İncil’i de Oku’madılar | Özet

incili de okumadilar

Kim Günahsızsa İlk Taşı O Atsın…

Çoğu Yahudi ve Hıristiyan diyor ki “Muhammed Tevrat, Zebur ve İncil’i okuyup öğrenmiş, kafasına göre bunları toparlayıp Kuran’ı kendisi yazmıştır”!!! Kuran’ı anlamak niyetiyle okuyanlar bunun böyle olmadığını, Kuran’ın da daha önce gönderilen kitaplar (vahiyler) gibi Allah’ın kelimeleri olduğunu bilirler. Bakın; iddia ederler değil, bilirler. Çünkü bunu iliklerine kadar yaşarlar Kuran’ı okurken. Siz İncil’i okurken aynı şeyleri hissetmiyor musunuz? Hissetmiyorsanız sorununuz var.

Diyeceksiniz ki bu yuvarlak bir laf! Kendi kitabınızı övüp durmak için bilip bilmeden böyle söylüyorsunuz! Varsayalım ki sizin dediğiniz gibi olsun! Bir düşünün; beğenmediğiniz peygamberimiz Muhammed kötü bir iş mi yapmıştır size göre? İşte sizin kitaplarınızı onayladığını göstermiş ve ihtilafa düştüğünüz hususları kendisine göre (!) çözümlemiştir. Yanlış bile yapmış olsa (!) sizin kitaplarınıza inanarak ve inceleyerek yapmış olmuyor mu bunu? Bu eğer bir insanın tefekkürü ise saygı duyulacak ve oturup konuşulacak bir iddia değil midir? Bilimsel olarak bunu irdeleme yolunu neden seçmiyorsunuz da “o bir yalancıdır” diyorsunuz, doğru dürüst hiç okumadan…

Biraz zaman ayırıp bir kontrol edin Kuran’ı. Ne kaybedersiniz? Dininizi mi? Eğer bundan korkuyorsanız zaten inanmış da sayılmazsınız. Kalbinize inmemiş bir İncil’in ve üstünlüğünü ortaya koyduğunuz İsa’nın öğretisi bu kadar kolay silinebilecekse kalplerinizden, iman etmiş sayılır mısınız? Düşünün.

Eğer iddia ettiğiniz gibi Kuran’ı bir Arap kendisi yazmışsa, Allah adına yalan uydurmuştur! Bunun dışında Kuran’ın içinde ne yanlış vardır? Burada yanlış olan nedir? Hiç baktınız mı? Eğer iddia ettiğiniz gibi Kuran’ı o yazmışsa neticede sizin dininizi kendi anladığı ölçüde daha iyi anlatmaya, anlayamadıklarınızı ve kendi aranızda anlaşamadıklarınızı açıklamaya çalışarak alternatif çözüm üretmekte değil midir? Sizin kiliselerinizin yaptıkları bu manada farklı mı sanki? Bakın Kuran’da bizim peygamberimiz Muhammed konuşuyorsa İncil’de de sizin peygamberiniz (ve bizim de inandığımız) İsa konuşmuyor mu? Bir insan yazmış olsa bile (!) bakın Kuran’da birçok yerde aynen İsa gibi derin benzetmeler yapmış ve kendi takipçilerine anlatmıştır. Düşünemeyen birisi daha kalkıp İsa ve İncil için de aynı şeyi söyleyebilir. Hatta yazım şekli ile daha da dezavantajlı çıkabilirsiniz.

Eğer peygamberimiz Muhammed’in, tanrı edindiğiniz peygamberiniz İsa’yı sizin yücelttiğiniz biçimde yüceltmediğinden kuşku içindeyseniz, buyurun neyin yanlış olduğunu gösterin. Kendi kitabınıza inanarak gösterin hatta. Yani Kuran’daki iddia ettiğiniz yanlışları, İncil’e göre yanlış olduğunu bilimsel biçimde ortaya koyun. Ama bunu yaparken kafanıza göre değil İncil’e (İncillere) göre yapın. Uyduruk Pavlus hikâyelerine, İncil’de olmaması gereken mektuplara göre de değil. İncil’e göre…

Göreceksiniz ki İncil’e uymayan, daha doğrusu İsa’nın İncil’deki sözlerine uymayan hiçbir şey bulamayacaksınız. Bulduk dediklerinizin de, ki bunların sayısı birkaç kalemi geçmez; Kuran’da da anlamak isteyenlere hitap eden müteşabihler (benzetmeler) olduğunu göreceksiniz. Siz sadece reddetmek üzere itiraz ediyorsunuz. Aslında itiraz ettiklerinizden bile bir kuşku içindesiniz. Çünkü İsa’nın da size niçin “kıt imanlılar” dediğini çok iyi biliyorsunuz. Aynen bizim tarafta sizin kitabınıza “tahrif olmuş kitaptır, ne diye okuyacağım İncil’i” diyenler gibi. Hâlbuki Kuran’da, İncil veya Tevrat tahrif olmuş denmiyor. Ya ne deniyor? Onaylandığı belirtiliyor ve gizlenen, bu da kitaptandır denilerek ilave edilen ve ihtilafa düşülen hususlar dolayısıyla Musa ve İsa’nın takipçilerinin bölündüğü, ifade ediliyor. İşte Kuran bu ihtilafı ortadan kaldırıyor. Diyeceksiniz ki “siz önce kendi gözünüzdeki merteği çıkarın, kendi bölünmüşlüğünüzü giderin” Doğru söze ne denir? Bizde keçinin yediği iddia edilen bir ayet ileri sürülerek Yahudilerin âdeti olan kadınları taşlamayı (yapılmasa da) din diye kabul edenler varken, sizde de her namussuzluğu serbest bırakan zihniyet insan dininin içinde ya da dışında hep var olacaktır.

Yuhanna 8 (1-11) İsa ise Zeytin Dağı’na gitti. Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler. “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.

İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi. Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar.

Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu. Kadın, “Hiçbiri, Efendim” dedi. İsa, “Ben de seni yargılamıyorum” dedi. “Git, artık bundan sonra günah işleme!”

İçinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın. Çok doğru. İşte maalesef bütün insanlık aynı durumdayız. İçimizde ilk taşı atacak kimse yokken birbirimizi uyarmak yerine birbirimizin kitabını taşlıyoruz. Gelin kitabınızı ve kitabımızı okuyalım. Çünkü sadece biz değil siz de kitabınızı hak ettiği biçimde ve üzerinde derin derin düşünerek okumuyorsunuz.

İsa dönecek ve sadece sizi kurtarıp dünyaya hükmedecek diyorsunuz… Oysa İncil’de “İnsanoğlu” geleceği günün tasvirini yapmıştır. Geleceği gün, sizin üzerinize tanıklık yapacağı yargı günüdür. Bunu biliyorsunuz. Kuran’da da zaten bu söylenmektedir. İsa gibi diğer bütün peygamberler de kendi kavimleri, ümmetleri üzerine o gün tanık olacaklardır. Diğer dinleri ve ümmetleri nasıl görmezden gelir ve herkesin Hıristiyan olması gerektiğini iddia edersiniz! Siz Hıristiyan bir aileden gelmeyip de bizim gibi bir ailede doğsaydınız ya da Budizmle haşır neşir olan bir coğrafyada doğsaydınız yine de Hıristiyan mı olacaktınız? Sizin Rabbiniz o kadar acımasız mı ki bizi hiçbir suçumuz yokken daha doğuştan cehennemlik kılsın! Sizin kitabınız demiyor mu; O gün göksel egemenliğe giren en küçük kişi bu dünyadaki gibi bir Davut’tan, bir Yahya’dan veya bir İlyas’tan bile çok daha nitelikli bir vasıfta olacaktır. Aklını kullanmayanlar ise kaybedecektir. Sadece İsa yoktur, sayısız peygamber vardır. Sanki bunu bilmiyormuşsunuz gibi!

İsa Tanrının oğludur, diyorsunuz… Yahudi din adamlarının veya Vali Pilatus’un karşısında mahkeme edilen İsa’nın İncil’deki ifadesini aynen kullanayım: “Söylediğiniz gibidir.” İsa neden bu cevabı vermiştir hiç düşündünüz mü?“Söylediğiniz gibidir” derken İsa “anladığınız gibi değildir” demek istemiştir. “Söylediğiniz gibidir” demek bir ironi ve bir uyarıdır. Bu da bir teşbihtir. Benzetmedir. Allah’ın söz söyleme sanatıdır ki bu şekilde aynı cümleleri okuyanların bir kısmı ikna olurken bir kısmı inkâr ederler. Çünkü bir kısmı doğru, çoğu ise yanlış yoldadır. Allah ise dilediğine (hak edene) anlama imkanı verir.

Oğul tüm iman etmiş müminler için bir tabir, Baba ise tüm veli edinilenler için (takip edilenler için) bir sıfat, bir lakap, bir nickname gibidir. Luka’da İbrahim’e de baba dendiğini okumadınız mı? Belki de okumadınız. Ya da okudunuz ama Pavlus masallarına göre yorumladığınız için anlamadınız. İsa Tanrı için oğul hüviyetindedir. Ama Tanrı evlat edinmiş değildir. Tanrı asla yarattıkları gibi değildir. Ne doğurulmuş, ne doğmuş ne de doğurmuştur. İstese yarattıklarından birini elbette çocuk edinebilirdi. Ama o yarattıkları gibi olmaktan, bir çocuğu olmaktan münezzehtir. İsa’nın ve tüm müminlerin Tanrı önündeki duruşunu, konumunu anlayasınız diye “baba oğul” benzetmesi kullanılmıştır. Söylediğiniz gibidir, anladığınız gibi değil. Mesele manayı anlamaktır, içi boş sözler söyleyip, benzetmelerin peşine takılıp giderek, Allah’a bilmediğiniz şeyi yakıştırmak değil.

Tanrı üçtür diyorsunuz… Teslis (trinity) diyorsunuz… Gökte baba tanrı, İsa oğul tanrı, kutsal ruh da öbür tanrı oluyor derken bunların üçü de birdir diyorsunuz… Aslında ne bilime ne de vahye güveniyorsunuz. İçinizdeki şüpheye mantığınız ile son vermeye çalışmıyor, bunu ifade etmekten bile korkuyorsunuz. Kiliselerinizin klasik ve mantıktan yoksun savunmasını Allah’ın gerçeği zannediyorsunuz. Kitabınız size tek tanrıdan bahsederken, şeytanın onu en sevdikleriniz üzerinden çoğaltmaya çalıştığını göremiyorsunuz.

Madem tanrı üçtür, hâlihazırda yaşadığını iddia ettiğiniz İsa, Rabbine karşı yarın isyan ederse kimden taraf olacaksınız!!! İçinizden “o asla isyan etmez” diye geçirdiğinizi duyar gibiyim. Peki İncil’in sonunda çarmıha gerili bedenin sahibi“Rabbim beni neden terk ettin?” diye serzenişte bulunurken neden gözleriniz nemlenip, burnunuzun direği sızlıyor!!! Hiç itiraz edip de kendinizi kandırmayın; o noktada ya çarmıha gerili İsa’dan yana ya da her şeyin en doğrusunu bilen Tanrıdan yana olursunuz. Ya da her ikisini de reddedip sadece (Kutsal Ruh’u) kendi duygunuzu sahiplenip onu tanrı edinirsiniz. Hani tanrınız üçtü!!! Hani üçü de birdi!!! Bu sorununuzu çözmek için İsa’yı çarmıhtan indirip oraya İncil’de adı geçen geçmeyen başka birini asmak durumunda ya da İsa’nın sadece etten kemikten ve önceden ruhu yükseltilmiş dünyevi bedenini asmak zorundasınız. Yoksa bütün teziniz çürür!

Hiç cebelleşmeyin kalbinizle… Siz bu halinizle İsa’dan yanasınız, İsa’nın Rabbinden yana değil. İsa’nın Rabbinden de yana olduğunuzu söylemeniz sadece korkunuzdandır. Hem İsa’dan, hem sözlerinden, hem de tek olan Baba’dan yana olsaydınız, kitabınızda İsa’nın dediği gibi “iyi olan sadece Tanrı’dır” derdiniz. Kendi inancınızı gözden geçirmeden, Allah yerine Muhammed’e tapanları eleştirirken, kendinizin de aynısını yapmakta olduğunuz hiç aklınıza gelmiyor değil mi?

93-Duha 1-7 Kuşluk vaktine andolsun, karanlığı iyice çöktüğü’ zaman geceye. Rabbin seni terketmedi ve darılmadı da. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?

İsa’yı biz de elbette seviyoruz. Ona insanlık dişi işkenceleri reva gören Yahudi kâhinleri ve din adamlarını sizin gibi biz de lanetliyoruz. İsa üzerinden bu güne kadar örülen duygusal hassasiyetlerinizin de farkındayız. Ama biz size dışarıdan baktığımızda işte bu duygusallığınızın kullanılmakta olduğunu ve maddi manevi İsa arabeski üzerinden kiliselerce sömürüldüğünüzü de görebiliyoruz.

Ancak sizin çoğunuz denizin içindeki balık gibi yaşıyor ve kendi deniziniz dışında bir hayat olabileceğini, Muhammed’in de peygamber ve Kuran’ın da hak kitap olma ihtimalini göremiyorsunuz. Çünkü sizi uyarması gereken kiliselerinizin işine böylesi geliyor. Eminiz ki içlerinde ilimde derinleşmiş öyle rahipler vardır ki bizim peygamberimizi de kendilerini bilir gibi bilirler.

İçinizde İsa’nın babasız doğuşunu hala sindiremeyenlerin içindeki fitneyi çok iyi biliyorsunuz ve bunu İsa’ya küfrederek dile getiren Hıristiyanlar olduğuna bile her gün şahit oluyorsunuz. Peki Muhammed’i takip edenlerin ve hatta Muhammed’e bilerek ya da bilmeyerek tapmakta olanların bile İsa’ya böyle bir küfür ettiklerine hiç şahit oldunuz mu!!! Neden bu, İsa’ya küfretme kültürü sadece sizde var da İncil’i takip etmeyenler daha rahat küfredebilecekken onlarda yok? Şeytan bu konuda sizi kullanıyor ve İsa’ya olan sevgi ve bağlılığınızı kendi lehine döndürüyor olmasın!!! Hadi uyanın.

Şunu anlayın ki; sizin de Rabbiniz (Tanrınız) bizim de Rabbimiz (Allah’ımız) birdir. Aynı Tanrıdır. Allah’ın kelimesi olan İsa’yı Adem gibi gönderen ve Müjde’yle yeryüzüne elçi olarak ileten O’dur. Aynı Allah İbrahim’i de, Musa’yı da, Davut’u da, Süleyman’ı da, İlyas’ı da, Yahya’yı da, Yeşeya’yı da ve Muhammed’i de elçi olarak göndermiştir. Nasıl İsa’yı Müjde’yle indirmişse, Muhammed’i de son mesajı ve antlaşması (The Final Tastement) olan Kuran’la göndermiştir.

Kuran asla İncil’i, Zebur’u, Tevrat’ı ve diğer tüm vahiyleri reddetmemiştir. Sizin de bizim de en büyük sorunumuz kitabımızı okumamamız, Allah’ın vahyi yerine geleneksel inanışlara ve insanların sözlerine itibar edişimiz ve okusak bile hem İncil’i, hem Tevrat’ı, hem Zebur’u ve hem de Kuran’ı dıştan gelen ve kulaklarımıza doğduğumuz günden beri fısıldanan kirli bilgilerle okumamızdır. Oysa arınmış bir yürekle Allah’ın kelimelerine sarılırsak oradaki benzetmeleri kalbimize apaçık ve kendini açıklayan ayetler şeklinde “download” edebiliriz.

Sizin İsa’nın şahsında, bizim de kendi peygamberimiz şahsında bir kalp testine tabi tutularak sınandığımız gibi ortak bir durumumuz var. İsa’yı eleştirenler onun sadece babasız doğuşunu değil, günahkâr Ferisiler, günahkâr vergi memurları ve bir kısmınızın fahişe olduğundan şüphelendiğiniz kadınlarla oturmasını ve şarap içmesini nasıl vesveselerine sebep ediniyorlarsa, bizim peygamberimiz Muhammed’imizi eleştirenler de onun savunma savaşlarını ve çok eşli evliliklerini sorun ediyorlar. Doğruları anlamak yerine bu fitnelere takılıyorlar.

Nasıl ki İncil’deki son fısıh yemeğinde İsa, bir daha Göklerin Egemenliğine kadar şarap içmeyeceğine yemin ediyorsa, Kuran’daki Ahzab Suresi 52. ayette artık güzellikleri hoşuna gitse bile evlenmek Muhammed’e haram kılınıyor. Bu benzerlikler sizce tesadüf mü? Yoksa kendi aleyhine kullanılacağı açık olduğu halde böyle vahiyleri öne süren Muhammed gelecekte benzeşecek bu manayı da mı o günlerde kopyaladı!!! Eğer öyleyse hakikaten çok zeki olduğunu, gelecekteki fitneleri de çok iyi bildiğini ve üstün bir dehaya sahip olduğunu da kabullenmeniz gerekir. Sizin kitabınıza göre geleceği bilmeye yönelik ayetler sadece peygamberlere özgü değil miydi?

Dinden ve kitaptan soğutma metodları farklı olsa da peygamberlerin aileleriyle birlikte kişiliklerine iftiraları ve şahsına ait işleri şeytan ön plana çıkararak kitabın önüne koymaya yelteniyor. Oysa ki İsa, görüştüğü günahkâr Ferisiler ve kadınlarla aynı masada şarap içerek eğlenmeyi değil de neyi amaçlamışsa, Muhammed’in evliliklerinde de toplum için benzer hassasiyetler olduğu mecazen saklıdır. İsa’ya ve annesine iftira eden, Muhammed’e şehvet düşkünü diyen zihniyet sizi İncil’den, bizi de Kuran’dan kopartmak peşindedir. Ne İsa ne de Muhammed gibi tertemiz kullar bu iftiraları hak ediyor değildir. Buna rağmen İsa’nın İncil’deki ifadesiyle “en iyi olanın Tanrı (Allah) olduğu” da unutulmamalı değil midir?

Siz İncil’e, biz Kuran’a sarıldıkça aynı zamanda birbirimizin kitabına ve tek olan Rabbimize sarılmış olacağımız gerçeği beliriyor, elçileriyse birer beşer olarak sevmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. Ancak tevhidi gerçek manada kabul etmek için insanın tüm kirli bilgilerinden korkmadan arınması şarttır.

Elbette biz, sizin din kültürünüzü, dininizi nasıl yaşadığınızı sizden daha iyi bilemeyiz. Sizin hakkınızda söylediklerimiz içinde “hayır öyle değil, yanlış biliyorsunuz” dedikleriniz vardır. Aynen sizin de bizim kültürümüzü tam olarak bilemeyeceğiniz gibi. Biz sizin dininizi nasıl yaşadığınızı sizden olan insanların yaşayışından gördüğümüz, duyduğumuz kadarıyla değerlendiriyoruz ve bir sürü yanlış anlamlandırma ve hurafeye dayalı olarak İsa’yı takip ettiğinizi fark ediyoruz. İşte siz de bizden olanların hurafeye bulaşmışlıklarını ve duyduklarınızı İslam zannediyorsunuz. Oysa ne sizin çoğunluğunuzun yaşamakta olduğu din birebir İncil’e, ne bizden olanların çoğunluğunun yaşadığı din birebir Kuran’a uymakta. Sizden farkımız, biz sizin de kitabınızın Allah’tan olduğuna, sizin peygamberinizin de Allah’ın elçisi olduğuna inanıyor ve aynı İlah’a iman ettiğimizi biliyoruz.

Aynı zamanda şu da bir gerçek ki her iki dine mensup kişiler olarak sizden de bizden de birçokları kendisinden olmayanlara (ifade etmekten çekinseler de) dinen nefretle ve kesinlikle kaybetmiş kafirler olarak bakıyorlar. Sizden biriniz Kuran’dan bahsetse kınanıyor, bizden birimiz İncil’den bahsetse kınanıyor. Oysa sizin de bizim de dinimiz tevhid dini ve her ikisi de (islam) barış dini. Ama bunu görenler o kadar az ki! Kendi kitabını bile okumayanlar doğuştan beri gelenekle dayatılarak reddettirildikleri öbürünün kitabını okurlar mı!!! Sadece nefret ediyorlar, aldanıp da karşı dine geçme ihtimallerinden korkuyorlar. Çünkü kendi kitaplarını bile anlamış ve o kitaplara tam manasıyla inanmış değiller. Çünkü akıllarına ve kalplerine güvenmiyorlar. Çünkü aslında kendi kitaplarına güvenemiyorlar. Çünkü şeytan, kitabını okumayana sağdan sarılıp, öyle fısıldıyor onlara. Taşla diyor!!! Gelin taşlamayın! Siz de okuyun şu Kuran’ı. Pişman olmayacaksınız.

Kalemzade | Cengiz Yardım

7 thoughts on “İncil’i de Oku’madılar | Özet

  1. Değişik bir yazı dizisi ilgiyle takip edeceğiz yine…

    Yazılarınızla ilgili bir tek şey kafamı meşgul ediyor onu da yazılarınızı okuyarak çözeceğim diye umuyorum.Takıldığım o konuyu da çoğu yazınızda fark ediyorum, iyi niyetle düşünüyorum ve yine sizin yazılarınızdan cevabımı alacağımı umuyorum…Yazılar ya da her hangi bir kitap benim hayata yaşamın kendine daha geniş açıdan bakmamı sağlıyorsa kazançtır benim için ;teferruatlara da takılı kalmamaya çalışırım..Zamana bırakırım ya da…

    Saygılar…

    • Kafanızı meşgul eden şey her ne ise umuyorum iyi bir tefekküre ve daha derin bir ilme ulaşmanıza vesile olacaktır. Bende öyle oluyor genellikle.
      Saygılar bizden…

  2. Tevrattaki Hz Harunun ve Hz Musanın kardeşi olan Meryem ve onların babası İmran tevrata sonradan eklenmiş olabilir mi? yani gerçekte Hz Harun ve Hz Musanın böyle kardeşi ve babası olmayıp yahudier Kurandaki ey Harunun kardeşi ifadesinden yola çıkarak Hz İsanın annesi olan Hz Meryemi kendi kitaplarına Hz Musa ve Hz Harunun kardeşi olarak geçirmiş olabilirlermi.ve aynı zamanda İmranıda.. bu sayede müslümanların kafasının karışması amaçlanmış olabilir mi ? Böyle bir ihtimal varsa sonrada eklenmiş olduğu ispat edilebilirmi ?

    • İlgili Kuran ayetlerini ve Tevrat’taki ilgili pasajları ortaya koyup, net görüp düşünmek gerek. Ama neticede son indirilen kitabın ihtilafları giderdiği bir gerçek olduğuna göre esas olanı göz önüne almalıyız zaten. İsimleri çok üstünde durulası görmüyorum. Manada problem bulamayan ehli kitap milyonun içinde tanıyamadığı bir kuruşu problem yapıyorsa bu onların sorunu. Bir de Tevrat’la ilgili çekincemi de yukarıda belirttim. İncil üzerindeki kadar kolay bir çalışma olamıyor. O kadar çok eklenti var ki kitap coşmuş kabarmış. Bir seri peygamber, bir seri kral, kahin vs. Bir yere geldiğinde birçok yeri unutmuş oluyorsun. O kadar eklenti var ki içinde. Kronolojide de sıkıntıları olabilmesi ihtimal dahilinde. Üzerinde doktora üstü bir çalışma yapmak gerek. 🙂
      Selamlarımla ve sevgilerimle kardeşim…

  3. Yine güzel bir tefekkür.
    Buhari ve Müslim’de geçen bir hadiste Siz sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz hatta onlar keler deliğine girse siz de gireceksiniz. Buyrulmuştur. Bugünkü müslümanların durumuna baktığımızda ne kadarda doğru değil mi.Gerçi bu hadisi işine gelmeyen bazı hocalar sadece giyim kuşama ve şekle hasretmişler. Oysaki bundan çok daha vahim olanı inançda, amelde ve tüm yaşam tarzımızla onlara nekadarda benzedik.Hatta onlarla batılda yarışa girdik (Oysaki hayırlada yarışmamız emredilmişti) Fakat Allaha şükür ki bizim bir avantajımız var oda Kitabımızın orjinalinin korunmuş olması. Kimse Bu Kitababın noktası virgülüne dahi dokunamadı dokunamayacaklar da. Evet aslına dokunamadık ama ne yaptık ;Bu Kuranı terk etmekle,o’nun yerine başka kitapların ve kişilerin peşine düşmekle, işimize gelmediği zaman ayetlerini görmezden gelmekle, anlaşılmaz-anlayamazsın demekle, üzerinde tefekkür, tedebbür ve akletmememkle, meallerle, tefsirlerle anlam kayması yaparak bir nevi tahrifat yapmadık mı.Uyarıldığımız halde bizden öncekilerin hatalarına düşmedik mi ?
    Sonumuzun öncekilerin sonu gibi olmaması için gökten bize sarkıtılmış olan bu sapasağlam İpe sımsıkı yapışmalıyız hatta bu İpi belimize makaraya dolar gibi dolamalı ve üzerine de bir kördüğüm atmalıyız ki bir daha çözülmesin ve kimse çözemesin.

  4. Güzel bir yazı olmuş!
    Kutsal kitapları çok iyi biliyorsun abi 🙂
    Diğer kutsal kitapları okurken insanın içinden bir parça kopmuyor değil hani! “Acaba diğer kutsal kitaplar doğruysa?” gibisinden sorular akla geliyor.
    Elhamdülillah o kadar güzel tahrifatlar yapmışlar ki Tevrata, insan elinin değdiği çok açık,bariz belli oluyor.
    Ben adam akıllı Eski ahitin “GENESIS/Yaratılış” bölümünü,Zeburu ve bir kaç farklı bölümlerini okudum. Genesis bölümünü okurken “bir kutsal kitapta bu ne müstehcenliktir!” demekten kendimi alamadım. Peygamberlere ve Allah’a iftiralarla dolu bir kitap haline gelmiş. Her nedense Zebur içindeki dualar çok hoşuma gitti.
    Yeni ahitin 4 büyük kitabını/incilini okudum. Orada da “baba,oğul” ifaderiyle oynamış Mealciler. “Baba,oğul” ifadeleri mecazi bir anlama gelirken Papazlar buradan bir üçleme çıkarmışlar. “Rab(öğretmen,terbiyeci)” kelimesiylede oynamışlar. Tanrı kimi zaman sadece İsa’nın değil tüm insanların “babası” oluyor,insanlar da kimi zaman Tanrının “oğulları” oluyor.(hatırladığım kadarıyla! )
    Hristiyanlar eski ahite de inanırlar. Eski ahitin en büyük mesajı “Tanrının Tekliği/Birliği” olduğu halde Hristiyanlar zorlamayla üçlemeyi icat etmişler.
    Kuran’da Allah’ın insansı tavırları yoktur. Tevratta 7.gün tatile çıkan/yorulan, Yakup peygamberle güreşen,dünya arzına inen bir Tanrı profili var. Peygamberler içki içiyor,kızlarıyla cinsel ilişkiye giriyor,put yapıyor,putlara tapıyor vs. vs.
    Adam akıllı olarak Kuranı ve Kitabı Mukaddesi okuyan bir Ehli Kitap kesinlikle kendi kitabının değiştirildiğini anlayacaktır.Anlamaması MÜMKÜN değil !!! Tabii geleneklerden kopmak kolay olmuyor. Bizlerde islamın içindeki pislikleri,hurafeleri temizlerken “acaba dinden çıkarmıyız” gibisinden kalbimizde şüpheler oluşuyordu. Atalarının dinini bırakmak kolay olmuyor. Mehdi,deccal,kıyamet alametleri,sakal,sarık,cübbe,sırat,miraç,erkek sünneti vs. islamın sanki iman şartlarından olmuş gibi algılıyorduk.
    Hristiyanlarda kendi kitaplarını okumuyor,müslümanlarda! Ön yargılı, kulaktan dolma bilgilerle karşı tarafın kutsal kitaplarını yargılıyoruz ve okumadan okumuş gibi ahkam kesiyoruz!
    Ateistlerin başpsikoposu/peygamberi Dawkins bile müslümanları eleştirirken “mürtedin katlinin vacip olması,burak adlı ata binip Hz.Muhammedin cenneti gezmesi,recm,Ayın ikiye yarılması” gibi Geleneksel İslamın huraflerini Tanrı’nın dini zannediyor. Belkide tüm insanlar – özelde ehli kitap – böyle düşünüp islamı yargılıyorlar. Kuran’a dönmek lazım.
    İnsanlık ailesine en büyük borcumuz “İslam/Kuran ile müslümanlar arasında fark olduğunu” tüm dünyaya açıklamaktır.
    Herneyse….
    Eline sağlık güzel bir yazı olmuş.

Bir Cevap Yazın