Keder Barometresi

aaaabaret

Soma maden ocağınındaki sarp yokuş…

Yine bir maden kazası ve yine ölümler. Soma maden ocağının sarp yokuşlarında üç yüz civarında insanımızı kaybettik. Allah rahmet eylesin ve müminlerin günahlarını affetsin inşallah. Kalanlara da sabır versin. Çok acı bir tablo. Detaylıca incelenmesi gereken bir afet var önümüzde. Ama daha ilk günden sanki bir şeylerin üzeri örtülmeye çalışılıyor gibi bir intiba ister istemez bürüyor anlağımızı. Bilerek ya da bilmeyerek çoğumuz çözüme destek vermek ve hatalardan ders almak yerine, bir kader ve bir keder denetçisine dönüşmüş durumdayız. Hiç keder gösterişine kapılmayalım. Elbette hepimiz üzülüyoruz ama ne kadar kederlenirsek kederlenelim, ocakta oksijenini kaybetmişlerin ocaklarına düşmüş nefesi kesilmişliğin azabını aynısıyla duymamız mümkün değil.

“Allah ölümü yarattı” diyerek sorumluluktan kurtulmak işin en kolay ve sığ olanı. Orada can veren yüzlerce insan için ne kadar üzülürsek üzülelim, eğer bu kazaların önüne geçmek ve kalanlara destek vermek için bir şeyler yapamıyorsak ya da en azından sebep ve çare gösterenlere kulak kabartmıyorsak boşuna akıtmayalım o gözyaşlarını, boşuna burkmayalım yüreklerimizi, boşuna atmayalım o twitleri. Kader diyerek sıyrılacaksak ve kader diyerek sıyrılanlara hak vermeye bu kadar meraklıysak hiç sıvazlamayalım geride kalanların sırtlarını. Ağlamak en kolayı. Ayağa kalkıp bir şeyler yapmaksa düşünen adamın, düşünen kadının, cesareti ve ilkesi olan insanın işi.

Oturup ağlayanlarla ağlamak belki biraz sırt sıvazlamak ve acıya bir paydaş olabilmektir. Ama en iyi paydaşlık ve destek böyle zamanlarda doğrulara parmak basmaktır. Demir tavında dövülüyorsa madem! Geçmişte “Sus acısı geçsin sonra söylersin” anlayışıyla bir yere varılamadı ve aynı plak tekrar tekrar çalındı. Eğer birilerinin acılarına paydaşsak o acıların bir daha yaşanmaması için ayağa kalkıp acıların kaynağını gösterenlere kulak vermeli değil miyiz? Yanlışları gösterenleri de molotof atanlarla bir kefeye koyup, bozguncu damgası vuruyorsan ve acıyı önlemekle baş sorumlu olanlara laf ettirmiyorsan orada dur kardeşim. Sen acıyı engellemeye yanaşmıyorsun ve acıyı seviyorsun demektir. Birlik beraberlikten anladığın sadece birlikte ağlamak ve kimseye laf ettirmemekse hep ağlamaya mahkûmsun kardeşim.

Olaydan sonra gelişenler başka şeyler de akla getirdi. Hatırlayın kendisine, idrak etmeden “müslümanım” diyenlerin normal zamanlarda hangi hocalara, hangi âlimlere, hangi şeyhlere, hangi uçan kaçan Geylanilere, Rabbanilere, Saidlere ve Mahmutlara ne tür roller, ne kadar büyük kahramanlıklar, ne olağanüstülü kaabiliyetler biçtiklerini. Onlara bu, neredeyse ilahi özellikleri vermiş olanlar şimdi ise oturmuş sadece Allah’a dua ediyorlar. Her şey sükûnetteyken Allah’la beraber başkalarına da ilahlık biçenler iş sıkıya gelince neden sadece Allah’a yalvarıyorlar? (30:33) Fenerbahçenin Galatasarayın maçlarında ismi azam duasıyla gol attıran âlimler(!) maden ocağında mahsur kalanlar için taziyeden başka birşey yapmayacaklar mı? Şimdi iş soğumaya başlayınca “Hatim indirelim madenciler için” diyorlar. Yine ölülere okuyacaklar kitabı. Kitabı anlamaksa hala kimsenin aklına gelmiyor. Anlamadan hatim indirenlerin durumunun, Tevratla sorumlu bulunup da onunla amel etmeyenlerin durumundan ne farkı var? (62:5)

Çok yerde akıllı şeyler söyleyenler de var. Faciayla yüz yüze gelen şirket mahkeme edilmeli. Halktan ve devletten de önce şirket, mağdur maden işçi ailelerine her türlü maddi manevi yardımı (psikolojik yardım, tazminat, çocukları için gelecek ve eğitim vs.) sağlamalı ve bu yönde zorlanmalı diyenler var. Neden insanların çoğu desteklemiyor bu söylemleri? Kötü mü bu talepler?

Bir bakıyorsun ambulansa binerken temiz sedye üzerine çizmesiyle basmaktan çekinen yaralı işçi bu tavrı nedeniyle bir arabesk edebiyatına sebep oluyor. “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin!” sözü sevimli görünse de kadrajdaki görüntü övülecek, övünülecek bir görüntü değildir. Evet yüreğe dokunaklıdır. Çünkü ezilmeye alıştırılmış, en ufak bir hareketinde fırça çekilmiş ve hiç bir zaman gerçek manada değer verilmemiş ezik bir toplumun gayri ihtiyari bir refleksi, acı feryadıdır. Bu saçma aşağılık duygusu ortalıktan kaldırılmalı, kölelik anlayışına son verilmelidir. Övülecek değil utanılacak bir manzaradır o manzara. Ama asıl utanacak olanlar o manzaradan yine de utanmayacaklar, o manzarayı afyon olarak kullanmaya ve övgülerin arkasında gerçekte “işte böyle olun, o üç kuruş için yerin dibinde dolaştığınız ayağınızı egemenlerin temiz çarşafına sürmemeye devam edin” demek için bu davranışı öve öve bitiremeyeceklerdir. Milletin dirisine değil ölüsüne değer verenler için bulunmaz afyondur bu manzara. Bu hayat felsefesi kimin hayat felsefesi, bu din kimin dini!!!

Dini afyon dinine çevirenler, sahurda bir kat iki kat üç kat kâğıda, bağırsağa sardıkları afyonu yutup da onların gün içinde sırayla patlamasıyla berhudar olup günlerini sözde oruçlu geçirirler ya… İşte manayı anlayamayanların, sinir krizlerini ne dediğinden haberi bile olmadan “sabah afyonum daha patlamadı” diye mazeret edenlerin dinidir o din. Kendi uydurduğu haramlara bile kılıf bulanların dinidir o din. Sigaraya mekruh dedikten sonra enfiye çekmeyi şeyhinden miras alıp mübah sayanların tutarsız dinidir o din. İlla ki sahurda afyonun yutulması gerekmez afyon dinine tabi olmak için. Kitaba yüz çevirip manadan uzak namaz kılmak, manadan uzak oruç tutmak, manadan uzak Kuran okumak, kendi liderine laf söyletmemek uğruna çözümden uzak siyaset yapma dinidir o din. Görünür şeyleri yapıp, ayetler üzerinde derin düşünmeyenlerin ve rivayetlerle hüzünlenenlerin, afyonlarını Allah’tan başka kitaplarla patlatanların dinidir. Allah’ı hülle ile kandırdığını zannedenler insanları yalanla kandırmakta da hiçbir beis görmezler. Hedefleri için münafıklığı hak sayanların dinidir o din. Tevhide gerçek manada ulaşamamış olanların birilerini hakkıyla tahlil edip de doğru söyleyip söylemediklerini anlayabileceklerine artık pek ihtimal vermiyorum.

Eğer biz birlik beraberlik istiyorsak önce kendimizi gözden geçirmeli, yanımızdaki kardeşimizle birlik beraberlik içinde olmaya çalışmalı değil miyiz? İnsanlarımızı bölen öyle bir tahrik var ki, hiçbir acı da artık kenetlemiyor bizi. İnsanlara tepeden bakanın fikri ne olursa olsun ve edepsizce bağırıp çağıran kim olursa olsun, eğer bir kibir budalasını kardeşimize yeğliyorsak halkın iyiliğini değil kendini müstağni göreni destekliyoruz demektir. Semud gibi ikiye bölünmüş bir kavim olmayalım. İlla ki bir fırka olacaksak Allah’ın fırkasından daha güvenli nereyi bulabiliriz!

Sedyelerin örtülerine çizmelerin kömürüyle teyemmüm ettirmeyi mesele etmediğimiz gün belki bir seviyelere varmış oluruz. Yok zannettiğimiz köleliği gerçekten yok ettiğimiz, efendiler edinmeye son verdiğimiz gün belki insan olma yoluna girmiş oluruz. Vekillerin vekil olduğu asılların asıl olduğunu anladıkları gün umarım kazalar da yersiz ölümler de azalır. Ahlakın ve üzüntünün gösteriş değil de ahlak ve gerçek keder olduğu gün muhtemeldir ki adam oluruz. İnsanlar ellerine görünmez bir barometre alıp birbirinin üzüntü basıncını ölçmekle nereye varacaklarını sanıyorlar!!! Çözüme mi!!! Çözümü ben size söyleyeyim. Çözüm sarp yokuşu aşmakta. Varsa cesaretiniz yaparsınız. Eğer yoksa, hiç boşuna keder barometrenizin rakamıyla övünüp durmayın.

90-Beled Suresi 12-17 *O sarp yokuş nedir bilir misin? *Köleleri özgürlüklerine kavuşturmaktır; (bir boynu çözmektir) *Kıtlık anında doyurmaktır: *Yakındaki bir yetimi, *Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu. *Dahası, birbirlerine sabır ve sevgiyi öğütleyen inananlardan olmaktır.

0 thoughts on “Keder Barometresi

  1. Gönlüne, düşüncene sağlık Kamil Kardeşim. Allah razı olsun. Her zamanki gibi naif, pırıl pırıl döşemişsin… Her zamanki gibi derslik, ibretlik… Tabii anlayana… Mezhebi, tarikatı, cemaati, gittiği cami, kıldığı namaz, kısacası inancı ne olursa olsun, önce “İNSAN” olabilene!.. Kendini ikiyüzlülükten kurtarabilenlere!..
    “Birlik ve Beraberlik” zamanı diyorsun… Haklısın… Buna her zamankinden çok ihtiyacımız var Kamil Kardeşim… Bilemediğim şey ise, bu birliktelik nasıl olacak?
    Söylenecek çok şey var da!.. Ölülerimizi ayrıştırdığımız, hangi ölümüze nasıl, niçin ve ne kadar üzülmemiz gerektiğini ölçer hale geldiğimiz bugünde, bu birliktelik nasıl olacak?
    Selam ve Dua ile,

  2. Vekillerin vekil olduğu asılların asıl olduğunu anladığı gün….Bence bu şirk toplumunda böyle bir gün belki hiç gelmeyecek,gelmesi engellenecek.Keşke ölülere indirdikleri hatimlerden kendileri sadece bir ayetinden nasiplense millete bu yaptıklarını reva görmezlerdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir