Makam-ı Mahmud Nedir?

Nedir Bu Makamı Mahmud, Ne Demektir?…

Kuran’ı “okuyan” Müslümanlar hatırlarlar; İsra Suresinde “Makam-ı Mahmud” olarak geçen ve Allah’ın elçisine “umulur ki ulaşırsın” dediği şeyi. Birçok mealde Türkçeye tercüme edilmeden geçen ya da çevrildiğinde farklı manalar ve yakıştırmalar verilen bu tamlamayı hatırlayanlarınız vardır. Özellikle tasavvufun abartarak zehirlediği kelimeler arasında ve bizim de hap gibi yuttuğumuz yanlış manalandırmalardan olduğunu bir dostumun uyarısından sonra fark ettim ben de. Kimileri bugüne kadar birçok uydurma rivayetin etkisiyle “makam-ı mahmud”u şefaat makamı olarak bile nitelediler ve peygamberin ahrette ümmetine bu makamda şefaat edeceğini ballandıra ballandıra anlattılar. Şefaatle ilgisi olmadığını bilmekle beraber itiraf edeyim ki inceleyip ikna olana kadar ben de bu ibareyi ahrette (tam da bilemeyeceğimiz) ödül olarak özel bir mertebe olarak algılıyordum. Şimdi önce ayeti hatırlayalım, ardından Allah’ın bize önerdiği gibi aklımızı kullanarak güzelce inceleyeceğiz.

17 İsra 79 Ve minel leyli fe tehecced bihı nafiletel leke asa ey yeb’aseke rabbüke mekamem mahmuda.

17 İsra 79 Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur’an’la) salat et. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama (makam-ı mahmuda) ulaştırır.

Konuyla ilgili genellikle şefaat makamı olduğuna dair birçok hadis olmakla beraber benim en çok dikkatimi çeken daha ziyade gelenekte “ezan duası” olarak bildiğimiz ve ezanın ardından okunan bu duanın içinde geçiyor olması oldu. İlgili rivayet şöyle…

Câbir bin Abdullah (ra) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Her kim ezanı işittiği zaman ‘Allahümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t-tâmmeti ve’s-selâti’l-kâimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fadîlete ve’b’ashü makâmen-mahmûdeni’llezî veadtehû. İnneke lâ tuhlifu’l-mî’âd” (Mânâsı: Ey bu mükemmel davetin ve namaz kıyâmı (duruşu) emrinin sahibi olan Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (asm) vesîleyi ve yüksek dereceleri ver. Ve ona, vaad ettiğin Makam-ı Mahmûd’u lütfeyle. Şüphesiz Sen sözünden dönmezsin” derse, kıyâmet gününde benim şefaatim ona hak olur.” Buhari 2/365

Vay canına! Peygamber (güya) Allah’tan değil de insanlardan kendisi için istiyor. Hadi vesileyi istedi varsayalım, üstüne bir de antlaşma yapıyor!!! Siz bana ben size diyor… Ah, ah!!! İnsanlar her ezanın ardından şu duayı okumaya devam ediyorlar… Allah’ın konumu nerede bu duada? Sözünden dönmesi korkulan bir Rab ve ardından efendi olan(!) peygamber için imece usulü hakemi etkilemeye yönelik bir davranış! Vay canına! Allah sözünden dönmez ama siz çoktan dönmüşsünüz!!! “Yalnız Allah” dedikten sonra peygamberlerini de ilah edinmek yetmemiş, onların hayali şahsında Allah’ın sözünden dönme ihtimaline karşı antlaşma yapmışsınız! Yuh!!! Ezanın sonunda içimden “La İlahe İllallah” demekle yetinip, hiç ezberlemeye yeltenmediğim bu duayı iyi ki hiç bilmemişim, iyi ki bilinçsizce okumamışım.

Bu kadar laf kalabalığıyla yetinip şimdi gelelim manalara. İfadede geçen “mahmud” hemen herkesçe “övülen, övünülen, memnun olunan, hamd edilen” ve benzeri yakın manalarla bilinir. Mahmud ifadesinde ciddi bir sorun yok. Ama Türkçeye de geçen “makam” kelimesi çok sıkıntılı. Makam’ı Türkçede genellikle “mertebe, aşama, idari konum” olarak kullanıyoruz. Ancak anlamı daha geniş ve Arapçada çoğunlukla diğer manalarında daha çok kullanılıyor. Hadi Arapçayı da geçelim. Bakalım Kuran’da Allah bu kelimeyi nasıl kullanmış. Sözlüğümüz de Kuran olsun. Çevirenler nerede ne yapmış bunu da bu arada görmüş oluruz.

Makam kelimesi ilk olarak Bakara 125’te geçiyor. Makam-ı İbrahim olarak. Bahsedilen makam İbrahim’in makamı. Ama ortada ne bir koltuk var, ne taht, ne idare. Çeviriye göre bahsedilen şey coğrafi bir konum. İbrahim’in kabesi, evi, namazgâhı, mahallesi, semti, şehri, bölgesi, insanlarla toplandığı, yaşadığı yeri.

2 Bakara 125 Ve iz cealnel beyte mesabetel lin nasi ve emna vettehızu mim mekami ibrahıme müsalla ve ahidna ila ibrahıme ve ismaıyle en tahhira veytiye lit taifıne vel akifıne ver rukkeıs sücud

2 Bakara 125 Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şu sözü ulaştırmıştık: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!”

İkinci olarak Al-i İmran 97’de geçiyor. Yine makam-ı İbrahim olarak. “Orası” diye anlatılıyor İbrahim’in makamı. Bir yerden, bir coğrafyadan bahsediliyor yine.

3 Ali İmran 97 Fıhi ayatüm beyyinatüm mekamü ibrahım ve men dehalehu kane amina ve lillahi alen nasi hıccül beyti menistetaa ileyhi sebıla* ve men kefera fe innellahe ğaniyyün anil alemın

3 Ali İmran 97 Açık-seçik deliller, İbrahim’in makamı vardır orada.Oraya giren, güvene ermiş olur.Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.Kim nankörlük ederse hiç kuşkusuz, Allah bütün alemlere muhtaç olmayacak bir Gani’dir.

Sonra Maide 107. Burada iki şahidin “yerine” başka iki şahidin geçirilmesinden bahis var. Makam-e hum. Bildiğimiz anlamda bir mertebe, bir aşamadan ziyade bir tanıklık durumundan, konumundan durumundan bahsediliyor.

5 Maide 107 Fe in usira ala ennehümestehakka ismen fe aharani yekumani mekamehüma minellezı nestehakka aleyhimül evleyani fe yuksimani billahi le şehadetüna ehakku min şehadetihima ve ma’tedeyna inna izel le minez zalimın

5 Maide 107 Eğer onların bir günah işledikleri kesinlikle anlaşılırsa o zaman, tercih edilmiş olan bu ikisinin yerine bunların aleyhinde bulundukları taraftan iki kişi geçerek şöyle yemin ederler: “Allah şahit olsun ki bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk.”

Yunus 71’de Nuh’un içinde bulunduğu “Allah’ın ayetlerini hatırlatma” durumunun, konumunun ne olduğuna dair bir ifade var. Bildiğimiz anlamda “makam”a en yakın ifadelerden biri olmakla beraber vurguda Nuh’un “toplumunun yaşadığı yer içinde” bulunuşu ağır basıyor. Nitekim hemen ardından gelen 72 ve 73’üncü ayetlerde, tesadüf değil ki Nuh’un inananlarla beraber “o yerden” yapılacak bir gemi ile çıkması ifade ediliyor.

10 Yunus 71 Vetlü aleyhim nebee nuh iz kale li kavmihı ya kavmi in kane kebüra aleyküm mekamı ve tezkırıı bi ayatillahi fe alellahi tevekkeltü fe ecmiu emraküm ve şürakaeküm sümme la yekün emruküm ve şürakaeküm sümme la yekün emruküm aleyküm ğummeten sümmakdu ileyye ve la tünzırun

10 Yunus 71 Onlara Nûh’un haberini de oku! Hani, toplumuna şöyle demişti: “Eğer benim konumum ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah’a dayandım. Siz de ortaklarınızla bir araya gelip işinize bakın. Yapacağınız şey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin.”

İbrahim 14’de ise Allah kendi makamından, kendi katından bahsediyor. İnsanlara bulundukları makamdan (mahalde başına gelenlerden) çok, kendi makamından korkmaları gerektiğini hatırlatıyor. Ve bununla beraber önündeki 13’üncü ayette müşriklerin elçileri bulundukları yerden kovmak istediklerinden, bu ayette yerleştirilmesi vaad edilen bir toprak parçasından ve ardındaki 15’inci ayette oraların fethinden bahsediliyor.

14 İbrahim 14 Ve le nüskinennekümül erda mim ba’dihim zalike li men hafe mekamı ve hafe veıyd

14 İbrahim 14 “Ve onların ardından o toprağa mutlaka sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan, tehdidimden korkan için böyledir.”

Meryem 73 meallerinde makam genellikle aynen çevrilmiş ve meclis olarak ayet yine mahale atıf yapmış. Bununla beraber yine ne tesadüftür ki 72’inci ayette takva sahiplerinin o yerden kurtarılacağı belirtilmiş, 74’te eski kavimlere atıf yapıldıktan sonra 75’inci ayette “mekân olarak kimin üstün olduğunu görecekler” denilmiştir. Ayetlerin hepsinin önünü arkasını buraya yazmıyorum. Dileyenler açıp kontrol edebilirler. Yine bir “yer”den ve konumdan bahsediliyor makam olarak.

19 Meryem 73 Ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezıne keferu lillizıne amenu eyyül ferıkayni hayrum mekamev ve ahsenü nediyya

19 Meryem 73 Onlara ayetlerimiz açık-seçik okunduğunda, inkâr edenler inananlara şöyle derler: “İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?”

Hacc 21’inci ayetin çevirileri üzerinde ise ayrıca çalışmak gerekir belki. Makam kelimesi burada kamçı olarak çevrilmiş. Şimdilik bilemiyorum ama önündeki ve ardındaki ayetlerde cehennemden bahsediliyor. Demirden kamçılar mı, demirden bir mahal olarak bir cehennem tasviri mi “makamiu min hadid” acaba? Ben şimdilik olduğu gibi bıraktım. Anlamadığım şey hakkında bir görüş de ileri süremiyorum. Ama neticede ortada bildiğimiz manada bir makam yok.

22 Hacc 21 Ve lehüm mekamiu min hadıd

22 Hacc 21 Bunlar için bir de demirden kamçılar var.

Şuara 58’de yine “bir yer”den dem var. Makam-in Kerim. Mutlu ve huzurlu yaşanılan “bir yer” olarak çevrilmiş genelde. 57’deki “biz onları bahçelerinden ve pınarlarından çıkardık” ifadesi ile 59’daki “oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık” denmesi bu durumu açıkça destekliyor ve açıklıyor. Makam burada da coğrafi bir yer olarak kullanılmış.

26 Şuara 58 Ve künuziv ve mekamin kerım

26 Şuara 58 Hazinelerinden, mutlu-kutlu yerlerinden ettik.

Neml 39’da sıra. Burada da Süleyman’a “sen makamından kalkmadan” ifadesini kullanan “cinlerden bir iftrit” var. Kelime kelime mealini kontrol ettiğimizde ve olayın ne olduğunu incelediğimizde yine “bir yer”den ve diğer ayetlerde de bir başka yerlerden bahsedildiği açık. Sen yerinden kalkmadan, bir yere hareket etmeden, melikenin tahtını sana getiririm diyor ifrit. Bu arada henüz bilmeyenler için “ifrit”in “Afrikan, Afrikalı, Afritan, Afrika” gibi kelimelerin kökü olduğunu da hatırlatmış olayım.

27 Neml 39 Kale ıfrıtüm minel cinni ene atıke bihı kable en tekume mim mekamik ve innı aleyhi le kaviyyün emın

27 Neml 39 Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: “Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.”

Sonra sıra geliyor Saffat 164’e. Melekler kendi malum makamlarından bahsediyorlar ve 165’de diyorlar ki “biz saflar halinde dizilip duracağız” Saflar halinde ancak bir mekanda, bir yerde durulur.

37 Saffat 164,165 Ve ma minna illa lehü mekamüm ma’lum

37 Saffat 164,165 Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz, o saflar halinde dizilenler biziz.

Dühan 26 için de garip çeviriler var nedense. Allah ekinlerden, tarlalardan bahsederken seçkin makamlar neden bir mertebe, bir taht olsun. Bir yerden, bir coğrafyadan bahis yok mu sizce? Yukarıdaki (Şuara 58) aynı kelime; makam-ı kerim. Orada tarlalar bahçeler de burada müdür odaları mı? Konu bütünlüğü ile (Kuran’ı açıp) öndeki ve arkadaki ayetlere bakarsanız göreceksiniz ki İsrailoğullarının ve onları takip eden Firavun ordusunun terk ettiği coğrafyadan bahsediliyor.

44 Dühan 26 Ve züruıv ve mekamin keriym

44 Dühan 26 Nice ekinler, nice seçkin makamlar (yerler).

Dühan 51’e gelindiğinde ise artık “makam-ı emin”den yani korunanlar için güvenli bir mekandan bahsedildiğini göreceksiniz. Yine bir mekan, yine bir yer, yine bir coğrafya “makam” denilen şey. Kuran’ın açık mufassal sözlüğü olarak bizzat kendisi bunu söylüyor.

44 Dühan 51 İnnel müttekıyne fı mekamin emiyn

44 Dühan 51 Korunup sakınanlar, güvenli bir makamdadır;

Makam kelimesi Rahman 46’da ve son olarak Naziat 40’da geçiyor. “Rabbinin makamı” olarak geçen ifadeleri “Allah katı, Allah’ın mekânı, Allah’a dönülecek, hesap verilecek yer” manasıyla anlarsak, inanan insan için cennetlerle tamamlanmak üzere peş peşe geliyor.

55 Rahman 46 Ve limen hafe mekame rabbihi cennetani.

55 Rahman 46 Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var.

79 Naziat 40 Ve emma men hafe mekame rabbihi ve nehennefse ‘anilheva.

79 Naziat 40 Rabbinin makamından korkup nefsini boş heveslerden yasaklanmış olan içinse,

İşte Kuran’da geçen bütün “makam” kelimelerini inceledik. Yoğunlukla bir yerden, bir coğrafyadan, bir sahneden, bir mahalden bahisle kullanılıyor. Ama sıra İsra 79’a gelince nedense birdenbire “şefaat makamı” oluyor!!! Olmadı ahrette çok yüksek bir makam oluyor! Nasıl da zehirlemişler bizi! Şimdi o ayete dönelim yine, ama öncesinden başlayarak. 79’dan değil de 76’ncı ayetten itibaren. Umuyorum göreceksiniz makam-ı Mahmut nedir…

17 İsra 76 Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.

Gördüğünüz gibi Allah bir yerden bahsediyor ve elçisine seni oradan neredeyse çıkaracaklardı diyor ve şunu ekliyor; senden sonra onlar da orada az bir süre kalacaklardı. Bir coğrafyadan bahsedildiği açık değil mi? Devam edelim…

17 İsra 77 Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yöntem de buydu. Sen bizim yol ve yöntemimizde değişme bulamazsın.

Nedir acaba Allah’ın elçisine önerdiği bu yöntem ve ne için öneriliyor? Devam edelim…

17 İsra 78 Güneşin kaymasından/aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar salatını ikame et. Sabah Kur’an’ını da gözet. Çünkü sabah Kur’an’ı tanıklarca izlenmektedir.

Hmmm… Akşam güneşin ufuktan kaybolup gitmesinden gecenin karanlığı çökünceye kadar bir vakit var ve bu vakitte salât emrediliyor, ayrıca sabah için de aynı hatırlatma yapılıyor. Namaz ve Kuran okuyup üzerinde düşünerek çözüm bulma saatleri. Vakitlenmiş salât. Peki nasıl? Geldik makam-ı mahmud ayetine…

17 İsra 79 Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur’an’la) salat et. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama (makam-ı mahmuda) ulaştırır.

Müşriklerin elçiyi toprağından çıkarma gayretlerine karşı çözümde zorlanan peygamberimize Allah bir yol gösteriyor ve bu çözüm sürecinin ortasında ahiretteki bir makamdan, hele hele ona vereceği bir şefaat makamından mı bahsediyor!!! İsra 80’le devam edelim bakalım öyle mi…

17 İsra 80 Şöyle yakar: “Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver.”

Sadece Allah’a güvenen, O’ndan yardım isteyen elçisine örnek bir niyaz gösteren ve yolunu tefekkür ettiren Allah, olmayan bir şefaat makamından mı bahsediyormuş!!! Yazıklar olsun din diye bize zehirlerini tasavvuf kadehlerinde eteklerini çevirip döne döne sunanlara…

17 İsra 81 Ve de ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti. Bâtıl, yok olmaya zaten mahkûmdu.”

“Makam-ı mahmud” olarak, elçisinin kendisini ve inanan arkadaşlarını emniyette hissedeceği, huzurlu yaşayabileceği, övülen ve övünülen Allah’a, onları kurtardığı için hamd edip şükredecekleri bir yeri umması gerektiğini hatırlatan ve yolunu tefekkür ettiren Allah’a bize de ayetlerini açıkladığı için şükürler olsun.

17 İsra 82 Biz Kur’an’dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.

Ezan duası ile olacak işler değil bunlar. Bunlar takva ile Allah’ın ayetlerine sarılan müminlerle olacak işler. Yolu Allah gösterir. Tüm vesileler O’ndandır. Bize öğrettiği, çözüm yollarını gösterdiği ve bize katından yardım ettiği için hamd edilecek olan O’dur. El hamdü lillahi Rabbil Alemin.

Kalemzade | Cengiz Yardım

7 thoughts on “Makam-ı Mahmud Nedir?

  1. Cuma namazlarında ezandan sonra bu dua okunuyor ve cemaat ellerini açarak duaya katılıyor, sonunda da amin diyor. Anlamadığım şeye katılmam, milletin içinde bu ve bunun gibi dualar okunurken tek başına kalmak biraz huzursuz ediyor ama; anlamadığın bir şeyin peşinden gitmemek iyi bir şey. Burada Türkçe konuşuluyor ve duaların da Türkçe olması gerekir. Özellikle son on yılda Cuma namazlarında arapça okunan dualar çoğaldı, imamın ezberlemekte zorlandığı okumasından belli olan şeyleri imama dayatmayla okuttukları anlaşılıyor. Rezillik duman alıyor.

  2. Gerçek şu ki, ATALARIMIZIN YAŞADIĞI İSLAMI YAŞAMAYA DEVAM ETTİKÇE…. yahudi, hıristiyan, budist yada afrika da bir yerli kabilesi ferdi kadar uzağız MÜSLÜMANLIĞA…. DİNDE liderliğe soyunanların eteklerinde ki taşların dökülmesi gerek ilk önce. Mutlak itaat yalnızca ALLAH’A dır diyebilecek mert oğlu mert, gerçek abd (kul) olabilmiş ADEM’ler gerek ilk önce. KİTAB’A ulaşmanın KİTAB’I OKUMAKTAN geçtiğini söyleyebilecek kanaat önderleri gerek ilk önce. ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ, ritüellerine uyulmadığı için yok sayılmış, payına düşen rant azalır kaygısı ile kötülenmekten çekinilmemiş -SÖZDE DİN KARDEŞLİĞİNİN – bitirilmesi gerekiyor ilk önce. Allah’a ulaşmak için VESİLELERE (şeyh, efendi vb.)DEĞİL, GERÇEK TAVSİYELERE ( Kur’an ) İHTİYAÇ VARDIR…. diyebilecek BABAYİĞİTLER gerek ilk önce… yoksa daha çok uzun zaman, anlamını önemsemeden, özümsemeden, hatta hiçte merak etmeden LAF OLSUN DİYE AMİN! der dururuz.
    Selam ve Dua ile….

  3. Kardeşim makami mahmud vardir ve orasi sefeat makami en yüksekte olan bir makamdir hicbir kimsenin peygamber efendimizden haric erişemiyecegi bir makamdir o makam hem peygambere has hemde ALLAHU TEALA nin ona orada sefeat yetkisini verecegi makamdir eyer sen böyle birsey yok uydurma dersen ben derimki hatalisin hem dedigin gibi isra süresinde geciyor hemde bunla ilgili hadisi serif vardir herşey ortadadir

  4. Dinde reform cabasi ile basliyor “ihlas” tan uzaklasmak reform dediysek reformistlerin agizinda ciklet olmus biz dini ilk yalin haliyle yasayacagiz rehberimiz kuran bize kuran yeter demek allah (c.c.) yalniz kuran yeterli gorseydi peygamberimiz sav nebi olarak secmez herkez kurani alsin okusun uygulasin derdi ancak reformist arkadaslar ne hadis ne de ictihata onem vermiyor akli neye yatiyorsa ona uyuyor hosuna gideni yapiyor. o zaman herkesin kendine ait toplama bir dini oluyor. Makam i mahmut ile ilgili hadisi inceleyelim muttefiken aleyh mi ravileri kim gorulur ki hadis sahih kudsi bir hadisdir hadise de aklima yatmadi muhalifim deniyorsa pes dogrusu unutmayalim “benim ummetim yanlista ittifak etmez” hadisi gunes gibi parlakken cumhurun yaptiginda hata gorup kendini asil dindar sanan ihlas fukarasi bilgi budalasi emmare kisilerden olmayalim

  5. Pingback: Makam | 08 Olay | En Güncel Artvin Haberleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir