Haman Zihniyeti

haman

Firavunlardan Hamanlara ve Kölelere Heva Akışı…

Bu yazıdaki firavun, haman ve köle tanımlamaları, belirli kişileri işaret etmek için kullanılmamış olup, hem tarihi ve geleneksel, hem de güncel olan toplumsal alışkanlıklara atfen birer metafor olarak işlenmiştir. Okuyanlar mümkündür ki anlayacaklardır; kötüye çağıran nefislerimizi istisna etmeden söylediğimizi… Ve gerçekten tevhide girmeyenin ahlakının da temelsiz ve kötüye meyilli olduğunu anlatmak istediğimi. Sadece kendini dindar görenler şirk koşmaz, dinidar olup da umursamadan yaşayanlar da hevalarını ilahlarına ortak koşarlar.

Birçokları, ne kadar “müslümanım” dese de veya dini hiç önemsemese ve demese de, tevhide uzak yaşadığı hayatındaki günahlarının kendisini kuşatmasıyla birlikte, yaptığı, yapmakta olduğu ve yapacağı birçok makbul olmayan işin, doğru olduğuyla avutuyor kendisini. Nasıl olsa “Allah’a inandım” dediği için!!! Nasıl olsa müslüman bir ülkede müslüman olarak doğup yaşadığı için!!! Okumadığı halde kitaba inandığı için!!! Dimi ya!!! Allah nasıl olsa affeder!!! Bilmeden yaptıklarıyla sorumlu tutulmayacak, nasıl olsa müslüman olduğu için!!! Nasıl olsa artık “ben de bu takımın taraftarıyım” dediği için!!! Gelin bunu Haman örneğiyle görmeye çalışalım. Çünkü birçoklarının hedefi, birer Haman olmak gibi geliyor bana.

Hamanlar, en az Firavunlar kadar suçludur. Hatta gören gözler için, zaman zaman Firavunlar Hamanlardan daha bile dürüsttürler. Firavunlar hiç değilse kibirlerini ve kendini yüceltmelerini daha açıkça ortaya koyarlar. Hamanlar ise ondan medet umup, ezilenlere daha yakın olduğu halde, gücü ele geçirdiklerinde kendi çaplarında Firavunlardan bile daha zalim olabilirler. Hatta Firavunları gerçekten sevmeyip, asıl sevgilerinin kendi heva ve heveslerine olup, asıl taptıklarının kendi menfaatleri olup, kendi nefislerini Firavunlarına bile ortak koşar, hatta üstüne çıkarırlar.

Haman zihniyeti aşağılık bir zihniyettir. Firavundan çok Firavuncu da olurlar ama Hamanların çoğu ezilenlerle bir araya geldiklerinde “ben de sizinle beraberim” der, Firavunu oracıkta satarlar. Firavunlarla yalnız kaldıklarında ise makam ve menfaat temin etmek ve Firavunlarına hoş görünmek adına sizi çok daha ucuz bir fiyata satarlar. Firavun’un düzeninden beklentileri gözlerini o kadar kör etmiştir ki Firavunların art niyetle de olsa akıllarına Allah gelir de, Hamanlar Mevla’larını tamamen unutmuşlardır.

Hamanlar, olmadığı yerlerde Firavun’u zevkle temsil ederler. Aslında bu esnada Allah’ı zaten önemsemedikleri bir tarafa, Firavunlarına bile kendi hevalarını ortak koşmaktadırlar. Çünkü Firavuni yetkileriyle Firavun’a bile değil, kendilerine çağırırlar. İsterler ki, insanlar Firavun’a ettikleri gibi onlara da biat etsinler, onlara da aynı hürmeti göstersinler. Firavun açıkça tek ilaha ibadetten ve güzel işlerden kölelerini men ederken, Hamanlar bu işi daha bir dolandırarak yaparlar. Hamanlar Firavun’a hesap verememe korkusuyla kölelere şirin görünüp icabında onlara “sizin günahlarınızı ben yüklenirim” derler, onlara birçok şefaat ve yardım vaatleri verirler. Aslında köleler ve yaptıkları umurlarında bile değildir. Umurlarında olan kendi korkuları, menfaatleri ya da hevesleridir.

29 Ankebut 12,13 İnkâr edenler, iman edenlere dedi ki: ‘Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.” Oysa kendileri, onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değildir. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar. Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.

Hamanlar en az Firavunlar kadar büyüklenmeye meraklıdırlar. Firavunlarının makamları, fırsatları ve mallarının çokluğu onları büyülemiştir. Gerçekleri göremezler.

29 Ankebut 39 Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi.

Onlar Firavunlarından medet umar, Allah’a güvenmeyi bilemezler. Firavunun örümcek ağından evlerinde kendilerine yer ararlar. Bilmezler ki (gözden) ilk düşüşlerinde örümcek onları da yiyecektir.

29 Ankebut 41 Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen dişi örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü (güvensizi) dişi örümceğin evidir; bir bilselerdi.

Ne kadar inkâr ederlerse etsinler, kör oldukları için başka şeylere taptıklarını göremezler.

29 Ankebut 42 Allah, kendi dışında hangi şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Hamanlar Firavun’un kölelerinden uyananlara ve kalkıp uyarmaya başlayanlara düşman kesilirler. Gözünün üstünde kaşın var diyerek yıldırmaya çalışırlar. Onlara mobing uygularlar. İşinden ederler. Evinden etmeye çalışırlar. Soğanının sarımsağının kesilmesiyle korkuturlar. Aniden tayin ederler. Fabrikadan atarlar. Emekli olmaya zorlarlar. Tehdit ederler. Dik başlı kölelerin üzerine gittiklerini Firavunlarına gösterip, bu yolla da Firavunlarının gözüne girmeye çalışırlar. Fırıldak nereye dönerse onlar da o tarafa dönerler. Yeri gelir en katı dindar, yeri gelir en umursamaz dinidar, olduklarından değil mış gibi yapmak için yeri gelir en katı komünist, yeri gelir en saldırgan faşist, yeri gelir en şiddetli özgürlükçü olurlar. Yeri gelir Allah’a, yeri gelir peygambere, yeri gelir postala, yeri gelir fötr şapkaya, yeri gelir koltuğa, yeri gelir takkeye taparlar. Ve böyle yaptıkları için akıllarını kullandıklarını ve en doğrusunu yaptıklarını söyleyerek övünürler. Toplumun ortak malını satmayı, milletin vergisini cebe atmayı, yetim malı deyip durduktan sonra yetimin malını kendi malı yapmayı, kılıfına uydurduktan sonra her naneyi yemeyi hak sayarlar. Çünkü hevalarıyla birlikte Allah’ın dûnunda her şeye tapmaya hazırdırlar. Sözde Allah’a tapıyor olmalarının, diğer şeylere tapmalarının örtüsü olduğunu umarlar. Ama ortak bir özellikleri daha vardır ki belirleyicidir. Okumuş da olsalar, okumamış da olsalar Kuran’dan, vahiyden korkarlar.

Eğer köleler de Hamanların korkusundan onlara boyun eğmeye devam ederlerse onlar gibi olmaya namzettirler. Kölelerin birçoklarının isteği de aslında özgürlük değil, Firavunlarının gölgesinde birer Haman olabilmektir. Bu yolda namusuyla ticaret yapmaz, yapmaya kalkanların çeşitli tuzaklarla paralarını yerler ve bunu kendilerine hak sayarlar. Bir de bakarsınız ki toplumdaki ticaret düzeni sizi dürüstlüğünüzle barındıracak halden çıkmıştır. Haksız yollarla para kazanmalarının vebalini düzenin öyle getirdiğine bağlayıp, aklını kullanmanın düzenden en iyi nemalanma yollarını bulmakta olduğunu düşünürler. Bir menfaat bir para kazanma kokusu aldıklarında gözleri parlar, kalpleri Allah korkusu değil, mal aşkıyla ürperir. O parayı, o rantı elde etmek ve kimseye kaptırmamak için her türlü oyuna, her türlü tuzağa başvurabilirler. Müminler ise helal rızıklarını aramaları müstesna, dünyalık menfaatlerini her yeri geldiğinde elinin tersiyle itmeye hazırdırlar. Bilirler ki tevhide girmeyenin ahlakı da temelsiz ve kötüye meyillidir.

29 Ankebut 56 Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin.

Ellerindeki rızkın kesilmesi Firavunların ve Hamanların kölelerine en ciddi tehditlerindendir. Tarih boyu rızkı verenin kim olduğunu unutan Hamanlar ve köleler birlikte haşrolmaya adaydırlar. Oysa Allah rızkı verendir. Güvenilecek olan O’dur.

29 Ankebut 60,61,62,63 Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?’ diye soracak olursan, şüphesiz: ‘Allah’ diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? Allah, kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir, (ve) kısar da. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.

Firavunlar halklarını bölerek yönetirler. Hamanlar da bu bölünmede daima menfaat elde edeceğini düşündüğü tarafa geçerler. Bilinçsiz köleler ise kendi seviyelerinde bir benzerlerini yaparlar. Firavuni düzene bir karşı çıkan olduğunda, üç bağ sarımsakları için doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Hain ilan ederler. Oysa ezilenlerin gerçek koruyucusu Allah’tır. Firavunlar ve Hamanlar ise asla ezilenlerin yükselmesini istemezler. Onlar ezilenlerin omuzlarında yükselirler.

Haman zihniyeti; işçilerin, memurların omzuna basarak yükselen patronların, marabaların omuzlarına basarak yükselen ağaların, işini yapan askerlerin omzuna basarak yükselen generallerin, adaletli polislerin omzuna basarak yükselen emniyet müdürlerinin, adaletli hukukçuların omuzlarına basarak yükselen başyargıçların, yetenekli oyuncuların omzunda yükselen film yapımcılarının ve elbette saf müritlerinin omzuna basarak yükselen şeyh yardakçılarının zihniyetidir. Oysa gerçekten yükselenler her ne makamda olsalar da olmasalar da takvası ile yükselenlerdir.

28 Kasas 4,5,6 Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır’da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk. Ve (istiyorduk ki) onları yeryüzünde ‘iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım’, Firavun’a, Haman’a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.

Eğer doğruyu söyleyenlerdenseniz Hamani düzenlerde yukarılara kolay kolay çıkamazsınız. Eğer haktan bahsediyorsanız, devletin malını satanlar sizi yok etmeye başlarlar. Eğer namuslu ticaret diyorsanız, bir hortumu elinde tutanlar sizi düzenin dışına atarlar. Çay kaşığıyla verip kepçeyle geri alırlar. Halkın hazinesini ellerinde tutmayı onu korumak sayar ve ondan faydalanmayı kendilerine hak zannederler. Eğer adalet diyorsanız, onların rahatlarını bozarsınız. Eğer Allah diyorsanız, doğruluk diyorsanız, yeri gelir irticacı, yeri gelir vatan haini veya gündemde neye hainlik deniyorsa ondan olursunuz. Ama Allah’la beraber Hamanların Firavunlarını, Hamanların Hamanlarını ve Hamanvari başkalarını da anarsanız soğan ve sarımsağınızı almaya devam edersiniz. Belki yanında ödül olarak bir de turp verirler!!!

Bazen imtihanın sırrı gereği Yusuf gibi yükselirsiniz de. Musa gibi Firavun’un saraylarında da büyüyebilirsiniz. Ama yolunuz çoğunlukla bir zindanla kesişebilir ya da ömrünüzün kalanı saraylardan uzak tutulmakla geçebilir. Musa’nın kıssasında sadece sepete konulmuş bir bebek yoktur. Yusuf’un kıssasında da sadece kuyuya atılan tek tip bir çocuk yoktur. Alınacak ibretler her insanın hayatına göredir. O sepete icabında yatılı okula gönderilen küçük bir çocuk girer veya çöpten alınıp yetimheneye verilen bir bebek… icabında çocuk yaşta evlendirilen bir kız ya da on bir yaşında tornacılığa başlayan bir çırak. Ne zamanki o çocuk sisteme ve hamanına başkaldırır, kendilerini milletin mülkünün pay sahibi zanneden Hamanlar tarafından aş kabına iş.yen hain ilan edilir.

O kuyudan icabında adaletli bir hukukçu ya da çalışkan bir memur çıkar. O sepetten icabında tertemiz bir gazeteci, icabında düşünen bir yazar, icabında doğruları anlatan, çizen, oynayan, gösteren bir sanatkâr, icabında yalan söylemeyi kendine yediremeyen bir müezzin, icabında hakkı gasp edilen zeki bir mühendis, akıllı bir çiftçi ve niceleri çıkar. Eğer anlıyorsa Allah’tandır ve müminse kendisinde Musa’yı ya da Yusuf’u yaşar. Müminlik soy, makam ve memuriyet işi değildir. İlla ki fakir olacak da değildir. Kimileri fakirlikle kimileri zenginlikle imtihan olur.

28 Kasas 7 Musa’nın annesine: ‘Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız’ diye vahyettik (bildirdik). Nihayet Firavun’un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.

Mesele birilerinden Musa’yı rivayet almak değil, Musa’yı yaşamaktır. Mesele İbrahim’i birilerinin anlatması değil İbrahim’in duygularını kendi babasında, kendi amcasında, kendi arkadaşında, kendi kavminde görüyor olmaktır. Mesele İsa’ya arabesk edebiyatıyla üzülmek değil, Allah’ın Meryem ve İsa gibi kullarına ne kadar yakın olduğunu, İncil’deki zikri görüp kendisine aniden dokunulmuş da iyileşmiş gibi hissedip ürpermektir. Mesele Muhammed’in adına söylenenleri din kabul etmek değil, Muhammed’e vahyolunan Kuran’ı savunmak, Muhammed’in mücadele ettiği gibi mücadele etmektir. Ona müşrikler karşı çıktığı zaman Muhammed nasıl dertlenmişse, onu içi sızlayarak hissetmektir. Muhammed’i severmiş gibi yapmak değil, Muhammed’i gerçekten sevmek, Muhammed’in adı anıldığında elini kalbinin üzerine götürüp tezahürat yapmak değil, Muhammed’in kalbinin hissetmiş olduğunu kendi kalbinde hissetmektir. Muhammed’i sevmek Muhammed gibi dertlenmektir. Mesele tüm elçilerin ortak meselesini mesele etmektir. O da tevhidle uyarma ve bütün dirençlere sabretme meselesidir. Musa da İbrahim de İsa da Muhammed de müminlerin rableri değil aynı yolda uydukları en samimi arkadaşlarıdır.

28 Kasas 14 Fikri erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz.

Biz Muhammed gibi, Musa gibi, İbrahim gibi, İsa gibi tevhid davasını güdüp, vahyedilene sarıldıkça ve onlar gibi hissetmeye başlayıp anlatınca, onların derdiyle dertlendikçe bizi peygamberi sevmemekle, ona uymamakla itham ediyorlar!!! Vay canına!!! Hadi dini hafife alanlar bunları söylediğinizde umursamaz da, müslüman olduğunu söyleyenler sizinle dalga geçiyorsa ne kadar acı! Ne acı ki, bunu böyle yapan (sözde) müslümanlar Firavun’un alayından farklı bir alay mı yaptıklarını zannediyorlar!!! Haman’ın yalaka yalaka, pişmiş kelle gibi sırıttığı gibi Firavununun esprisine gülüyorlar mı? Ne acı!!!

28 Kasas 38,39 Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum.’ O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

Müminler Kuran’a çağırdıkça, ısrarla birileri ateşe çağırıyor. Ne acı!!!

28 Kasas 41 Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.

Bu dünyada ah’lar alan Hamanların ve Firavunların çirkin yüzünü kendi işyerinde, kendi mahallesinde, kendi toplumunda herkes görüyor ama ancak Allah’a güvenen müminler “hakkaniyetli olarak” dile getirebiliyor. Ne acı ki menfaatlerini ilah edinenler, müminlerin bu ifadelerinden uzak durup zarar etmemeyi yeğliyorlar.

28 Kasas 42 Bu dünya hayatında arkalarına lanet düşürdük; kıyamet gününde de, ’kendilerinden nefret edilen ve çirkinleştirilmiş’ olanlardır.

Kuran’a çağırınca, ne dindarları ne de dinidar olanları zaten gelmiyorlar. Allah en güzel biçimde her şeyi anlatıyor. Sadece müminler gerçekten oku’yor. Ne acı ki okudukları ve anladıkları için, okumayan toplum tarafından fasık ilan ediliyorlar. 70 bin selavat okuyalım paylaşalım desek dindarları gelirlerdi. Yasinler okuyup falanca önderimize hediye edeceğiz desek gelirlerdi. Bir hadis uydurup, bunu yapan cennette köşkünü hazırlar deseydik gelirlerdi. Filanca cemaat veya siyasi oluşum para topluyor siz de verin desek gelirlerdi. Kendi komşusunun borcuna yardım etmekten kendilerini men etseler de, dünyanın öbür ucuna (Allah rızası için yapanlar müstesna) sırf önderleri dedi diye yardım ederlerdi. Şunlara şunlara da Allah’la beraber iman edin deseydik gelirlerdi. Sadece Allah’a ve O’nun kitabına davet ettik, gelmediler. Şu ayette tarif edilen kimseler oluyoruz diye, bizi peygamber düşmanı diye yaftalıyorlar. Şu ayet nasıl görülemez, nasıl anlaşılamaz!!!

28 Kasas 55 ‘Boş ve yararsız sözü’ işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: ‘Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz’ derler.

Oysa onlar çoklukla övünüyor, yerlerinde yurtlarında kalıcı olduklarını zannediyorlar. Öyle bir yalana uydular ki; peygamber adına söylenen her şeyi din sayıp, peygamberin yolundan çıkmayı ise tam tersine peygambere uymak zannediyorlar. Ne acı!!!

28 Kasas 57 Dediler ki: ‘Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız.’ Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem’de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

O vermeseydi biz de alamazdık, burnumuzun önünü bile göremezdik. Şükürler de övgülerin en büyüğü de O’nadır.

28 Kasas 86 Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse sakın kâfirlere arka olma.

28 Kasas 87 Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma.

28 Kasas 88 Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.

Rızığı indiren sadece O’dur.

40 Mümin 13 O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah’a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.

Müminleri hamanların iftiralarından ve firavunların zulmünden kurtaran da hep O olacaktır.

40 Mümin 23,24,25 Andolsun, biz Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür’ dediler. Firavun dedi ki: ‘Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.’

Biz, sloganı “La ilahe İllallah” olan bir dine mensup olarak “sadece Allah” dediğimiz için aynı dinin mensuplarınca şiddetle kınanıyoruz. Kendimize ya da başkalarına çağırmayıp Kuran’a davet ettiğimiz için dinden çıkmış diye yaftalanıyoruz. Hadi okumayanlar anlamadı da, okuyanlarda nasıl bir mühür var ki şu ayeti bile anlamıyorlar! “Sadece Allah, başka ilaha hayır” dedik diye mi “La ilahe ille Allah” dedik diye mi bu tekfir edişleri!!!

40 Mümin 28 Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü’min bir adam dedi ki: ‘Siz, benim Rabbim Allah’tır diyen bir adamı mı öldürüyorusunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va’dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.’

Nasıl oluyor da, Allah insanlara “doğru yol benimkidir” dedikten sonra insanlar Hamanların Firavunların “doğru yol budur” diyerek gösterdiklerinin peşinde gidebiliyorlar!

40 Mümin 29 ‘Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardım edecek?’ Firavun dedi ki: ‘Ben, size yalnızca gördüğümü gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.’

Nasıl oluyor da fırkalaşmanın men edildiği bir dinde mezhep sahibi, hizip sahibi, fırka sahibi olmamak onursuzluk sayılıyor! Bu nasıl bir akıl tutulması ki onların içinde de hak saydıkları bir değil de birkaç tane olabiliyor!!! Bu nasıl bir ittifak!!!

40 Mümin 30 İman eden (adam) dedi ki: ‘Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum.’

Bu “sapık” laflarını ne kadar kolayca savuruyorlar “Allah” diyenlere! Kimle alay ediyorlar? Hadi bize savrulan tekfir edici sözlerden vaz geçtik de, nasıl oluyor da Kuran’ı bile yalancı sayıyorlar? “Almışlar ellerine bir meal, sözde Allah’a yol bulmuşlar onunla” diyerek neyle dalga geçiyorlar? Onlara Kuran’dan ayet okuyanlarla mı? Kuranla mı? Kimlere benzediklerinin farkındalar mı? Ne yapıyor bunlar!!!

40 Mümin 36 Firavun (alayla) dedi ki: ‘Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim,’

40 Mümin 37 ‘Göklerin yollarına. Böylelikle Musa’nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.’ İşte Firavun’a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun’un hileli-düzeni, ‘yıkım ve kayıpta’ olmaktan başka (bir şey) olmadı.

Şu ayetler çok mu anlaşılmaz!!!

40 Mümin 41 ‘Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.’

Müminler Allah’a çağırır, ne kendisine, ne başkasına ne de Allah’la beraber başka bir yöne… Diğerleri ise onunla beraber bilgimiz olmayan başka şeylere… Kuran’ı rehber edinmişlerin sizi bir başkasına çağırdığını mı gördünüz? Şu ayet nasıl anlaşılamaz!!!

40 Mümin 42 ‘Siz beni Allah’a (karşı) inkâr etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah’)a çağırıyorum.

Her mümin Muhammed gibidir, İsa gibidir, İbrahim gibidir, Musa gibidir. Onların hissettiklerinin hissederler. Ama insanların çoğu bunu anlayamaz, ciddiye almaz ve hatta alaya alırlar.

40 Mümin 44 ‘İşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir.’

Şu ayeti gördükten sonra nasıl gideriz O’ndan başka çağırıldıklarımıza!!!

40 Mümin 66 De ki: ‘Bana apaçık belgeler gelince, sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.’

Hele ki Ya Rab, sen bize ayetlerini yaşatırken!

40 Mümin 81 Size kendi ayetlerini gösteriyor; artık Allah’ın ayetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?

Allah’ım bizi Haman zihniyetinden de, köle zihniyetinden de uzak tut. Allah’ım bizi en şiddetli uyuşturucu olan şirkten (ortak koşmaktan) uzak tut. Allah’ım sen bizi şeytanların ve insanların şerrinden uzak tut.

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Haman Zihniyeti

  1. Amin amin amin..Alemlerin rabbi olan Allah a hamd olsun ki Kur an la buluşturdu bizi.Muhammedi de Musayi da İbrahimî de anliyorum çünkü La ilahe illallah i anlatmak çok zor.Ama inşallah olacak.Selam ve sevgiyle kalin.

  2. Tanımlamalar içinde bulunduğumuz duruma PARALEL yapı sanki? Kıyamete kadar devam edecek bu sahne Siretler aynı. Suretler farklı!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir