İlkel Adamın Dini

ilkel adam

30 Rum 30…

Yüce Yaratanımız acaba neden bize tek bir kitap ve tek bir elçi göndermedi? Kayıtlı tarih öncesi dönemlerde bize göre ilkel ve cahil toplumlar birbirinden kopuk ve birbirinden tamamen ayrışmış kültürler oluşturmuşken farklı elçilerin ve talimatların gönderilmesini gayet iyi anlayabiliyoruz. Hatta üç beş yüzyıl öncesine kadar olan dönemde de halen keşfedilmemiş topraklar keşfedilmemiş denizler vardı ve halen farklı coğrafyadakiler birbirinden habersizdi. Oysa bugüne baktığımızda işte görüyoruz ki bütün dünya yaygın tabirle “küresel köy” olmuş durumda.

Kuran’da peygamberlerin hateminin gelmiş olduğunun belirtilmesinin altında yatan ana neden bu olabilir mi? Artık kalemzadenin biri bile bir satır yazdığında Ümit Burnu’ndan veya Bering Boğazının ortasından internete giren birisi o satırı anında okuyabiliyorsa, Kuran’ın da Allah’ın dininin son gönderilen kitabı, hatta halen yaşayan bir elçi olduğu açık değil mi? İnsanın varoluşundan bu yana dinlerin de çokluktan tekliğe doğru bir gidişi söz konusu değil mi?

Bu aleniyet, yani Kuran’ın en son ve en geçerli kitap olarak kabul edilişi, Tevrat’ı ve İncil’i ve Zebur’u veya varsa bizim bilmediğimiz başka hak sözlerin reddi anlamına gelmez. Nasıl ki İsa, Süleyman ve Davut gibi elçiler kendisinden önce gelenleri reddetmemiş, onları tamamlamak ve ihtilafa düşülen hususları açıklamak için görevlendirildiklerini söylemişlerse Kuran’da da aynı şey söylenmiyor mu? Madem öyle, müslümanların eski hak kitaplardan şeytan görmüş gibi kaçışı ve dışarıdaki dünyanın son nebiyi ve son hak kitap olan Kuran’ı bu reddedişi neden? Belki de aklını kullanamamaktan…

Peki bugün yeryüzünde hala farklı dinlere mensup kişiler olması tamamen aklını kullanmayan insanların kabahati mi? Bir noktaya kadar belki öyle ama kendinizi çok defa düşündüğünüz gibi bir kez daha başka bir dini yaşayan coğrafyada doğup büyümüş olarak düşünün. Ben bu sorgulamayı, her zaman çözüme ulaştıran çok önemli birkaç kritik sorgudan biri olarak görüyorum. Ya biz de oralarda yaşasaydık böyle olur muyduk? Allah’ın kimi imana layık göreceğini en iyi yine Allah bilir. Yine de Sadece Kuran diyerek şu anki durumumuzla toplumun büyük bir kısmına dini anlayışımızda muhalif düştüğümüz ortada. Demek ki olabiliyormuş!

Demek ki bizler bile bir başka coğrafyada, örneğin Tel Aviv’de veya Polonya’da veya Londra’da veya Tokyo’da veya Hindistan’da veya Minnesota’da veya Melbourne’de veya dünyanın bir başka ucunda, kayıp bir tropik kara parçasında halen ilkel olarak yaşamaya zorunlu kalmış bir insan olarak yaşıyor olsaydık ve Allah bize aynı düşünce yapısına ulaşmayı nasip etseydi, içinde bulunduğumuz toplumdaki kendi inancımızı yine sorgulayacaktık. Ölmüş kabile reisimizin mumyalanmış bedenini törenler için sağa sola taşımayı mantıksız bulduğumuz ve onu gömmeye kalktığımız için kabilemizden kovulacaktık. Belki bir başka toplumda Kuran’ı bile okumadan İncil’i didik didik edecek, Tevrat’ı eklenmiş hurafelerden arındırmaya çalışacaktık… Belki de halen dünyaca ilkel kabul edilen bir felsefe dininden yola çıkarak tek tanrı ve ölümden sonraki hayat gerçeğine aklımız ve mantığımızla yaratılışımıza uygun hareketle yaşayıp tefekkür ederek ulaşacak ve yine bulunduğumuz toplumla ters düşecektik.

30-Rum 30 O halde yüzünü bir hanif olarak dine tut, Allah’ ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına. Allah’ın yaratışında değişme yoktur, dosdoğru sabit din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Bu duruma geldikten sonra bir anda Kuran’la tanıştığını düşünün o ilkel adamın. Eminim ki senden benden daha bir samimiyet ve gönül huzuruyla “bu nasıl bir kitap, bu ne muhteşem bir şey” diyecektir. Peki o ilkel adam Kuran’la hiç tanışmamış olsa yolu yanlış mı olacaktı? Tanışanların, ama onu kendi kendimize anlayamayız diyenlerin ne halde olduğuna bakarsak, o ilkel adamın nasıl bir mümin olduğunu ancak anlayabiliriz. Peki bizim o ilkel adamdan olumlu yönde farkımız var mıdır ki? Elimizde Kuran var diyeceksiniz. İşte odaklandığım nokta bu. Biz elimizde Kuran varken okuyup anlamaya çalışmazken, o ilkel adam elinde hiçbir yazılı ayet olmadığı halde yaratılışını ve toplumunun inançlarını sorguluyor. Düşünelim… İlkel olan kim!!!

Kalemzade | Cengiz Yardım

10 thoughts on “İlkel Adamın Dini

  1. İnsan maksadını irdeleyen hoş bir tefekkür olmuş, ben de naçizane bu tür olguları irdeliyordum. Kainat ve insan yaradılışlarının ortak unsurları ve Kur’an kolaylığı güzel bir triodur. Yaşadığımız süreçte inandığımız unsurları son 1500 yıl içine hapsetmek büyük bir hata olur. Fıtratın mükemmelliği insanın hakikati bulması için yeterlidir, kainat delilleriyle birleşince çok muazzam bir şekilde mutmain olabilecek düzeyde. Ancak son zamanlarda kapitalizm esaretindeki beyinler için maalesef bir hatırlatıcıya bir tahrik unsuruna ihtiyaç duyuyoruz, sanki burada da hatırlatıcı olarak Kur’an devreye giriyor gibi duruyor. Ancak biz bu hatırlatıcıdan olabildiğine uzak yaşıyoruz.

    Allah herkese hatırlamayı diletsin, çünkü özümüzde hakikat var. Kainattın her yeri onunla eşleşebilecek düzeyde.

    Selametle.

  2. Hakikatten düşündüren bir yazı….

    bende çok düşünmüşümdür kuran’la tanışmadan önce (gerçek islamı bilmeden önce) acaba Müslüman bir toplumda yaşamasaydım yine Müslüman olur muydum ??

    Müslüman bir toplumda Müslüman bir ailede var olmayı büyük bir lütuf gibi görürdüm…

    Kuran’la tanıştıktan sonra anaaa dedim. Hiç de öyle değilmiş dinimiz son derece basit akla mantığa uygun hep bizim iyiliğimiz için istenen kuralların olduğunu, Çözemediğim aklıma takılı sorularımın çözüm kaynağı olduğunu gördüm.

    Çevremde ise islam dışında islam adı altında farklı farklı dinler olduğunu gördüm. Herkesin kuran dışında bir hacıya hocaya mezhebe tarikata hadise rivayete dayalı bir din tutturup onuda beceremeyerek gittiklerini gördüm….

    bizim kendi Toplumumuz olarak Kuran’a çok yakın gibi gözüksek te aslında çok uzağız….

    O zaman dedim ki bu lütuf bana Müslüman bir toplum ve ailede olduğumdan dolayı verilmedi….

    dünyanın hangi yerinde olursam olayım aklımı çalıştırdığım sürece bana bu lütfun verileceğini anladım..

    Öyle ya aklın çalıştırılmasını gerçeklerin görülmesini isteyen hacılar hocalar mı ?? yoksa RABBİMİZMİ ??

    ” Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

  3. Pingback: İlkel Adamın Dini... | Dini Yazılar

  4. KaaN: Harika bir şekilde açıklamışsınız. Tam da yazımın demek istediği şeyi açıkça anlatmışsınız. Allah razı olsun. Allah aklını kullananları ayetleriyle tanıştırmaya son güne kadar devam edecektir İnşallah.

  5. Rabbim sendende razı olsun. Yazılarını okumaya devam ediyorum kamil kardeşim. Rabbim herkese ayetlerde ki hikmeti dikkati uyarıyı anlayan aklımızla hayatımızı yaşamayı nasip etsin inşallah. Rahmanın dostu olmayı kim istemez…

    Senden bir ricam olacaktı aslında bir sorum var…

    ben elmalı hamdi mealini hep okudum bazı kelimelerin doğru Türkçeye çevrilmemesi sebebiyle önemli konularda internet üzerinde hep fikir ayrılıkları olduğunu gördüm….

    kendim kuranı Türkçeye çevirmeye çalıştım ama çok zor büyük bir ihtimalle çok sonra olabilir… Türkçe mealler içinde en doğru çeviri hangisi sen hangisini okuyorsun ?

  6. KaaN: Şu zamana kadarki tecrübemden şunu söyleyebilirim ki; en doğru meal diye bir şey yok. Hatta en doğru çeviri de yok. Her okuduğumuz çeviride bizim gibi insanlar bile hatalarla karşılaşıyorlarsa ki karşılaşıyoruz, çevirilerin ve meallerin asla Kuran’la birebir aynı olduğunu iddia edemeyiz. Kuran arapça ve hatta klasik arapçadır ve dili ne olursa olsun aklını kullanan, araştıran, ayrıştıran, inceleyip analiz eden müminler onu anlama peşindedir. Ancak bu durum bunu yapamayanlar için Kuran’ın anlaşılmaz olması demek değildir. Kuran Çince bile yazılmış olsaydı önce farklı çevirilerini okuyan bir insan zamanla onun çincede de ne anlama geldiğini bulmaya başlardı.
    Kuran esasen Hakça’dır. Bir ayette sıkıntıya düşüldüğü zaman farklı çevirilerden faydalanılabileceği gibi aslında en doğru çözüm Kuran’da farklı yerlerde o ayetteki ifadelerin nasıl kullanıldığı incelemektir. Kuran bize o anlamadığımız kelime veya ifadeyi bir başka yerde açıklıyor. Bu yüzden bizim gibi insanlar arapça harflerden okuyabilse de zaman kaybetmemek için latin okunuş derlemelerinden faydalanmalıdır. Bu kapsamda sitenin (HZ | Kaynak) menüsünün en üstünde “Kuranın Okunuşu” diye bir pdf verdim. Basit bir çalışma ama Kuran’da kelime arama için pratik.
    O metin içerisinde aradığınız kelimeleri bulduğunuzda ilgili ayetlerin çevirilerde nasıl kullanıldığına bakabilirsiniz. Bütün ayetler için bu yapılamasa da kavrama problemi yaşadığımızda ya da özellikle inceleme ihtiyacı hissettiğimizde o ayet için ya da kelimeler için bu çalışma en pratik yöntem benim için. Dolayısıyla meal ve çevirilere mahkum kalmıyor ve o hatalı çevirilere rağmen aynı meal içinde yanlış ve doğruları daha kolay tespit edebiliyorum.
    Kuran’da aynı kelime farklı anlamlarda da kullanılabilir. Bu durumda ayetlerin öncesi ve sonrası ve sure bütünlüğü dikkatiyle kelime ya da ifadeyi inceleyip ilgilendiğimiz ayetin en doğru manasına Kuran’ın bu yönlendirmesiyle gidebiliyoruz.
    Ben genellikle böyle çalışıyorum ve asla tek bir meale bağımlı kalmıyorum. Hatta ilk yazılarımı yazdığım zamanlarda kullandığım bazı mealleri neredeyse tamamen terk ettiğimi bile söyleyebilirim. Sözgelimi Diyanet meali, sözgelimi geleneksel mezhepçi bazı yayınevlerinin mealleri gibi. Sözgelimi bir çeviri içinde elçi kelimesinin kasıtlı olarak peygamber diye, hikmet kelimesinin kasıtlı olarak sünnet diye çevrildiğini görmüşsem artık o meal benim için neredeyse bitmiş oluyor.
    Selamlarımla…

  7. işte kamil hocam bu sıkıntıyı hiçbir çevirmen aşamadı mı bende onu merak ediyordum demek ki aşamamışlar.. kelimelere farklı anlamlar katıldığı için namazlar yanlış kılınacak hacılar hocalar rivayetler hadisler ortaya çıkmaya devam edecek…..

    zaten toplum olarak kuran okumuyoruz okuyanda yanlış okuyor. Araştırma hiç yok. mantıklı olanı yazdığımız söylediğimiz zaman ise korkarak yaklaşıyor kendi yanlış yaşadığı dini onu engelliyor.

    bizim söylediklerimizi evliyalara hadislere dolayısıyla resule hakaret sayıyorlar. Sen sevmiyor musun diyorlar.
    yanlış çeviriler yüzünden kendimizi ifade edemiyoruz….

    yani çoğu tartıştıklarımız kuranı okumayanlar okusalar o yanlış çevirinin arkasında öyle bir dururlar ki.

    bazen sorun bende mi ben yanlış mı düşünüyorum diyorum…..

    hz kaynağa bakacağım araştırıyorum zaten.. teşekkür ederim.

  8. Benim gördüğüm, geleneklerden rivayetlerden en uzak Yaşar Nuri, Edip Yüksel, Hakkı Yılmaz var bildiklerim bunlar. Lakin Kalemzadenin de dediği gibi asla bunlara bağlı kalınmamalı.

  9. Üzerinden çok zaman geçmiş ama yine de söyleyeyim. Ben meal okurken bildigimiz tum dillerde okumayi oneriyorum. Ing. Alm. Ve türkçe mealleri bir arada okuyorum. Zaman zaman işe yarıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir