Erkek Üstün müdür?

erkek üstün müdür

“Yemin/Sağ El” Bahsi | 4.Bölüm

Mesele hep infak, hep zekât, hep adalet. Ama gören için… Nisa 29 ve 30’da anlaşma dışı haksız ticaretle malların yenilmemesi gerektiğinden, Nisa 31’de konu büyük günahlara atfedilir ve Nisa 32’de erkek ve kadının kendi kazandığından payları olduğundan, insanların birbirinin malına göz koymaması gerektiğinden bahseder.

4-Nisa 32 Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah’tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.

Yeri gelmişken şu “üstünlük” kavramından bahsedelim. Üstünlük her şeyiyle üstün olmak demek değildir. Benim anladığım; yakın anlamda karşılayan ve bugün anlaşılan anlamda “avantaj”dır. Yani Allah kimini bazı konularda kimine avantajlı yaratmış ya da o avantajı nasip etmiştir. Ama avantajın da sorumluluğu vardır. Malı çok olanın sorumluluğu o mal üzerinedir. Güçlü olanın sorumluluğu gücü üzerine. İlmi olanın sorumluluğu ilmi üzerine.

Herkes herhangi bir konuda diğerlerinden üstün olabilir. Herhangi bir konuda yeteneği, nasibi olanın sorumluluğu o yetenek, o nasip üzerinedir. “Onda var bende niye yok” zihniyeti ve kıskançlık ise büyük aldanmadır. Çünkü sorumluluk ağırdır. Bazen bazı şeylere sahip olmamak da Allah’ın merhameti gereğidir. O mala, mülke sahip olmamak o malın, mülkün ağır sorumluluğunu kaldıramayacak olmaktan kaynaklanan bir bağışlanmadır belki de. Allah bilir, siz bilemezsiniz.

Nisa suresinden “sağ el” ya da “yemin” olarak çevrilmiş olan kelimelerin bulunduğu ve irtibatlı olduğu karşımıza çıkan ayetlere devam edelim.

akadet eymânukum | sözleşme ile yemin altında olanlar

4-Nisa 33 Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz, Allah, her şeye şahid olandır.

Nisa 33’de yemin ile bağlanılan kişilerin haklarının verilmesinden, adaletten ve hatta eşitlikten bahsedilir ve Nisa 34’de bu “üstünlük” kavramına açıklık getirilir. Ama buna rağmen çokça tartışılır.

4-Nisa 34 Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah’ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.

Bu ayette bahsedilen ana konu erkeklerin hangi hususta avantajlı olduğu ve bunun getirdiği sorumluluktur. Ama genellikle konu dönüp dolaşıp “kadınları dövmek” bahsine gelir. Bu konu hakkında tartışmaya girmeyeceğim. Ama şu kadarını söyleyeyim. Bu ayette “darabe” fiili ile (bugüne izdüşürerek) kadınları dövmekten bahsedildiğini düşünmüyorum. O yüzden meallerden “hafifçe dövün” değil “çıkarın” kelimesi geçtiği biçimde olanından aldım. Ancak buna rağmen devrin örfi kültürüne ve kelimenin Arapça şeceresine göre incelemek ve belki biraz daha üzerinde düşünüp en doğruyu bulmak gerek.

Bugüne baktığımızda ise şunu görüyorum; sokaktaki adam şu ayetteki sıralamayı bile yapmadan o kadınla ilişkisini kesmeye meyilli olacaktır. O kadına öğüt bile vermeden! Bu durum bize gösteriyor ki Allah erkeğe “hafifçe dövme” izni verse de vermese de iffetsiz bir kadına karşı bile biz erkeklerden daha merhametli. Ve erkek olmak da iffetsiz olmamak anlamına gelmiyor. Bugün kadınlara şiddet uyguladığını bildiğim erkekler gözümün önüne geliyor da birçoğu şiddet uyguladıkları kadınlardan çok daha iffetsiz ve nefsine temayüllü bir hayat yaşıyorlar. Benim bildiklerimin hiçbiri eşleri kadar bile iffetli görünmüyor. Üstüne üstelik çelişki orada ya, bu adamlar nikâhları altında olmayan iffetsiz kadınlara çok daha yumuşak ve hatta (o kelimeyi kullanmayacağım) ezik yaklaşıyorlar. Kadınlardan iffetsiz biçimde yaşadığına dair emareler verenlerse sorgulayanı bile olmadan gayet rahat ve birçok iffetli kadından çok daha geniş yaşıyorlar. Yani insanoğlu bu konuda da hem kendine hem eşine zulmediyor. Hak etmeyen zulüm görürken, hak edenin umurunda bile değil!

Benim esas diyeceğim, bu ayetin iffet konusunda muhatabı olmaktan kadın olalım, erkek olalım Allah bizi korusun. Zor bir durum. Nasıl ki fizik, biyoloji ilmi gerektiren bazı ayetler bazılarımızın donanımını aşıyorsa, bu ayeti de bu konuda psikoloji ile uğraşanlara bırakayım. Benim vereceğim daha net bir açıklama yok. Her şeyin en doğrusunu bilen ise Allah’tır. Zaten Nisa 35’de benzer durumlarda kadın ve erkek akrabalardan birer hakem kılınması tavsiye ediliyor ve yükü hafifletiyor yine Allah.

Nisa 36’da yemin altında bulunanlara yine iyilik yapmak hatırlatılıyor. Nisa 37’de cimrilik bağlamında kâfirlik bahsi işleniyor, Nisa 38’de gösteriş için mal harcamak eleştiriliyor ve devam ediyor ayetler. Baştaki iddiamda belirttiğim üzere “sağ ellerinizle malik olduklarınız” veya “yemini altında bulundurduklarınız” gibi kavramlar hep onları korumak, gözetmek ve mal mülk adaleti ile işleniyor. Yani asıl konu ihtiyaç sahiplerinin korunması. Asıl mesele infak, adalet ve barış.

Nisa 127,128 ve 129’a baktığımızda yine hem yetimlerin hem de eşlerin arasındaki adaletten bahseder ve karı kocanın da barış içerisinde yaşaması için hem kendilerine hem de topluma öğütlerde bulunur. Mesele ayetlerdeki öğüdü, dersi almaktır. Hitap ettiği yerel toplumun örfi yapısına yönelik bilgilerse incelebilir durumda ayrı bir konudur. Önceki bölümlerde benzer konulardan bahsetmiştik. Ancak yine düşüncemi hatırlatayım; tarihsel hususları kapsaması, ayetin ne hükmünü ne de alınacak dersini ortadan kaldırmaz. Aynı şartlar oluştuğunda Allah’ın gösterdiği hüküm şüphesiz en doğru hükümdür. Ve de en önemlisi ayetlerde mutlaka zamana ders olacak izdüşümler vardır.

5.Bölüm | Yemini Bahane Edinmek (Son bölüm)

“Yemin/Sağ El” Bahsi Tüm Bölümler

7 thoughts on “Erkek Üstün müdür?

  1. Merhabalar

    Nisa 34 hakkında ben de bir şeyler söylemek isterim. İnternette bir sayfada bunun farklı kadın tipleri için farklı yorumlanabileceğinden ve bunun da Allah’ın bir hikmeti olduğundan bahsediliyordu. Bazı kadınlar maço ve otoriter erkeklerden hoşlanırlar. Yumruğunu masaya koyan,seven de döven de. İki tokat atsaydı otururdum diyen kadınlar da vardır, otoriter kadınlar da ya da ses azıcık yükseldiğinde incinebilecek kadar narin bir kadın. İşin doğrusunu Allah bilir ve dediğiniz gibi bizi biraz aşıyor ancak ben bu açıklamayı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Kültürler ve tarih de göz önüne alınmalı.

    Anladığım kadarıyla bazı kelimeleri çok fazla zorlamamak gerekiyor çünkü Allah’ın koymadığı gereksiz ayrıntılara ve sınırlara odaklanıyoruz bu daha sonra başka bir yerden patlak veriyor ve gelin görün ki yıllarca darabe ile uğraştığımızdan esas meselenin ne olduğunu bile görememişiz.

  2. Pingback: Yemin Altında Olanlarla Yetinmek | kalemzade.net

  3. Pingback: Yeminini Bahane Edinmek | kalemzade.net

  4. öncelikle yazılarınızı severek takip ettiğimi ve faydalandığımı söylemek istiyorum.

    ben bir kadın olarak bu ayetlerden hiç bir zaman “erkek üstündür” diye bir anlam çıkarmamıştım. hatta kasıtlı olarak bazı ayetlerin cinsellikle ilişkilendirilmesinde de kısmen kötü niyetli mealci ve tefsircileri suçlu buluyorum. bu yüzden kuran meallerinde/çevirilerinde kadınların sayısının artması gerektiğini düşünüyorum. örneğin kuran’da geçen nüşuz kelimesi. bir çok mealde; 4/34’de “kadının erkeğe karşı gelmesi” olarak çevrilen kelime nedense 4/128’de -yani erkek için kullanıldığında- “geçimsizlik, ilgisizlik” olarak çevriliyor.

  5. Bu tarz tartışmalar eskiden beri çok manasız gelir bana. Erkek üstündür desek ne zararı var? Üstündür deyince sığ düşünceli kafalar hemen bunu kadını ezmesi ve haksızlık yapması demektir olarak algılıyorlar. Aynı kişilere sorsanız kendilerini üstün gördükleri bir sürü kişi vardır etraflarında. Kuranda da insanlar arasında bir derece ve üstünlük farkı olduğu açıkça belirtilir ama adalet, suç ve ceza kavramları karşısında herkes eşittir. Mesela çok zeki ve mevki sahibi birisinin cinayet suçu işlemesiyle cahil bir insanın aynı suçu işlemesi onu kanun karşısında farklı yapmaz.
    Erkek ve kadın arasındaki fark da böyle. Bırakın bu batıdan empoze edilmiş saçma sapan argümanları. Evet genelleme yaparsak erkekler bazı fiziki ve fıtrat özellikleri olarak kadınlardan üstündür. Hatta kadınlar için kullanılan pozitif ayrımcılık kavramı bile bunun bir nevi itirafıdır. Şu da bir gerçektir kadınların büyük çoğunluğu erkeği kendisinden güçlü ve otoriter görmek ister bu bütün toplumlarda böyledir. Ama yanlış anlaşılmasın bu hiç bir şekilde erkekleri kurallar ve kaidelerden muaf yapmaz yada hafifletici neden değildir.

    Zuhruf 16-17-18: ‘Yoksa (Allah) yarattıklarından kendine kızlar edindi de oğulları size mi seçti? Oysa onlardan birine Rahman’a isnat ettiği (kız çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir. Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayanı mı (Allah’a yakıştırıyorlar)?’

    Nisa 34 teki ‘darabe’ kelimesini dövmek değilde evden çıkarmak olarak mana verilmesi zorlama bir tevil. Sanki ortada keyfi bir durum varmış anlatılıyor. Ayette geçen sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğumuz kadınlara önce öğüt veriyoruz sonra yataklarında yalnız bırakıyoruz. Bu ifadelere neden hiç dikkat eden yok. Bakın burada ne kadar ağır bir suça teşebbüs ve ona karşı alınan gayet yumuşak tedbirler var. Hadi diyelim sizin dediğiniz gibi mana verdik. Buyrun açıklayın o zaman evden çıkarmanın nasıl olacağını. Sokağa mı atıyoruz, babasının evine mi gönderiyoruz yoksa öğüt ve tedbirler alarak baş edemediğimiz kadını ayrı ev açarak ödüllendiriyor muyuz?

    Bari siz yapmayın kalemzade abim. Şahane yazılarınızı hayranlıkla okuyan birisiyim ve aydın bir insan olduğunuzu düşünüyorum. Bu batıdan esen birilerine şirin gözükmek için Kuranı kendimize uydurma rüzgarına en azından sizin gibilerin kapılmaması lazım. Uymayın ikiyüzlülerin hevalarına.

    Maide 49: ‘Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve seni Allah’ın indirdiği şeylerin bir kısmından uzaklaştırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onları bazı günahlarından dolayı bir belaya çarptırmak istemektedir. Gerçekte insanların çoğu fasıktırlar.’

  6. merhaba ufak bir detay eklemek istiyorum.

    Nisa 34’te, verdiğiniz çeviride gözetip kollayıcı olarak çevrilen “kavvam” sözcüğünün anlamını araştırırken aynı kökten türemiş olan başka bir sözcüğün namaz/salatla beraber kullanıldığını gördüm. “Namazı kılın/gözetin/ikame edin” diye çevirdiğimiz ayetlerde salatla beraber kullanılan fiil ile “kavvam” aynı kökten. http://kuranharitasi.com/kokler.aspx?kok=qwm#(4:34:2)

    Farklı anlamlarda kullanılan sözcükler ve aynı kökten türeyen sözcükler boşu boşuna öyle değildirler. Yani Allah’a bağıtlanan biri salatı ne kadar önemsiyorsa bir erkek de karısını o kadar önemsemeli diye düşünüyorum. Bir müslüman salata karşı ne kadar kavvam olmalıysa bir koca da karısına öyle kavvam olabilmeli.
    Salat=kadın, kadın salat kadar kutsaldır gibi şeyler söyleyemem. Aşırılık olur. Üstelik bu durum benim zamanla deneyimlerim ve öğrendiklerimden çıkardığım bir tür düşünce üretme hareketi. Yani derin araştırmalar yapmadım.

    Ama kavvam sözcüğüne tuhaf anlamlar yükleyip kadınları aşağılayan ifadelerle karşılaşınca bulduğum bu olgu beni büyülemeye başladı. Ayrıca Peygamberimizin “Bana namaz ve kadın sevdirildi.” dediği rivayet edilir. Kimileri de bu “kadın” sözcüğüne takılarak bu rivayeti malum mevzulara çekerler. Kimileri de peygamberimizin kadınlara karşı sevecen olduğunu, onlara değer verdiğini söyleyerek bu şekilde bir anlam çıkarırlar. Hadislere itibar eden biri değilim ama şimdi bu hadisin çok daha derin anlamlar taşıyabileceğini düşünmeye başladım.

    Sözcükler hakkında örnekler vermek gerekirse:

    Gözlük, gözlükçü, gözetmek, gözetlemek, gözetmen, gözlem, gözlemci, gözlemleme, gözleme (pişmiş yufkanın üzerindeki kahverengi yuvarlak lekeler göze benzetilmiş olabilir.) , gözüngü(ayna), gözde… Tüm bu sözcükler farklı anlamlar taşır fakat hepsi bir şekilde göz ve görme ile alakalıdır, yani ortak yönleri vardır.

    Yüz –> denizde yüzmek, deri yüzmek, 100 sayısı, bir nesnenin ön/arka yüzü(yani YÜZeyi), surat
    Yüzen bir kişi ya da nesne suyun üst kısmında, yüzeyinde yüzer. Eğer suyun içine giriyorsanız bu dalmak ya da batmak olur. Bir hayvanın derisini yüzüyorsanız onun üst kısmını sıyırırsınız. Bir nesnenin ön yüzünü kastediyorsanız(binanın cephesi gibi) yine o nesnenin üst kısmınından bahsediyorsunuz demektir. O nesneyi tanımamıza yarayan şeydir onun yüzeyi. İnsanın yüzü onun vücudunun üst kısmındadır ve onu tanımamızı sağlar. Ona hitap ederken yüzüne bakarız. 100 sayısı da sayıların en üstünde olandır. Elbette 100den büyük sayı vardır ama günlük hayatta yüz sayısı önemlidir. Sınavlar 100 puan üzerinden değerlendirilir. Bir çocuk 100e kadar hatasız sayıyorsa artık bu işi çözmüştür. Artış ve azalmalardan söz ederken yüzde % üzerinden hesaplarız. Ülkemizde 200 tllik banknot vardır ama pek yaygın değildir, çünkü işlevsel değildir. Cüzdanımızdaki en üst para 100 tllik banknottur.

    Ayrıca Türkçe’de “batmak” fiilini farklı alanlarda kullanırız. Güneşin batması, iğnenin batması, geminin batması, iflas etmek. Tüm bu eylemleri zihninizde resmetmeye çalıştığınızda aynı hareketi görürsünüz. Yazıyla ne kadar anlaşılır olur bilemiyorum ama anlatmaya çalışıcam. Denizi/ayağınızı düz bir çizgi olarak hayal edin. Gemi denize/iğne ayağınıza battığında gemi denize, iğne de ayağınıza farklı bir açıdan gelerek girer. Yani paralellik söz konusu değildir. İşyerleri zaman zaman grafikler çizerek gelişimlerini takip ederler. Bir çizgi grafiğini hayal edin. İşler kötüye gittiğinde çizgi aşağı doğru iner ve en sonunda 0’ı gösteren çizginin de aşağısına iner ve iflas gerçekleşir. Güneş battığında da dağın arkasına geçer bir nevi Güneş dağa batar. Güneş batıdan battığı için o yöne “Batı” demişiz. “batmak” fiilinden ad türetmişiz. Bir de bataklık sözcüğü var. Bataklığa girdiğinizde sizi içine çeker ve batarsınız.

    Kısacası, dili kullanırken öylesine uyduruk sözcükler kullanmıyoruz. eş anlamlı ve aynı köke sahip sözcüklerin birbiriyle bir ilişkisi var. Erkeklerim kavvam olmasına ve salatı ikame etmeye bir de bu açıdan bakmakta fayda var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir