Düğümlere Üfleyenler

dugumlere ufleyenler

Yangına Körükle Gidenler…

İnsanlara sevgiyle bakmak, onları sevmek elbette ki iyi bir şey. Yine de kimileri vardır ki bilmeden, anlamadan, belki de Allah’ı sever gibi başkalarını severler. İnsanlar onları gördüklerinde belki inançları sebebiyle, belki görmek istedikleri gibi gördüklerinden dolayı, belki de kendilerine benzer şekilde giyindikleri için hoşlarına giderler. Hele ki konuştuklarında onlara kulak verecekleri şeyler söylüyorlar ve kalplerini fetheden sözlerle göğüslerine işliyorlarsa, yanlış sözler bile söylediklerinde onlara katılır ve hem onları hem de kötülüğü yakıştıramadıklarından yanlış işlerini bile savunurlar. Ya o kadar güvendikleri insanlar, bu bağlılığı hak etmiyorlarsa!!!

Eğer durum öyle ise, sevilenler yaptıkları yanlışları ve söyledikleri yalanları çok iyi bildikleri için çok muhtemel ki tedirgindirler. Her çıkan haykırışı haklı haksız demeden mahkûm ederler ve kendilerini sevenleri de onlar gibi tepki göstermeye yardıma çağırırlar. Çünkü suçlarını çok iyi bildikleri ve bunun haricinde birçok yalanları ve hileleri olduğu için her çıkan gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar.

63 Münafikun 4 Onları gördüğün zaman, görünüşleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar, dikilip dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanarlar; onlar gerçek düşmandır; onlardan sakın. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar!

Güzel işler de yaparlar elbet ama göz boyama altında yaptıkları bu güzel işler, işledikleri fahiş hataları görmezden gelmeye neden olur insanlar için. Kula kul olurcasına derin bir sevgiyle kahramanına bağlanan insanlar, derin bir yanılgı içerisinde olduklarını bile daha anlamamışken, bir de bakarlar ki daha bir başka güzelimsi insan türemiş ve artık onun etrafında toplanmışlardır. Onu belki daha da çok severler. Öyle güzel sözler söyler, öyle makbul işler yaparlar ki peşlerinden koşa koşa gidilir onların. Gün gelir de bir bakarlar ki, yeni sevdaları bir öncekini yerden yere vurmaya başlar. Ama onları öyle içten, öyle can damarlarından yakalamıştır ki, eskisini yeriyor diye onlar da, o eskiden çok sevdikleri kişileri ve bir zamanlar alkışladıkları işleri yermeye başlarlar. Oysa ne yenisi ne eskisi, kötü işleri güzel sözleriyle ve ardındaki kötülükleri örtülmüş iyiliklerle boyamaktan öte değildirler. Öyle bir karanlıktadırlar ki parıldayan ve eriyip gideceği kesin olan mumlarla aydınlandıklarını zannederler. Muma bakarken gözleri kamaşıp, karanlığın şerrini göremezler. Oysa gerçek olan sabah aydınlığı, ancak şafağın sökmesiyle gelecektir.

Düğümlere üfleyen kim olursa olsun fark etmiyor. İster kadın, ister erkek, ister hükümdar, ister müdür hiç fark etmiyor. Onlar başkalarını kıskanır ve onlardan daha güçlü, daha zengin, daha söz sahibi, daha itibarlı, daha bir rütbeli ve kısaca heva ve hevesleriyle üstün olma peşindedirler. Düğümlere üfleyenler bizi hep kandırırlar, aldatırlar. Asıl niyetleri sorunumuzu çözmek değil o sorundan menfaatler sağlamaktır. Aynen falcılar veya üfürükçü hocalar gibidirler. Asıl niyetleri düğümleri (olayları, karışıklıkları, problemleri) çözmek değil onlara üflemekten (menfaat temin etmekten, yaraları kaşımaktan, ayrılmışlıkları körüklemekten, sorunları bir fırsat olarak görmekten, çözüyormuş gibi yapmaktan, karışıklığın karşısında gibi görünerek nemalanmaktan) ibarettir. Çünkü onlar daha çok mal ve para kazanan başkalarını, yerini aldıkları daha öncekileri ya da kendilerinin yerini alma ihtimali olanları kıskanmakta, kin ve haset gütmekte, bu yüzden ellerindeki güce sıkı sıkıya sarılmakta, doğrunun ve hakkın değil baş ezmenin, daha fazla malın ve daha üstün gücün peşinde koşmaktadırlar. Oysa köprüyü geçene kadar dayı dedikleri çöl ayılarının sonunda yemek üzere onları kullanmakta olduğunu, ya da dost saydıkları tarafından günü gelince benzerleri gibi çöpe atılacaklarını, yandaşlarının ve sevenlerinin bile, yenisini, daha çok verenini ve daha itibarlısını bulduğu anda onları terk edeceklerini bilirler. Yakın ve uzak tarih bunun örnekleriyle doludur.

İşte tam da bu yüzden herhangi bir insana değil, sadece ve sadece tek olan Rabbe sığınmak, yaratılmışların şerlerinden uzak durmanın en makul yoludur. Seven için de böyle, sevilen için de…

113 Felak Suresi: De ki, Şafağın Rabbine sığınırım. Yarattıklarının şerrinden. Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden. DÜĞÜMLERE ÜFLEYENLERİN ŞERRİNDEN. Ve kıskandığı vakit kıskananın şerrinden.

İnsanların Rabbi sadece ve sadece tek olan bir Rabdır. Bir insan ya da başka bir yaratılmış değildir. Mesele bir insanı fiilen tanrı saymak değildir. İnsanlar başka insanların peşinden, kendilerinin sahibi gibi, maliki gibi de gitmemelidir. İnsanların maliki sadece Allah’tır. Farkında olunan ya da olunmayan her türlü kölelik insan onurunu zedeler. İnsanlar sevilmelidir ama Allah’ı sever gibi değil. İnsanlara güvenilebilir ama bir insana Allah’a güvenir gibi değil. Çünkü kötülük en az görünenden geldiği kadar, görünmeyenden de gelir. Şeytan kötülükleri süsleyerek iyiymiş gibi gösterir. İnsanlara vesvese vererek, başkalarıyla onları korkutarak, sinsi planlarla sözlerini onaylatacak hikâyeler uydurarak, doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösteren ya da koyunları ürküterek başka bir yola yönelten bir yılan misali, insanların kalplerinin üzerine kıvrılıp yatarak yapar bunu. Oysa insanlar kalplerinin temiz olduğunu düşünerek aldanmaya devam ederler. Ta ki bir başka ve daha derin bir korkuya kapılana kadar. Keşke insan korktuğunda ve telaşa kapıldığında Allah’a yönelmesi gerektiğini ve onun indirdiği rehber olan Kuran’a sarılmasıyla tüm korkulardan emin olabileceğini bir bilseydi…

114 Nas Suresi: De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine. İnsanların İlâhına. Şerrinden sinsice fısıldayanın. O ki insanların göğüslerine fısıldar. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan.

Tüm bunları münafıklara aldanmamayı öğütleyen Münafikun suresinde, karanlıklardan sabah aydınlığına geçiş (şafak) manasına gelen Felak suresinde ve insanlar (toplum, halk) anlamına gelen Nas suresinde hissetmek ne kadar da manidar…

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Düğümlere Üfleyenler

  1. Insanlarimiz farkinda olmuyorlarlar bile. Ku’ran Müslümanim diyenler dahi hic farkinda degilmidirler kimin ve neyin pesinde olduklarinin?

    Rabbimiz elbette biliyor hepimizin icindekini de disindakini de, bu yüzden buyuruyor; Baska ilahlahlar edinmeyin, baskalarina kulluk etmeyin, sayet edecek iseniz Bana edin, bölünmez tek ilah olan Allah’a.

    Insanoglu Rabbine ortak kosmadan iman etmez!

    Sayisiz ayetlerde devamli : Aklinizi kullanmiyormusunuz halen? deniliyor ve bunu gün begün okuyup duruyorlar, ama halen birilerini ilahlar ediniyorlar.

    Bir insan eninde sonunda bir insandir. Hatasiz bir insan olmaz, olamaz.

    Kusursuzluk sadece Allah’a aittir, mükemmel olan sadece Allah’tir.

    Ne cabuk unutuyoruz okuduklarimizi. Budistlerin ve Yahudilerin hep bir agizdan ellerindeki sayfalari okumalari gibi okuyor olsak gerek ki, kimse okudugundan bir sey duyup anliyamiyor.

    Keske toprak olsaydim demek ne kadar aci verici olacak Din Günü. Ben sirk kosanlardan degildim, Rabbim! demek ne kadar azab verici olacak.

    Halen aklinizi kullanmiyormusunuz?

    Bir insana haksiz yere iftira atmak ne kadar günah ise, yine bir insani olmadik sekilde övmek, kusurlarindan/hatalarindan arindirmak da o denli günahtir.

    Tüm övgüler ve hamd Allah’a olmalidir.

    Gelenekcileri/Mezhepcileri ayiplarlar, ama modern bir Kur’an Müslümani olarak kendi edindikleri önderleri/ilahlari farkedemezler nedense.

    Atalar dininden bir türlü kurtulamadik gitti! Adi ne olursa olsun, konu ne olursa olsun yeri gelince bir kulp uyduruluyor, aaa o öyle demek degil ki deniliyor.

    Insanlari ve cinleri sadece bana ibadet etsinler diye yarattim diye seslenen yüce Allah’a kulaklarini kapayanlar….

    Selam ve dua ile.

  2. Bu tarz sesleniş yazılarınızın gerçektende yerine ulaştığına inanıyorum . Rabbimizin buyurduğu gibi sözün en güzelini söyle ve kuranı insanlara açıkla .. Ayetlerini misyon edinmiş biri olarak görüyorum sizi . Ahzab suresini kendi tarzınızda güzel bir bakış açısıyla işlediğinizi biliyorum . Yazılarınızın çoğunu okudum . Şu son zamanlarda ölüm konusu üzerine derin bir tefekkürde bulunuyorum . Yani ölüm nedir ? Ölürken ne yaşanır ? Ölüm anından kıyamete kadar ki bekleyiş nasıldır ? Bu ve buna benzer ölüm ile ilgili bir çok soruyu sadece kuran ayetlerinden tartışarak anlamaya çalışıyorum . Sizden ricam ölüm konusunu sonraki yazınızda tartışmanız. Aynı ahzab suresini tartıştığınız gibi.Kurana göre ölümün ne olduğu konusunda sizin bakış açınızı bilmek isterim . Selam ile …

    • Yazılarımın çoğunu kıymet biçip okumuş olmanız onur verdi. Çok teşekkür ediyorum.
      Son zamanlarda iş yoğunluğum nedeniyle fazla yazı yazamıyorum ama fırsatları değerlendirme çabasındayım. Düzenleme için beklettiğim yazılarımı arada bir kullanıyorum. Sizin talebinizi de not ettim. Kuran üzerinde gerekli hazırlığı yaptığımda Allah iznederse yazmak ve yayınlamak isterim.
      İlginiz için tekrar teşekkür ediyorum.
      Selamlarım ve dualarımla…

Bir Cevap Yazın