Yeryüzüne Halife

yeryuzune halife

Makul Sorulara Makul Cevaplar Vardır…

Yeryüzünde her yerde bir din olgusu vardır. Ateistlerin bile! Hatta benim anlayabildiğim kadarıyla ateistlerin asıl sorunu tanrının varlığıyla yokluğuyla değil, algıladıkları tanrının niteliğiyle, bir anlamda din adına yapılan işlerin iyi olması gereken bir tanrıya yakıştırılamaması ile ilgilidir. Ateistler ve yakın görüşlere sahip azınlıklar hariç hemen herkes Allah’ın dininin esaslarını gönderdiğine ikna halindedir. Ama alelade dindarlar buna rağmen gönderilen talimatın (kitabın) bu konuda yeterince aydınlatıcı olmadığı veya anlaşılmasının zor olduğu düşüncesindedir. İnsanoğlu, bu hususları açıklayıp yeterince kalplerini teskin edecek cevapları hep başka insanlardan bekler. Eğer bir başka insan, kendi gibi bir insanı ikna etmeyi başarabilirse ona uyar ve dosdoğru yolu bulduğunu sanır. Bu sanış, bu zan, ta ki bir başka duvara toslayana kadar devam eder. Karşısına çıkan karşıt fikirlere direnemeyen insan, Yaratıcıyı reddetmeyi içsel olarak reddeder ve kendi inancını yeni bir şekle sokma arayışı içerisinde bu kez başka bir mantıklı açıklayıcı ve onayıcı bulma peşine düşer. Oysa bu mantıki açıklamaların tamamı eksiksiz olarak Allah’ın kitabında (Kuran’da) vardır.

Dini konularda “ben asla şüphe duymam” diyen insanoğlunun, kesinlikle samimi olmadığını düşünüyorum. İlla ki Allah ve Ahiret konusunda şüpheye düşülmesinden bahsetmiyorum. Ama dini emirler ve diğer iman ve ibadet konularında daima bir teskiniyet arayıcılığı vardır. Hatta olmalıdır. Sorgulayıcı olmanın gereğidir bu. Bu arayış da peşinden “nasıl” sorusunu getirir. Bir iç mücadelesi başlar. Nefis ve vicdan muhasebesi bizi en doğruyu bulmaya sürekli iter durur. Ama çoğunlukla mücadele yarıda bırakılıp nefsin arzularına uyulur. Nefis tatmin olduğunda ise tekrar vicdani arayış mücadelesi devam eder.

Ateist olduğunu söyleyenlerin, yanlışta inatla ısrar etseler de, en azından bu hususta daha samimi olduğunu düşünüyorum. İnanmadıklarını söylerler ve sorularla karşımıza  çıkarlar. Ve enteresan biçimde bugün ateistlerin sorduğu en aykırı soruların hemen tamamının Kuran’da olduğunu görüyoruz. Bugün ateistler dindarları her ne konuda sıkıştırıyor ve makul bir cevap veremez konumda bırakıyorlarsa ilginç bir şekilde bu aykırı sorulara Kuran’da da rastlıyoruz. Ama bunu görebilip anlayabilmek için ateistler gibi önyargıyla ve sui zanla kitabı okumak değil, sözde dindarlar gibi de bilmediğin dilde ezberlemek değil, Kuran’ın içinde ne yazdığını gerçekten okumuş olmak gerekir. Aksi takdirde Kuran’ın dışındaki ve çoğunluğunun uydurma olduğu belli olan bir sürü rivayetteki hikâyelerle ve mantığa tam oturmamış zanlarla ateistlerin karşısına çıkarsanız ne onları ikna edebilir ne de aslında kendi kalbinizi teskin edebilirsiniz. Edindiğiniz şüphelerden Kuran’ı okumadıkça olsa olsa devekuşları gibi kafanızı kuma gömerek kurtulduğunuzu zannedersiniz. Bu yenilginizi fark eden tanrı tanımazlar ise sizin bu cahilliğinize acıyarak gülerler.

Ateistlere “biz insanlar Allah’ın halifesiyiz” derseniz onlar da size “dünyada bu kadar akılsız, ahlaksız, diğer insanların namusuna göz koyan, dedikodu yapan, para için bin türlü takla atan ve bütün ahlak söylemlerine rağmen diğer insanların hâkimi durumuna gelir gelmez kendi gibi düşünmeyenlere yasaklar koyan, özgürlüklerini kısıtlayan ve hatta uydurdukları dinler adına birilerini öldüren bu kan dökücü insanların mı yaratıcının seçkin kulları olmayı hak ettiğini” sorarlar ve hatta bu inandığınız ölçülerde sizin tanrınızı şuçlu veya hatalı bile bulurlar. Oysa Allah’a değil yeryüzüne halife oluş, varis oluş söz konusudur. Altyapısı sizin mantığınıza oturmamış ve sadece inandım demekten öteye gitmeyip içi doldurulmamış bir halifelik anlayışı ateistlerin gözünde aklını kullanamayanların kendi kendini avutmasıdır. Kendilerini uyuşturan bir afyondur. Bu durumda haklıdırlar da… Ve size derler ki “Bu ne saçmalık! Sen bunu hak edecek ne yapıyorsun ki? Beni kâfir olarak niteliyor ve senin gibi olmadığım için kendini gizli bir kibirle yüceltiyorsun! Allah böyle kötülükler yapan ve savaşıp duran insanları mı halife yapmış?” Yeryüzünde, bunu soran ateistlerken, Kuran’ı okursanız aynı soruyu soranın Allah’ın günah bile işlemekten arınmış melekleri olduğunu görürsünüz. O halde ateistlerle aynı şeyi soran melekler de mi Allah’ın varlığını kabul etmiyor!!! Kafir kim!!!

2 Bakara 30 Hani Rabbin, Meleklere: Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim, demişti. Onlar da: Biz seni övüp yüceltir ve (sürekli) takdis edip dururken, orada fesat çıkaracak ve orada kanlar akıtacak birini mi var edeceksin, dediler. Allah: Şüphesiz, sizin bilmediğinizi ben bilirim, dedi.

Elbette ateistlerin doğru yolda olduğunu söylemiyorum ama Allah’a inandığı halde şirk koşanların bile en derin cehennemle karşılaşacaklarına yönelik ayetler aklıma gelmiyor değil. Ateistlerin düşünme, aklını kullanma ve sorgulama hususunda kuru kuruya dinine bağlananlardan, idrak yolunda daha çok mesafe kat etmiş oldukları ve önlerinin en azından açık olduğu görülüyor. Çünkü sorguladıkları için, her an doğrunun farkına varabilme potansiyelleri yüksektir. Ama sorgulamayan ve inandığına tahkik etmeden inanan, düşünmeden kabul etmeyi onur sayan, şüphe etmeyi dinen eksiklik gören insanların en doğruyu fark edebilme potansiyelleri çok daha düşüktür. Düşünme ihtiyacı hissetmediklerine göre, kat ettikleri dini mesafe sona ermiş durumdadır. Kader/ölçü labirentleri tıkanmıştır. Artık düşünmek yerini matematiksel sevap biriktirmeye bırakmıştır. Düşünmek, yerini sürekli tekrar eden içi doldurulmamış zikirlere terk etmiştir. Sorgulamayan dindar tarafından yetmiş defa bilmediği dilde Amene Resulü okumak dini olgunluk zannedilmeye başlanmıştır.

Oysa bu sırada ateist, Bakara suresinin o son iki ayetini okuyarak düşünmeden inanan rakibine kendini haklı çıkaracak doneler bulma peşindedir. Der ki; madem Allah insana kaldıramayacağı yük yüklemez, senin neden çocuğun ölüyor, sen neden köle gibi çalışıp asgari ücret alıyorsun, sen neden günde beş vakit namaz kılmak için olur olmaz yerlerde mescid aramak zorunda bırakılıyorsun, senin kızın neden üniversiteden atılıyor, neden borç içinde yüzüyorsun, Allah neden senin yükünü hafifletmiyor? Üstelik bunları bir tarafa bırak, sen neden ölüyorsun? Demek ki ölüm senin kaldıramayacağın bir yük ki ölüyorsun! Bu da demek ki bu ayet sana yalan söylüyor ve sen de buna kuru kuruya inanıyorsun!!! Hadi cevap ver!!!

İşte eğer sen Kuran’ı hak ettiği biçimde okumamışsan bu “düşünen ateiste” cevap veremezsin. Hâlihazır mantıksal çözümlemesiyle senden çok çok daha iyi durumdadır. Senin önünde binlerce ayet dururken okumayıp düşünmediğin halde, o sadece tek bir ayet okuyup seni geçmiştir. Ama sen maalesef aynı ayeti Arapça olarak ezbere bildiğin halde bırak onu, kendini bile ikna edici bir cevap veremezsin. O Allah’ın varlığını kabul etmese de, okuduğu için seni alt etmiş, senin cihadından çok cihad yapmış ve Allah’ın izniyle seni yenmiştir. Sen, bu adam zaten Allah’a inanmıyor, ben otomatik galip sayılırım diyorsan yanılıyorsun. Çünkü o soru senin “inandığın şekliyle dininin” ölüm fetvasıdır. Bütün cihadsal ganimetin o ateist kişinin eline geçmiştir. Sen ise yenilmiş bir ordunun esir düşmüş ve köleleştirilmiş erinden ya da eve kapatılmış cariyesinden öte durumda değilsindir. Ateisti ikna edip etmemenden daha önemlisi kendi kendini ikna edememiş oluşundur!!! Hayatın gelip geçiciliğini ve bir imtihan sırrı barındırdığını anlatan ayetlerden hakkıyla haberin yoksa, her gece gördüğün rüyaların anlamı ya da anlamsızlığıyla yaşadığın dünya hayatının ne kadar benzeştiği aklına bile gelmez. Eğer gelse, bu soruya cevabı yapıştırırsın, o anlamasa da sen anlamış olursun. Bu da yeter. Nasibi yoksa (Allah katında hak etmemişse) o zaten inanmamaya devam edecektir. Bu onun sorunu. Ama sen kendi sorununu çözmelisin. Bir ateistin sorusu genellikle sana yeterince iman edip etmediğini gösterir. Cevabını veremiyorsan bu konuda çaba sarf etmen gerekir. Onun için değil, kendin için.

Peki bu çaba nasıl olmalı? Bir kere, korkmayı bir kenara bırakmalıyız. Eğer korkmuşsan bu saldırıdan, derhal insanlardan bu sorunun cevabını bilenleri ararsın. Hatta böyle bir kişi olarak şu yazımı okuyorsan benim vereceğim cevaba odaklanmışsın ve ne cevap vereceğimi beklemektesindir. Oysa Kuran’ı rehber edinmiş bir kişi bu şüphelerden korkmaz ve her dini sorunun cevabının da Kuran’da olduğundan emindir. Benim söyleyeceklerimden değil, Kuran ayetinden mutmain olma peşindedir ve hatta cevabi nitelikte başka başka ayetler de olabileceğinden aklının bir köşesine bu araştırmayı yapmayı koymuştur bile. Ve hatta ve hatta o ayetler aklına çoktan gelmiş olanlar bile vardır. Elbette bazen bir insan da doğruyu işaret edebilir. Her söylenen yanlış değildir. Ancak mesele söylenen çözümün Kuran’la bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Fikirden öte Kuran’da olmayan yeni bir hüküm koyulursa sorun çözülmez, hatta katmerleşir.

Meleklerin ve ateistin “Bu bozguncu kan dökücüler mi halife olacak?” sorusuna dönelim. Cevapları bulmak için uzaklara gitmeye gerek bile yok. Genelde hemen ardından gelen ayetler zaten cevabı da birlikte veriyor. Üstelik sadece sorunun cevabını değil, kimin kafir olduğunu da söylüyor!!!

2 Bakara 31,32,33,34 Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüler iseniz, bunları bana isimleriyle haber verin, dedi. Dediler ki: Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yoktur. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. Allah: Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver, dedi. O da, bunları onlara isimleriyle haber verince, Allah dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da ben bilirim. Ve meleklere: Ademe secde edin, dedik de İblis’ten başka (diğerlerinin tümü) secde ettiler. O ise, dayattı ve kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

Gördünüz değil mi cevabı! Ateistlerin sorduğu soruyu sorarak sorgulayan melekler değil, Allah’ın varlığından zerre kadar şüphesi bile olmayan ama üstün olduğunu ileri sürerek kibirlenen şeytan kâfir oldu!!!

Peki gördünüz mü “Bu kan dökücü insanları mı halife kılacaksın” diye soran meleklere ve bizim ateistimize aynı anda gelen cevabı! Allah mealen diyor ki “İnsan her ne kadar kan dökücü ve bozgunluk çıkarıcı olsa da sizden üstün olabileceğini size göstereceğim. Gerçeği ben biliyorum. Çünkü (melekler olarak) sizin içinizde kötülükten eser bile yokken, benim öğrettiğimden başka bir şey bilemezken ve böylece bana itaat ederken, insanların arasında, içindeki kötülük seçeneğine rağmen öğrettiğimden yola çıkarak tahkik ederek, anlayarak, kalpleriyle kabul ederek, idraklerini kullanarak bana itaat edenler çıkacaktır. İşte onlar sizden üstün bir akıl yürütme ve seçicilik sahibidir. Sadece verdiklerimle de yetinmez, öğrenmeyi de öğrenip, kendi kendilerine öğrenmeye ve akıl yürütmeye, ilimde derinleşmeye devam ederek doğruyu bulup seçmeye devam ederler. Daha iyi sorgulamak için didinirler. Sadece benim öğrettiğim kadarını yapacak olsalardı elbette siz meleklerden farklı olmazlardı. Ama onlarda daha büyük bir kapasite vardır. Onlar benden ilim isterler. Ben de veririm. Hadi bakalım insanın sizden üstün olduğunu kabul edin artık!”

Ayrıca burada (aklıma gelmişken) dikkat çekici bir diğer husus daha var. Şöyle ki bu ayetlerde meleklerin (basit manada düşünürsek) isim verme, ismini haber verme gibi özellikleri olmadığı gibi bir durum ortaya çıkarken, üç ayların başlangıcı kabul edilen Regaip Kandiline ismini meleklerin verdiğine dair Kuran dışı bir rivayet olması düşündürücüdür!!! Neyse devam edelim…

İşte bize o soruyu soran ateist arkadaşa “işte senin bu sorgulayıcılığın, düşünme ve doğruyu bulup seçme kabiliyetinden dolayı Allah’ın halifeliğine adaysın” diye söylediğinizde vereceği cevap ne olursa olsun o insanın yol ayrımını ortaya koyacaktır. Eğer sizi anlamışsa “dur bir dakika, neredeyse sen beni tarif ediyorsun” diyecektir. Hem kendinizi ikna etmiş hem de inanmayan bir başka insanı doğru düşünmeye sevk etmişsinizdir. Gerisi ona kalmış. Kabul etmese de sorun yoktur. Çünkü Kuran’ı okumuşsanız o andan sonra gelecek soruların da cevabının çorap söküğü gibi aklınıza dokunduğunu göreceksiniz. Bakın hiç ara vermeden peşinden gelen ayetleri okuyalım. Demek istediğimi anlayacaksınız.

2 Bakara 35,36 Ve dedik ki: Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır, dedik.

Gördüğünüz gibi meleklerin sorusu ve şeytanın üstünlük iddiasının ardından Allah halife kıldığı insanı derhal kalite kontrole soktu. Üstelik ona üstünlük taslayanı da test süresince serbest bırakıp “buyur becerebiliyorsan becer onlardan üstün olduğunu ispatlamaya” dedi. Ne insana ne şeytana ceza vermedi, fırsat verdi. Sizce kim haklı çıkacak!!! Şeytan üstünlüğünü ispat peşinde, ya bir ateist kadar bile sorgulamaktan korkan sözde dindarlar neyin peşindeler!!!

Bütün soruların cevaplarını yazan bir kitabı kendi dilimizde anlamayı uygun görmezken, anlamadığımız bir dilde ezberleyerek mi bize üstün olduğu iddiası olan şeytana galip geleceğiz? Ama hadislerin (rivayetlerin) çevirilerini okumayı ve orada yazanları uygulamayı çok gerekli görüyoruz! Bu bir çelişki değil mi? Neden aynı şeyi Kuran için uygulamıyoruz? O Allah’ın sözü diyerek, onu dilimize çevirirsek bozarız diyoruz değil mi? O halde hadisler de çeviri olduğuna göre onlar da bozulmuş olamaz mı? Bu ne kuru kuruya kabuldür? Hani Kuran için, Allah’ın onu koruyacağına inanmıştık! Ama hadisleri daha çok koruduğuna inanmıyor muyuz bu haliyle!!! Bu nasıl perhiz, bu ne biçim turşu!!!

Eğer Kuran’ı Allah’ın koruduğu doğruysa (ki doğru) kendi dilimize çevirip okuduğumuz zaman neden bozmuş olalım ki? Aksine meallerle Kuran’ı bozmaya çalışanlar doğru çeviriler sayesinde birer birer ortaya çıkmazlar mı!!! Çünkü orijinali elimizdedir. Bundan büyük kolaylık mı olur!!!

Allah Kuran’ı kendisi için mi indirdi, bizim için mi? İçinde ne yazdığını bilelim diye mi indirdi, yoksa insanlardan manasını gizleyelim diye mi? İsrailoğulların kahinlerinin yaptığını mı yapma peşindeyiz? O kadar açık ki!!! Aslında şu satırları yazmaktan bile utanıyorum, Allah’ın, meleklere ve şeytana üstün kıldığı insanlara bunları açıklamanın bile yersiz olduğunu düşündükçe!!! Hele ki bir zamanlar, bugün eleştirdiğim anlayışa (anlamayışa) uyanlardan olduğumu hatırladıkça!!!

Allah’ım sana nasıl teşekkürler edelim, nasıl bir şükür gösterelim de, verdiğinin karşılığı olabilsin…

22 Hac 78 Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen O’dur. Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi. Haydin öyleyse babanız İbrâhim’in milletine ve yoluna! Bundan önce de, bu Kur’ân’da da, size Müslüman adını veren O’dur. Ta ki Resul size şahid olsun, siz de diğer insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız. Haydin namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O sizin biricik mevlanız, efendinizdir. O, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.

Kalemzade | Cengiz Yardım

14 thoughts on “Yeryüzüne Halife

  1. Demek ki neymiş; soru sormak değil, isyan etmek kafir ediyormuş 🙂
    Demek ki anlamaya çalışmak değil de, anladığı halde inkar etmek kafir ediyormuş!

    Kalemine sağlık abi. Teşekkürler.

  2. Güzel kardeşim yine çok güzel,düşündürücü bir makale olmuş eline,yüreğine sağlık.Bir anımı paylaşmak isterim madem konu ateistlerden açıldı.Malesef bu ateistleri sorgulayanlar olarak genellemen biraz yanlış olmuş Çünkü onlardanda körü körüne red edenler var.Bir zamanlar ateist,deist,agnostik lerden oluşan bir siteye üye olmuştum Çünkü bende senin gibi düşünüyordum hatta onların sorgulayış tarzlarıda hoşuma gidiyordu belki birşeyler öğrenirim,öğretirim anlayışıyla başladım yazmaya.Fakat Ne zaman onların sorularına Kuran dan ayetlerle cevap vermeye başladım bir baktım ki bana uydurma hadislerle cevap veriyorlar.Dedim kardeşim Ana kaynak Kuran ama nerde bir kere sorgulayıcı diye tahayyül ettiğimiz bu adamlar meğer önyargılı kişilermiş!Ne demek efenim sen hadisleri inkarmı ediyorsundan tuttularda beni kafir ilan ettiler.Evet yanlış duymadınız o Ateist,deist,agnostik olarak kendini tanımlayan insanlar beni kafir ilan ettiler.:).Neyse aslında insanları kendi tanımlamalarına göre değilde Gerçeği sorgulayanlar ve sorgulamayan(önyargılılar) şeklinde ayırmak,genelleme yapmak gerektiği kanaatindeyim.

    Ben şu sıralar mesela senin yazındada ayetin mealinde namaz olarak geçtiğin salat kelimesini araştırmaktayımki?Salat kelimesinin namaz olarak çevrilmesini yanlış buluyorum.

    • Selam Metin kardeşim. Ben senin ve Kamil kardeşimin yazdıklarınıza imzamı atarım. Ben de salat’ın namaza, savm’ın oruça, nida’nın ezana,…vs. çevrilmesine karşıyım. Hem Arapçayı savunurlar (güya Türkçe okursak anlamı bozuluyormuş; Arapça anlamını vermiyormuş), hem de Arapça kelimelere Farsça isimler uydurarak anlam kayması yaşatırlar.

      Namaz deyince de anlamsız, ne idüğü belirsiz ucube birşey karşımıza çıkar. Halbu ki, Kur’anda geçtiği gibi salat kelimesini araştırsalar ve bize bu fenomenin gerçeğini öğretseler ne güzel olacaktı.

      Ezanın Türkçe okunmasından rahatsız duyarak,köpürenler; (ki orda Haydin namaza der) Hayye alessalah denirken, “Kardeşim bak “salah” diyor namaz demiyor diye düşünmeyi aklı edemezler.

      Yazacak çok şey var da, aklıma ilk gelen konu bu.

      Selam,saygı,dua ve muhabbetlerimle.

  3. Nitekim Elmalılı hamdi Yazır Allah ona rahmet etsin.Musallin kelimesini surenin birinde olduğu gibi bırakmış diğerinde namaz kılanlar demiş.
    İllel musallîn(musallîne).
    Müstesna ancak o musallîler.(Mearic-22)
    Fe veylun lil musallîn(musallîne).
    Fakat veyl o namaz kılanlara ki.(Maun-4)

  4. Anlaşılması zor biçimde insanlar kendilerinden farklı olanı kendilerine benzer hale getirme eğilimine sahip.Durumun ilgi çekici tarafı ise,kişinin karşısındakini yanlışa değil ,ağırlıklı kendi doğrusuna çekmesi…
    Mantıken de bir doğrunun mutlak(geçerli) kabul edilebilmesi için,sizin dışınızdakiler tarafından da benimsenmiş olması gerekir veya kendi doğrunuzu kendinizce doğrulama ihtiyacından ötürü bu yola girersiniz.
    Tabi aynı inanca sahip bir çevrede yetişmenin kötü tarafı farklılıklarla karşılaşmamanızdır.Kimseyi doğrunuza çekmek için bir neden yoktur.
    Bu da doğal olarak zaman içinde sorgulamayı köreltir ve var olan üzerinden hayatınızı sürdürürsünüz.
    Peygamberlerin geldiği toplumlara bakarsanız,yanlış değil doğru yaptıklarına inananlara karşı mücadele söz konusudur.Peygamberler aksini idaa eder ve bu da toplumu sorgulamaya iter.
    Ateist, kendince yapmış olduğu araştırma sonunda var olan doğrunun yanlışlığını savunarak yani kendi doğrusu ile inananların karşısına çıkar.
    Bu sadece ateistlere indirgenemez bir durumdur,dünyaya dönem dönem hakim olmuş tüm akımlar da (dinler,görüşler vs) aynı şey söz konusudur.Toplumun benimsedikleri ,daha tutarlı doğrularla yer değiştirmeye her daim mahkum edilmiştir.
    Şu anda aktif olan sistemin savunma mekanizmaları yeniye kapalıdır, dolayısıyla sorgulamak tehlike unsuru görülür.
    Ateist işte bu nokta da bozuk sisteme dikkatleri çeker ve mantığınız doğruluğu konusunda sizi zorlamaya başlar.
    Örneğin, Kuranı sorgulamadan önce karşılaştığım bazı ateistlerin soruları o kadar üzerimde etkili olmuştu ki ,günlerce cevaplar aramıştım çünkü mantığım tarafından kendimi iknaya zorlanmıştım.
    Asıl tehlikeli olan,eğer siz sistemin bozukluğunu Kuran dan değil de ateistlerden öğrenirseniz,bu sizi inançsızlığa götürebilir.
    Kuran, şartsız kabul yerine,delillere dayandırdığı inancı dolayısıyla siz taklit imana değil,gerçek imana sahip olursunuz.
    En başta yazdığım,kendi doğrusunu başkalarına kabul ettirme eğilimi,bana göre iyi ve kötünün savaşından geliyor veya ben daha tutarlı bir cevap bulamıyorum. Çünkü ne olursa olsun, insanın kendi bildiği doğruyu yaymaya çalışması,doğruluğun kendisini öne çıkarma isteminden kaynaklanıyor.Bana göre bu bile başlı başına bir yaratıcının varlığına işarettir.
    Tutarsızlıklar er ya da geç açığa çıkar ve buna hazır değilseniz, kaybetmeniz kaçınılmazdır.

    Kamil Kardeşim, kusura bakma biraz konudan uzaklaştım çünkü son dönemlerde aklımı kurcalayan ‘ateistlerle neden mücadele ediyorum’ gibi bir soruya cevap arıyordum ve senin güzel yazını okuyunca dile getirmek istedim.

    Allah herkesi doğru yola iletsin

  5. Allah ‘ın Kuran-ı Kerim ‘i koruyor olması, buna kullarını vesile etmeyeceği anlamına gelmez. Bir an sihirsel birşey gibi bahsetmişsiniz. Kuran ‘a zarar vermek için orjinalini piyasadan kaldırıp, yerine meallerini piyasada dolandırmak gibi bir method uygulandığı söylenir zamanında. Onun için bir koruma refleksi oluşmuş olması anlayışla karşılanabilir.

    • @Murat makalenin sonunda Hac-78 i okuduğumda, özellikle ilk iki cümlesindeki(Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen O’dur) emaneti “Kitap” olarak düşünmüştüm ki sizin yorumunuzu gördüm.

  6. Yazınızı okuduğumda aklıma gelen ilk soru: Hangi akıl, kimin mantığı?

    Sizin kadar incelikli bir değerlendirme yapıldığında “en doğru” diye bahsettiğiniz şey neredeyse aklı olan insan sayısına eşittir. Çünkü herkes kendi ilmi, irfanı, dünya görüşü, yetişme tarzı, çevresi vs açısından benzersiz bir akla ve kavrayışa sahiptir. İnsanı kendi aklı ve mantığının klavuzluğunda “en doğruyu” aramaya gönderdiğinizde birbirine benzemeyen “en doğru”larla gelirler.

    Aynı Kur’an ayetlerine bakıp İhsan Eliaçık “İslam’da mülkiyet yoktur” derken Yaşar Nuri “Namaz 3 vakittir” diyebiliyor. Klavuzları da sahip oldukları akıldan başkası değil. Benim inandığım ölçü şu aslında “Ne akılla olur, ne de akılsız”. Akıl büyük nimettir ama Necip Fazıl “Hangi akıl?” sorusuna “Selim akıl” cevabı verir. Selim aklı şöyle tarif eder: Akıl, sahibine yani Allah ve Resulü’ne teslim edildikten sonra akıldır ve o andan sonra hudutsuz at koşturmakta serbesttir. Teslim de şöyle olur: Muhal farz Allah her müslümandan doğan ilk çocuğunu kurban etmesini emretmiş olsaydı akılla ve mantıkla izah edilemeyecek bu emri sırf Allah’ın emri olduğu için kabul etmek gerekirdi. (Elbette Allah abes iş işlemez)

    Özellikle 7. paragrafta aklı, mantığı ve sorgulamayı imanın yerine koymanız çok garip. Akıl, mantık, sorgulama vb aklınıza ne kadar “sıfır” geliyorsa iman, hepsinin önündeki “bir”dir ve o olmadan sıfırlar sonsuza uzansa da değerleri yine sıfırdır. Okumadığımız, bilmediğimiz, anlatamadığımız, cevap veremediğimiz doğru. Bunları eksiklik olarak kabul ediyorum. Ama bunların hiçbiri kalpteki zerre kadar imanın yerini tutamazlar. Cevap veremediğimizde değil, imandan yoksun olduğumuzda kaybetmiş oluruz. Taklidi de olsa iman imandır ve her cavaba sahip imansızlıktan çok daha üstündür. Hatta kıyas kabul etmez.

  7. @Mehmet: Öncelikle hoş geldiniz. Size kendi dilimce cevap vermeye çalışacağım. Öncelikle üslubumdan rahatsız olacağınız bir husus olursa hakkınızı helal etmenizi isterim.
    En doğru dediğimiz şey insanın yaratılış gayesine uygun olarak hareket etmeyi öğrendiği ve öğrendiğini adamakıllı uyguladığı yol olmalıdır. Bunun rehberi de Kuran’dır. Ona hak ettiği değeri vererek okuduğumuzda bize ilmin kapılarını açmaktadır. Ayetler hem tek başlarına hem de birbirleriyle ilişkili muazzam bir düzen içerisinde kocaman bir fabrika gibi her çağa, her topluma ve her kişiye göre bilgi üretmektedir. Bunu tamamen idrak edip anladığınız gün bana hak vereceğinizi umut ediyorum.
    İhsan Eliaçık’ın veya Edip Yüksel’in veya Caner Taslaman’ın veya sizin veya benim hiç fark etmez Kuran’ın her ayetinden ve hatta her kelimesinden alabileceği farklı bilgiler olması zaten bizatihi onun mucizelerinden biridir. Hak ettiği biçimde Kuran’ı okuyup anlayanların bilgileri birbiri ile çelişmez, birbirini destekler. Hata olmaz mı, insanız elbette olur. Fakat her hata aynı zamanda başka bir bilgi kapısını açar. Ve siz asla yüzde yüz bir insanın, bir yaratılmışın anladığını aynen anlamak zorunda değilsiniz. Sizin hayat okulunuzun size verecekleri ile benimkiler farklı olabilir. Ama muhkem ayetlerde buluşuruz. Müteşabih ayetler ilminiz derinleştikçe size daha çok anlam ifade etmeye başlar. Üstelik insanların ne söylediğinden çok Allah’ın ne söylediğine odaklanmalıyız. İnsanlar size bir şey gösterebilirler. Eğer insanlara değil de gösterdikleri istikamete bakarsanız onları daha iyi anlarsınız. Ve unutmayalım, en doğrusunu Allah bilir.
    Yorumunuzda müthiş bir hata var: Belki öyle söylemek istememiş olabilirsiniz de yanlış anlamaya açık kalmış da olabilir. Hakkınızı helal edin. Bu da şu ki: “Akıl, sahibine yani Allah ve Resulü’ne teslim edildikten sonra akıldır” sözü bence çok hatalıdır. Kim söylemiş olursa olsun hatalıdır. Akıl Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir ve dinini sadece Allah’a has kılanlar olarak hiç kimseye teslim edilemez. bu peygamber de olsa böyledir. Söyledikleri akılla çözümlenip elçilye uyulur, aklınızı teslim edemezsiniz. Katılmayabilirsiniz ama bu dinen büyük bir faciadır bana göre. Eğer aklınızı şuna buna ve hatta yaşıyor bile olsa tahkik etmeden bir peygambere bile teslim edemezsiniz. Önce tahkik edip o elçiye uymaya başlarsınız, sonra kalbiniz mutmain olmaya ve ilminiz artmaya başlar.
    Kuran’da bizim aklederek, sorgulayarak iman etmemiz istenirken bence hiç sıfır klişesiyle falan vakit kaybetmeyin. Hiç sorgulamadan (önce) inanan insanın kalbindeki zerre kadar iman, en ufak rüzgarda uçup gidecek dalı kırık bir hindiba gibidir. Ki dünyada bir sürü fırtına ve kasırga vardır. Sorgulayarak kalbini mutamin ederek inananın imanı ise kıtaları ayakta tutan dağlar gibidir. Volkan olur patlar da yine dağ yerinde dağ olarak kalır, soğuduğunda ise daha da kaskatı kesilir. Yel ancak tozunu alır.
    Bizi düşünmeye sevk ettiğiniz yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Bilgili olduğunuz belli. Belki de benden daha çok dini kaynaklar okumuşsunuzdur. Ancak biraz daha başkalarının klişe ifadeleriyle tezinizi savunmayı değil de kendi sorgulayıcılığınızı kullanırsanız ve bu gözle Kuran’ı anladığınız dilde okuyup üzerinde kendiniz düşünürseniz eminim daha da iyi bilgilere ulaşacaksınız.
    Allah’a emanet olun.

  8. Sayın Kalemzade,

    Normalde bu tür ortamlarda (web, sanal ortam) bu tip konuların karşılıklı olarak sağlıklı bir şekilde konuşalabileceğini düşünmüyorum. Birebir iletişimin unsurları eksik olduğu için pek çok yanlış anlaşılmalara gebe oluyor ve maksat bir türlü hasıl olmuyor. Ama bir kere dahil olmuş bulundum.

    Yazınızın da tamamında gördüğüm şekliyle Kur’an dışında kaynak kabul etmeyişinize atıfta bulunmak istemedim hiç ama Peygamberi kutsal bir postacı hatta biraz daha ileri giderek posta kutusundan ibaret gören, Raşid Halifeleri ve Ashab-ı Kiramı birer tarihi figür olarak kabul eden, “Aklı gerdim gerdim, kopacak kadar gerdim. Gördüm ki o sınırlıdır ve kendi kendisine varabileceği hiçbir nihayet noktası yoktur. Aklımı kaybedecek hale geldim ve Allah Sevgilisinin ruh feyzine sığınıp her şeyi anladım, kurtuldum. Peygamberlik tavrı aklın verâsıdır.” diyen İmam Gazali ve diğer bütün alimleri yok sayan ve bütün bunların yerine kendi aklı ve mantığını yerleştiren bir anlayışa sahipseniz sormak istediğim bir soru var. Peygamber’in “bunlar Allah’ın ayetleridir” sözünü de aklımızla tahkik etmeli miyiz? Bunlar Allah’ın sözleri olabilir ya da olamaz şeklinde..? Allah bana bahşettiği akılla bunun da ayırdına varmamı taktir etmiş olabilr mi? Bu sorulara cevabınız olumsuz ise nasıl oluyor da bu konuda sözlerini muteber kabul ederken diğer her konuda muteber görmüyoruz?

    İslam’da mülkiyet var mıdır, namaz kaç vakittir gibi soruların cevabının tek olması gerekmez mi? “Buluşuruz” dediğiniz muhkem ayetlerin (ve tabii mütaşabihlerin) neler olduğu konusunda bile 10 farklı görüş varken ve herkesin Kur’an’dan kendi anlayışına göre hükümler çıkarmasını savunurken bir çelişmezlik noktasına nasıl gelinebileceğini anlayamıyorum. Bahsettiğiniz gibi hatalar olabilir ama sizin yaklaşımınızdan anladığımı kadarıyla hata yaptığını da kişinin kendisi farketmek zorunda, hiç kimsenin hata yaptığını söylemeye hakkı yok. “Hak ettiği değeri vererek okuduğumuzda” diye belirttiğiniz şartın nasıl gerçekleşeceğini de bilmiyorum.

    Aklın ve mantığın kısırlığı ile ilgili hukuk eğitimi de almış olmam dolayısıyla sevdiğim bir hikaye var. Zamanın ünlü hukukçularından biri parası olmayan bir öğrenciye, eğitimin bedelini avukat olarak kazandığı ilk davanın parasından tahsil etmek üzere hukuk eğitimi vermeyi kabul eder. Eğitim biter ama öğrenci bir türlü parayı ödemez. Hoca dava açar ve hakime “Aslında bu mahkeme yersizdir. Eğer ben kazanırsam kazandığım için, kaybedersem o ilk davasını kazandığı için ben paramı alırım” der. Öğrenci de “Bakmayın siz hocama, asıl ben kazanırsam kazandığım için, kaybedersem de henüz bir dava kazanmadığım için parayı ödemeyeceğim” der. Bergson da “Sen akılcılık mesleğini yıktın ama, metodun aklîdir; buna ne dersin?” sözüne şu cevabı vermiştir: “Demek ki, aklın en üstün ve en nihai faaliyeti, kendi metodiyle kendi kendisini tahrip etmekmiş”. Tabii akıl akılcılık meselleri çok su kaldırır.

    Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim. Son bir klişeyle yorumumu sonladırayım müsaadenizle : Henri Bergson “Sen akılcılık mesleğini yıktın ama, metodun aklidir; buna ne dersin?” sözüne şu cevabı vermiştir: “Demek ki, aklın en üstün ve en nihaî faaliyeti, kendi metodiyle kendi kendisini tahrip etmekmiş”

  9. @Mehmet: Değerli Mehmet kardeşim. Ben de sizin gibi gerçekten çok uzatmak istemiyorum. Eğer diğer yazılarımı da gözden geçirirseniz düşüncelerim hakkında daha detaylı bir fikir edinebilirsiniz.
    Burada sadece o sorunuza -Peygamber’in “bunlar Allah’ın ayetleridir” sözünü de aklımızla tahkik etmeli miyiz?- sorunuza cevap vermek istiyorum.
    Evet. Tahkikle. O tahkik de Kuran’ı anlamak için okumayı gerektiriyor. İdrak etmeye başlayınca muhteşemliği görüyor ve kalp mutmain oluyor.
    Sevgilerle kardeşim…

  10. Bu düsünceler güzel ama Kurani Kerimi arabcadanda okumaliyizki o ayeti tam manasiyla okumus olalim yoksa sorgulama konusuna katiliyorum ilk önce kalbimizdeki vesveseye bir cevap gerek sonra Allah nasip ederse baskasinin hidayetine vesile oluruz

  11. Melekler bariscil yaratiklardir.

    Ademogluna ruh üflenilmeden önceki varliklarin yeryüzünde nasil kan dökücü olduklarini bildiklerinden dolayidir sasirmalari, neden insanin halife atanacagi.

    Ama günümüzde bir ateist Kur’an’i sirf elestirmek amaciyla okuyor ve inceliyor, celiskiler aramaya niyetli oldugundan dolayi. Yoksa saf bir kalple yanasmis olsa zaten imana gelir, kalbi yumusar.

    Bir art niyetle okunan Kur’an’dan hic kimse mucize beklemesin, Kur’an o kimseye kendini acmaz/aciklamaz.

    Kalbinde olusan duygulara cevap arama niyetiyle okunursa durum degisir, atilan ilk adima kolayliklar gelir.

    Anadan dogma ateistler vardir, öyle yetistirilmis olduklari icin hic bir dine yanasmazlar, hayatlarindan memnun (!) görünürler.

    Seytanin ademogluna secde etmeye yanasmama misali, Yüce bir YARADAN’a secde etmege yanasmazlar. Düpedüz Allah’a inanmayi sacmalik bulurlar, böylesine moderndirler (!).

    Benim anladigim kadariyla ateist demek, daha önceden tabi oldugu dinden ayrilip hic bir dine yanasmayanlardir. Tamamen dinsizdirler.

    Cünkü bir Allah inanci olmayan din zaten din sayilmaz, dinsiz demek daha dogru olur. Bazi ateistlere soracak olursak, benim de inancim var der. Hic bir seye inanmayan birinin nasil olurda inanci olur ki? Kimseden bir sey medet ummayan, her seye ben kendi sayemde, kimsenin yardimi olmadan ulastim diyen zaten kafirdir. Kafirlik ne zamandan beri din sayiliyor?

    Birileri de öyle sivri akilli bir cevap veriyor ki akillar durur, Allah’a inanmaz imis ama insanlara inanirmis. Buyrun cenaze törenine.

    Bir de herhangi bir dinden soguduklari icin kati süretle hic bir arastirmaya girismezler, böyleleri icin din meselesi kapanmistir. Kim ne derse desin ikna olmazlar. Yani tam ateistlerdir bunlar.

    Daha baska bir takimdan olan insanlar vardir, merak ederler, iclerinde olusan bosluktan dolayi bir yüce kuvvetin oldugu kanisiyla arastirirlar. Neredeyse tüm dinleri arastirirlar ve en makbul görüneninde karar kilarlar ve o dine yönelirler.

    Dogustan Islam olmayanlar (her ne kadar nüfusta ISLAM yazsada esasinda cogunun Islam’dan haberi yoktur, orasi baska bir mesele), sayet tüm dinleri incelemis olsalar muhakkak ki Islam’i secerler.

    Cünkü din diye ortaya cikarilmis olan inanclarin sacmaliklarini akli basinda olgun bir insan derhal farkeder. Acayip bir takim tanrilari, ibadet türleri, cocugumsu inanclari vardir.

    Sayet ben budistleri, her ne kadar iyi niyetli görünseler de, kimse kusura bakmasin ama cok aptal buluyorum.

    Ilkel bir sekilde ibadet ediyorlar, tanrilarina yemekler sunuyorlar, ellerindeki komik bir cesit cocuk oyuncagini firildak gibi döndürüyorlar, önlerine actiklari dua sayfalarini hepsi bir agizdan (her biri baska bir satirdan) okuyorlar. Insan ne kendi okudugunu anlar ne de yanindakinin okudugunu bu ugultu arasinda.

    Üstüne üstlük bütün gün ibadetle ugrasip halkin ödedigi vergiler ve bagislar ile gecinip gidiyorlar. Insan biraz utanir ömür boyu onun bunun parasiyla oturdugu yerden gecinmek. Hahamlara papazlara hocalara onlar da tas cikartiyor.

    20 metre boyunda yere uzanmis yatan putlarinin izindedirler onlar. Mabedleri putlarla doludur. Budha diyorlar putlarinin adina, sayisini kendileri dahi bilmiyordur.

    Akilsiz birtakim milyarderler dahi budistlere hayran kaliyor. Dinsizin hakkindan imansiz gelir misali.

    Selam ve Dua ile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir