Dinime Küfreden Müslüman Olsa!

violencia

Sen Müslümansın Değil mi!!! Madem Öyle Gel Böyle…

Aklına uymazsa insanlar tarafından söylenenden yüz çevirebilir insan. Ama müslümanım diyen kişi Kuran’daki gerçekleri yırtıp atamaz. Eğer bilmeden de olsa bir takım gerçekleri örtüyorsak, kâfir durumuna düşmüş olabilir miyiz!!! Madem Allah’ın gerçeklerinin Kuran’da olduğunu kabul ediyoruz, öncelikle Kuran’ı örtmememiz gerekir. Kuran’ı hatırlatanlara ve onun okunup anlaşılması gerektiğini söyleyenlere, kalkıp ayetlerle uyaranlara “kâfir” yaftası yapıştıranlara gelecek tabi ki bu yazı. İnceleyelim, irdeleyelim bakalım kimler kâfirin küfrünü sırtında taşıyor? Kimler kafirlik ve sapmışlık vasıflarına haiz!!! Bilse de bilmese de!!! Farkında olsa da olmasa da!!!

Kâfir denince, toplumda ilk akla gelen, bildiği dinin dışında olan her kim varsa odur. Sığ bir anlayış ve kabuldür. Alelade ve geleneğe saplanmış bir müslüman için her Hıristiyan, her Yahudi, her Alman, her İngiliz, hatta kendisine hak olarak zannettirilenlerin dışında her diğer bir mezhep, kısacası kendi gibi olmayan herkes kâfirdir. Kimilerince ise Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, kafasına göre yaşamayı tercih edip, dini umursamayan kişiler kâfir oluyor. Bu ikincisi hem ilkine nispeten doğru hem de buna rağmen eksik bir algı. Çünkü kâfir, gerçeği örten, tüm açıklığına rağmen hak (gerçek) olanı kabul etmeyip, kendi kabul ettiği doğruları peşinen kabul edip üstüne gerçeğe savaş açandır. Peki gerçek nasıl örtülür? Elbette başka (sözde) gerçeklerle…

Müslümansın değil mi? Madem öyle gel böyle… Gel beraber ortak kitabımızdan “flashback”ler görelim seninle…

Madem öyle, kitabını neden anlamak için okumuyorsun? Neden zekât vermek için, infak etmek için kâğıt kalem alıp hesap yapıyorsun? Allah “ihtiyacınızdan bağışladığınızı verin” derken biz “hayır, kırkta bir olacak” dersek ve bunu bile şartlara bağlarsak gerçeği örtmüş olmuyor muyuz!!! Allah “infak edin” derken paramızı, malımızı, mülkümüzü, ilmimizi paylaşmayıp hatta onlardan geçici menfaatler elde etme peşine düşersek gerçeği örtmüş olmaz mıyız!!! Neden Allah “bu hayat geçici” derken para ve mal biriktiriyorsun? Neden çoklukla övünüyorsun? Allah “çoklukla övünmek sizi oyalıyor” derken parayla, malla, ilimle ve evlatla övünürsek gerçeği geçiciyle ve batılla örtmüş olmuyor muyuz!!! Neden hep gülüyor, hiç ağlamıyorsun? Neden on defa umreye gidip bir defa haccetmemiş olanı göndermiyorsun da dönüp dönüp ballandıra ballandıra anlatıyor, bununla nasıl olur da böbürlenebiliyorsun? Neden hala zemzemden, boncuktan sevap umuyorsun?

Neden Allah’ın kitapta öğrettiği ibadet biçimlerini değiştiriyorsun? Allah “bu kitap eksiksizdir” derken, nasıl oluyor da tutup “bu ibadet kitapta bu şekliyle yok, demek ki herşey Kuran’da yok” diyorsun!!! Neden ne dediğini bilmeden namaz kılıyorsun? Neden dedikodu ve gıybet yapıyor, onun bunun arkasından bilip bilmeden çekiştiriyorsun?

Neden Allah’la beraber başka insanları da veli ve vekil ediniyorsun? Allah “Ben size yeterim, kitabım da rehberiniz” derken sen eğer başkalarını da şeyh edinir, başkalarından da medet umar, başkalarının yazdıklarını da rehber sayıp “şeyhi olmayanın mürşidi şeytandır” sözüne uyar da kitabı hiç dikkate almazsan, bilakis şeytana uymuş ve gerçeği örtmüş olmaz mısın!!! Allah elçisine bile “Sen onlara vekil değilsin” derken peygamberi vekil edinip kıyamet günü o bizi kurtaracak, bize şefaat edecek dersek gerçeği yalanla örtmüş olmuyor muyuz!!!

Neden Kuran’da yazmayan şeylere yazılı olanlardan daha çok önem verip savunuyorsun da Kuran’ı savunanlara okumadan anlamadan karşı çıkıyorsun? Neden oruç tuttuğunda akşama kadar sızlanıyor, neden ibadetinle başkasına övünüyor, neden besmele çekerken başkalarının kulağına işittirmeye çalışıyorsun?

Neden peygambere gönderilen vahyi desteklemektense ona selavat çekmeyi daha çok önemsiyorsun? Allah “Ben elçimi destekliyorum, melekler de destekliyor. Ey inananlar siz de onu destekleyin” derken senin elçiyi desteklemek için “seni destekliyorum, sana selam ediyorum, selavat getiriyorum” mu demen gerekir, yoksa taşın altına senin de elini sokman mı gerekir!!! Biz arkadaşımıza kavgasında destek olmak için bileklerimizi sıyırıp ona yardım etmek üzere mücadelesine mi katılırız yoksa kenarda bekleyip 99 defa “seni destekliyorum, sana selam ediyorum” mu deriz!!!

Neden kitabına sarılanı fasık ilan ediyorsun? Neden kendini dinin sahibi zannediyorsun? Okumadığın kitaba nasıl teslim oluyorsun? Neden başkalarının günahını sen sayıyorsun? Hangi sevabın, neyin hesabını yapıyorsun? Sözüm sakalına değil ama nasıl olur da sakalla, çarşafla ve ne dediğini bilmeden ettiğin dualarla kazanacağını zannediyorsun? Neden kralları krallardan daha çok savunuyorsun? Diriler için indirilmiş kitabı neden ölülere okuyorsun? Neden gözlerini, kulaklarını ve kalbini açıp da Kuran’ı öylece okumuyorsun? Neden diri diri gömülen çocuk için sesini çıkartmıyorsun?

Neden ihtilaflarla fırkalaşıyorsun? Allah “dinde fırkalaşmayın, bölünmeyin, hizipleşmeyin” diye defalarca açık açık yazmışken mezhepçiliği, tarikatlaşmayı, cem cem olmayı, cemaatçiliği Allah’ın şartı sayarsak gerçeği örtmüş olmaz mıyız?

Neden Allah “bu kitabı koruyacak olan Ben’im” derken sen tutup şu ayet de vardı “zina eden hatta zina şüphesi olan recmle (taşlanarak) öldürülecek” ya da “şu şu ayetlerin hükmü kalmamıştır” diyenlere inanıyorsun? Böylece gerçeği örtmüş olmuyor musun?

Neden hala putperestler gibi Kâbe’de taşları, mescidde ayak izlerini, kavanozda kılları öpüyorsun? Neden hala cahiliye adetlerini İslam zannediyorsun? Neden hala peygamberi gafilce ilah ediniyorsun? Neden hala “yedi kat göğe çıkmazsan sana inanmayız” diyen müşriklerin inanma şartına göre peygambere inanıyorsun? Neden hala eski ehli kitabın hahamları, kâhinleri ve rahipleri veli edindiği gibi hocaları, âlimleri, evliyayı veliler ediniyorsun? Neden sadece Allah’a teslim olmuyorsun?

Neden Allah tek başına anıldığında kızıp köpürüp, yüzünü asıyor, yanına başkaları da eklendiği zaman mutlu oluyorsun? “İyya kenağbudu ve iyyakenestain” diyerek “sadece O’na kul olup, sadece O’ndan yardım dilemek”le mükellefken tutup peygambere, hatta Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeylere ve kişilere, sözde gavs-ı azama, kutuba, evliyaya, şehide yardım çağrısında bulunuyorsun!!! Gerçeği örten kim!!!

Neden hala atalarının dinini İslam zannederek kitabı değil onları takip ediyorsun? Neden hala kadınlara, kızlara hem aklı eksik diyor, hem de şeytan yerine koyuyorsun? Neden birer kadın olarak, ikinci sınıf olmayı kabul ediyorsun? Neden hala başörtülü, örtüsüz diye ayrım yapıyorsun? Neden peygambere atılan iftiralara din diye inanıyorsun? Nasıl olur da peygamberinin dokuz yaşında bir kızla evlendiği yalanına, sol eliyle yiyen adama yiyemez ol dediği yalanına, bir kabilenin tümden ellerini ve ayaklarını kesip çöle terk etmiş olabileceği yalanına ve yüzlercesine inanabiliyorsun? Senin uyduğunu söylediğin peygamber böyle çirkin işler yapar mı!!! Neden hala peygamberinin doğru yolu bulduğu gibi Kuran’a uyarak doğru yolu bulacağına inanmıyorsun?

Neden Allah yeminler edip “anlaşılması kolay” derken “bu kitabı biz anlayamayız” diyerek küfre yelken açıyorsun? Neden Allah “bu kitap size yetmiyor mu” diye sorarken “şu risaleler, şu beyitler, şu ilmihaller de lazım” diye cevap veriyorsun? Nasıl olur da okumadığın Kuran yerine sözde risaleler, mesneviler, ilmihaller öne sürerek Allah’ı yalancı sayarsın!!! Neden Allah “bu kitaptan sorulacaksınız” derken “şundan da şundan da sorumluyuz” diyerek Allah’ın sözünün üstüne söz koyuyorsun? Başka başka haramlar ve helaller ve dini emirler getiren başka sözler, başka rivayetler, başka kitaplardan da sorumluyuz diyorsun. Hatta sana Kuran’dan hatırlatılan ayeti değil de tam zıt anlama sahip söylentiyi herkes kabul ediyor diye kabul ediyor ve hırsla savunuyorsun. Böylece gerçeği hunharca örtmüş olmuyor musun!!!

Neden Allah “düşünmez misiniz” derken düşünmemekte ısrar ediyorsun. Neden Allah “aklınızı kullanın” derken “bu işler akılla olmaz” diyerek Allah’ın emrini inkâr ediyorsun?

Neden Allah “elçiler arasında ayrım yapmayın” derken kendi peygamberini “en üstünüdür” diyerek ayırıyorsun? Neden kendi peygamberinle diğer peygamberleri rivayetlerle yarıştırıyorsun? Neden Allah “şefaatin tümü benimdir” derken peygamberden ve daha nicelerinden şefaat bekliyorsun? “Maliki yevmiddin” yani “din gününün sahibi” belli iken din gününde O’ndan başkalarından bir yardım bekliyorsak acaba kâfir durumuna düşmüş olmuyor muyuz? Peygamberi de “O’ndan başkası” arasına kattım diye takılıyorsun biliyorum. Düşün bakalım. Birkaç saniye öfkene hâkim ol. “O’ndan başka” değil mi? Yoksa sen!!! Peygamberi Allah’a ortak koşuyor olmayasın! Yoksa peygamberi de ilah mı zannediyorsun!!! Kızıyorsun belki de. Biliyorum. Ama peygamberi bir tek sen sevmiyorsun. Hatta bana kalsa sen onu gerçekten seviyor da değilsin. Sevsen ona atılan iftiraları reddederdin. Allah “O günün sahibi benim” derken “şefaatin tümü bana aittir” derken sen “şefaat ya Resulallah” diyorsan!!! Şefaat ya evliya diyorsan!!! Şehitlerden ve hatta cemaatten arkadaşlarından bile şefaat bekliyorsan!!! Acaba!!! Acaba kim peygambere uyuyor!!!

Neden Allah “şirk koşmayın” diye uyarırken Rumi Celaleddin’e Mevlana,  Nursi Said’e Bediüzzaman diyorsun? Allah “yerin, göğün, altındakilerin, üstündekilerin, yerle gök arasındaki ne varsa sahibi, mevlası, rabbi benim” derken… Size verdiğim mühletin (zamanın) sahibi benim derken… Sen nasıl olur da Allah’tan başka kişilere “sahibim” (Mevlana), Allah’tan başka kişilere “zamanın sahibi” (Bediüzzaman) diyerek şeytanın oyununa gelip gerçeği bir başka uyduruk gerekçeyle örtüyorsun!!! Neden namazınla, duanla, tefekkürünle Allah’a bağlanmak yerine şeyhine rabıta yapıyorsun?

Neden peygamberin gibi vahye sarılıp, peygamberin gibi cesaretle dinde olanla olmayanı ayırana, ona gelen vahiyden aldığı güvenle cihad edeni peygamberi sevmemekle, peygamberin yolundan gitmemekle itham ediyor ve peygambere asıl uymayanın kendin olduğunu göremiyorsun?

Müslümansın değil mi? Peki inandığın ve övündüğün dini neden böyle kötü temsil ediyorsun? Neden kendi üzerindeki örtülerinden kurtulup, kalkıp uyarmaya başlayana, seni sevdiği için seni uykundan uyandırmak için çırpınana kâfir muamelesi yapıyorsun? “Kuran da Kuran” diyene Kuran’ı bile okumamışken kâfir diyorsun da… Hidayetinin, doğru yolda olduğunun bilincinle farkında değilsen, kâfir olan sen olmayasın!!!

0 thoughts on “Dinime Küfreden Müslüman Olsa!

  1. Din “Elhamdülillah Müslümanım” demekle bittiği (!) için bugün bu soruları soruyoruz değerli Kamil Kardeşim.
    Bizler; “Doğru Yol”u bilmediğimizi anladığımız gün, İslamiyet denilen “Teslim Olmak”ı bilmediğimizi bildiğimiz gün, kimseye söyleyemiyoruz ama, anlamadığımızı anladığımız gün, ne söylediğimizi bilmediğimizi bildiğimiz gün Allah’ın doğru yoluna belki bir adım atacağız.
    O kadar güzel yazmışsın ki, inan yazacak kelime bulamıyorum. Allah razı olsun diyorum değerli Kardeşim. Doğru yol adına, insanların ufkunu açmak adına daha ne yapılabilir diye düşünüyorum da!.. Olsa da bundan iyi özetlenemez.
    Allah herkese Kur’an-ı Kerim’i okumak, anlamak ve uygulamak nasip etsin.
    Kaleminin tükenmemesi dileklerimle…
    Selam ve Dua ile,

  2. BİR neden de ben ekliyorum ama sorum sana!Neden sitendeki makaleleri kitap haline getirtmiyorsun? :).Çünkü ilk alanlardan olurum heralde!

  3. Peki ya neden; onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayıp; bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırmıyorsun?

    Ya neden; Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsun?

    Ya neden; Allah yolunda savaşıp müminleri hazırlayıp teşvik etmiyorsun?

    Ya neden; özür sahibi olmaksızın cihaddan geri kalıyorsun?

    Ya neden; hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi sayıyorsun?

    Ya neden; babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyor?

    Ya neden; sizin için daha hayırlı olduğunu bildiğiniz halde, hafif ve ağır savaşa kuşanıp Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad etmiyorsunuz?

    Ya neden; inkâr edenlerden size en yakın olanlarla savaşmazsınız ki sizde “bir güç ve caydırıcılık” görsünler?

    Sen Müslümansın Değil mi!!! Madem Öyle Gel Böyle…

  4. 🙂 Furkan: Hoşgeldin öncelikle. Bu hiddetin niyedir? Niyetin nedir çözemedim ama anlıyorum ki değindiğin ayetlerle ilgili yanılgıdasın. Bizim ülkemiz her şeye rağmen barış içerisinde yaşanan bir ülke. Bahsettiğin ayetler savaş şartlarının ayetleri. Ve müminler kısasa kısas gereğince mücadele ederler. Eğer onları yerlerinden yurtlarından alıkoymak üzere kendilerine savaş açılmazsa, onlara saldırılmazsa hangi fikirde olurlarsa olsunlar farklı tüm fikirden ve inanç sisteminden insanlarla barış içerisinde yaşarlar. Müminler durup dururken kimseye saldırmazlar. Allah bu topraklardan savaşı kargaşayı anarşiyi ve düzenbozuculuğu uzak tutsun. Kuran’a sarılan müminlere yapılan saldırılar sadece tebliğe karşı taassubi bir direniş seviyesinin üstünde mi ki bu biçimde sorguluyorsun? İnananlar inandıkları Kuranı tebliğ ediyorlar. Sadece uyarıyorlar. Kuran’ın anafikrini ve özellikle de okunmasını sevdikleri bu toprağın insanlarına iletiyorlar. Yanlış bilinenleri, batılı gösterip Kuran’ın doğrularını anlatıyorlar. Kimseyle çatışmaya da niyetleri olmaz müminlerin.
    Selam ile…

  5. Kalemzade, hoşbulduk. Asla hiddetim yok. Niyetim; aynen senin gibi Kur’an’ı olduğu gibi anlayıp anlatabilmek.

    Demek ki Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Filipinler’de, Arakan’da, Filistin’de, Mali’de, Somali’de, Cezayir’de ve daha bir çok yerde “onları yerlerinden yurtlarından alıkoymak üzere kendilerine savaş açılmamış, onlara saldırılmamış”. Barış içinde yaşadığınız toprakların dışında, zulüm altında yaşayan insanların olması demek ki Kur’an’a atıfta bulunulacak bir durum değilmiş.

    Eyvallah, Kur’an’ı ve dünyevi durumları herkes farklı yorumluyor demek ki. Ne yapalım, ben de fikrimi söyleyip uzaklaşmış olurum bu “steril” dünyanızdan.

    Allah’a emanet olun…

  6. Furkan, anlaşıyoruz, güzel… Ama gitmene gerek yok, steril bir dünyam yok benim. Biz diye nitelendirebileceğin bir gruba, bir cemaate, bir hizibe, bir diğer yola da ait falan değiliz Allah’a şükür. Bizi biz yapan bütün mümin arkadaşlarımızdır. “Biz” diye nitelendirileceksek Kuran’a hevesle sarılanlar onu rehber edinenler olabiliriz ancak. Buna sen de dahilsin.

    İkinci paragraftaki anlattığın hususlarla ilgili olarak eminim ki her mümin kendi çapı, makamı, gücü ve kaabiliyeti ölçüsünde bir şeyler yapıyordur. Eğer bir mümin olarak şunu da yapsak iyi olur diye bir fikrin varsa rahat rahat paylaşabilirsin. Ama yürüyün, alın baltaları tüfekleri zulüm gören müslümanları kurtarmak için savaşa gidiyoruz diyorsan, bu donkişotluk olur ve bu düşünce ile büyük ihtimalle bir sözde islami terör örgütüne malzeme olursun. Üstelik sadece müslümanlara değil barış içerisinde yaşama şansını kaybeden, zulüm gören tüm insanlığa destek verilmeli. Nitekim Türkiye birçok ülkede zaten askeri güç ve temsili kuruluşlar bulunduruyor ve bu yönde de barışı sağlayıcı çalışmalar olduğunu biliyorsun. Gücünün yettiği ölçüde güvendiğin faaliyetlere destek vermekten seni kim alıkoyuyor ki!

    Selam ile kardeşim…

  7. Sevgili Kalemzade,

    Öncelikle makalende yazdığın maddelerden, bir tanesi hariç hepsinin altına imzamı atarım. Bahsettiğin konuların (biri hariç) hepsinde aynı düşünüyoruz. Ancak Allah’ın izniyle ve de bir müslüman kardeşin olarak söylemeden geçemeyeceğim şeyler de var.

    İlk mesajımda bahsettiğim ayetlerin savaş ayetleri olduğunu ve müminlerin de kısasa kısas gereğince mücadele ettiklerini yazmıştın. Ancak (mesela) NİSA 75 ayetini, savaş ayeti olarak yorumlamak; bence en basitinden mangal(!) gibi yürek gerektirir.

    Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (NİSA 75)

    Bu ayete savaş ayeti diyebilmek, benim açımdan gerçekten imkansız.

    Aslında ilk mesajımda sadece cihad ayetlerinden örnekler vermeyecektim ama nedense bu şekilde sadece cihad ayetlerini yazmayı uygun buldum. İnşallah bu bir hayırdır çünkü konu konuyu açacak sanırım.

    Konuyu bir an için cihad ayetlerinden çıkartıp, Kuran’ın geneline yaymak istiyorum. Kuran’da bahsedilen “hırsızın elinin kesilmesi”, “zina edene sopa atılması” vb. cezaların, bugün barış içinde(!) yaşadığımız ülkemizde verilmesi imkansız. Allah, bir suçun cezasını kendisi belirlediği halde; hırsıza hapis cezasının verildiği, zina yapana da hiçbir cezanın verilmediği bir toplumda yaşıyoruz. Demek ki aslında “barış içinde” yaşadığımızı zannederken, Allah’ın kurallarının hiçe sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

    Bu arada bizim ülkemiz böyle de, başka ülkeler çok mu farklı? Elbette değil. Yani dünyanın hiçbir yerinde Allah’ın kanunları geçerli değil.

    En basitinden, bu barış içindeki ülkede neden Allah’ın kanunları geçerli değil? Çünkü ülkeyi yönetenlerin kafir olduğu bir toplulukta kurallar, kanunlar, yasalar vs. hiçbir şey Allah’ın emrettiği şekilde yapılmaz. “Ülkeyi yönetenler” lafımı inşallah sadece “ülkeyi yönetiyormuş gibi görünenler” olarak algılamazsınız.

    Bence bir müslümanın; “Allah’ın kanunlarının geçerli olmadığı bir ülkede yaşamak nasıl bir duygudur” diye düşünmesi gerekiyor. Benim açımdan tam bir işkence, başkası açısından “laik demokratik” bir toplum.

    Senin, benim, bizim ne dediğimizin hiçbir önemi yok. Önemli olan Allah’ın ne söylediği;

    Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. (BAKARA 193)

    Ben sadece Allah’ın sözlerine uyarım. O yüzden de düşünürüm.

    O zaman bu durumda ne olması gerekir? Kuran’ın emrettiği şekilde yönetilen bir ülke. Siz bunu sakın ha İran, Arabistan, Irak, Suriye vb. ülkeler gibi algılamayın. Ben “Kuran’ın emrettiği şekilde yönetilen” diyorum; hadislerin, şeyhlerin, tarikatların değil.

    Peki bu ilke nasıl kurulur? İşte o farklı yorumladığınız ve cihad ayeti dediğiniz, benim sadece 1-2 örnek verdiğim ama Kuran’da onlarcasına ulaşabileceğiniz ayetleri de esas alarak.

    İstediğiniz kadar; “Türkiye birçok ülkede zaten askeri güç ve temsili kuruluşlar bulunduruyor ve bu yönde de barışı sağlayıcı çalışmalar yapıyor” deyin. Siz; sizi yönetenlerin izin verdiği ölçüde güçlüsünüzdür. Sizi yöneten kafir olduğu sürece, siz de kafirin kurallarına tâbi olursunuz.

    Asla ve kat’a “yürüyün, alın baltaları tüfekleri zulüm gören müslümanları kurtarmak için savaşa gidiyoruz” demedim, demem de. Eğer öyle diyen birisi olsaydım, çok rahat Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de veya dünyanın herhangi bir coğrafyasında, aptalca mezhep savaşı verenlerin yanında yer alır; iki kurşun sıkıp, kafama yediğim bir mermiyle ölmüş olurdum.

    Ben sadece senin yazdıklarına, unutulmaması gereken eklemeleri yaptım. Ama lafın özüne gelmem gerekirse; beni en çok üzen şey mezhep dinine inananların cihad uğrunda (yalan yanlış, abuk sabuk, hatalı, gereksiz, hayvanca, ahlaksızca, Kuran dışı da olsa) bir şeyler yapmaya çalışırken, Kuran’ı okumuş ve Allah’ın emirlerini anlamış insanların, Kuran’da sanki hiç cihaddan ve cihad hazırlığından bahsedilmiyormuşcasına ayetleri faklı yorumlamaya çalışmaları.

    “Eğer bir mümin olarak şunu da yapsak iyi olur diye bir fikrin varsa rahat rahat paylaşabilirsin” dediğinde ise; bunu ne buradan adam gibi anlatabilirim, ne de anlatmaya çalıştığımda okuyanlar bir şey anlayabilirler. Kim bilir, belki bir gün Rabbim karşılıklı konuşmayı nasib eder de o zaman adam gibi anlatmaya çalışırım.

    Ben senin kadar iyi yazan birisi değilim. O yüzden de yazdıklarımda düşündüğümden farklı ya da Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı bir durum varsa; önce Rabbim, sonra da sizler affedin.

    Hepiniz Allah’a emanet olun.

  8. Estagfurullah Furkan, çok güzel sorgulamalar bunlar. Sorgulayacağız ki doğruyu bulalım. Aklında daha birçoklarının da olduğunu sanıyorum. O “biri hariç” dediğin şeyi de yazsaydın keşke. Ben de gözden geçirseydim. Yorumunda yazdıklarının bir kısmına bazı yazılarımda ben de değinmiş ve fikirlerimi beyan etmiştim. Söylediğin hususlara burada da değinmek isterim. Ama çok geç oldu. İnşallah ilk fırsatta geniş bir zamanda buraya yorumumu yazarım.
    İyi geceler… Sen de Allah’a emanet ol kardeşim.

  9. ALLAH razı olsun.kamil kardeşim.
    bende seni destekliyorum.
    hayranlıkla okudum.yazının her tarafı kuran ile destekli daha nasıl anlatılır bilmiyorum.
    emeğin zayi olmayacaktır.aklına bereket versin.
    saygılarımla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir