yolun ortasında sizin geçmenizi beklemeye tahammül edemeyen bir araba yüzünden iki şeridin ortasında kalakalıyorsunuz. İki tarafınızdan da arabalar vızır vızır geçiyor ve size küfrediyorlar. Ne olduğundan habersiz, yol bize ait, ne işin var yolun ortasında diye el kol işaretleri yapıyorlar.

Semt pazarındasınız. İki kilo kuru soğan, bir beşlik patates, biraz domates, kıvırcık ve bir bağ yeşil soğan alacaksınız. Ama tezgâhlara ulaşmak ne mümkün! Pazar sadece tezgâhtarlara ve bu kadınlara aitmiş gibi bir hava esiyor etrafınızda. Pazara alışveriş yapmak için değil de başka maksatlarla çıkmışlar ve oraları sahiplenmişler gibi bir ortam. Aylardan sonra evden çıkmış da pazarı görünce çılgına dönmüş gibi dolaşan… veya aniden pazarın orta yerinde durup sevinç çığlıkları atarak karşılaştığı tanıdıklarıyla biteviye bir muhabbete başlayan… ya da başka insanlara bakıp incelemekten olağanüstü haz alarak yürümekte olan kadınların bilinçsiz tacizine maruz kalıyorsunuz. Bir anda elinizdeki poşet sizin farkınızda bile olmayan bir kadının elindeki pazar arabasının çıkıntısına takılır gider. Bir anda topuğunuza topuğunuza vuran bir bebek arabasıyla irkilirsiniz. Tam tezgaha eğilip patatesinizi alacağınız sırada etrafında kim olduğunu umursamadan önünüze uzanan kadının iki tane kocaman …esinin ortasında kalakalırsınız! Bir şey de söyleyemezsiniz. Anlayamadığınız kadar hızlı ve feryat figan karşılıklarla siz bile kendinizi suçlu zannedersiniz. Aniden avazı çıktığı kadar bas bas bağıran bir iç çamaşırcı ile kulaklarınızdan çivilenir gibi olursunuz. Ayaklarınızın üzerinden geçen malzeme çekerlerin demir bilyelerini ise saymıyorum bile. Pazar onlara aittir. Sense kim olasın ki, uyarmaya kalkıyorsun insanları!

Sanal ortamdasınız ya da somut mekanlarda. Ne oyunlara kendini kaptırmışlara uymuşsunuz, ne porno sitelerde geziyorsunuz. Ne maçlar umrunuzda, ne arkadaş sitelerinde sahte gönüller eğlendiriyorsunuz. Ne kahvehanede okeye dalmışsınız, ne barlarda manita peşinde! Ne televizyon başında saatler harcıyorsunuz, ne mahalle komşularınızla dedikoduya dalmışsınız. Boş işlerden yüz çevirmiş, okuyor, araştırıyor, öğreniyor, düşünüyor ve düşüncelerinizi paylaşıyorsunuz.

Hızla gelen bir fikir adamı facebook âlim kaynıyor diyerek sizi aşağılıyor. Ne güzel işte insanlar faydası olmayan işleri bırakmış dini, kitabı, Allah’ı konuşuyor. Bu çekememezlik neden? Boş laf üretenler er geç kenara çekilmek zorunda kalır. Bu korku neden? Bırakın herkes alim olma yolunda ilerlesin. Ne gidiyor elinizden? Derken kırk sene yazı yazmış ama iki kişiye faydası dokunmamış bir yazar üzerinizden otobüsle geçiyor. Kendi yazdıklarından bile habersiz ve kendi yazdıklarının ilhamını bile unutmuş bir başka ünsüz ünlü, sen de kimsin, çekil yolumdan diye size selektör yapıyor. İmam bir minibüs şoförü (iyilerini tenzih ederim) sağınızdan solunuzdan geçerken size buralar benim diyor, senin tecrüben ne ki bu alana park etmeye çalışıyorsun! Hafriyatçı bir başka akademisyen “ben iş yapıyorum, taşıdığım yüke bak, yıllardır buralarda yıkılmış dinin hafriyatıyla denizi doldurup yol yapıyorum” diyerek sizi altına almaya kalkıyor. Sizin gödüğünüze kıymet vermeyen ve önünüzdeki yol çalışmasını göremeyen bir hatip, bagajınıza dayanmış uzunları yakmış, çekil lan kenara geçeceğim diyor.

Her yer sahiplenilmiş. Ne park edecek yer var, ne vasat bir hızla gideceğiniz bir semt yolu. E-5’den gitseniz tıkalı, sahil yolunda bitmeyen bir otel inşaatının bağlantı yolu! Otobana çıksanız zaten kamyon terörü. Otobüsler ve minibüsler insan değil de kurbanlık koyun taşır vaziyette. Semt pazarı ise zaten her türlü sahiplenilmiş. Evet ortalık âlim kaynıyor. Ama herkes kendini dinliyor. İnsana saygı yok ki fikrine olsun! Eskisinde yok ki yenisinde olsun!

Tüm bunların arasında peygamberleri ve onların önünü kesmeye çalışanları düşünün. Sen ümmisin, avamsın. Din adamı değilsin bir şey değilsin! Senin dediğinden ne çıkar denen Muhammed’i mi ararsın! Müşriklerin; sen öyle mazlum mahsun bir adamdın, ne oldi sana böyle diyerek yollarınden çekmeye çalıştıkları Salih’i mi! Yaptığı gemi ile dalga geçilen Nuh’u mu istersin yoksa görüşlerinden dolayı ateşe atılmaya kalkılan İbrahim’i mi! Sihirbazlarla yarışan acemi Musa’yı mı ararsın, din adamlarına karşı çıktığı için çarmıha yollanan İsa’yı mı? Pekçoğu avamdı, pek çoğu acemi, pek çoğu nevzuhur!

İşte tüm o müşrikler fikrin ne olduğundan çok o elçileri aşağıladılar ve bir anlamda din alanında diploma istediler onlardan. Aynen bugün kaşar peynirine dönüşmüş bazı fikir adamı ve yazarların insanların söylemlerinden rahatsız olup din ve fikir alanında diploma istedikleri gibi. Önünde kurallara uygun giden arabadan ehliyet soran kural tanımaz kamyon şoförü gibi. Yola adımını atmaya kalkan yayaya selektör yapıp çekil yolumdan diyen trafik teröristi bir halk otobüsü gibi.

Gelin tüm düşünenler, tüm yazarlar, tüm akademisyenler ve tüm sözü dinlenir ileri gelenler; farkına varmadan kendinizi ilahlaştırmayın. Yolların sahibi siz değilsiniz. Hele dini anlatıyorsanız anlatın ama tek yetkin görmeyin kendinizi. İlmi Allah verir. Din alanında diploma istemeyin kimseden. İlahiyat diplomanızla, makamınızla ya da peşinize çok kişi takılmış olmanızla değil makbul ve güzel işlerinizle ereceksiniz huzura. Fikirlere karşı fikirlerle mücadele edin. Ben buyum, sen şusun demekle değil. Şeytan da öyle demişti. Ona benzemeyin. Nevzuhur diyerek aşağılamayın. Siz ezelde gökten mi düştünüz? Usta şoför olduğunuzu iddia ettiğinize göre siz de acemi değil miydiniz bir zamanlar?

Hele sevdiklerimiz, hele sevip de faydalandıklarımız, örnek aldıklarımız, kendileri için dualar ettiklerimiz… Hele siz sakın onlara benzemeyin. Bırakın herkes fikirlerini özgürce söylesin. Tutarsızlıklar zaten zamanla eriyip gider. Her soruya cevap vermek zorunda da değilsiniz, kendinizi ispatlamak zorunda da. Kısas güdün. Fikre karşı fikirle savaşın, belden aşağı vurmayın. Ortamın elverdiği ölçüde konuşun elbette ama bir yerde dosdoğru söz söylerken başka yerlerde lafı ağzınızda geveleyip de anlaşılmaz hale getirmeyin.

Sahiplenmeyin her yeri. Siz de gelip geçicisiniz, biz de. Ne kadar güzel ki, isimlerinizle değil fikirlerinizle seviliyorsunuz. Son iki yılda tanıdığım çok sayıda müminden edindiğim izlenim şudur ki; tam da olması gerektiği gibi, çoğunun her birinizin fikirlerine katıldığı gibi katılmadıkları da var. Hatta bir konuda birinizin, diğer konuda bir diğerinizin fikrini benimseyen çok sayıda inanan var. Ortak olan en önemli nokta Kuran merkezli gidiyor oluşunuz ve şirke bulaşmama gayretinizdir. Sizler her biriniz kendi alanınızda ufuk açıyorsunuz. İster tarihçi olun ister fizikçi, ister ilahiyatçı olun ister felsefeci, ister Arizona’da yaşayın, ister Samsun’da, ister Kürt olun ister Türk. Siz birbirinizi tekfir etmeyin ki sizi sevenler de etmesin. Uyananlar sizden faydalanıyorlar ve sizi hep aynı platformda görmek istiyorlar. Fikirlerinizin çatıştığı noktalar bile tevhide yöneldiğiniz sürece insanların gözünde birinizi diğerinizden değerli kılmıyor. İnananlar tarafından yapılacak eleştirilere daha da açık olun. Biz size hata yapma şansı veriyoruz, siz de bize verin. Uyandırdıklarınıza dönüp, niye uyandın, bu kadar da uyanmanı istemezdik, bu işi ancak ben bilirim der gibi davranmayın. Bizi kırmayın. Arkadaş olun bizle. Hoca olmayın bize. Biz de hoca olmayalım kimseye. Sözlerinizde samimiyseniz hizipleşmeye, ayrışmaya değil bir araya gelmeye, aynı platformlarda olmaya çabalayın. Aynı hedefte, aynı yoldayken birbirinizi itmeyip, çarpmayıp, bir araya getirin. Allah’ın verdiği bu fırsatı elinize yüzünüze bulaştırmayın, bulaştırmayalım. Yılların şoförüsünüz diye refüje sıkıştırmayın ne bizi, ne birbirinizi. Yollar sadece size ait değil, hepimiz aynı yoldayız. Umrumuzdasınız. O eskiden dini oyuncak edenlere benzemeyin. İlahımız değil arkadaşımız, kardeşimizsiniz. Ol’dum demeyin, ol’uyorum deyin.

Selam ile… Kalemzade Kamil

6 thoughts on “Din Alanında Diploma!!!

  1. Çok yerinde bir yazı olmuş. Herkesin Kuran’dan her zaman anlayacağı şeyler vardır ama kibir ve önyargıdan arınmadan, akıl ve vicdan arasında köprü kurmadan Kitap’ın insanı doğruya kılavuzlayacağını sanmıyorum. Kuran okuyup Işidci olan da var, aynı Ktap’ı okuyup maldan mülkten vazgeçip ömrünü hayırlı işlere adayan da. Ali İmran 7 akıldan hiç çıkmamalı ve muhkem konular dışında dayatmacı değil, aksine olabildiğince hoşgörülü olunmalı bence. Allah dileseydi kitabın tamamını muhkem yapardı. Müteşabihlerle birbirimize olan hoşgörümüzü sınıyor bence. Temel konularda (adalet, barış, kardeşlik, dayanışma vb) birleşelim de, isteyen namazı 5 vakit anlasın isteyen 3 vakit. İsteyen başörtüsünü dinin gereği sansın, isteyen Kuran’da başörtüsü Kuran’da yok desin. Bunların kime ne zararı var? Allah sabrınızı, ilminizi arttırsın. Herkes hak ettiğini er ya da geç alacak. Adaletin kaynağına güveniyoruz, sorun yok 🙂 Selamlar…

  2. Su ana kadar bütün yazılarınızı keyifle, hevesle, merakla ve mutlulukla okudum. Her biri birbirinden güzeldi ancak bu yazınızın yeri bambaşka olmuş. Kaleminize emeğinize yüreğinize sağlık. “1400 yıldır alimler bilmiyordu da sen mi biliyorsun! Şu konuşan hoca bilmiyor da sen mi biliyorsun!” diyen büyüklerime göndermek istiyorum. Ayrıca kendi doğrularını mutlak doğru zanneden arizonali, samsunlu, süleymaniyeli hocalara da yollamak isterim. Zira kendileri şu zamandaki en radikal ve Kuran’a uygun fikirleri savunuyor olsalar da bazen “benim bildiğim doğru, gerisi hikaye” kibirinden çıkamıyorlar.

  3. Welcome to turkey diyesim geldi gercekden 🙂
    Cok güzel bir yazi olmus, seve seve okudum.
    Bu yazdiklariniz bana saadettin merdini hatirlatti, kendisinde bu negative davranislarin cogu var. Burda isim verdim diye kusuruma bakmayin lütfen ama bu yazilanlardan kendisinde ders cikarmasini umuyorum. Tabii bu hepimiz icin gecerli. Selam ve dua ile

  4. Tekrar tekrar okunması gereken bir yazı olmuş, elinize sağlık. Maalesef yatırımlar ahirete değil de, dünyaya, mala, mülke, makama olunca bu sıkıntılar şartları içinde her dönem insanların maruz kaldığı olaylar. Fakat rehber Kur’an olunca gönüllere su serpen böyle yazılar kendi içerisinde de çözümü üretiyor. Rabbim Bizi azınlıklardan eylesin inşaallah !…Hatırlatmaya devam inşaallah, inşaallah hatırlayanlarda olacaktır. selam ve dua ile ….

  5. Gonlunuzun nelerle yoruldugunun, guvendiginiz daglara karlar yagisina hayretler icinde kaldiginizin ,tum iyiniyetli mucadelenize ragmen zaman zaman umidinizin nasil da kirildiginin cook farkindayiz..Gelismeleri takip ediyoruz..Kildan ince ,kilictan keskin,hakiki iman yasantisinin atesten kor gibi zorlayici oldugu zamanlardan geciyoruz..Ne kadarimiz farkinda bilmiyorum ama hepimiz,tam bir iman imtihanindan geciyoruz..Kavgadan ,ayriliktan,otekilestirmekten ,tekfir etmekten ,en tehlikelisi de nefsin oyuncagi olmaktan ,seytaniyet vasfinin baskin cikarak bizleri farkinda bile olmadan sirkin dibine batirmasindan, alemlerin rabbine siginiriz…Ne mutlu barisa ve hayra ,sevgiye,birlestirmeye yonelik isler yapanlara……selam ve dua ile..

  6. Bu bir hakiki müslümanın profilidir . Biz ümmet olarak bu bilinci elde ettiğimiz vakit birlik olur eski muhteşem onur ve medeniyetimize ulaşırız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir