Maliki Yevmiddin | Din Gününün Sahibi

Mantıksal Çıkarımlarla Kuran’daki Şefaat Kavramı | 1.Bölüm

Kuran’daki önemli derslerden biri şudur ki; eski kavimlerin birçoğu kendilerine Allah’ın berisinde başta melekleri, peygamberleri, kâhinleri ve ataları olmak üzere koruyucular, şefaatçiler edindikleri için şirke batmış ve böylece batıla yöneldikleri için dinlerini, insicamlı düzenlerini kaybetmiş, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmış ve yok olmuşlardır. Bugün de halen uydurulan din yoluyla en çok suiistimal edilen konulardan biri yine şefaat ve şefaatçi edinme konusudur. Apaçık ayetlerle konu Kuran’da açıklanmışken, tartışılır hale bile gelmemeliydi. Buna rağmen mantıksal ve matematiksel olarak, ayetlerden delilleriyle yeniden incelemeye çalıştım.

İçinde şefaat kelimesi ve türevleri geçen ve de şefaatle ilgili olduğunu düşündüğüm ayetleri ortaya koyarak fikrimi net olarak belirtmeye gayret ettim. Daha makbulünü birisi önüme koyana dek ulaştığım sonuç, benim için Kuran’dan çıkarım yapabildiğim en makbul doğrudur. Öyle de olmalıdır. En doğrusunu ise Allah bilir. Biz “en doğru yola ulaştığını” iddia eden değil “en doğru yola bizi ulaştır” diye her yönelişinde Allah’a dua eden ve diğerlerini de sadece O’na davet eden insanlar olmalıyız.

Önce konuyla ilgili terimlere bakalım. Şefaat, gördüğüm kadarıyla Kuran’da “kurtarmak, aracılık etmek, yardım etmek, başkası adına iş görmek” gibi anlamlara geliyor. Geleneksel kullanımda bunlarla beraber özellikle Allah’tan başka birisinin, bir günahkârı cehennemden kurtarması olarak da kullanılıyor.

Ahir “son” demektir. Ahiret ise bu dünya hayatının sona ermesiyle başlayacak olan farklı bir zaman dilimini işaret ediyor. Razı kelimesi “mutabık, kabul edilen, makbul görülen, yaraşır, memnun” gibi benzer anlamlara geliyor. Fidye ise “bir cezadan ya da beladan kurtulmak için ödenecek ücret” demek. Bu kelimeler ayetlerde çokça geçtiği için ön bir hatırlatma yapmış olalım.

Bir de şirk kelimesi var tabi ki. Genelde Türkçede de şirk kelimesi kullanılıyor. Ama bu durum şirkin sanki çok farklı ve bizden uzak bir kavram gibi algılanmasına yol açıyor. Sanki tahtadan taştan putlara tapmak ya da birkaç tane Allah’ın varlığını kabul etmek gibi bir anlam algısı oluşuyor. Oysa şerik “ortak” şirk ise “ortak görmek” demektir. Şirket de “ortaklık” demektir. Allah’ın dinini şirket dinine çeviren anlayış işte bunu göremiyor. Allah’a şirk koşmak onun dinine ortaklar olduğunu ileri sürmektir. Bu peygamberler de olsa yanlıştır. O’nun elçileri bizim gibi birer insandır ve tek farkları vahiy alıyor oluşlarıdır. Bu durum onları dinin ortağı yapmaz. Hele ki birtakım zatları, âlimleri, ermiş kabul edilmişleri, hocaları, maddeleri, madde ötesi diğer varlıkları ve tanımadığımız insanları hiç mi hiç kapsamaz.

Allah’a ortak koşmak, O’nun gibi sayarak birilerini direkt Rab edinmek de değildir. Eğer Allah’ın hüküm verdiği gibi birilerinin de din adına hüküm verebileceğini kabul edersek Allah’a ortaklar koşmuş oluruz. Bunun da ucu açık olup bu kapıdan her önüne gelen girer. O yüzden Allah, elçilerini ve meleklerini bile dine ortak edinmemizi istememiştir. Bu durum onlara saygı göstermemize ve onları seviyor oluşumuza, onların bir takım vazifeleri oluşuna engel de değildir.

Bu makalede şefaat kavramının ne olduğunu ve ne olmadığını bir anlamda matematiksel ve mantıksal çıkarımlarla ortaya koymaya çalışacağız. Ayetlerde kesin olarak belirtilenler, umuyorum ki bizi gerçeğe götürecek ve makalenin sonunda şefaat ve şirk konusunda aklımıza takılan hususların cevabını net olarak bulacağız. Ben anlatmaya çalışacağım ama olur a beni anlamasanız bile şefaatle ilgili birçok ayeti okuyacağınız için eğer iyi niyetli iseniz onları (ayetleri) anlayacaksınız ve inşallah güzel bir sonuca ulaşacaksınız. Neticede benim yazdığım açıklamaları değil, derlenmiş toplanmış ayetleri esas kabul edeceksiniz.

Bu incelemede Kuran’ı okurken kendi uyguladığım bir tekniği de anlatmaya çalıştım. Yöntem şu: Başta her ihtimali var sayacağız. Sözgelimi “peygamberin ahrette bize şefaat edeceğini” de “etmeyeceğini” de olabilir sayacağız. Başka şefaatçilerin olduğunu da olmadığını da bir kısmının olabildiğini bir kısmının olmadığını da var sayacağız. Kısacası her ihtimal aksi ispat edilmedikçe var olabilir diyeceğiz. Sonra ayetleri tek tek okuyacağız. Okuduğumuz ayetlerden edindiğimiz gerçek bilgilere ulaştıkça “olabilirleri” hafızamızdan (fark edeceksiniz ki) elemeye başlayacağız. Ayetlere aykırı hiç bir çıkarım yapmayacağız. Ayetin net olarak verdiği hükümleri unutmadan (ya da hatırlayarak) bir sonraki ayete bakacağız. Sınırları çize çize, dışına çıkmadan gideceğiz.

Evet, şimdi daha önceki bilgimize göre “şirk içersin veya içermesin” şefaatle ilgili bilinen ya da söylenegelen bütün olasılıklara “olabilir” varsayımıyla ilk ayetimizi okuyacağız. Önce şöyle içimizden samimi bir besmele çekip Allah’ın adını anarak ve O’ndan yardım dileyerek başlayalım.

3 Ali İmran 80 O, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?

Ayette açıkça peygamberleri ve melekleri “rab” edinmeyeceğimiz açıklanmış ve bunun küfür (kâfirlik) olduğu belirtilmiş. Çıkarımımız belli. Bundan sonra okuyacağımız ayetlerde bu çıkarımı unutmayacağız ki diğer ayetlerden çıkarım yaparken hata yapmayalım. Bu ayet bize bir sınır çizmiştir. Bu sınırı aşamayız.

Peki onları rab edinmemek için nasıl davranmalı ya da davranmamalıyız. Bunun için gerçek Rab’be karşı ne yapmamız ve yapmamamız gerektiğini bilmemiz lazım. Gerçek Rab kimdir? Cevap Kuran’da. Kuran’ın şifresi hükmündeki Fatiha suresini hatırlayalım.

O Rab ki (1:2) O Alemlerin tek Rabbidir (1:2) Bütün övgüleri ona yapacağız (1:3) Merhametli olan O’dur (1:3) Koruyucu olan O’dur  (1:4) Din gününün sahibi O’dur (1:5) Sadece ona kulluk edeceğiz (1:5) Sadece ondan yardım dileyeceğiz.

Demek ki bu yedi tane gerçek, diğer ayetlerde unutmamamız gereken yedi veridir. Denklemimizin ilk bilinenleridir. Problem çözümünde elimize verilen bilgilerdir. Bunların dışına çıkamayız. Allah’ın sınırlarını biraz daha fark etmiş olduk. Bu çıkarımlara itirazı olan yoktur sanıyorum.

Denklemimizin ilk elde edilen kıstasını genel olarak tekrar ederek devam edelim.

Çıkarım 1: Peygamberler ve melekler Rab edinilmeyecek. Sadece Rabbimize ait özellikler onlara verilmeyecek. Din gününün sahibi sadece O’dur.

2.Bölüm | Kimsenin Kimse Adına Bir Şey Ödeyemeyeceği Gün

Kalemzade | Cengiz Yardım

5 thoughts on “Maliki Yevmiddin | Din Gününün Sahibi

  1. Pingback: Şefaat Beklentisi | kalemzade.net

  2. ÜMMET VE ŞEFAAT Alpaslan ARSLAN
    Ümmet ile şefaat kavramları birbirinden bağımsız birer konu gibi algılanır. Aslında aralarında doğrudan bir ilişki olduğu kanaatindeyiz. Onun için de konuyu açıklayan bir ayetle başlamak istiyorum.
    “Kim bir iyiliğe şefaat ederse O’na ondan bir pay vardır, kim de bir kötülüğe şefaat ederse O’na da ondan bir vebal vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir”(Nisa 85)
    Bu ayette belirtildiği üzere şefaat ” bir şeye omuz vermek, destek olmak” demektir. Şefaat kelimesi bir tekin diğer eşi, çifti anlamına gelir.
    Bir gaz lambası düşünelim. Bu gaz lambasını yakmak için birisi fitilini taksa, birisi camını taksa, birisi gazını dökse, birisi de kibritini yaksa hepsi lambanın ışığından eşit şekilde faydalanırlar. Buna “şirket-i manevi” denir”. İşte bizler de toplu olarak bir iş ya da eylem ortaya koymak istediğimiz ve her birimiz işin ucundan tuttuğumuz zaman elde edilen üründen ortak olarak istifade edebiliriz.
    Mesela az bir sermayesi olan kişi, bu sermayesi ile herhangi bir işe yatırım yaparak gelir elde etme imkânına sahip değil iken, bu sermayesini diğer az sermayeler ile birleştirerek yapılan bir yatırımın içerisinde yer alır ve bu az sermayesinden, hissesi oranında bir gelir elde edebilir
    Cemaatsel çalışmalar da böyledir. Kişi tek başına belki yapabileceği şeyler azken cemaat içindeki bir çalışmayla daha verimli hale getirebilir./gelebilir.
    Başka bir örnek verecek olursak: On ayrı iğne ustasından her biri günde üçer iğneden otuz iğne yapabilirken bir araya gelip birisi demir getirip, birisi ocak yakıp, birisi delik açıp, biri ocağa sokup, birisi ucunu sivrilterek her birisi az bir kısmını ama bolca yaparak meleke kazanıp süratli bir şekilde günde üç yüz tane iğne üretebilmektedirler. Oluşan görev dağılımı ve iktisatlı zaman kullanımıyla maliyeti azaltıp, üretimi on katına çıkartabilme imkânı vardır.
    Müslümanlar da bu şekilde bir ümmet bilinci oluştururlarsa pekâlâ verimlilikleri artabilir. Konuyu hadis-i şeriflerle açıklamak gerekirse:
    Ebu Musa’dan: Rasulullah (sav) , bir ihtiyaç talep eden kimse gelince arkadaşlarına yönelir ve: (kim şefaat etmek ister, yardım etmek ister anlamında) “Şefaat edin, kazanın! Allah da Resulünün diliyle dilediğine hükmetsin!” derdi.(1)
    Yine başka bir Hadis-i Şerifte İbnu Ömer (ra) Resulullah (sav)`ın şöyle söylediğini işitmiştir: “Kim şefaat ederek, Allah`ın hadlerinden birinin tatbik edilmesine mani olursa, Aziz ve Celil olan Allah`a muhalefet etmiş olur. Kim bilerek batıl bir davayı kazanmaya çalışırsa ondan vazgeçinceye kadar Allah kendisine buğzeder. Kim mü`mine onda olmayan bir kötülüğü nispet öderse, bundan tövbe edinceye kadar cehennemliklerin vücutlarından çıkan irinlerden hasıl olan çirkefin içinde mesken tutar. Kim haksız bir davaya yardımcı olursa, Allah`ın gazabını kazanmış olarak döner.”(2)
    Bu hadislerden anlaşılacağı gibi bir ihtiyacı olan kişiye yardım çağrısında bulunacağı zaman kim yardım eder demez, kim şefaat edecek derdi. Ya da kim mahkemede suçluya arka çıkıp torpil yapılmasına vesile olursa, kariyeri itibariyle onun ceza almamasını sağlarsa bu durumu Allah’a muhalefet sayardı.
    Şu hadisi şerif ise bu konuyu daha iyi açıklar ve ayrıca şefaat kavramını peygamberimizin nasıl kullandığına da güzel bir örnektir:
    Hz Aişe’den rivayet edilmiştir: Hırsızlık yapan Mahzumlu kadının durumu Kureyşlileri fazlasıyla üzdü. “Bu kadın hakkında Resulullah (sav) nezdinde kim etkili bir şefaatte bulunabilir?” diye adam aradılar. “Bu işe, sadece Resulullah (sav)`ın çok sevdiği Üsame Bin Zeyd (ra) cür`et edebilir” dediler. Üsame (huzura çıkarak), Resulullah (sav)`a şefaat talebinde bulundu. Efendimiz: “Allah`ın hududundan bir had hususunda şefaat mi talep ediyorsun?” diye çıkıştı. Sonra kalkıp cemaate şu hitabede bulundu: “Sizden öncekileri helak eden şey şudur: İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terk edip (ceza vermezlerdi). Aralarında kimsesiz zayıf birisi hırsızlık yapınca derhal ona had tatbik ederlerdi. Allah`a yemin olsun! Muhammed`in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa mutlaka onun da elini keserdim” buyurdular.(3)
    Şefaat kavramı günümüzde yanlış anlaşılmaktadır. Özellikle âlimlerin, şehitlerin ahirette şefaat edeceği hadisler yanlış yorumlanmaktadır. Doğrudur peygamberimiz bu sözü söylemiştir ama bu şefaat nasıl tecelli edecektir. Yukarıdaki ayet ışığında düşünecek olursak madem ki kişi bir iyiliğe şefaat ettiği takdirde yaptığı iyilikten ona da bir pay vardır o takdirde savaşta da şehit olanlar beraber savaştığı-şehit olamayan- arkadaşlarına ahirette şefaat edecektir. Çünkü şehit olan kişi, o arkadaşları olmasaydı şehit olamayacaktı. Onun için bütün savaşçılar (cepheye cephane taşıyanından yemek pişirenine kadar) o şehidin şahadet pastasından katkıları oranında pay alırlar. Yoksa şehit olanlar o ordunun en dindarı, en takvalısı oldukları için şehit olmuyorlar. Ortak projenin ortak ürünü olarak şehit oldular ve sevapça da hiç birinin sevabı eksilmeksizin çabaları oranında hisse alırlar.
    Yine ahirette şefaat edecek bir alim de aynı şekildedir. O alimin yetişmesinde katkı sağlayan kim varsa burs vereninden, yedirenine, ana babasına kadar; her kim yardımda bulunduysa kendileri okuyamamış olsalar bile bir alimin yetişmesinde yardımları olduğu için alimin sevabına -katkıları oranında- ortaktırlar ve şefaatine nail olurlar.
    Artık günümüz tasavvuf anlayışında bu durum anlamını kaybetmiş ve fonksiyonsuz bir hale dönüştürülmüştür.”Biz yatacağız şeyhimiz bize şefaat edecek” olarak anlaşılır olmuştur. Bu durum ise günümüzde müslümanları tembelleştirmiş ve ortaya bir icraat koyamaz hale getirmiştir.
    Hâlbuki bu ayet ve hadisler “kişiye ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayeti mucibince anlaşılmalıdır. Birisi çalışsın ben yatayım, diğerinin şefaati sayesinde cenneti kazanayım anlayışını yıkmak için söylenmiş olmasına rağmen tam tersi bir anlayışla günümüzde kabul görmektedir. Kişiye ancak ortadaki iyiliğe katkısı oranında şefaat edilecektir. Ya da ortadaki kötülüğe katkısı oranında o kötülük ahirette onun yakasına yapışacaktır.
    Şu Hadis-i Şerif buna güzel bir örnektir:
    Ebu Hüreyre Rasülellahın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem, aramızda (hitâbete) kalktı da ganîmet (ve devlet) malına hiyânet hakkında söz söyledi. Ve hıyânet (in fenâlığını) büyüttü, hükmünü îzâh etti de buyurdu ki: – Sakın sizden biriniz kıyâmet gününde omuzunda (ganîmet) koyunu (avaz avaz) meleyerek, öbürünün omuzunda (ganîmet) atı (yem ister gibi) homurdayarak (Arasat meydanında) benimle yüzleşmesin! (Bu yüz karası) âhırette bana: – Yâ Resûlallah, bana yardım et,şefaat et! diye yalvaracaktır. Ben de ona: – Hakkında hiç bir sûretle şefâat etmeğe muktedir değilim: ben sana (dünyâda Allah`ın hükmünü) teblîğ ettim! diye cevap vereceğim. Birinin omuzunda da sığır böğürerek benimle karşılaşıp: – Yâ Resûlallah, meded eyle! demesin! Ben ona da: – Senin için hiç bir şekilde şefâat etmeğe muktedir değilim; çünkü ben sana (dünyada) Allah`ın hükmünü teblîğ ettim! derim. – Bir başkası da omzunda altın, gümüş yüklü gelmesin! Bu da: – Yâ Resûlallah, bana yardım et! diyecek, ben de ona: – Sana hiç bir türlü yardım edemem. Çünkü ben, (dünyada) sana Allah`ın hükmünü teblîğ ettim, derim. Bir diğeri de üzerinde (ganîmetten elde ettiği haksız) elbiseyle yeldirerek gelmesin! O da: – Yâ Resûlallah, bana yardım et! diyecektir. Ben ona da: – Sana hiç bir türlü yardım edemem. Çünkü ben (dünyâda) sana Allah`ın hükmünü teblîğ ettim derim, buyurmuştur.(4)
    Yine şu Hadis-i Şerifte de şefaat kelimesinin “bir kişiye destek olmak“ anlamında kullanıldığını görürüz.
    İbn-i Abbas’tan rivâyet edildiğine göre (Hazret-i Âişe`nin câriyesi) Berîre`nin kocası, Mugîys denilen bir köle idi.(Berîre`yi çılgınca severdi). Hâlâ gözümün önünde görür gibiyim. Zavallı Muğîys ağlıyarak ve göz yaşlarını sakalına dökülerek Berîre`nin arkasında döner dolaşırdı (Berîre ise kocası Muğıs’ten hiç hoşlanmazdı). Bir kere Nebî sallallahu aleyhi ve sellem (babam) Abbâs`a: – Ey Abbâs! Mugîys`in Berîre`ye aşırı sevgisine, Berîre`nin de ona olan buğzuna, nefretine hayret etmez misin? buyurdu. Sonra da Berîre`ye: Keşke şu Mugîys`e dönsen olmaz mı? buyurdu. Berîre de: – Yâ Resûla`llah! Dönmemi emrediyor musunuz? dedi. Resûl-i Ekrem: – Hayır ben (emretmiyorum;) şefâat ve iltimâs ediyorum, buyurdu. Bunun üzerine Berîre: – Öyle ise o adama benim ihtiyâcım yoktur, dedi.(5)
    Mesnevi’de anlatılır ki: Dervişin biri ıssız bir yerde ihtiyar bir çakala rastlar. Çakal yürüyemez, ayağa kalkamaz, dişleri döküktür. Acaba bu çakal ne yer ne içer der ve beklemeye başlar. Az sonra ağzında bir ceylanla aslan gelir. Ceylanı orda yer yutar, leşini bırakıp gider ve ihtiyar çakal da, o leşi aslan gittikten sonra yer. Derviş her kulunun rızkını ayağına gönderen Rabbim elbet bana da rızkımı gönderir diye bir sonuç çıkarıp bir ağacın dibini mesken tutar.Günler haftalar geçer ve ne gelen olur ne giden,
    Mevlana araya girip bire ahmak bire laf anlamaz ; özenilmesi gereken ihtiyar sakat çakal mıdır,onun rızkına vesile olan aslan mıdır? Bırak çakallığı ve aslan ol ki senin ‘şefaatinden’ başkaları da faydalansın der.
    Bakara suresi 254.ayette şöyle buyrulur “Ey iman edenler hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler, onlar zulmedenlerdir.”
    Şefaatle ilgili aktarmış olduğumuz ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi, Allah ahiret hayatında hiç kimsenin hiç kimseye şefaat edemeyeceğini ancak kişinin kendi yapmış olduğu güzel ameller onun şefaatçisi olacağı ve bu güzel amelleri toplumla paylaştıkça elde edilen üründen ortak verim elde edileceği anlayışı daha doğru olur kanaatindeyim.
    İsra suresi 13.ayette “Biz her insanın kuşunu (işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna doladık..Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız .
    Aynı surenin 14.ayetinde ise “Kendi kitabını oku. Bu gün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.” buyrulur. Allah Kur’an’da “ dilediğimi saptırım dilediğimi hidayete getiririm “ derken sapmanın ve hidayete gelmenin yollarını açan O, doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri veren de O. İşte Allah kişinin özgür iradesiyle doğru yolda yürüyenlere Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu ifadesini kullanıyor. Bu Kur’an’ın anlatım sanatıdır.
    Öyle ise Allah’ın izin verdiği ifadesi kişinin kendi amellerinin ahiret aleminde karşısına dikilip onu kurtaran, onun şefaatçisi olacaktır. O zaman diyebiliriz ki kişinin kendi amelinin dışında kendisine yardımcı olacak ve kendisine şefaat etmesi için izin verilecek hiç bir güç ve kurtarıcı olmayacaktır.
    Ey iman edenler,İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.(Maide suresi/2)
    Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere Allahu Taala şefaatin kendi ellerimizle ileri sürdüğümüz dışında bize bir faydası olamayacağını belirtmektedir. Yanlış kuruntularla başkalarının emeklerinden medet umarak yan gelip yatmanın ya da kendimizi başkalarına ihale etmenin, ancak kendimizi kandırmak olduğunu bilmemiz gerekir.
    Oluşturacağımız ümmet anlayışında da toplumun ürettiği enerji ve üründe bir payımız varsa bizim de bir nasibimizin olabileceği, aksi takdirde insanların emeklerini madden olduğu gibi manen de sömürme hakkımızın olamayacağını, onların sevaplarından çalamayacağımızı veya birileri sayesinde kurtulamayacağımızı bilmemiz lazımdır
    (1):Buhari Sohbet bölümü(yardımlaşma ve dayanışama faslı)Hadis no:3356
    (2)Kütüb-ü Sitte Hudud Bölümü (Hadlerde şefaat ve musamaha hakkında)Hadis no:1649
    (3)A.g.e.Hudud Bölümü(Hırsızlık cezası hakkında)Hadis no:1628
    (4)Buhari,Devlet Malına Hiyanet Hadis no:1282
    (5)Buhari Kitabüt talak 1837

  3. Allah razı olsun, Allah ilmini arttırsın değerli Kardeşim. İslam aleminin uyutulduğu, büyük bir kesiminin bilmediği en önemli konusuna neşteri vurmuşsun. Umarım bir gün inananlarımız uykularından uyanırlar da kendilerini bu şirk belasından kurtarırlar. Şefaati kimden isteyeceklerini öğrenirler… Tabii düşünüp akıl edebilirlerse…
    Selam ve Dua ile,

  4. Alpaslan bey, selamlar. Buraya ve fb profilime astığınız yazınızı yeni okudum. Ancak yorum yapmayacağım. Şefaatle ilgili olarak zaten halihazırda bu konuyu işlediğim bir makalem olduğunu görüyorsunuz. Oldukça uzun ve belli bir sıra dahilinde çalışıp bitirdiğim için bölümler halinde yayınlamaya başladım. Siz konuyu benimle tartışmaya açmak için erken davranmışsınız. Sizin yazdığınız ayetlerle birlikte daha birçok ayeti de dikkate alıp incelemeye çalıştım. Tamamını yayınlanması bitince çalışmamla ilgili fikrinizi belirtirseniz o zaman daha ayağı yere basar şekilde konuşabiliriz. İlginiz için teşekkür ediyorum.

  5. Pingback: Şefaate Yönelik İddialar ve Çıkarımların Mukayesesi | Kalemzade

Bir Cevap Yazın