Benim Başörtülü Kardeşim…

basortu1

Başörtüsü Meselesi…

Yıllardır özellikle ülkemizde ve bir kısım İslam coğrafyası ülkelerinde, dini, örtünme bahsi ile açıklamaya veya yaralamaya çalışan Müslim ve gayri Müslim anlayışların acımasız tavırlarını hep gördük, halen de görüyoruz. İran’daki veya Afganistan’daki kadınların sokakta dolaşmalarının bile belli kıyafet şartlarına bağlanması gibi olmasa da, ülkemizde de başörtüsü toplumsal ve siyasi bir sorun olarak uzun süredir kaşındı durdu. Genelde konuşmaktan uzak durduğum ve başını “başörtüsü meselesi”nin çektiği bu kıyafet konusunda (katılırsınız katılmazsınız) fikirlerimi açıklamak, birkaç kelam etmek istiyorum. Hadi din karşıtı anlayışı bir kenara bırakalım, kendini Müslüman olarak tanımlayanlar bile her konuda olduğu gibi başörtüsü ve kıyafet konusunda da maalesef fırka fırka, bölük pörçük olmuş durumdalar. Ve ne yazık ki başörtüsü konusu her kesim tarafından kendi lehine görüşlerini destekleyen bir silah gibi kullanılıyor. Oysa Müslümana düşen bu kadar basit konularda bile taraf olmak değil, kendisini hizipçilere kullandırmayarak bütünleştirmek olmalıdır.

Allah’ın Kuran’da insanlara, her konuda mutedil ve ölçülü olmalarını öğütlediği gibi kılık kıyafet konusunda da aynı şekilde ölçülü olmayı tavsiye ettiğini hepimiz biliyoruz. Evet, Kuran’da kadınlar başörtüsü kullanacak diye bir kayıt yoktur. Birileri aksini iddia etse de benim gördüğüm kadarıyla dinen başörtüsü kullanmak bir gereklilik değildir. Ama başörtüsü kullanmak dinen yasak da değildir. Ben Nur suresinin şu ayetinden bunun varlığını hissediyorum diyene de illa ki karşı çıkılması gerekmiyor. Başörtüsü kullanmak Kuran’a aykırı da değildir. Başörtüsü kullanmak günah da değildir. Başörtüsü kullanmak sapmak da değildir. Başörtüsü kullanmak şirk de değildir… Katılaşmış hurafeleri ve şirk kusan büyük meseleleri bir tarafa bırakıp dinini hurafelerden temizlemeye çalışan bir mümin tutup başörtüsü ile mücadeleye kalkarsa bu durumda dini olmayan bir konuyu dini bir boyuta taşımış ve dinde bölünmeye destek vermiş olur. Hatta başörtüsünü kullanarak rant ve/veya makam peşinde koşanların eline de fırsat ve koz vermiş olur.

Bu konuyu Kuran’da geçen başka bir konuyla açıklamaya çalışayım. Çok eşlilik meselesi. Allah’ın bize öğrettiği gibi yaşayalım, O’nun ahlakıyla ahlaklanalım diyoruz ya! İşte oradan yola çıkıyorum. Kuran’ı okuyanlar iyi bilirler ki Kuran’da bize çok eşlilik tavsiye edilmez. Tek eşliliğe bir yöneltme vardır ve Kuran’ın indiği dönemdeki erkek egemen toplum yapısının kültürünü göz önüne alan Allah çok eşliliği yasaklamamıştır da. Şayet yasaklasaydı o dönemde, yani daha Kuran’ın henüz indiği dönemde birçok erkek eşlerini boşamak, birçok kadın da Müslüman olmak için dul kalmak, çocuklar ise yetim veya öksüz kalmak zorunda kalırdı. Bu durumda insanlar Müslüman olmak ve Kuran’a uymakta tereddüt edecek, peygamberimiz ve dolayısıyla Kuran için açık bir yenilgiye yol açılacaktı. Böyle bir zulmü reva görmeyen Allah, çokeşliliği yasaklamak yerine sınırlamaya ve tek eşliliğe yöneltmeye gitmiştir. Kölelik bahsinde de, savaşın farz oluşu bahsinde de benzer bir durum söz konusudur. Allah elbette köleliğe de, savaşa da karşıdır. Kuran’da köleleri özgürlüğe yöneltme ve peyderpey köleliğin kaldırılmasına ciddi bir sevk görülürken, savaşların da şartlara bağlanarak farz kılınması söz konusudur. Ne bugünden itibaren kölelik kaldırılmıştır denerek daha önceki köleler sahipsiz, aç ve açıkta bırakılmıştır, ne de sizi savaştan men ettim denilerek Müslümanların boynu kâfirlerin kılıcına eğdirilmiştir.

Gelelim bugüne ve başörtüsü meselesine. Ben konuya benzer bir perspektiften bakıyorum. Kıyafet konusundaki asıl problem aşırılıklar ve bu aşırılıkların diğer insanlara da dayatılmasıdır. Kuran’ın kılık kıyafet mesajının iletilmesi gerektiği kesimler her iki uçta aşırıya kaçarak giyinen ve/veya soyunanlardır. Ve o da sadece mesaj olarak kalmalıdır. Başörtüsü ise bir aşırılık değildir. Bu konuya, kendisine Kuran’ı rehber edinmişlerden bile hatalı yaklaşanlar olabildiğini görüyorum. Bugün kadınlar başörtüsü kullanıyor diye onları cemaatçilikle, bölücülükle, cahillikle, gericilikle veya kıyafetleriyle yargılamaya kalkanlar büyük hata ediyorlar ve çeşitli mihraklarca daha çok kullanılmalarına yol açıyorlar. Bugüne kadar başörtüsünü sadece kültürel değil aynı zamanda Allah’ın da emri olarak bilen ve samimiyetle onunla örtünenler var. Eğer bu samimi kadınlar, Kuran’a hak ettiği biçimde yönelecekse de, karşılarına çıkan bu açıkça yanlış ve dayatıcı tavrın, Kuran’ı kendisine rehber edindiğini iddia edenlerden bile geliyor olması, onların manasal Kuran’dan uzaklaşmalarına veya ona geleneksel ve mağdur olunmuşluk psikolojisiyle bakmalarına sebep olabilir. Herkes kendisine “ya yanılıyorsam” sorusunu daima sormalı ve her seferinde biraz daha arınarak kendini güncellemelidir. Başörtüsünü öcü gibi gösterenler hiç boşuna kaş yapmaya uğraşmasınlar, boşu boşuna göz çıkartmış olurlar. Sadece bir yönde değil konuya her iki yönde bakanlar için de bu durum geçerlidir.

Başörtüsü Kuran’da zahiri bir dini mesele değildir. Din meselesi olan tek Yaratıcıya yöneliştir. Tevhiddir. Ayıplanacak olan şey, aklını kullanmayarak hurafelere uyup Kuran’dan ve Allah’ın birliğinden kopuş olmalıdır. Bu da örtülü saçla değil örtülü kalplerle ilgili bir konudur. Kıyafet kültür meselesidir. İsteyen başörtüsü kullanır, isteyen kullanmaz. İkisi de Kuran’a yaklaşmaya veya uzaklaşmaya sebep değildir. İsteyen oje sürer, isteyen kına. Allah bile yasaklamamışken kime ne!

Allah’ın bize ilettiği giyinme öğütleri bilinip tanınmayla ilgilidir ve kötü kadın/kötü erkek olarak görünmeme ve kalplerinde hastalık olanlara karşı korunma meselesidir. Allah ölçülü giyinmeyi insan evladına emretmişken, yanlış olan bu ölçüyü kaçırıyor olmaktır. Ve bu tek yönlü de değildir. Nasıl ki çarşafa peçeye bürünmek gereksiz bir abartıysa (ki bu yönde bile lehte ya da aleyhte bir dayatma yapılamaz) tam tersi şekilde normal olarak görünen yerleri müstesna, vücudun cinsel anlamda dikkat çekecek bölgelerini daha fazla gösterme hevesiyle açıp saçmak da abartıdır. Erkeklerde de böyledir. Sokakta cübbeyle sarıkla dolaşmak bir abartıdır. Kemere kadar göğüs sergileyip kasık göstererek gezmek de ters yönde bir abartıdır.

Ne kadar tedbirli kıyafet giyip giymeyeceğini, vücudunun neresini kapatması gerektiğini kimse söylemese de herkes kendisi çok da iyi, gayet de iyi bilir. Bunun için ayrıca şuranı buranı kapatacaksın ya da açacaksın denemez. Allah’ın Kuran’da değindiği sınırlar, onu hak ettiği biçimde okuyan için algılanabilirdir. Bunun ötesi her insanın kendi Kuran algısı, kendi vücut yapısı, kendi hayat tarzı ve yaşadığı toplumla ilintilidir. Örneğin kutuplarda yaşayan insan sıkı giyinmeli, tarlada harman savuran insan sıcaktan etkilenmemek için rahat ve hafif giyinmelidir. Tarlada tütün kıran kadınla, okulda yabancı dil öğreten kadın, konfeksiyon mağazasında tezgahtarlık yapan genç kızla, sahilde dondurma satan genç kız, sıcak topraklarda arkeolojiyle uğraşan bir kadınla, şehirde kütüphane müdürlüğü yapan kadın doğal olarak farklı giyinir.

Pek de kalmadı ama herkesin başörtülü olduğu bir Anadolu köyünü düşünün. Böyle bir yerde normal şartlarda başörtüsünü kullanmayan bir kadının, başının üzerine bir örtü atarak insanlardan farklı görünmeyip dikkat çekmemesi de güzeldir, gençlerin elele dolaştığı bir eğlence merkezinde üzerindeki uzun pardösüyü çıkarıp eline almak ve o gençlere somurtmak yerine anlayışlı bir tebessüm göstererek gezinmek de dikkat çekmemek ve sempati sağlamak üzere güzeldir. Bu aklı kullanmayla ilgilidir. Ve her iki üç beş kesmin birbirine saygılı ve barışsever olduğunun işaretidir. Bu anlayışla farklı kesimler birbirine ısınır, hizipleşmez, uzaklaşmaz.

Dolayısıyla ben başörtüsünü ve başörtüsüzlüğü bu abartılar gibi değil, mutedillik sınırları içerisinde ve bu topraklardaki kültürün bir parçası olarak görüyorum. Bir kadının başörtüsü kullanmıyor diye “ben açığım” demesine de, başörtüsü kullanan bir kadının “ben kapalıyım” demesine de karşıyım. İkisi de mutedil ve Kuran sınırları içerisindedir. Hiçbirini hiç kimse ne kötü kadına benzemeyle ne de mürteci olmayla kınayamaz. Ne biri öbürüne günahkâr ne de öbürü diğerine gerici diyebilir.

Erkek de kadın da kendi gözünü haramdan sakınmakla emredilmiştir. Git karşındakini giyindir ya da soyundur diye bir emir yoktur. Örtü konusunda kimsenin kimseye bir yaptırımı da söz konusu değildir. Herkes kendisinden sorumludur. Bir arada yaşamak zorunda olan insanlar olarak kılık kıyafeti bir sorun olmaktan çıkartmamız gerekir. Üstelik etrafımızda sadece Müslümanlar veya bu kültürden veya bu milliyetten olanlar da yaşamıyor. Her kesimden her türlü giyinen insan var. Toplum olarak bunu, bir arada kavgasızca yaşayabilmeyi başarmak durumundayız. Dinin asıl emri budur. Basit meselelerden bile bölünüp kavga etmek değil, barış içinde yaşamaktır. Dinimiz selam dini, barış dinidir.

Eğer örtüsünden dolayı birisine zulmediliyorsa onun da yanında durmalı, birinin kimseyi ilgilendirmeyen hayat tarzına müdahale ediliyorsa onun da yanında olmalıyız. Uzun yıllar başörtüsü kullanmış bir kadının istemediği halde başörtüsünü çıkarmak zorunda bırakılmasının getirdiği depresyonu hiç başörtüsü kullanmamış bir başka kadının veya bunu mesele etmemiş bir toplumda yaşamış bir erkeğin anlaması mümkün değildir. Büyük bir suç işlemiş gibi herkesin bulunabildiği bir ortamdan ikaz edilerek çıkartılan başörtülü bir kadının veya işini kaybetmemek için eşinin başörtüsünü çıkartmak zorunda kalan bir erkeğin içine düştüğü hissiyatı anlayabilmek için ne kadar empati yapsanız yetmez. Yaşamadıktan sonra aynısıyla anlayamazsınız. İnananlar birçok günah işlerler. Gerektiğinde de Allah’tan af dilerler. Başörtüsü engellenmiş olmanın esasen günahla veya günaha itilmekle değil, zulme karşı çaresizlikten dolayı, derin bir acı çekmekle çok daha fazla bir ilgisi vardır. Ve bu zülme maruz kalanların bulundukları hal ile Allah’a yönelmeleri ve bunu dini bir eziyet olarak görmeleri kadar doğru olan bir tavır yoktur. Bir insanın çorabını zorla çıkarttırmaya kalktığınızda o çorap bile sahibi için dini bir anlam kazanır ve haklı bir anlamlandırmadır da. O dakikadan sonra Kuran’da olmasa bile o örtü sahibi için Allah’a yönelten imani bir mesele haline gelmiştir. Çünkü konu zulümdür ve zulme karşı Allah’a yönelmekten daha doğru ne olabilir!

Aynı şekilde başı açık bir kadının, dini bütün görülen bir ortamda ya da toplumda Allah’ın emirlerine aykırı hareket ediyormuşçasına bir tavra maruz kalması da acımasızcadır. Bir kadına mahalle, çevre veya sosyal ortam baskısıyla başını örtmesi gerektiği dayatıldığında emin olun ki o kadın Allah’a çevresindekilerden çok daha yakındır. Din adına bir kumaşın eksikliği yüzünden dinsizmiş gibi kaş göz edilen ve burun kıvrılan ve böylece yalnızlaştırılan kadının içine gönderilen utanç duygusu, hapsolunmuşluğa direnesi özgürlük duygusu ve sessizlik, çevresindekilerin sözde takvasından çok daha büyük bir erdemliliktir. Din, sadece bir kumaş örtünün etrafına hapsedilecek kadar basit değildir. Bu yanlıştan her kesimin bir an önce dönmesi ve bu konudaki birikmiş ve hangi tarafta olursa olsun politik görüşleriyle bulanıklaşmış fikirlerini gözden geçirmesi gerekir. Başörtüsü takanda ya da başörtüsü takmayanda değil, başörtüsüne takanda sorun vardır.

Bunun yanında insanlar nereye hangi kıyafetle gideceğini de aklını kullanıp düşünmeli, sosyal ortamlara ait teamülleri de zorlamamalıdır. Sokakta bikini ile dolaşan da aykırı görülür, sosyete plajında çarşaf ile gezen de. Zararı zaten kendinedir. Mesele dikkat çekip rahatsız edilmemekse, farklı olan kişi ister ölçülü olmanın üzerinde kapalı kıyafetli, ister ölçülü olmanın altında açık kıyafetli olsun kalbi hastalıklılar tarafından rahatsız edilir. Bu da nefsine, heva ve hevesine düşkün, nankör insanevladının açık bir gerçeğidir. Ne tarafta olursa olsun! Zalim her yerde, her kesimde, her inançta ya da inançsızlıkta yine zalimdir, yine zalimdir.

Başörtülü ya da başörtüsüz… Biri benim kardeşimken diğeri düşmanım değildir. Hepsi kardeşimizdir. Etek giyen de, pantolon giyen de öyle. Sahilde denize giren de, camide rükû eden de öyle. Bu bir şirk meselesi değildir. Bu bir çatışma, bölünme meselesi değildir. Tam aksine barış meselesidir. Sınanmamız meselesidir ki belki de bu yüzden Kuran’da teferruatı bile müteşabihtir. Ne başörtüsü sevmeyenler başörtülü kardeşlerini sevmemek ve bunu siyasi mesele yapmak zorundadır, ne de başörtüsü olanlar başörtülerini siyasete flama olarak hediye etmelidir! Başörtülü ve başörtüsüz kardeşlerimiz fırkalaşmak isteyenlerin inadına kıyam etmeli, topluma içten beraberliklerinin görüntülerini vermeye devam etmeli ve kıyafetlerine yönelik her türlü sorun üretildiğinde birbirlerine destek vermelidirler. Bu sorun artık, sorun olmaktan çıkartılmalıdır.

3 Al-i İmran 103 Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini anımsayın. Siz birbirinize düşmanlar idiniz de kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi ondan kurtardı. Yola gelesiniz diye Allah ayetlerini böyle açıklıyor.

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Benim Başörtülü Kardeşim…

  1. Her zamanki gibi anlaşılır yazmışsınız, ellerinize sağlık.
    Yazınıza geneli itibarıyla katılıyorum. Ancak, ikinci paragrafı üç kere okuduktan sonra bu yorumu yazıyorum. Nur suresinin algılanışı konusuna katılıyorum ama .”..bu durumda dini olmayan bir konuyu dini bir boyuta taşımış ve dinde bölünmeye destek vermiş olur.” kısmında biraz takıldım. Kısaca açıklayayım:
    Baş örtüsü konusu, Kuran- Kerim kaynaklı bir konu değil midir? Nur başta olmak üzere diğer birkaç ayet de bundan bahsederken, bizim baş örtüsü kullanmak/kullanmamak yönünde yapacağımız her yorum “dini olmayan bir konu” olmaktan çıkıp, dinin tam da içinden elde ettiğimiz düşüncelerimizi beyan olmaz mı?
    Benim için din, şu an benden yiyecek bekleyen kedime “dur, bekle, işim bitince vereceğim.” derken kalbimin mutmain olup olmadığını kontrol etmekten; akşam namazı saatini haber verecek ezanı dört gözle beklemeye kadar her şeyi kapsar. Yani ben din denildiğinde, Kuran çıkışlı olmayan hiçbir “şey” olmadığına inanıyorum.
    Son olarak demem odur ki; her ne şekilde anlarsak anlayalım, baş örtüsü ile ilgili olarak yaptığımız/yapageldiğimiz/yapacağımız her yorum masum kedimin dört gözle benden beklediği “hadi gel, mama vereyim.” cümlesinin Allah katında nasıl değerlendirileceğini düşünmek kadar dinin içindedir. Yeter ki -sizin de altını defalarca çizerek çok güzel anlattığınız gibi- birleştirici olsun, bölünmemize fırsat teşkil etmesin.

    • Demek istediğinizi anladım. Elbette her şey yaşanması gereken din, ve din hayatın tam da kendisidir. Haklılığı olan bir eleştiri yapmışsınız. “Dini olmayan bir konuyu dini boyuta taşımak” Kurani bakışa göre eksik bir cümle. Açıklamaya çalışayım: Cümlede kast ettiğim “dini bir ihtilaf olmaması gereken bir konuyu alıp dini anlayışın tam ortasına ihtilaf olarak getirmek”ti. Yani iyi ya da kötü niyetle başörtüsünü gündeme taşıyıp dinde hizipleşmeye yol açmayı eleştiriyorum. Zaten yazının genelinde de bunu anlatmaya çalıştığımı anlamışsınız. Teşekkür ediyorum yorumunuz için.
      Selam ile…

  2. Kamil Kardeşim,

    Her zaman yazmak istediğim, ama kendime güvenemediğim için bir türlü yazmaya cesaret edemediğim konuyu yazmışsın. Allah razı olsun. Öyle yazmışsın ki, Hoşgörü tavan yapmış… Mevlüd şerbeti gibi… Ülkemin her köşesinde olması gereken cenneti yazmışsın… Her üniversite de muhakkak okunup anlatılması lazım bu yazınızın. Çok çok güzel bir yazı. Keşke ibret alıp becerebilsek!

    Hepsi çok güzel de! Bu ülkede, bu insanlarımızla nasıl olacak?

    Akit gazetesinin ilk sayfa manşetini yazıyorum… ” ODTÜ’lü KÖPEKLER SERBEST”

    “KÖPEKLER!”… Biz Bismillah baş örtüsündeyiz… Sahi bu iş nasıl olacak?

    Keşke!… Keşke bütün insanlarım kucaklaşabilse! Rüyasına bile razıyım.

    Selam ve Dua ile,

    • Güzel yorumunuz için teşekkürler Fikret abi. Umuyorum ki temennilerimiz bir hayal bir ütopya olarak kalmaz. Allah’a dua edelim İnşallah. Daha güzel günler ve daha güzel bir dünya için ne kadar çabalarsak bir katkıdır diye düşünüyorum. Verdiğiniz örnek gerçekten ümit kırıcı ama biz bir karınca misali iki kuru yaprak parçası taşımış olsak da katkı katkıdır. Allah yardımcımız olsun.
      Selam ile…

  3. En büyük hatamiz Yüce Allah’in Celle ve Celaluhu arzu ettiklerini, buyruklarini, ögütlerini degilde kendi sahsi görüslerimizi ön planda tuttugumuzdan dolayidir aramizdaki celiskiler/catismalar.

    Hepimizin de Rabbi olan Allah’i geregince takdir edemedik.

    Bir beser olarak kendimizi ön planda tuttuk, kendi tutkularimizi, geleneklerimizi, el alem ne der ne demezleri Rabbimize tercih ettik.

    Itirazi olan varsa buyursun!

    Allah katindaki dini birakip kendimize bambaska bir din uydurduk.

    Rabbini unutanlari Rabbi de unutur!

    Zirnik kadar aklimiz yok , bir bez parcasini dinin temeli edindik 🙁

    Ben bu uydurulan dinden nefret ediyorum, bez parcasindan tutunda sadece kendilerini cennetlik ilan edip tüm haricteki insanlari cehennemlik edenlerine kadar, ben bu dinden nefret ediyorum.

    Kimligimi unuttuk vazifemizi unuttuk ne oldugumuzu unuttuk…………..

    Hiristiyanlardan dahi bir cok kisiler ISA peygamberin ölümlü bir insan oldugunu/Allah’in oglu olmadigini kavramis bulunuyor iken bizler halen bosa kürek cekenlerden/emekleme devrinden ilk adimlara yönelemeyenler olarak kaldik.

    Yazik “Ne Mutlu Müslümanim” diyenlere, bu mutlulugu diger insanlar ile paylasamiyanlara YAZIK ki ne YAZIK!

    • Fatma hanım, düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Uydurulan dine karşı içinizdeki birikimi de çok iyi anlıyorum. Ancak bugün içinde bulunduğumuz duruma bu toplumu iten görünür görünmez hizipçilerle mücadele ederken samimi olarak Allah’a yönelme gayretinde olan insanları da istemeden kırmamamız gerekir diye düşünüyorum. Birçok zaman yazılarımda o sizin de paylaştığınız öfkeyi ister istemez ben de yansıtıyorum. Ama bu öfke asla samimiyetle sorgulama, öğrenme ve dinini yaşama gayretinde olanlara değil. Yazılarımı dönüp tekrar tekrar okuyor ve düzeltiyorum ki açıkta kalan ve Kuran’a aykırı kalan bir nokta kalmasın. Yine de şeytan bir tohum atıyordur benim fark edemediğim, göremediğim bir yerlere. Yazılarımdaki satırların arasında yazmadığım veya yayına atmadığım o kadar çok cümle var ki inanamazsınız. Doğruyu söylemek her aklına geleni söylemek değildir diye kendimi frenliyorum. Özellikle bir hurafeyi, bir şeytan fısıltısını, bir çarpıtmayı ve bir şirki ilk defa fark ettiğimde içimden klavyeyi dağıtasım geliyor. Ama sabır da bizim için.
      Bu yazıyla ilgili olarak şunu da ekleyeyim ki başörtüsü meselesinin bir fitne olduğuna kaniyim. Yani biz inananların denenmesine vesile olan ciddi bir fitne. Eğer bu fitneye kapılıp da bu yüzden kavga etmeye başlarsak biz de o başörtüsünü bayrak edinerek ya da o başörtüsünü dine saldırma aracı yaparak ülkede bozgunculuk çıkaranlarla aynı kuyuya düşeriz. Bu yüzden size de okuyanlara da kendime de sabır temenni ediyorum. Öncelikli hedefimiz herkesi anladığı dilde Kuran’ı okumaya yönlendirmek olmalı, yoksa insanların bizim doğrularımızın peşinde gidip gitmemesinin bir anlamı yok. İki insan bile birbiri ile tamamen aynı düşüncelere sahip olamaz. Bugün sadece Kuran diyenlerin bile çoğu (ki ben de dahilim) hadislere inananlardan daha çok hadis, onlardan daha çok risale, onlardan daha çok ilmihal okumuştur. Hadise inandım diyene bile Buhari deseniz tanımıyor, Kütübi sitteden bahsetseniz roman zannediyor. Bu cahilliği yok etmek için sabır gerek. Sadece sabır. Yakup gibi.
      Selam, saygı ve dua ile…

  4. Aşağıdakiler,yukardakiler.seçenler ve seçilenler.Aşağıdakiler yukardakilerin,seçenler kimi seçtiklerinin farkına vardıkları zaman bütün meseleler zaten kendiliğinden hallolucak.Bizleri hiç kimsenin kandıramayacağı günlerin gelmesi temennisiyle.

  5. Kamil bey,
    Çok güzel yazmışsınız da, ben başımı örtmediğim için yaşadığım muhitte “müslüman değilim.” Kıldığım namazlar, okuduğum Kuran’lar boşuna! (Tabii onlara göre.) Ben dinsiz ve Allahsızım. (Tabiiki onlara göre.)
    Aklınıza sağlık.

    • Hoş geldiniz Sarla hanım. Anlattığınıza göre zor bir durum. Ama biz yine de mutedil ve anlayışlı olmaya çalışmalıyız diye düşünüyorum. Allah sabır ve kolaylıklar versin. Selam ile…

  6. Kamil Kardeşim,
    Konuya biraz mevlevi bir tavırla biraz politik yaklaşmışsın ama inanki durum öyle değil.Ortak koşanla bir muvahhid nasıl olurda kardeş olabilir yani Adem tarafından tüm insanlar kardeş tabiki ama dinde kardeş olamaz.Başörtüsü konusundada araştırmalarım sonucu mutmain olduğum bir sonucuda sizinle paylaşmak istiyorum.Kuran da bilindiği üzere başörtüsü hımar diye geçiyor.Ayrıca örtünme ile ilgili ayetlerde cilbab diyede geçiyor.Nur 31. ayette “hımarlarını yaka yırtmaçlarının üzerine salsınlar.” Burda hımar başörtüsü diye geçsede başlarını kapayarak demiyor ayet başörtüsünü alsın yaka yırtmaçlarının üzerine salsınlar diye anlıyorum ben.Ahzab/ 59:
    Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, üzerlerine dış giysilerinden örtsünler. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için, bu daha uygundur. Allah çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir.
    Burdada dış giysileri ev dışı giysileri kasıt.Bundaki amaç ne ibadet ne takva ayetdede belirtildiği gibi incinmemesi için,eziyet edilmemesi için.
    Zaten ayetlerden çıkan anlamda bu ne çok açık ne çok kapalı orta yolun bulunmasını istiyor Rabbim.Çok açık ve çok kapalı kardeşlerimiz olduğu gibi orta yolu bulan kardeşlerimizinde örnekleri yeterince var.
    Acizane fikirlerimi paylaştım.
    Bileğine,yüreğine sağlık güzel bütünleştirici bir yazı olmuş ama yukarda belirttiğim hususlar dışında.
    Umarım eleştirim kırıcı olmamıştır.
    Selam ve dua ile…

    • Yok Metin kardeş, neden kırıcı olsun. Sistem siz de düşüncelerinizi paylaşasınız diye yorum bölümü koymuş. 🙂 Arada bir seviyeli olduktan sonra tartışmalardan fayda geldiğine inanıyorum. Bu kez düşüncelerinize kısmen katılıyorum kısmen de katılmıyorum. Siz de kırılmayın aşağıdaki uzun yazacağım cümlelerimde bir tepki görürseniz.

      Evet bütünleştirici bir yazı. Çünkü Allah hizipleşmeyin diyor. Ame ne mevlevi bir bakışla ne de politik yazdım. Tamamen samimi ve içimden geldiği gibidir. Satır aralarında yazılmamış cümlelere dikkat edemediğiniz için daha ileri bazı gerçeklikleri göremeyebilirsiniz. Anlayacağınız bilmediğim ve tecrübe etmediğim bir konuda işkembeden ahkam kesmedim. Başörtüsü yüzünden problem yaşamış kardeşlerimiz de, kendisine başörtü ve kıyafet dayatılan kardeşlerimiz de bu yazımda paylaştıklarımı çok iyi anlamışlardır.

      Nur 31 ve Ahzab 59 konusunda haklı olduğunuzu düşünüyorum. Zaten benzer düşünüyoruz. Üstelik hımar kelimesi başörtüsü değildir, sadece “örtü” anlamına gelir. Bu ayeti ve yakın konuları başka yazılarımın içinde de anlatmaya gayret etmiştim. Bu yazıda da ayetleri eklemesem de ayetlerin bana düşündürdüklerine yer de verdim zaten. Ayetlerin anlamını derinlemesine incelememiş ve haberi olmayan birisi değilim yani.

      Sizin yorumunuz genel duruşuyla bütünleştirici değil özellikle ayrılığı körükleyici olmuş diye düşünüyorum. Üstelik muvahhid ve ortak koşan kardeşliğinden bahsederken fahiş bir hata ve yazıdaki anafikrin tam aleyhinde bir tutum görüyorum. Elbette sizin fikrinizdir ne diyeyim ama bu “ortak koşanlar” kimler!!! Eğer başörtüsü kullananlardan bahsediyorsanız bu konuda derin bir fikir ayrılığındayız demektir. Başörtüsü kullanmak şirk değildir. Ayetlerden böyle bir anlam çıkmaz ve bu yaklaşım ülkemizin içinde bulunduğu ihtilafı körüklediği gibi bizi de hizipleşmenin bir parçası yapar. Bu yazıyı da zaten ayetleri tartışmak için yazmadım.

      Herkes Kuran’dan kendi yaşamına bakarak, kendi aklını kullanarak, kendi tecrübelerinden faydalanarak, kendi bakış açısıyla bizim göremediğimiz şeyler görebilir. Bilemezsiniz. Ha şu var, birisi kalkıp uydurma rivayetlere dayanarak bu ayeti yorumlayıp işte hadiste yazıyor o yüzden bu böyledir derse ona karşı çıkarım, ama o da kendi bileceği bir iştir neticede.

      Kültürü ve geleneği din yapamayız elbette. Ama Allah’ın ayetinden yola çıkılıyorsa bir şey diyemeyiz. Bütün kültür ve gelenekler de Kuran’a aykırıdır diye bir şey yoktur. Alın işte ezan okunuyor, gelenektir. Ama Kuran’a aykırı değildir. Kuran’da namaza çağrı geçer. Görgü kuralları kültüreldir. Ama Kuran’a aykırı değildir. Birbirinize saygılı olun, temiz kıyafet giyin, makbul ve güzel işler yapın diye Kuran’da geçer.

      Çok uzattım sanırım. Siz de kırılmayın lütfen. Görüşmek üzere…

  7. Şeytan Uçurtması
    “Sözüm Bu Meclisten Dışarı Bir Grup Sövücüyedir, Onlar Buraya Uğrayacaklar…”

    Gönül defterimin ortasından bir yaprak koparıp… Bir uçurtma yaptım da saldım… Gönül dostları gönlüyle görürken siz şeytan uçurtması dediniz… Akılsızlıktan bahsettiniz. Yetmedi iftira ettiniz… Yetmedi sövdünüz… Yorulmayın… Beceremiyorsunuz… Sövmek öyle değil böyle olur!!! Alın size şeytan uçurtması!!!

    Allah aklınızı kullanın mı diyor… Tamam… O halde çıldırın! Çılgına dönün! Bülü bülü yapın! Ne dediğinizi bilmeyin! Saçma sapan hareketler yapın! Taşları öpün mesela! Mezarlara selam verin! Kıllarınızı kavanoza koyup gelecek nesillere saklayın! Çaputlar bağlayın ağaçlara! Mumlar yakın ölülere! Kitaplar okuyun ölmüşlerinize! Tırnaklarınızı keserken sırayla kesip, işaret parmaklarınızı sona bırakın! Solaklara solak diye, eşinize eksik akıllı bir salak diye beddua edin! Budunuzu üç taşla silin! Dişinizi ağaç dalıyla!

    Anlamadığınızı okuyun! Anladığınızı okumayın! Sarıp sarmalayıp duvarlara asın! Sandıklarda saklayın! Üzerine masal kitapları yığın! Dokunanı pişman, okuyanı düşman edinin! Anlamayın! Anlamazlıktan gelin! Anlatmayın! Anlamaya çalışanın kulaklarını, anlatmaya çalışanın ağzını tıkayın! Gürültü çıkarın! Islık çalın! Yuhalayın! Peygamberden şefaat, şeyhinizden menfaat bekleyin! Hazır olana sade Allah, ölmüşlere Hazretül Mevlana deyin! Kuran’a ihanet, rivayete itaat edin! Aynı kelimeyi günde yedi yüz defa tekrar edin! Siz okumayın, sakalınızı okutun! Boynunuza muska, koynunuza musakka koyun! Bölük pörçük olun! Bölünün! Hır çıkarın yok yere! Dövün birbirinizi! Kavga edin! Savaşın! Savaş çıkartın! Öldürün! Acımadan kırın kollarınızı budaklarınızı! Vurun günahkar kafalarına, recm edin kız çocuklarınızı! Yaylım ateşi açın birbirinizin üzerinize! Dost edinerek şeytanı, bombalar yağdırın mescidlerinize! Yürüyün birbirinizin üzerine! Vurun! Kırın! Parçalayın! Yetmedi davarlarınızın kulaklarını kesin!

    Ha demeyin hı deyin! Allah’a değil, topuğunuza odaklanın! Kuran mı okunuyor! Müşrikler peygamberinizle dalga geçerken gülümseyip, İbrahim baltasını putlara vururken ağlayın! Ezanın sonunda müezzinin La’ilahesine coşkuyla iştirak edip İllallahında sesinizi kısın! Bilmediğiniz tüm dualara amin, peygamberinize ise rabbilalemin deyin!

    Beni mi? Sövün! Suçlayın! Anlamayın! Anlaşılmaz olun! Hakka kıyam ederken batıla secde edin! Size bu yakışır!

    • Herhalde Mayıs ayıydı,ilk okul birinci sınıfa giden torunumu okuldan almak için beklerken benim gibi torununu bekleyen bir arkadaşa rastladım.5 yaşındaki dğer torunununda ana okuluna gittiğinden bahsetti.Hangi ana okuluna gidiyor diye sorduğumda Kuran öğreten bir ana okulu olduğunu ve yakında hatim edeceklerini söyleyince birazda samimiyetimize güvenerek kendisine siz many…..mısınız dedim.Birkaçgün önce komşumuzla konuşurken 4 yaşındaki torununu Kuran okumayı öğreten bir ana okuluna vereceğini ve 2 sene oraya devam edeceğini söyleyince bu sefer söyleyecek söz bulamadım.Arapçasından Kuran okumayı öğreten bu kurumlar çeşitli peygamber masalları ile küçücük çocukların beyinlerini yıkıyor.Ve sizin gibi dinin gerçeklerini anlatmaya çalışanları acaba bu çocuklar büyüyünce hangi gözle görüp değerlendirecek.
      Selametle

      • Selamlar Burhan kardeşim,
        Şu kadarını söylemek istiyorum: Allah’tan diliyorum ve umuyorum ki geleceğimizi teslim edeceğimizi umduğumuz gençler hangi cenderelerden geçerlerse geçsinler sonunda Kuran’a yönelen ve onu hak ettiği biçimde okuyup anlayarak hayatlarına tatbik edecek muvahhidler olsunlar. Bilemeyiz ki geleceği konusunda ümitsizliğe düştüğümüz çocuklarımız ve gençlerimiz bakarsınız yarın bizden daha makbul ve daha iyi işler yapan insanlar olurlar. Çünkü hiç ummadığımız insanlar bir bakıyorsunuz ki Kuran’a yönelmiş, en çok ümitvar olduğumuz ve bizi anlayacaklarını düşündüğümüz yakınlarımız ise bakıyorsunuz şiddetle bizi tekfir ediyor duruma geliyorlar. Yine de ilmi ve imanı Allah’ın verdiğini göz ardı etmezsek ümidimizi de kaybetmeyiz diye düşünüyorum.
        Selam ve saygılarımla…

  8. Gecenin saat 03 ünde böyle bir yazıyı yazmak hayra alamet değil Kamil kardeşim… Anlaşılan birileri tarafından yazılı, küfürlü tacize uğradın. Kur’an düşmanı birileri tarafından… Rahmetli Annem bu durumlarda aklımı toparlamam için 48 saat düşün derdi.

    Allah sizin doğru yolda yürümenize izin vermişse; hiç kimse sizi bu doğru yoldan döndüremez.

    Allah yardımcınız olsun… Şunu bilin ki, yalnız değilsiniz. Selam ve Dua ile,

    • Selamlar Fikret abi,
      Mekanı cennet olası Rahmetli annenizin tavsiyesine, birkaç gündür şehir dışında ve bilgisayardan uzak olmamdan dolayı bilmeden de olsa uymuş oldum ben de. Birkaç gün düşünsel anlamda bir nebze olsun dinlendim sayılır.
      Verdiğiniz omuzdan dolayı çok müteşekkirim. Allah’a şükür ki sizin gibi kıymetli insanlar var ve her daim sizin gibi muvahhid insanlarla bizi karşılaştırsın, tanıştırsın, görüştürsün inşallah. Allah razı olsun.
      Selam ve saygılarımla…

  9. Şeytanla dans etmek istermisiniz!… …
    Baş örtüsü vardır…
    Baş örtüsü yoktur…
    Birde Baş örtüsü konusuna 90 dereceden bakalım.
    Bu konu hakkında çok büyük görüş ayrılıkları olmuştur. Bugün gelinen noktada insanlar birbirlerine birkaç soru sorarak Müslümanlığın hangi tarafında olduklarını anlamaya çalışırlar. En önemli soruda budur’’baş örtüsü konusuna nasıl bakıyorsunuz?’’. Cevabınıza göre sizin nerede olduğunuz anlaşılır.
    Evet baş örtüsü vardır, dediyseniz; siz kuvvetle muhtemel gelenekçi, mezhebçi ve Kuran’ı okuyup anlamamış bir müslümansınız. Yok hayır baş örtüsü yoktur diyorsanız; siz yenilikçi, Kur’an müslümanısınız, kuvvetle muhtemel Kur’an’ı ana dilinde okumuş birisiniz.
    Ben bu konuda herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. Kendilerine Kur’an Müslüman ı diyenler de Müslüman dır, gelenekçi olduğu söylenenlerde Müslüman dır. Fakat kimin gerçek MÜ’MİN olduğunu ancak Rabbim bilir.
    Şimdi hep birlikte Rabbimin istediği gibi akıl yürütelim;
    Kuran kelime karşılıları olarak incelendiğinde hemen hemen herkesin ortak buluştuğu bir nokta var.
    O da kelime karşılığı olarak Kuran da ‘’baş ‘’kelimesinin geçmediği. ’’Hımar’’kelime karşılığı olarak ‘’örtü ‘’ demektir. Ve görüş ayrılığı burada başlar.
    Konuya baş örtüsü yoktur düşüncesiyle yaklaşanlar ‘’Rahman başın örtülmesini isteseydi ve baş örtüsünü kast etseydi, ’’hımarürres’’diyebilirdi. ’’res ‘’kelimesiyle baş vurgulanır. Rahman abdesti anlatırken başın mesh edilmesinde ‘’res’’kelimesi kullanmıştır ’’derler. Ve düşüncelerini daha da kuvvetli bir zemine oturtmak için’’kaldı ki ‘hımar’la baş örtüsü kast edilmiş olsa dahi, hüküm başın örtülmesi değil omuzların, göğüs yırtmacının, göğüs bölgesinin örtülmesidir’’derler. Ve ilave olarak’’Eğer Rahman başın örtülmesini isteseydi bunu açıkça ifade eder. ’’başınızı örtün ‘’derdi derler. Konuya bu açıdan baktığınızda tüm söylenenlerin doğru olduğu bir gerçektir;
    1-Kuranda ‘’hımar’’=’’örtü’’ vardır, baş örtüsü yoktur. (DOĞRU)
    2-Ayetteki(nur süresi 31)Öğüt başın örtülmesi değil, yaka açıklıklarının, göğüs yırtmacının örtülmesidir. (DOĞRU)
    Konuyu akılla ve düşünerek Kurandan inceleyen her insan bunun %100 böyle olduğunun farkına varacaktır. Şahsen bende konuya bu açıdan bakınca ifadelerin doğru olduğunu düşünüyorum.
    Konuya baş örtüsü vardır diyenler açısından baktığımızda’’’’hımar’’la baş örtüsü kast edilmiştir’’derler. ’’hımar’’ın kelime anlamı olarak ‘’baş örtüsü ‘’olduğunu söylemekten başka hiçbir dayanakları yoktur. Ve ilave olarak ‘’bugün Arapça sözlüklere baksak’’hımar’ın kelime karşılığının ‘’baş örtüsü olduğunu görürsünüz’’derler. Düşüncelerini sağlam bir zemine oturtmak için ‘’o dönemde kadınlar zaten sıcaktan başlarını örtüyorlardı, Kuran baş örtülerini örtme şekline düzenleme getirmiş, Baş örtüsünün geleneksel olarak omuzdan arkaya atılmasına karşın, omuzların ve göğüslerin üzerini örtecek şeklide kullanılmasını tavsiye etmiştir. ’’derler;
    1-arapça bazı sözlülerde ‘’hımar ‘’baş örtüsü olarak geçiyormu?evet(DOĞRU)
    Konuya baş örtüsü yoktur diyenler bu ithaları ’’hımar Arapça sözlüklere daha sonradan baş örtüsü karşılığı ile girmiştir. ’’derler.
    Konuya bu açıdan bakınca insanın aklında soru işaretleri oluşmuyor değil.
    ŞİMDİ MÜ’MİN BİR KADIN NE YAPSIN?…
    Kuran sadece doğru anlaşılsın diye uzun bir sürede parça parça indirilmiş bir kitaptır. Taktir edilen olay gerçekleşir ve yaşanan gerçekler karşısında Rahman kullarına öğütler verir. Hangi olay karşısında nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğütler. Kuran bir öğüttür.
    ‘’bu Kur’an ise, bütün insanlığa sadece bir öğüttür’’sad 87
    Rahman Kuranda ‘’EMİR’’vermez, sadece öğütler verir. Eğer Kuranda yazılı olanlar Allahın emri olsaydı, onlara uymayacak bir varlık olmazdı.
    Rahman’ın emri sadece ‘’ol’’demekten ibarettir.
    Hiçbir varlık onun ‘’OL’’emri karşısında seçme, terçih etme güçüne, kudretine sahip değildir.
    oysaki Kuran bir öğüttür.
    ‘’Bu mübarek bir kitaptır ki, ayetleri iyice düşünsünler, akıl ve iz’an sahipleri öğüt alsın diye sana indirmiş bulunuyoruz. ’’sad 29
    Rahman’ın kendi ifadesiyle’’dileyen öğüt alır dileyen almaz’’der.
    Şimdi başınızı kaldırıp göğe bakın, sonunu görebiliyor musunuz!milyarlarca galaksi ve trilyonlarca gezegen. milyarlarca ışık yılı mesafeler. İnsan aklının idrak edemeyeceği rakamlar, hesaplar.
    Böylesine büyük, böylesine güçlü bir yaratıcı insanlara karşı sonsuz merhamet ve sevgi ile bakmaktadır. Sonsuz büyüklükteki evrende, sonsuz küçüklükteki bir tek insanla ilgilenir.
    Onun duasını işitir ve kendi nefsiyle kendi başına açtığı dertler için ona yardım eder.
    Bu ne büyük, bu ne yüce bir lutufdur…
    Rahman Kur’an da kulları için zorluk istemez, kolaylık ister. Kendi yarattıklarını, gücünü, kudretini gösterir ve şükrü kullarına bırakır. Kuran ifadesiyle’’dileyen istediği kadar şükreder’’. Rahman Kur’an da sınırları çizer, gösterir’’dileyen sınırların içinde kalır, dileyen sınırları aşar’’. Her yapılan hareketin bir bedeli vardır. Rahman’ın adaleti kusursuzdur; Hiçbir suç cezasız, hiçbir iyilikte ödülsüz kalmaz. Kur’an ifadesiyle’’her kul hak ettiğinin karşılığını eksiz alır’’.
    Kur’an insana yaşadığı sürede ihtiyaç duyacağı her bilgiyi eksiksiz bildirir. Rahman’ın kendi ifadesiyle’’Kur’an’da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır’’.
    Kur’an bir öğüt olduğu için çoğu zaman konuları kıssalar şeklinde açıklar. İnsanların başından geçen olayları anlatır ve dileyenlerin bu olaylardan ders çıkarmasını, öğüt almasını ister.
    İlk bakışta biz insanlarla hiç alakalı olmadığı düşünülen konulara bile yer verir. Rahman Kur’an da bizlerin önünde Peygamberini uyarır, ikaz eder;
    ‘’Surat astı ve yüz çevirdi.
    Kendisine o kör geldi diye…..
    …..
    Sen ona aldırmıyorsun
    Hayır, çünkü o bir öğüttür’’ABESE SÜRESİ 1-11
    ‘’Allah’tan başka ilah olmadığını bil; kendi günahın için ve mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için Allah’tan af dile…’’Muhmammed 19
    ‘’biz seni uygulayacağın bir şeraitle gönderdik. Öyleyse sen de ona uy, bilmeyenlerin istek ve arzularına uyma’’casiye45
    ‘’hakkında azap kararı verilmiş olan kimseye gelince, ateşe girmiş olanı sen mi kurtaraksın’’zumer 19
    ‘’Ey peygamber!hem Allah’ın nimetine, hem senin iyiliğine erişmiş olan kimseye sen’’Allah’tan kork da eşini yanında tut’’diyordun. Bunu söylerken, insanlardan çekinere, Allah’ın daha sonra açığa çıkaraçağı bir şeyi gönlünde gizliyordun. Oysa Allah korkulmaya daha layıktır…. ’’Ahzab 37
    Tüm insanlığa indirilmiş bir kitapta şahsa yapılmış ikazların, özellikle peygambere yapılmış ikazların varlığı düşündürücü değil midir?
    Rahman isteseydi onu bizzat ikaz eder, bizimde bu konulardan, bu hatalardan haberdar olmamızı engellerdi. Herşeyi hakkıyla bilen Rahman hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır. O halde tüm bunların düşünen insanlar için bir sebebi vardır.
    Rahman Kuran’da Peygamber hanımlarını da ikaz eder. Belki de tüm Kur’an baştan sona incelendiğinde en büyük sorumluluğun peygamber hanımlarına verilmiş olduğunu görürüz. Kur’an ‘ın hiçbir yerinde hiçbir hata için ‘’Ey peygamber hanımları!sizden kim açık bir hayasızlıkla huzurumuza gelirse, onun azabı İKİ KAT olur. Bu ise Allah için pek kolaydır-Ahzab30’’ifadesi kullanılmamıştır. Bazı iyilikler için fazlasıyla ödül verileceği anlatılırken hiçbir hata, kötülük için İKİ KAT ceza verileceği ifade edilmemiştir. Bu çok büyük tehdide karşılık önce Rahman söyle der;
    ‘’Ey peygamber!Hanımlarına de ki: ’’eğer dünya hayatını ve onun zinetini istiyorsanız, gelin, boşanma bedellerinizi verip sizi güzellikle boşayayım-ahzab28’’Rahmanın güce adaleti burada da gözler önündedir. Bu sorumluluktan korkan, böyle bir sorumluluğun altına girmek istemeyen eşleri için bir tercih yapma imkanı tanınmıştır. Ve Rahman söyle devam eder’’Yok, eğer Allah’ı, Resulünü ve ahret yurdunu istiyorsanız, hiç şüphe yok ki, Allah, sizden iyilik yapan ve iyi kulluk edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır-ahzab29’’
    Tercihini Peygamber hanımı olmaktan yana kullanan Hanımlar çok büyük bir sorumluluğun altına girmiş oldular. Onlar tüm kadınlara örnek olacaklar ve nefes aldıkları sürece en üstün Ahlaka ve iffete sahip olmak zorunda kalacaklardı. Ve Rahman onlara merhanet etmiş bu zor görevin nasıl başarılacağını,
    -EN ÜSTÜN AHLAKIN NASIL OLACAĞINI,
    -İFFETLERİNİ NASIL KORUYACAKLARI,
    -TAKVAYA NASIL SARILACAKLARINI,
    Kur’an da öğütler vererek açıklamıştır;
    ‘’Ey Peygamber hanımları, siz başka kadınlar gibi değilsiniz. Eğer takvaya sarılacaksınız, cilveli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde hastalık bulunan kimse bir ümide kapılmasın. Ciddi, düzgün ve ölçülü konuşun-ahzab32’’
    ‘’Evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun, daha önceki Cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey ehl’i beyt, Allah sizden her türlü kirliliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. -ahzab33’’
    ‘’……. Peygamber Hanımlarından bir şey isteyeceğiniz zaman da onu perde arkasından isteyin. Sizin kalbiniz içinde, onların kalpleri için de böylesi daha nezihtir…. -ahzab53’’
    ‘’Peygamber eşleri için babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, diğer Müslüman kadınlar ve sahip oldukları kölelerle perde olmaksızın görüşmelerinde bir günah yoktur. Ey peygamber eşleri, Allah’tan korkun. Çünkü Allah her şeyin şahididir-ahzab55’’
    ‘’Ey Peygamber!Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu onların iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. -ahzab59’’
    Rahman Kur’anda peygamber hanımlarını ve Hz İsa’nın annesi Meryemi iffetli, örnek alınması gereken kadınlar olarak tanımlar. Onlara İffetli olmaları öğütlenmiş aksi halde 2 kat fazlasıyla cezalandırılacaklarını bildirilmiştir.
    Peki o halde Kur’anda verilen öğütlere göre onlar nasıl davrandılar; (yukarıdaki ayetlerdeki koyu renkle önemsenmiş bölümler)
    – cilveli bir şekilde konuşmayın
    – Ciddi, düzgün ve ölçülü konuşun
    – Evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun
    – açılıp saçılmayın
    – namazı dosdoğru kılın
    – zekatı verin
    – Allah’a ve Resulüne itaat edin
    – perde arkasından konuşun
    – örtülerini üzerlerine alsınlar
    Bunlar Peygamber hanımları gibi %100 İffetli olmak isteyen hanımlar için verilmiş öğütlerdir. Bu öğütlere uyan kadınlar Allah ‘ın yardımıyla ahlaklı ve iffetli bir hayat sürerler. Bu sınırların dışına çıkmak elbette hanımların kendi tercihidir. Sınırların dışına çıkıldıkça risk almaya başlanır. Hani bir deyiş vardır’’Şeytanla dans etmek’’, siz ne kadar fazla risk alırsanız (yukarıda koyu karakterle yazılı olanların aksini yaparsanız), şeytanla dansınız o kadar yakın ve uzun sürer.
    Bazı yorumcuların, düşünürlerin ifade ettiği gibi Rahman kadınların başlarına elbette kese kağidı geçirmelerini emretmez. O sadece perde arkasından konuşmalarını öğütler.
    Rahman elbette kadınlara sokağa çıkmayın demez. O sadece evde oturmalarını öğütler.
    Rahman elbette kadınlara erkeklerle konuşmayın demez. O sadece ciddi, düzgün ve ölçülü konuşun diye öğüt verir.
    Rahman elbette kadınlara kapkara çarşaflara bürünün demez. O sadece açılıp saçılmayın diye, öğüt verir.
    Rahman Kur’an da hata yapma seçimi hiç olmayan en iffetli, ahlaklı kadınlar için şeytandan korunma yollarını bu şekilde açıklamıştır.
    Müslüman bir erkeğin kendine peygamberimizi örnek alması ne kadar güzelse, Müslüman bir kadınında kendine peygamberimizi ve eşlerin örnek alması o kadar güzeldir.
    Şimdi lütfen kendinizi birkaç dakika için kendine peygamberini, eşlerini örnek almış ve Kur’an daki peygamber eşlerine yapılan öğütleri okumuş, anlamış bir kadın yerine koyun, sonra eşinizin kıyafet dolabının önüne gelin ve alış veriş yapmak için otobüsle şehir merkezine gideceğinizi düşünerek kendinize kıyafet seçin…..
    Ne oldu, yüzünüzü, gözlerinizi saklayacak bir perde mi arıyorsunuz?yoksa tüm vücüdunuzu gizleyecek bir elbise mi ?
    Bakın şeytan yanınızdan nasıl fısıldıyor size’’boş ver …bugün hava sıcak, herkes çıplak dolaşıyor zaten, sana kim ne yapacak, giy şu eteği çık. Herkes gibi giyinirsen daha az fark edilirsin, dikkat çekmezsin. Hem sen Peygamber eşi misin!… , senin Ahmet böyle şeylere aldırış etmez, o modern bir erkek. Burasıda köy değilki, modern bir şehir. ’’
    Ne oldu, eliniz gitmedi mi kısa eteğe?
    Bu kadar mı zor şimdi kıyafet seçmek?
    Neden rafları karıştırıyorsunuz?elinizle sımsıkı tuttuğunuz eşarp yüzünüzü gizlemeye yetmedi mi, perdelemedi mi yüzünüzü peygamber eşlerinin ki gibi?
    Rahman başını örtmeyi emretmemişti hani, hani ‘’hımar ‘’örtü demekti. Neden şimdi risk almaktan korkuyorsunuz?…. Bırakın saçlarınız pırıl, pırıl dalgalansın rüzgarda. Sonra güzel bir kokuda sürün mis gibi koksun sokaklar arkanızdan. bineceğiniz otobüsteki herkes derin derin içine çeksin kokunuzu. Rahman koku sürmeyi kadınlara yasaklamamıştı ki…. Gözlerinize koyu bir rimel çekin, birazda dudaklarınıza ruj, pempe pempe olsunlar. Rahman bunların hiçbirini Kur’an da yasaklamamıştı hani…
    Evet doğru, bunların hiçbiri Kur’anda yasak değildir.
    Ne oldu, şimdi yasak olmayan bir şeyi yapmaktan mı korkuyorsunuz?
    Yoksa siz Şeytanla dans etmekten mi korktunuz?
    Allah’ın öğütlerine kulak tıkarsanız bir şeytanın size musallat edilmesi mi yüreğinizi hoplatıyor?
    Allah korkusuyla gözlerinizin düştüğünü görür gibi oluyorum…
    Şükürler olsun ki cep telefonu var. isterseniz eşinizi arayın, alışverişi o gelirken yapsın. Siz Rahmanın öğüdüne uyun çok gerekmedikçe yalnız başınıza sokaklara çıkmayın, evinizde ağırbaşlılıkla oturun…. sakın yanlış anlamayın…..
    Rahman kadının sokağa çıkmasını yasaklamaz.
    Rahman Kur’an da emretmez, o sadece biz tutalım diye öğütler verir.
    Hesap günü Rahman’ın huzuruna çıkıncaya kadar tercih her zaman sizin….
    Şeytanla dans etmek istermisiniz?
    Her şeyin doğrusu sadece Kur’an’ da yazılıdır. Rabbim hepimize çok Kur’an okumayı, okuduğunu gereği gibi anlamayı ve anladığı ile yaşamayı nasip etsin.
    Saygılar
    23. 04. 2011
    Temel akçay

     

    • Gunah olan bas ortusu takmamak degildir.Allah insana ogut verir.Ogute uymazsaniz hata yapma riskiniz artar.Eger hata yaparsaniz bu gunahtir.
      Allah peygamber hanimlarina ve insanlara peygamber esleriyle perde arakasindan konusmasini ogutlemistir.
      burada gunah olan nedir?
      peygamber hanimi ve bir adam perdesiz yuz yuze samimi bir sekilde gorustuler diyemi gunaha mi girdiler sizce?ASLA….ama ogute uymadilar risk aldilar ,atesle barutu yanyana koydular.Simdi seytanla danslari basladi.Eger birbirlerine meyl ederler ve kalplerinde birbirlerine bir ilgi dogar ve bu onlari zinaya ,veya evlilige( peygamber esleri icin yasaklanmistir)gotururse iste buyuk GUNAH budur.

      risk almaya degermi?ya yanilirsak?….

      onemli bir konuyada dikkatinizi cekmek istiyorum.Bugun basini orten bir kesim .Allah’in ogutune uydugunu ifade etmektedir.Ama bu hanimlar dudaklarindaki rujlariyla ,rimelleriyle,kokulariyla,alliklariyla daha guzel ve alimli gorunmekte olduklarinin acaba farkindalarmi?
      Allah’ in ogutu bu muydu?bas ortmekmi,saci gizlemekmi?yoksa dikkat cekmemek ,ilgi uyandirmamak mi?…

      En dogrusu Kur’anda yazilidir.
      Rabbim cok Kur’an okumayi ve okudugunu geregi gibi anlamayi nasib etsin.
      13.10.2013

  10. Ortunmenin tarihi oncelikle insanlik tarihi kadar eskidir. Allah’ in buyurdugu gibi tabiât sartlarina ve her turlu dis etkilere karsi korunmak icin yapilmaktadir.

    Örtünun olmadigi yer yok. Yahudi ve hristiyanlarda da mevcut. Araplarda ise hür ve ozgur kadin basini baglardi. Ama cariye ve kole acik gezerdi. Baş ortusu sadece hava sartlarindan dolayi kullanilmamistir.

    Hristiyanlarda denir ki kadin ortunmuyorsa sacini kessin. Kadina sac kesmek ve tiras olmak ayip ise basini ortsun.

    Muslumanlarda ise yillar boyu tartisirlar. Hikayeleri ve masallari cikartip yalin halde anlatmak bile yarim saat yazmak anlamina gelir.

    O meshur ayet ,Nur 31…. örtülerini/ baş ortulerini gogus yirtmaclarinin uzerine vursunlar.. salsinlar. Hangi mealden okursan oku farklilik gosterir ama az cok anlam budur.

    Anlayacagin sekilde yalin anlatam sana. O donemin yasantisina gidersek. Arap kadinlari bas ortulerini arkaya sirtlarina atiyorlardi! (Bugun bile halen vardir. Bak hosteslerine) Singir mingir kupeleri, gozlerde surmeleri, yakalari acik idi. Yakalar açik idi cunku donemin kiyafet sekli oydu. Simdi boyle bir hatunu gozunde canlandir. O gunlerde ic camasiri olmadiginida eklemen gerekiyor. Kadin egiliyor kalkiyor. Tombul, tombul memeler bir saga, bir sola gidiyor. Ceşme basinda, carşıda adimlarini yerlere sert vurarak ki ( ayet var bu hususta) bugunun anlatimiyla daha bir seksi oluyorlar. Bir de ayaklardaki bileklikler , burunda ki cengel ziynet esyalarida tam yani. Gozunde boyle bir dilber canlandirdin mi? Tamam simdi istedigin meali istedigin tefsiri aç. Ve o ayeti bir daha oku. Sunu unutmamalisin. Başta ortu var. Ama arkaya atiliyor. Olmamasinin ihtimali yok cunku orf ve adetlerde de var.

    Simdi sira suna gelsin. Bas kapali olunca daha iffetli daha mi daha namuslu allah’in sevdigi kulu da olmuyorsun. Ama zoruna gidiyorsa gitsin evladim. Kıçının arasi gozuken, tangasini belli eden, gogus uclarini gozume sokan, kalca ve gobek deligini gosterenler gelipte kapananlara laf soyleme hakki yoktur.
    BY ADMİN
    fransiz-ozel-sektorunde-bas-ortusu-serbest-IHA-664x354Bir yazi okudum. Sumer fahiseleri basorortusu takiyordu. Vs vs. Bunu begenenler din de yok yobazlarin dile getirmesi diyenler. Bak benim cahil gerizekâlı evladim. Ortunmenin tarihi oncelikle insanlik tarihi kadar eskidir. Allah’ in buyurdugu gibi tabiât sartlarina ve her turlu dis etkilere karsi korunmak icin yapilmaktadir.

    Sümer ve asur doneminde orf ve torelere gore fahiseler ortunurdu. Sayet bunu demek istiyorsan haklisin. Ama eksik bilgin var. Örtünun olmadigi yer yok. Yahudi ve hristiyanlarda da mevcut. Araplarda ise hür ve ozgur kadin basini baglardi. Ama cariye ve kole acik gezerdi. Hatta Turkler de de baş baglamak kelimesi neyse anla iste o kadar gerizekali oldugunu tahmin etmiyorum. Başa gelen cekilir ;)) Baş ile ilgili coook atasozumuz var. Anlama kabiliyetin var ise ne mutlu sana.

    Hristiyanlarda denir ki kadin ortunmuyorsa sacini kessin. Kadina sac kesmek ve tiras olmak ayip ise basini ortsun.

    Muslumanlarda ise yillar boyu tartisirlar. Hikayeleri ve masallari cikartip yalin halde anlatmak bile yarim saat yazmak anlamina gelir ama ben anlayacagin ve merak edip arastiracagin bir sey soyleyeyim.

    O meshur ayet ,Nur 31…. örtülerini/ baş ortulerini gogus yirtmaclarinin uzerine vursunlar.. salsinlar. Hangi mealden okursan oku farklilik gosterir ama az cok anlam budur.

    Anlayacagin sekilde yalin anlatam sana. O donemin yasantisina gidersek. Arap kadinlari bas ortulerini arkaya sirtlarina atiyorlardi! (Bugun bile halen vardir. Bak hosteslerine) Singir mingir kupeleri, gozlerde surmeleri, yakalari acik idi. Yakalar açik idi cunku donemin kiyafet sekli oydu. Simdi boyle bir hatunu gozunde canlandir. O gunlerde ic camasiri olmadiginida eklemen gerekiyor. Kadin egiliyor kalkiyor. Tombul, tombul memeler bir saga, bir sola gidiyor. Ceşme basinda, carşıda adimlarini yerlere sert vurarak ki ( ayet var bu hususta) bugunun anlatimiyla daha bir seksi oluyorlar. Bir de ayaklardaki bileklikler , burunda ki cengel ziynet esyalarida tam yani. Gozunde boyle bir dilber canlandirdin mi? Tamam simdi istedigin meali istedigin tefsiri aç. Ve o ayeti bir daha oku. Sunu unutmamalisin. Başta ortu var. Ama arkaya atiliyor. Olmamasinin ihtimali yok cunku orf ve adetlerde de var.

    Simdi sira suna gelsin. Bas kapali olunca daha iffetli daha mi daha namuslu allah’in sevdigi kulu da olmuyorsun. Ama zoruna gidiyorsa gitsin evladim. Kıçının arasi gozuken, tangasini belli eden, gogus uclarini gozume sokan, kalca ve gobek deligini gosterenler gelipte kapananlara laf soyleme hakki yoktur.

    Ben peceli eli ayagi bile kapanan kisinin kendisine haksizlik ettigine inanan biriyim. Ama saygim var. Edepli bir adamim. Ne diyeyim oyle yasamak istiyorsa. Ben kapaninca sevap islenildigine, acilinca gunahkar olduguna inanmiyorum. Ama Allah’in ayeti var inkar edecek degilim. Burada iffet var. Gozlerini indir diyor hem erkege hem kadina. Burada ahlak var. Gosterme diyor ziynet esyani. Burada edep var. Simdi bu zamanda iffet, ahlak ve edep var mi?

  11. Kyhn rumuzlu arkadaş,
    “Biz bu kitapta her şeyi açık seçik söyledik. Hiçbir şeyi gizlemedik!” diyen Kuran-ı Kerim de bana AÇIK-SEÇİK, “Kadınlar başlarını örtsün.” yazılı bir ayet göster yarın kapanacağım.

  12. Kimi Nur 31, 60 ve Ahzap 33 ayetlerinden başörtüsünün yanında çarşafın da olduğunu söyler. Kimi olur başörtüsü bile yoktur der.

    Doğrudan “Kadınlar başlarını örtsün.” tabiri yok diye başını örtmüyorsanız peki size göre Kur’ana göre nereler örtülmesi gerekir. Mayo yeterli midir?

Bir Cevap Yazın