Şehrin Kapısında Secde

Şehrin kapısından girerken secde etmek ne demek?…

“Kapıdan girmek” Kuran’da geçen en ilginç ve düşündürücü öğütlerdendir. Hadi bir eve kapıdan girmeyi az çok anlıyoruz da “şehirlerin kapılarından secde ederek girmek” ve “kapılardan ayrı ayrı girmek” ne ola? Acaba şehrin surlarındaki kemerlerden geçerken yere seccade mi seriyorlardı?

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişi aklıma geliyordu bazen. Ama orada Fatih secde etmiyor, ihtişam içinde atın üstünde başı dik geçerken eğilenler (hatta ezilenler) yerlerdeki insanlardı! Yani Kuran’a, öğütlenene tamamen ters bir durum aslında. Acaba peygamberimizin Mediye’ye girerken ya da Mekke’ye döndüğündeki Allah’a şükrü müydü kapılardan eğilerek ya da secde ederek girmek? Bakın bunu eminim bir boyutuyla kapsıyor olabilir. Yine de anlamlandırmada önemli bir şeyler eksik kalıyor gibi… Peki izdüşümü arasak… Şükür tamam da, bugün bir şehre girerken otobüs duracak ya da arabayı sağa çekip yere mi kapanacağız? Almanya’ya giden işçi kardeşim Münih havaalanına inip Alman gümrüğüne ayak basınca yerleri mi öpecek?

Kuran’ımızda birçok yerde “kapı” kelimesi geçen ayet var.

Ben taradığımda 23 tane ayet buldum. Bu ayetleri de beşe ayırdım. Büyük bir kısmı göklerin ve cennetin kapıları olarak geçiyor. Bir kısmı da cehennemin kapıları. Dördüncüsü barınak olan evlerimizin ve odalarımızın kapıları olarak geçiyor. Ve beşinci olarak da bu yazımın bahsi olan şehirlerin kapıları. Ama tüm bu kapılar arasında ilginç bir bağ olduğunu gördüm. İlginçtir “evlere kapılarından girin” öğüdü ile birlikte şehir, gök, cennet ve cehenneme de ayrı ayrı kapılardan giriş ifadeleri söz konusudur. Bunun bir anlamı olmalı…

Evlere Kapılarından Girmek

2 Bakara 189 Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: “O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah’tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Bu ayette “evlere kapılarından girin” öğüdü hac ile aynı ayette birleştirilerek şehirle de özdeşleştirilmiş durumda. Yani evlerin kapılarından girmekle şehirlerin kapılarından girmek arasında benzer bir öğüt olmalı. Düşünelim… Evlere kapılarından girersek ev sahibi olanlar bizi hırsız, arsız, bozguncu görmez. Barışçı ve dost görür. Ama pencereden, bacadan girersek hırsız olduğumuzu, en azından iyi niyetli olmadığımızı düşünür ve buna karşı bir tepki verir. Kendini ve malını korumak ister. Ya bizi silahla karşılar, ya kafamıza sert bir cisimle vurur, ya yakalayıp bizi polise teslim eder, ya da belki öldürür.

Şehirlerin Kapılarından Secde Ederek Girmek

Peki ya şehirlere kapılarından (genel kullanıma ait meşru yollarından, patikalarından) değil de dağdan bayırdan, tepeden, gizlice suyun altından, yer altından sızarak ya da bir tehditle girmeye kalkarsak ne olur? Orada yaşayan halk bizim art niyetli olduğumuza hükmederek bizi hırsız, azgın, bozguncu çeteler görmez mi!!! Elimizde silah varsa bu davranışımıza karşın bizi silahla karşılamaz mı? Gizlice ve sinsice şehre girmeye kalktığımız için kafamıza sert bir cisimle vurmaz mı? Bizi yakalayıp hapse atmaz mı? Ya da belki de öldürmez mi!!!

2 Bakara 58 Şöyle demiştik: “Girin şu kente; orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve ‘Affet bizi!’ deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını da veririz.

7 Araf 161 Onlara şöyle denildi: Şu kentte oturun, orada istediğiniz yerden yiyin. ‘Affet’ diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düşünüp güzel iş yapanlara daha fazlasını da vereceğiz.

Bu ayetlerin önüne arkasına baktığımızda görürüz ki “kapıdan secde ederek girin” öğüdü İsrailoğullarına yapılmıştır. Musa isyankâr kavmine bir türlü söz anlatamaz. Kudret helvası ve bıldırcın eti ile rızıklandırıldıkları halde gözleri hala açtır. Firavun’u hem sevmez hem de onlara verdiği soğanı sarımsağı da kaybetmek istemezler. Bir türlü razı olmayıp, hallerine şükretmeyip, her şeyin ve her mülkün sahibi olmak isterler. Musa asasıyla yere vurur ve on iki kabile için on iki pınar fışkırır da onlar yine memnun olmaz ve daha fazlasını isterler.

2 Bakara 60 Bir zamanlar Mûsa, toplumu için su istemişti de biz, “Değneğinle şu taşa vur!” demiştik. Taştan hemen on iki göze fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine özgü su kaynağını bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için; yeryüzünde bozgunculuk yaparak şuna buna saldırmayın.” demiştik.

Yerlerinden yurtlarından kaçarak çıktıktan sonra Musa onları yeni bir yerleşim yerine getirdiğinde bile hala Musa’yla ve hatta Allah’la pazarlık peşindedirler. Şükretmezler. Emredileni yapmamak (sığır kesme bahsi) için bir sürü soru sorup mazeret üretirler. Kendileri bozgunculuk yapmakta olduklarının farkına varmaz, girecekleri yerleşim yerinde yaşamakta olan insanları bozguncu olarak görürler ve Musa’dan onları oradan çıkartmasını isterler. Hazıra konmayı ise erdem sayarlar.

5 Maide 23 İçine ürperti düşenlerden, Allah’ın nimet verdiği iki adam dedi ki: “Onların içine kapıdan girin. Oraya girdiğinizde galip geleceksiniz. Eğer inananlar iseniz yalnız Allah’a güvenin.”

5 Maide 24 Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbin’le birlikte onlarla savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.”

Oysa o şehre savaşarak değil secde ederek, yani beğenmeseler de saygı duyup, oradaki insanların kurduğu düzene boyun eğerek ve bozgunculuk etmeden normal giriş şartlarında girmelilerdi. Eğer o şehri ıslah etmek istiyorlarsa bunu güzel davranıp güzellik üreterek yapmalılardı. O zaman daha fazlasını da hak edeceklerdi. Ama öyle yapmadılar. Musa’nın uyarıları çoğu için boşa gitti.

5 Maide 25 Şöyle yakardı Mûsa: “Rabbim! Nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık sapıklar topluluğu ile bizim aramızı ayır.”

5 Maide 26 Allah dedi ki: “Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde sersem sersem dolaşacaklar. Sen o sapıklar topluluğu için kederlenme.”

Her şeye rağmen İsrailoğullarına verildi. Ama onlar her elde ettiklerinden sonra şükretmeyip, her seferinde verdikleri sözden döndüler, daha fazlasını, daha fazlasını, daha fazlasını isteyip durdular. Şehirlere bir türlü kapılardan secde ederek (düzene boyun eğerek) girmediler.

4 Nisa 154 Kesin söz vermeleri için Tûr’u üzerlerine kaldırdık ve onlara: “kapıdan secde ederek girin.” dedik. Onlara şunu da söyledik: “Cumartesi gününde azgınlık yapmayın.” Onlardan sapasağlam bir söz almıştık.

Gördüğümüz kadarıyla Cumartesi yasağı bazı ritüel ve davranışsal ibadetlerin yanı sıra büyük kapsamda bir avlanma yasağı idi. Bu kapsamıyla da elbette çevreyi ve dolayısıyla toplumu koruyan yasalar içeriyordu.

7 Araf 162 Onların zulme sapanları, sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine biz de üzerlerine gökten bir pislik azabı saldık; çünkü zulmediyorlardı.

Ama İsrailoğulları için sadece kendileri önemliydi. Kendi hakları, kendi istekleri toplumun ortak yaşama kurallarının hep önündeydi. Kendilerini özel kabul edip, azıyorlar, isyankâr tavırlarıyla avlanma yasağına uymuyor, kuralları hiçe sayıyor, şehirlerde hırsızlık, talan, şiddet ve bozgunculuk yapmayı mübah görüyorlardı.

7 Araf 163 Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.

Elbette hiçbir toplum tamamıyla iyi ya da kötü değildir. İyilerin içinde en kötüler, kötülerin içinde en iyiler her zaman vardır. Elmaslar her zaman değerlidir. Ama İsrailoğulları geneliyle azgınlığıyla ve isyankârlığıyla ün salmış bir kavimdir. Hevalarını tanrı edinmişlerdir. Kimseye kolay kolay saygı duymazlar ve onlara zulmedenlerle onlardan olmayanları ayırmaya bile yanaşmazlar. Kendilerinden olmayan herkes onlar için düşmandır, haindir!!!

5 Maide 23 İçine ürperti düşenlerden, Allah’ın nimet verdiği iki adam dedi ki: “Onların içine kapıdan girin. Oraya girdiğinizde galip geleceksiniz. Eğer inananlar iseniz yalnız Allah’a güvenin.

Oysa o şehirlerde yaşayanların düzenlerine saygı duyup haklarını düzgün yollardan arasalardı, orada yaşayanlar da onları evlerine kapısından giren bir dost gibi algılayacak, böylece haklarını elde edecek ve haksızlığa uğradıkları hususta kendilerine zulmedenlere galip geleceklerdi. Ama onlar Allah’a ve Musalarına değil soylarına ve kavimlerinin yoldan çıkmış Samirilerine güvendiler. Bir şeyler elde etmeye başlayınca şımardılar. Oysa eski kavimlerden örnek almalıydılar.

6 Enam 44 Öğütlenmeye çağırıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler.

Anlattıklarımın sağlamasını yapayım şimdi…

Buraya kadar anlatmaya çalıştığım “şehirlerin kapılarından secde ederek girin” öğüdünün izdüşümünün “oradaki düzene saygı duyun” demek olduğu konusunda tereddüt göstermememin asıl nedeni bu ayetlerle beraber Yusuf suresidir aslında. Kuran’dan bu hususta anladığımı anlatmaya çalıştığım hemen her şeyi Yusuf kıssasında derli toplu olarak ortada görüyorum. Yusuf’un babası Yakup (İsrail) benden daha iyi anlatıyor, oğulları benden daha iyi yaşıyor ve Yusuf benden daha mantıklı ifade ediyor. Buyrun sağlamaya…

“Kapı” gibi ayetler var Yusuf suresinde…

12 Yusuf 7 Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde sorgulayanlar (soranlar) için ayetler (ibretler) vardır.

Yusuf kuyuya atılmasının ardından gelişen süreçte bir başka toplumda bir sarayda bulur kendisini. Kapılarla ilgili ayetlerle ilk defa orada karşılaşıyoruz. Vezirin kadını, Yusuf’un üzerine kapıları kilitliyor. Ne alaka diyeceksiniz ama… Çok alaka…

12 Yusuf 23 Yusuf’un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, “Hadi gel!” dedi. Yusuf: “Allah’a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur. Zalimler iflah etmez.” dedi.

Bakın Yusuf ne diyor… “Rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturdu. Zulmedemem. Bozgunculuk yapamam. Saygıda kusur edemem. Allah’a sığınırım.” Peki sadece kadının isteğiyle mi ilgili bu durum? Devam edelim… Yine bir kapı.. Ve kapıda olanlar…

12 Yusuf 25 İkisi birden kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüz yüze geldiler. Kadın seslendi: “Senin ailene kötülük düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir işkence mi?”

Kadının söylediğine dikkat… “Senin ailene kötülük edenin cezası ne? Hapis mi? İşkence mi?” Yani o ülkenin, o sarayın, o toplumun kuralları devreye giriyor. Ve Yusuf eğer itiraz edecekse kurulu düzenin kanunlarına itiraz etmiyor, suçlu olmadığını savunuyor ve hakem devreye giriyor.

12 Yusuf 26 Yusuf dedi ki: “O, gönlünü eğlendirmek için beni kullanmak istedi.” Kadının ailesinden bir tanık da şu yolda tanıklık etti: “Eğer erkeğin gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, bu durumda erkek yalancılardandır.

Kanunlar değil suçlar, davalar tartışılıyor. Kanunlar kötüyse ya kanun koyucu olursun ya da kanunları ıslah için yeri geldiğinde konuşur ve bozgunculuk yaparak değil iyi işler yaparak kanunları değiştirirsin. Yusuf düzeni ıslah içinse sabrediyor ve çalışmaya zindanda bile olsa devam ediyor.

12 Yusuf 33 Yusuf dedi: “Rabbim! Zindan benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir. Eğer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum.”

Topluma aykırı işler yapmadan, yakmadan, yıkmadan, başına gelen tüm zulümlere rağmen sabırla ve tırnaklarıyla kazıyarak sadece Allah’a güvendi Yusuf. Bir ara zindan (hapisteki) arkadaşına güvenmesi bile ona birçok seneye ma’loldu.

12 Yusuf 42 Yusuf o iki kişiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: “Rab edindiğin kişi yanında beni an.” Ama şeytan o adama, rab edindiği kişiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yusuf yıllarca zindanda kaldı.

O toplumdan biri olmayan ve sabreden Yusuf o toplumun düzeni içerisinde yavaş yavaş söz sahibi duruma geliyor ve hem kanunları hem de toplumu güzellikle ıslah etmeye başlıyor.

12 Yusuf 47 Yusuf dedi: “Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini başağında bırakırsınız.”

Sonunda hiçbir şekilde ihanet etmediği toplumda vezir oluyor. İbret alması gerekenlerin alması dileğiyle…

12 Yusuf 54 Kral dedi ki: “Onu bana getirin, kendime özel dost edineyim.” Yusuf’la konuşunca da şöyle dedi: “Artık bugün yanımızda mevkii olan, güvenilir bir dostsun.”

12 Yusuf 55 Yusuf dedi ki: “Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum; bilgiliyim.”

12 Yusuf 56,57 İşte böylece biz Yusuf’a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz. İman edip takvaya sarılanlar için ahiretteki ödül elbette daha değerlidir.

Artık Yusuf o şehirde düzene saygı duyacak değil bizzat hüküm verecek konuma gelmiştir. Kıssanın devamında biliyorsunuz şehre Yusuf’un kardeşleri gelmeye başlıyor ve hikâye boyut kazanıyor. Artık Yusuf kanun koyucu kardeşleri boyun eğici durumdadır. Ancak dikkatinizi çekmek istediğim nokta yine “kapı”lar. Çocuklarını o şehre gönderen Yakup bakın ne diyor?

Şehre Ayrı Kapılardan Girmek

12 Yusuf 67 Yakup şunu da söyledi: “Oğullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah’ın takdir ettiği bir şeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah’ındır. Yalnız O’na dayandım ben, yalnız O’na güvenip dayansın tevekkül sahipleri.”

Neden acaba ayrı ayrı kapılar… Yakup “Allah’ın takdir ettiğini sizden savamam” diyor ve O’na dayanıyor. Demek ki çocukları için, onların başına gelebilecek bir müsibet ihtimali için endişeleniyor. O şehre topluca bir kervan ya da bir güç olarak girmeleri durumunda o şehre bozgunculuk, çatışma ve hırsızlık için giriyor zannedilerek o şehrin toplumsal düzenine aykırı algılanmalarını istemiyor. Ve Allah da bunu çok iyi biliyor.

12 Yusuf 68 Babalarının emrettiği yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah’ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakup’un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Yakup, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.

Yakup ilim ve görüş sahibi idi. Bir başka toplumla beraber bulunma durumunda o toplumun koyduğu düzene bozgunculuk etmenin doğru olmadığını biliyordu. Ve bu yüzden çocuklarını uyarmıştı. Çocukları şehrin kapılarından ayrı ayrı ve secde ederek girmeliydiler. Bu onun isteğiydi ama başlarına gelecek varsa onu engellemeye de yetmedi. Çocukları bozgunculukla ve hırsızlıkla suçlandılar.

12 Yusuf 70 Yusuf, kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeşinin yükü içinde koydu. Sonra bir ünleyici şöyle haykırdı: “Ey kafile, siz herhalde hırsızlık ettiniz!”

12 Yusuf 73 Kardeşler dediler: “Vallahi, siz de iyi biliyorsunuz ki, biz bu toprağa bozgunculuk yapmak için gelmedik, hırsız da değiliz biz.”

Dikkat ediyorsunuz sanırım. Bir başka toprağa, bir başka memlekete bozgunculuk için gelmedik diyorlar. Tema belli… “Düzene, beğenmesen de saygı duy.” Ama bu durumun sebebi elbette başkaydı. Yusuf az sonra aynı gerçeği (yani düzene saygı duyulması gerektiğini) bir kez daha ortaya koyacaktı.

12 Yusuf 74,75 Sordular: “Eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir?” Kardeşler dedi: “Cezası şu: Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa yükün sahibi çalınan mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz.”

Aslında Yusuf kendi yaşadığı toplumunun kanunu uygulayabilirdi. Ama (kardeşini alıkoyma) planı dâhilinde onları kendi kanunlarına göre yargıladı. (Ek not: Eğer hırsızın alıkonması Yakup’un dininin hükmüyse İbrahim’in de dini demektir. İbrahim’in dini Muhammed’in de dinidir. O halde hırsızlığın cezası el kesmek değil, alıkonulmaktır.) İbret alınacak o kadar çok şey var ki!!! Hem Yusuf hem de kardeşleri birbirlerinin kanunlarına hükmün geçerli olduğu yer ve zamanda saygı duyuyor ve tekliflerini bile bu saygıyla yapıyorlar. Küçük kardeşleri yerine kendilerinin alıkonulmasını isteyen abisine bakın Yusuf ne diyor…

12 Yusuf 79 “Ne, dedi Yusuf, Allah korusun. Eşyamızı yükünde bulduğumuz adamdan başkasını tutamayız. Öyle bir şey yaparsak zalimlerden oluruz.”

Yusuf ilgili toplumun kurallarına aykırı hareket etmeyi zulüm sayıyor. İşte Allah’ın insana ve toplumsal düzenine verdiği değer. Tabi ki görebilene…

12 Yusuf 81 Babanıza dönüp şöyle deyin: “Ey babamız, oğlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiğimize tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler değiliz.”

Bildiğimize tanıklık etmek… O kadar ibret verici ki… Sırf içlerindeki kin ve nefret yüzünden önüne geleni karalayan, anlatılan her türlü rivayete inanan, görmediği bilmediği halde bir insanın, bir kurumun, bir toplumun tamamını tekfir edip katil, faşist, ırkçı, suçlu ve düşman gören anlayışa atfolunur… Duyduklarınızın doğruluğunu test edin. Görmediğiniz, bilmediğiniz her ithamı giydirmeyin insanlara. Sizi kandırmak ve bir yere kanalize etmek için onlara atılan iftiraların hepsini bilmeden doğru kabul etmeyin. Arının kininizden. Ve Allah’a ve O’nun doğrularına dönün. Yanlışlarımızdan dolayı sizi ve bizi affedecek olan Allah’tır. Kardeşleri pişman olup döndüğünde Yusuf’un istediği de buydu.

12 Yusuf 92 Yusuf dedi: “Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.”

Kıssanın sonunu biliyorsunuz. Kanun koyucu Yusuf’un tahtında onun düzenine secde eden (boyun eğen, saygı duyan) bir peygamber, bir peygamber karısı ve on bir kardeş (kavim) vardı.

12 Yusuf 100 Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yûsuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. Yûsuf dedi: “Babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu, şeytan, benimle kardeşlerim arasına yakumluk soktuktan sora, O beni zındandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Rabbim, dilediği şeyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alîm olan O’dur, Hakîm olan O’dur.”

Şehrin kapısından secde ederek girmeyenlerin, orada ıslah değil bozgunculuk çıkaranların sonunu hatırlatıyor surenin sonu.

12 Yusuf 109 Senden önce gönderdiklerimiz de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllarınızı kullanmayacak mısınız?”

Yemin olsun ki bu Kuran’da ders almak isteyenler için her türlü öğüt var. Yemin olsun.

12 Yusuf 111 Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.

Çiçekler bile dikenlere saygı duyar, dikenlerin içinde rengârenk parlarlar. Evlere de şehirlere de kapılarından ve secde ederek girmek o ev halkına, o şehir halkına ve düzenine “kitabımız çerçevesinde” saygı duymaktır. İlah edinmişler varsa onların ilahlarını ilah edinmek demek değildir. Zulme değil kurulu düzene “kitabımız çerçevesinde” boyun eğmektir. Eğer ev ya da yurt edineceksek, orayı ıslah etmek için makbul ve güzel işler yapmaktır. Olmadı beğenmediğimiz yere girmez ya da oradan hicret ederiz. Elçilerin de gelmiş geçmiş sünneti budur. Yoksa bozgunculuk ve kargaşa kaçınılmazdır. Ben bunu okudum… Kendimi ayırmadım. Kendi nasibimi, kendi öğüdümü aldım. Darısı düşünenlerin ve öğüt almak isteyenlerin başına. Selam ile…

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Şehrin Kapısında Secde

  1. Kur’anın canlı bir kitap olduğuna ve kıyamete kadar sürecek bir okuması olduğunu hatırlatan bir yazı olmuş .
    Ve bir hayli de güncel bir yazı….Anlayan/lara !

  2. Selam.
    Günümüzde hangi şehre kapısından giriliyor ki.
    Işid mi Kobani’ye kapısından giriyor.
    PYD kapıdan secde ederek girdi diyebilir miyiz ?
    Peki Suriye nasıl kuruldu, Osmanlı’nın kapısından girerek mi ?
    Biz Konstantinopolis’e secde ederek girmedik de, Roma kapısından mı girmişti ?
    Şehrin yönetimi zalim de olsa saygı mı duymalı, yoksa hakkı söyleyip uyarmalı mı ?
    Peygamberimiz Mekke’yi savaşarak fethetmedi mi ?
    Düşündürücü, güzel bir yazı, saygılarımla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir