Kâinatın Efendisi Kimdir?

kainatın efendisi

Müşrik Hocalar Şerik Kitaplarıyla Kendi Hallerine…

Peygamberimizden bahsederken ona “kâinatın efendisi” “iki dünyanın efendisi” “iki cihan serveri” gibi tabirler yakıştırmanın yanlışlığını açıklamaya çalışacağım bugün. Aklını kullanamayan birisine siz de bu hususu anlatmaya kalkarsanız muhtemelen sizin dine ve peygambere hakaret ettiğinizi ima ederek ya da direkt söyleyerek suçlamaya kalkacaktır. Efendi kelimesini Rab kelimesinin yerine kullandığını bilmeyen bu zayıf idrakli ve bilmemesi ayıp değil ama bilmediğini de bilmeyen bu insanlar bilmeyerek peygamberimize “Rabb-ül Alemin” dediklerinin farkında bile değillerdir.

Bu zihinsel mağlubiyetin ardından şöyle bir savunma gelecektir. “Ben peygamberime böyle söylerken onu rab yerine koymuyorum ki! Rab değil yönetici, büyük, sayılan, saygın, üstün gibi anlamlar vermiş oluyorum. Sadece onu övmek, ona saygımı göstermek için bunu söylüyorum! ” Peki düşüncesiz kardeşim, deyin böylelerine; Biz hepimiz kime aitiz? Elbette Allah diyeceklerdir. Peki yerin göğün, kainatın sahibi kimdir diye sorun. Elbette Allah diyeceklerdir. Peki her şeyin idaresini elinde tutan kimdir, diye sorun. Elbette Allah diyeceklerdir. Ardından ekleyin; o halde sen bu rablığı, yöneticiliği, irade sahipliğini, saygınlığı, üstünlüğü Allah’ın bir kulu ve elçisine nasıl yakıştırabiliyor ve hakikatten, gerçekten bu kadar uzak bir laf edebiliyorsun!

23 Müminun 84-90 De ki: Bütün dünya ve içinde yaşayanlar kimindir söyleyin bakalım, biliyorsanız. Elbette: “Allah’ındır” diyeceklerdir. Öyleyse, sen de ki: Neden aklınızı başınıza almıyorsunuz? Peki, yedi kat göğün ve yüce arşın Rabbi kimdir?” diye sor. Elbette, “Allah’tır”, diyeceklerdir. Öyleyse, sen de ki: İnandığınız Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? De ki: Peki her şeyin gerçek yönetimini elinde tutan, Kendisi her şeyi koruyup gözeten, ama Kendisi himaye altında olmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin bakalım! Elbette, “Allah’tır” diyecekler. Sen de ki: Öyleyse nasıl oluyor da büyülenip gerçekten uzaklaşıyorsunuz? Hayır, Biz onlara gerçeği getirdik; fakat buna rağmen onlar yalanı tercih ediyorlar. İşte gerçek:…

Muhtemelen bilmiyordur ama diyelim ki Kuran’dan haberdar ve bu ayetlerin İsa peygamberi yücelten ve onu Allah’ın oğlu yerine koyan Hıristiyanları kast ettiğini söylesin. Böyle bir durumda kendi faciasını gözler önüne sermiş olacaktır. Çünkü Hıristiyanlar İsa peygamberi oğul rab yapmışken bizimkiler peygamberimize “kâinatın efendisi” diyerek tam rab yapmışlardır!

3 Al-i İmran 79 Hiçbir insana yakışmaz ki, Allâh ona Kitap, hüküm (hikmet) ve elçilik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: “Allâh’ı bırakıp bana kullar olun”, desin; o ancak: “Öğrettiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabba halis kullar olun!” der.

“Allah’ın habibi” tabirine hiç girmek bile istemiyorum. Arapçada anlamı belli olan bu kelimeyi peygamberle birlikte anmak bile bir Müslümanı yeterince rahatsız etmeli. Bunun yanında peygamberimize çeşitli yalan yanlış rivayetlerle yakıştırılan gayb ve gelecek haberleri verme hikâyeleri ise bazen tam bir komedi haline dönüşüyor. Sözgelimi; Allah kıyamet saatini ansızın gelecek bir olay olarak bildirmişken rivayetlerde peygamberimiz sözde türlü alametleri ki bunların çoğunu Kuran’ı duyduğumuzdan daha çok duymuş, öğrenmiş ve hatta bekleme moduna girmişizdir ki onun hangi gün hangi saatte kopacağına kadar söylemiş zannedilmektedir.

Bunun yanında peygamberin gölgesinin yere düşmeyeceğinden, etinin kemiğinin çürütülmesinin toprağa haram kılındığına, hiçbir hata yapmadığından, kırk erkek gücüne sahip olduğuna, indirilen ayetleri hayata uygulayabilmek için illa ki onun söylediği rivayet edilen sözlere uymak gerektiğine kadar neler neler anlatıla geldiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Hatta maalesef ayetlerden daha çok bu uydurmaları biliyoruz. Kendi döneminde peygamberimizin kıyameti ve Osmanlı padişahının İstanbul’u alışıyla ilgili olduğu gibi diğer gelecek kehanetlerini, etrafındakilere detaylı olarak anlattığı bize zannettirilerek uydurma hikâyelere inanmamız beklendi, bekleniyor. Oysa bakın ayetler ne diyor!

6 Enam 50 De ki: “Ben, size Allah’ın hazîneleri benim yanımdadır” demiyorum. Yok, “Ben gaybı bilirim.” Yok, “Ben meleğim.” de demiyorum. Bana ne vahyediliyorsa, ben ancak ona tabi olurum” De ki: “Kör, görenle bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?””

7 Araf 187 Sana kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: “Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!” O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: “Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah’ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler.”

17 İsra 73 Az kalsın, seni bile sana vahyettiğimizden başka bir şeyi uydurup, Bize mal etmen için akılları sıra kandıracak ve ancak o takdirde seni dost edineceklerdi.

18-Kehf 110 “De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Ancak şu farkla ki bana “sizin ilahınız tek İlahtır” diye vahyediliyor. Artık kim Rabbine âhirette kavuşacağını umuyorsa, makbul ve güzel işler işlesin ve sakın Rabbine ibadetinde hiç bir şeyi O’na ortak koşmasın.””

İşte görüyorsunuz peygamberimiz “Ben sadece sizin gibi bir insanım” diyor. O halde peygambere iftira atıp dine hakaret eden, Kuran’ı yalanlayan kim? Allah’ın elçisine “kâinatın efendisi” diyerek sağdan yaklaşan şeytana yol veren mi, yarım saat Arapça dualar ederken ben sizin üzerinizdeki nazarı kaldırdım diyen cübbesi kalın müşrik hocaların dine ve dinleyenlerine hakaretlerini iyi bir şey dinliyorum zannıyla dinleyenler mi, yoksa Kuran’da yazılı olan ne ise ben ona uyarım diyen mi?

25 Furkan 30 O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terk edip ondan uzaklaştılar!” der.

Kalemzade | Cengiz Yardım

45 thoughts on “Kâinatın Efendisi Kimdir?

  1. ”Peygamber Efendimiz” ben de diyorum/diyordum.Gerçi bazı şeyleri bilmediğimizden ya da öyle süregeldiğinden söylüyoruz çoğumuz.Yine de yanlışsa yanlışın neresinden dönülse kârdır diye düşünüyorum.

    Mesela benim de aklıma bir şey takılır sürekli.”Hazreti ”takısı.Peygamberimiz için de kullanılır Mevlana için de, ne garip değil mi? En azından bana garip geliyor sanırım yoksa neden insanlar Peygamber için kullandıkları bir saygı ifadesini başka birileri için de kullansın ki ! Ben fazla inceliyorum ve kafaya takıyorum sanırım bu tip şeyleri!
    Yeter ki biraz dikkatli bakalım dinleyelim çevremizdekileri öyle çok kafaya takılan şey çıkıyor ki ! Allah hatalarımızdan dönmeyi nasip etsin hepimize..

    Saygılar…

    • Pabuç Kardeş, endişelerinizde çok haklısınız… Sözünü ettiğiniz din dışı yalakalık kavramları sözde evliyanın kavramlarıdır. Allah, Peygamberimize “efendiniz” değil “Arkadaşınız” diyor.
      81 Tekvir Suresi 22 : “Arkadaşınız deli değildir.”

      Selam ve Dua ile,

      • 81 Tekvir Suresi 22 bir daha okursanız orada muhatap müslümanlar değil, müşriklerdir. zaten sured de mekki, konu da vahiy. ayrıca ayette geçen “sahibukum” kelimesi sade arkadaş anlamına gelmez ki bu ayet de bunun bir örneğidir. işte önüne sonuna bakmadan, nüzul sebeplerini okuyup anlamadan ve dahası Arapça ve tefsir ilmini bilmeden Kuran hakkında yorum yapmanın zararları.

    • bu laflar en çok din tücarı hatipoğlundan çıktı kainatın efendisi iki dünya serveri gidin arap ülkelerinde böyle birşey varmı kainatın efendisi allahın kendisidir peyganber elçi ve kuldur bana sorarsanız allahnan arama neden başkasını koyayım elçiye gerek varmı buda meçhul

      • A’RAF SURESİ (Resmi Mushaf : 7 / İniş Sırası : 39)
        …O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz…

        Kur’an-ı Kerim’de namaz kılın emri vardır ancak nasıl kılınacağı yazmaz -Allah(c.c.) ile arana kimseyi koymazsan sana kim öğretecek namaz kılmayı?-

        İSRA SURESİ (Resmi Mushaf : 17 / İniş Sırası : 50)
        …Rablerine varmayı vesile ararlar; O’nun rahmetini umarlar, O’nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır. …

      • Lütfen Kuran’ın tamamını anlayarak okuyun. İşinize geldiğini zannettiğiniz ayetleri anlamadan bilmeden sırf karşı çıkmak için kullanıyorsunuz. ayeti bile eksik alıntılıyorsunuz. Bu klasik çıkışlarla bırakın bizim gibi Kuran’ı rehber edinmişleri, Kuran’ı okumuş ateistler karşısında bile çok çok zor durumlara düşersiniz. Selamlarımla…

  2. Bize bu hurafeleri yutturanlar düpedüz ya kafirlerin ta kendileridir, yahutta cahilin en düsügüdür. Al birini carp öbürüne.

    Bu da Allah katindandir diyenin iyi niyeti olamaz böyle sacmaliklarla.

    Bu kisiler ne Fatiha’yi anlamislardir ne de Ihlas suresini.
    Cahilin arkasindan giden kör cahillere döndürülmüsüz.
    Ucunda Peygamber Sefaati vardir diye elden birakmak istemiyor bu insanlar-

    Allah yetmedi mi bizlere de ortaklar ariyoruz.
    Rabbimizin kudreti yeterli gelmedi de yardimcilara(!) mi ihtiyaci olmus?

    Hesaplarin görülecegi gün cagirsinlar ortak kostuklarini, Rabbimiz de zebanilerini cagiracaktir!

    Bu tür iftiralarla/yalanlarla hiristiyanlara tas cikarttik, pes dogrusu.

    Selam ve dua ile.

  3. Yüce Allah, “Peygamberler arasında ayrım gözetmeyin” dese de, uydurulmuş din uleması haykıracak… “Allah kainatı Peygamber efendimiz için yarattı!”… Çünki onlar biliyorlar ki, hitap ettikleri inananların büyük bir çoğunluğu Kur’an okumuyor (ya da okuduğunu anlamıyor)… Allah, Kuran’da başka peygamber gelmeyeceğini bildirmeseydi, bunların her birisi kendisini Peygamber ilan ederdi.

    Mehmet Akif Ersoy ne güzel söylemiş : “Allah cenneti vaad etmeseydi bunlar namaz da kılmazdı!”

    Selam ve Dua ile,

    • katılıyorum fakat cennet kurandan önce çıktı cehennem ise mısırlılar tarafından MÖ. 5000 yıl önce atılan bir fikirdir kurkudan başka bişey deyildir cennette cehenemde burda kardeş

      • MÜZZEMMİL SURESİ (Resmi Mushaf : 73 / İniş Sırası : 3)
        12. Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var. 13. Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var.

    • peygamberler arasında ayrım gözetmeyin???
      “Peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.” (Bakara, 2/253; İsra, 17/21, 55)

      • Bakara 136: “ALLAH’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilene ve tüm peygamberlere Rab’leri tarafından verilenlere inandık. ONLARIN HİÇBİRİ ARASINDA AYRIM YAPMAYIZ. Biz sadece O’na teslim olanlarız,” deyiniz.

        Bakara 253: İşte bu elçiler; BİR KISMINI BİR KISMINA ÜSTÜN KILDIK. Onlardan, Allah’ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır.

        Bakara 285 Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah’ın resullerinden HİÇBİRİNİ ÖTEKİLERİNDEN AYIRMAYIZ. Şöyle demişlerdi: “Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabbimiz. Dönüş yalnız sanadır.”

        İsra 55: Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun, biz, peygamberlerin BİR KISMINI BİR KISMINA ÜSTÜN KILMIŞIZDIR. Davûd’a da Zebur’u verdik.

        İsra 21: Baksana, BİZ İNSANLARIN KİMİNİ KİMİNDEN NASIL ÜSTÜN KILMIŞIZDIR! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.

        Kul; Yukarıdaki kısa ama anlamsız yorumunuzda “peygamberlerin arasında ayrım gözetmeyin” cümlesinin sonuna üç tane soru işareti koyarak ve ardından sadece işinize geldiğini düşündüğünüz ayetlerden sadece kısa bir alıntı yaparak, Kuran’ı anlamadığınızı ortaya açık şekilde koymuşsunuz. Bakın ben yukarı bu ayetleri ve daha fazlasını koydum. Eğer sizin anlayışınıza uyacak olursak Bakara 136 ve 285 ile diğer ayetler arasında çelişki olduğunu kabul etmemiz ve sadece sizin alıntıladığınız ayetleri kabul edip diğerlerini reddetmemiz gerekir. Sizce bu doğru olur mu? Böyle yaparsak Kuran’ı reddetmiş olmaz mıyız? Sizce bu beş ayet arasında çelişki var mı? İkisinde ayrım gözetmeyin diyor, siz ne kadar soru işareti koyarsanız koyun öyle diyor. Diğerlerinde de elçilerin ve hatta insanların bir kısmını diğerine üstün kıldık diyor. bu ayetlerin hepsini birden nasıl kabul edebiliriz diye hüç düşünebildiniz mi? Zannetmiyorum. Siz sadece işinize geleni alıp gelmeyenleri ya okumamışsınız ya da okumuş da sonuna soru işaretleri sıralayarak reddetmişsiniz. Bu yaptığınız eğer bilerekse açık inkar, bilmeyerekse cahilane bir inkardır.

        Evet elçiler birbirine üstün kılınmıştır, örneğin Davut’a Zebur verilmiştir. Örneğin İsa körleri iyileştirebilirdi. Örneğin Yusuf’a ekonomi ve yönetim gibi ilimler, Süleyman’a biyoloji ve tabiat ilimleri verilmişti. Örneğin peygamberimiz iyi bir komutan iyi bir devlet adamı, merhametli bir liderdi ve kendisine Kuran verilmişti. Örneğin Musa güçlü kuvvetliydi. Örneğin İbrahim çok zeki ve felsefesi çok güçlü bir peygamberdi. Örneğin Harun daha nazik ama daha iyi hitap edebilen birisiydi. Örneğin Eyüp ve Yakup sabırlarıyla örnekti. Ama bu özellikleri bizim onların birini diğerinden üstün görüp ayrım gözetmemizi gerektirmiyor. Hepsi birbirine üstün özelliklere sahip ama üstünlükleri farklı farklı konularda. Hiçbiri bir diğerinden herşeyde üstün değil. Herşeyde üstün olmak Allah’a mahsus bir sıfattır. Bir insana verilirse şirk olur.

        Ayetlerde görüyorsunuz sadece peygamberler değil bütün insanlar da birbirine birçok konuda üstün olabilir. Erkekler kas gücü gerektiren işlerde kadınlara, kadınlar ince fikir ve estetik gerektiren işlerde erkeklere üstündür. İnsanların kimi marangozlukta üstündür veya el becerilerinde diğerlerinden üstündür. Kimisi matematiksel bir zekaya sahiptir, kimisi güzel bir sese sahiptir, kimisi iyi resim yapar, kimisi edebiyatta, kimisi çobanlıkta, kimisi değirmencilikte beceriklidir. Kimisi hayvancılıkta, kimisi tarımda, kimisi sanayide, kimisi elektronikte, kimisi ticarette iyidir. Kimisinin gözü iyi görür, kimisin kulağı iyi duyar, kimisi iyi yüzer, kimisi hızlı koşar. Ama gerçek üstünlük takvadadır. Ahıretteki dereceler çok çok daha önemlidir.

        Hayvanlar bile birbirine göre farklı yeteneklere sahip ve birbirinin yapamadığı şeyler yaparlar. Kimi uçar, kimi hızlı koşar, kimi iyi yüzer, kimisi hortumuyla su fışkırtabilir, kimi kıçında elektrik lambası ile uçar. Kimi güneşle yolunu bulur, kimi yerlatında sığınaklar inşa eder, kimi doğar doğmaz ayağa kalkıp yürüyebilir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar aklı olan ve onu kullanan insanlardan üstün olmazlar. Ama insan aklını kullanmazsa o hayvanlardan daha aşağı mertebelere düşer. Gerçek üstünlük aklını kullanarak takvaya sarılan ve yeryüzündeki üstünlüklerini ahirette üstün olabilmek yolunda kullananlara aittir. Gerçek üstünlük tek Allah’a inanıp tek Allah’ı hiçbir yaratılmışla eşmiş gibi tutmayanlarındır. Gerçek üstünlük O’nun elçilerinin birini diğerine üstün tutmayanlarındır.

        Lütfen dönün ve yukarıdaki ayetleri bir kez daha okuyun ve sadece birini ikisini değil hepsini birden nasıl kabul edebilirim diye düşünün. Selam ve bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkürlerimle…

  4. DİN DÜŞMANLARI ALIN SİZE KAPAKKKKK..
    Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan Mutezile denilen sapık bir fırka ve Vehhabiler şefaati inkâr etmiştir.

    Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek, “Kur’anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz, şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.

    Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

    (Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]

    (Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

    (De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31]

    {Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. (Şifa-i şerif)}
    (De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çeviren [kâfir olur] Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23]

    (Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86]

    (Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]

    (Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26]

    (Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255]

    (Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3]

    (Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44]

    Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile şefaat edeceklerdir.

    Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat edecekleri bildirilmiştir.

    • Selam arkadaş… İlk yorumunuz olmasına rağmen sizin “selam” yerine “Din düşmanları” diyerek söze başlamış olmanız gerisini okumamayı gerektiriyor ama yine de ibret olasınız diye yorumunuzu yayınladım. Yazdığınız ve tahriflere bulanmış şekilde alıntıladığınız ayetleri yüzünüze vurmaya bile yeltenmeyeceğim ve iftiralara alışmış ve her seferinde altından kalkmış bir insan (yeni türedi bir yazar!!!) olduğumu hatırlatacağım size sadece. Cevap istiyorsanız siteyi dilediğiniz gibi boydan boya dolaşabilir okuyup anlamaya çalışabilirsiniz.

  5. bende diyorum ki Peygamberimiz (s.a.v) Allahın yeryüzündeki elçisidir o Peygamberdir o Allahın habibi.dir . Yani Allahın sembolü dür. Biz ona ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİHİ VE SAHBİHİ VE SELLİM meali EY ALLAHIM! PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZ BÜYÜĞÜMÜZ MUHAMMED EVLADÜ İYALİNE ASHABINA SALATÜ -S SELAM EYLE peki ordaki efendimizi biz mi uydurduk ashab peygamber hakkında konuşurken Peygamber efendimiz Peygamberimiz Allah ın resülü diye konuşurlardı az söyleneni sapıtmayın LÜTFEN!!!

    • Ali Rıza kardeş!!!
      Allah’ın habibi Allah’ın sevgilisi demektir. Bildiğiniz sevgili… Yakışır mı!!!!
      Allah’ın sembolü ne demek!!!! Yeryüzündeki ve gökyüzündeki ve arasındaki her şey zaten Allah’ı hatırlatır, Allah’ı ispat eder…
      Peygamber sevginizi öne sürerek bilmeden saptıran aslında sizsiniz… Ne olur görün. O da bizim gibi bir beşerdir ve onu sevmek ona salat etmek ona selam göndermek ya da söz ile selavat getirmek değil, onun getirdiği Kuran’ı desteklemek, Allah’ın birliğini ve ilahın tekliğini savunmaktır.
      Kuran’ı anlamak için birkaç meal okuyun lütfen…
      Selam ve dua ile…

  6. kuran tefsirini dpğru yapabilen konussun kuran yoruma acık degildir kendinize gelin allah tealayı en cok peygamberimiz sevdi dünya kurulmadan o vardı onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı o yüzden kainatın efendisi diyor bu insanlar bu şirk degil bu saygıdır allahı bu kadar seven bi peygambere oda bizim gibi beserdir deyip nerdeyse kendinle aynı kefeye koycaksın kendine gell güzel kardesim kimse peygambere tapmıyo yada allahın oglu demiyo isa as ile nasıl aynı seymiş gbi konusuyorsun hayretler içinde okuyorum yazılarını :S

    • Soylediklerinize samimiyetle inandığınız belli. Ancak hepsi bugüne kadar kulaktan kabul ettiğiniz zanlardan ibaret. Kuran’ı gerçekten okuduğunuzda soylediklerinizin tam tersini göreceksiniz. Birçoğumuz da bir zamanlar sizin gibi düşünüyorduk. Ama gerçeğin farklı olduğunu Kuran’ı anladığımız dilde okuduğumuzda anladık. Bu peygamberi sevmemek değil onu iftiralardan koruyabilecek kadar sevmektir. Onun da bizim gibi bir beşer olduğunu ben degil Kuran söylüyor. Innema beşerun mislikun. Bir de eger sizin iddianiz dogru olsaydi Kuran’ı tefsir edenler de yanlis is yapmis olmazlar mıydı? Selamlarımla. ..

  7. KUran’ı herkes kendi kafasına göre yorumlarsa,ALLAH’ın resulünü normal bir beşer olarak görür ki,bu ateistlerle aynı kefeye koymak. Ayetlerdeki beşer kelimesi ,ALLAH’tan başka bir Rab olmadıgı,sadece ona tapılması gerektiği,Hristiyanların üçlemesi (yani Hz. İSa’yı oğlu gibi göstermek) gibi olmaması için Hz. MUhammed’in de bir beşer oldugunu gösteriyorki ,müminler ALLAH’a şirk koşmasın. Şu an içinde ALLAH’a şirk koşan yok,ama peygamberimizi devreden çıkarmaya çalışan,hadisleri görmezden gelenler ne kadar büyük bir günah içindeler. Çünkü buna Deism denir. Ve sadece ALLAH’ı bilmek,peygamberlerine-kitaplarına-meleklerine iman etmemek kafirlerin işidir ve ayetlere bunların cehenneme diyeceğini belirtir. Kuran yol göstericidir,ancak her aradığınızı Kuran’da cevap bulamazsınız. Mesela ayetlerin hiçbirinde kaç rekat kılınacağına dair bir ibare yoktur,sadece hadislerle bunları öğrenebiliyoruz. Siz siz olun,ALLAH’a inanıyorsanız,peygamberine,meleklerine de biat edin. Çünkü peygamberler bir aydınlatıcıdır. Kuran’ın en iyi tasvirini peygamberimiz yapar,yoksa siz iki ayet alıpta sadece KUran’!ı kafanıza göre yorumlayamazsınız. Bırakın da o işi ilim sahipleri fıkıhçılar yapsın.

  8. Kur’an-ı kerim Resulullaha inmedi mi? Resulullah namaz kılmadı mı? Ömür boyu kıldığı namaz tevatürle yani icma ile bildirilmedi mi? Onun kıldığı namaz gibi kılmak niye yanlış olsun? Namazın nasıl kılınacağı, kaç rekat olduğu, hangi vakitlerde kılınacağı, namazı nelerin bozacağı, nelerin bozmayacağı hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Hadis-i şeriflere inanmayan Müslüman, Kur’ana da asla inanmaz. Çünkü Kur’anı toplayıp Mushaf haline getiren Eshab-ı kiramdır. Onların bildirdiği âyetlere inananın, onların bildirdiği hadis-i şeriflere de inanması gerekmez mi? Hadis-i şeriflere nasıl uydurma denir? Peygamber efendimiz, 23 sene hiç mi konuşmadı, hiç mi bir söz söylemedi, namaz şöyle kılınır demedi mi? Rüku nasıl yapılır, secde nasıl yapılır hiç mi göstermedi, hep evinde gizli mi kıldı? Camiye hiç mi gelmedi? Son hastalığı hariç, bütün namazlarda Allah Resulü cemaate namaz kıldırmadı mı? Eshab-ı kiram, Resulullahtan görerek Sübhanekeyi okudu, Ettehiyyatüyü okudu, salli barikleri okudu. Rabbena’yı okudu. Bunları Emevilerin uydurduğu nasıl söylenebilir? Peki Emevi diye kimselerin bulunduğunu nereden öğrendiniz? Kitaplar mı yazıyor? O kitaplar hadis-i şerifleri de yazıyor. Emevilerin yaşadığına kitap yazdığı için inanıyorsunuz da, kitap yazdığı için hadislere niye inanmıyorsunuz? Bu tezat değil mi? Kur’anda baştan sona kadar (Resulüme itaat edin, Ona uyun) buyuruluyor. Resule uymak ona tapmak ise Allahü teâlâ niye (Resulüme uyan bana uymuş olur) dedi? Hâşâ, (Benimle beraber Resulüme de tapın) mı buyuruyor? Peygambersiz din olur mu hiç? Peygamberi lüzumsuz yere mi gönderdi hâşâ? Öyle olsa idi, Allah hiç Peygamber göndermez, sadece kitap gönderir, alın bununla amel edin derdi. Her asırda Peygamberler gönderdi. 124 binden fazla Peygamber gönderildiği bildirilmektedir. Hâşâ bunlar boş yere mi gönderildi? (Yalnız Kur’an) diyerek sünnetleri kabul etmeyenler din düşmanlarıdır.

    Alıntıdır.

  9. isimsiz: Keşke kendi fikrini ortaya koyabilip çatır çatır savunabilseydin de alıntılarla konuşmasaydın. Söylediklerinin ipe sapa gelir hiç bir tarafı yok. Neresinden tutsanız elinizde kalır. Hangi birine cevap vereyim? Hepsinin cevabı bu sitede var. Diğer yazıları okursanız göreceksiniz. Allah’ın dininin düşmanının kim olduğu, merak etmeyin kıyam gününde ortaya çıkar. Tasalanmayın. Allah’ın dinine kimse zarar veremez. Kitabınızı okuyun.
    Allah’tan diliyorum ki ilminizi artırsın… Sonra gelin kucaklaşalım.
    Selam ile…

  10. Aslında şu mübarek Kur’an-ı Kerim’i din hakkında öğrendiğimiz her şeyden azade bir şekilde sanki ilk defa okuyormuşçasına,hayretle ve merakla okuyabilsek belki de zihnimiz açılacak ve göreceğiz. Bugüne kadar doğru veya yanlış bir şeyler öğrendik din adına ve bugün Kur’an’ ı bin kere de okusak hep o arkaplan üzerinde okuyoruz ne yaparsak yapalım. Tüm o geçmişi bir kenara bırakıp safi bir akıl ve gönülle okuyabilsek keşke. Ve kendi aklımızla anladıklarımızı yavaş yavaş diğer okuyanların ne anladığıyla karşılaştırıp vicdan ve akıl süzgeciyle bir çıkarım yapsak… Belki de Kur’an ın ” hiç düşünmez misiniz ” demesi bundandır.

    Konuya gelirsek : Bu açıdan düşünüldüğün de pek te mantıksız gelmemekte söyledikleriniz zira tüm alemlerin rabbi, her şeyin sahibi, efendisi, yaratanı olan Allah’a mahsus bir özelliği canımızdan çok sevdiğimiz peygamberimize atfetmek belki de O’na haksızlık etmektir. Dediğiniz gibi hani söyleniyor ya biz efendimiz derken aslında şöyle şöyle demek istiyoruz-ki belki de alışkanlık ben de efendimiz diyorum- diyorlar ya o zaman şöyle denebilir : Öyleyse ne demek istiyorsan onu söyle…

    Şöyle bir düstur vardır ya : Peygamberi çok sev, çok çok sev, canından çok sev O’na Allah demeyecek kadar çok sev…Her şeyin bir kararı ve sınırı vardır.Biz de belki bilerek veya bilmeyerek sözle de olsa o sınırı geçiyoruz galiba….

    NOT . Açıkçası burada yazdıklarım %100 katıldığım anlamında değil ama şüphe demek olabilir…

    Saygılar.

  11. kamilim ; casiye 6 , bakara 48-123-254 , enam 38 , enam 108-112-113-114-115-116-117-118 ,zümer44 , zuhruf 44 daha çok ama….yusuf 103-106, kehf6-7-8-9 ,aliimran 66 , nisa 105 ,(nisa65 bu ayeti maide 49 açıklar) ve sonuç olarak enam 107 kamilim yorma boşuna kendini ……selametle

  12. 45-Casiye 6: İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!

    2-Bakara 48: Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

    2-Bakara 123: Kimsenin kimse yerine bir şey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden sakının!

    2-Bakara 254: Ey iman edenler, alış verişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz mallardan nafaka verin. Kafirler ise hep o zalimlerdir.

    6-Enam 108: Buna rağmen onların Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle Allah’a sövmesinler. Her millete yaptıklarını böyle güzel göstermişizdir. Sonra hep dönüp Allah’a varacaklar. O zaman O, kendilerine ne yaptıklarını tamamen haber verecek.

    6-Enam 112-117: İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar; Ki âhirete inanmayanların gönülleri ona ısınsın, ondan hoşlansınlar, elde ettikleri şeylere sahip olmaya devam etsinler. Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’ Şüphesiz Rabbin kimin yolundan saptığını en iyi bilendir, doğru yoldan gidenleri en iyi bilen de O’dur.

    39-Zümer 44: De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

    43-Zühruf 44: Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

    ve diğerleri…

  13. oo ben burasını yeni gördüm :))

    12:106 – Onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler.

    kamil hocam çok iyi açıklamış durumu….

    ya bir düşünün AKLINIZI çalıştırın öyle ya KURAN bunu istiyor yanı RABBİMİZ bizden aklımızı çalıştırmamızı istiyor değil mi ??

    Kuranda….

    Şüphesiz Allah, (kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.)

    Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırırsak, “Artık benden bütün kötülükler silinip gitti.” der, (mutlaka böbürlenir ve şımarır.)

    Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah (övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.)

    Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini (beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.)

    ………………………………………………..
    sizce bunları bize tebliğ eden peygamberimiz kibirlenerek böbürlenerek veya övünerek

    ben kainatın efendisiyim dermi ?

    benden üstünü yok dermi ? (hatırlayınız musa kıssasını her bilenin üstünde bir bilen vardır..)

    ben Allahın sevgilisiyim dermi ?

    kainat benim için yaratılmış dermi ?

    ya o güzel insana peygamberimize ((( herkes müslüman olsun diye kendini helak edeceksin ))) diyen Rabbimize karşı böyle iftiralarda bulunabilirmi ?

    …………………………………………….

    biz onların hepsini (peygamberleri) bir tutuyoruz derken yaptığı görevi amacını bize ne tebliğ etmek istediklerini bir tutuyoruz ayrım yapmıyoruz….

    yoksa herkesin derecesinin olduğunu bununda takvayla olacağını ilimle bilgiyle olacağını biliyoruz…..

    selametle…..

  14. din düşmanları demiş birisi……

    sizce İslamı dinimizi, dinimizin kurallarını öğrenebileceğimiz tek kaynağı ( doğru her kelimesinde hikmet bulunan KURAN’ı) tekrar tekrar okuyup anlamaya çalışmak sorgulamak hayatımızı ona göre düzene sokmak ve çevremize örnek olmak sence din düşmanlığı mı ??

    biz kimseye senin gibi böyle bir hitapta bulunmadık en cahiline bile… Acaba bizimde böyle bir hitapta bulunmamızı engelleyen neydi.?

    senin anladığın inandığın din sana insanlara böyle hitap etmeni mi emrediyor ???

    Bak ne biliyor musun. Peygamberimize o güzel insana Rabbimiz ne diyor …..

    44,45. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık. 46. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik….

    Kuranı bir bütün olarak düşün eğer biliyorsan (okumuşsan) ?

    kudretin gücün kural koyma veya kaldırma şefaat etme veya etmeme vs… kimin elinde olduğunu anlardın. Tabii Rabbimizin….

    sana bir soru çalıştır bakalım aklını :

    peygamberimiz yukarıda yazdığım ayette dediği gibi kuran dışında asla başka bir söz getiremez doğrumu ?

    peki nasıl oluyor da peygamberimiz yüzbinlere varan hadisler ve rivayetler söyleyebiliyor ve bunları din islam olarak bize empoze etmeye çalışıyorlar. Peygamberimize ne büyük iftiralar atıyorlar…

    sence peygamberimizin uyduğu KURAN’a uymamız din düşmanlığı mı ???

    senin yaşadığın din KURAN’la acaba aynı paralellikte mi ?

    ve bizim bu ayet varken iftira atmaya veya atabileceğimiz ihtimaline akıl eriyor mu ? (tabii islamı kurandan yaşıyorsan)

    cevaplarını bul kararını sen ver…

  15. Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar. (53 / NECM – 26)

    Kuran’ı okuduğumuzda anlaşılaçaktır ki, Şefaat vardır ama her şeylerin Rab’bi olan Allah’a mahsustur, ister direkt aracısız, isterse endirek bir aracı ilede ulaştırabilir…Günümüzde şafaat çok yanlış alğılanıp yanlış yapılmaktadır, şefaat vardır ama bir kul-mümin şefaati bir melek veya peygamberden isteyemez direk şefatin kaynağı olan Allah’tan istemeli ve sonuçta Allah seni şefaate layık gördüğünde bir dua’nıda belki sana şefaat yani şifa kılabilir…Şefaat vardır, Allah’ındır ve sadece Allah’tan istenir ama Allah bunu nasıl ulaştırır biz bileyemeyiz…Her şeyi ve en iyisini Allah bilir…

    Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir. (42 / ŞÛRÂ – 51)
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. (35 / FÂTIR – 1)

    Allah Melek ve Kullardan Resuller Kılmıştır…Allah ile Kul-Resul arasında Melek-Resuller vardır, Kul-resullerde Risaletlerini İnsanlara iletirler…Resul’de risalet eden-teblih eden-elçi demektir…Aynı şekilde Allah Şefaatini Bir Melek veya peygamber veya hayırlı bir iş, bir dua vesileside kılabilir, ama bu demek değildir ki İnsanlar Şefaati melek veya bir Kul’dan isteyecek, çünkü Fatihada ettiğimiz duada dediğimiz gibi biz yalnız Allah’a dua ve ibadet eder her şeyi Allah’tan isteriz…Bu yüzden biz her şeyi Allah’tan ister ve ona dua-ibadet-salat ederiz ama Allah dilediğini yapar, Allah Kulları ile arasına aracı koyabilir ama biz kul’lar Allah ile aramıza hiçbir şeyi aracı koyamayız.
    Allah’ın katında her şey derece derece olduğundan Peygamberlerde derece derece olabilir, lakin bu derecelendirmeyi sadece Allah yapabilir biz kullar yapamayız, yani biz hiçbir Peygamber arasında ayrım ve derecelendirme yapamayız hepsini Allah Kulu ve Resulü görürüz o derecelendirme Allah’a mahsustur…Çünkü Allah’a hesap sorulmaz, Allah hesap sorandır, Allah’tan kaçış yoktur, Allah’tan kaçış yine Allahadır.
    Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı(şefaatçi) vardır; belki sakınırlar. (6 / EN’ÂM – 51)

  16. Bu yüzden biz her şeyi Allah’tan ister ve ona dua-ibadet-salat ederiz ama Allah dilediğini yapar, Allah Kulları ile arasına aracı koyabilir-koymayabilirde Allah’ın her şeye güçü yer,her şeyi bilir-görür-duyar, ama biz kul’lar Allah ile aramıza hiçbir şeyi aracı koyamayız.

  17. “Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım!”, “HzAdem günahının affı için cennetin kapısındaki afişte/bannerde Muhammed ismini görmüş o ismi vesile kılarak af dilemiş!”, ” Hzİsa dua etmiş beni Muhammed ümmetinden yap diye o yüzden Hzİsa tekrar gelecekmişş!!!”, “Hz.Peygamberin teri gül gibi kokar, dışkısını toprak yutar, sidiğini-kanını içeni cennete yollar”,”HzAdem yokken peygamber olması” vs.vs.vs.

    Hz.Peygamberi yüceltmek uğruna onu yerin dibine geçirdik haberimiz yok. İllaki peygamberleri yarıştıracağız!

    “O Allah’ın sevgilisi/aşığı/habibi” olmalı yoksa diğer peygamberlerden AŞAĞI konuma düşer peygamberimiz mazallah,hafizanallah!
    [Ruhullah,halilullah,kelimetullah yanında KÜÇÜK düşmemeli. O habibullah (Allahın sevgilisi) olmalı!]
    Hz.İsa’ya Allahın oğlu dendi ise bizim peygamberimiz aşağı kalamaz! [YÜCELTMEZSEK ehli kitap bize güler !!! ]

    Hazreti Peygamber,Peygamberimiz,Hz.Muhammed,Rasülüllah tabirleri abartısız kavramlardır ve kullanılabilir.
    Edip yüksel gibi de Muhammed,İbrahim,Musa demekde biraz kaba kalıyor. Askerlik arkadaşıymış gibi oluyor.
    İfrat ve tefriti doğru ayarlamak lazım.

  18. Kur’an’da, Efendimiz (asm) için doğrudan “habib” kelimesi kullanılmamıştır. Ancak, onun Allah’ın sevgili kulu olduğunu gösteren ifadeler vardır. Mesela:

    “Şüphesiz sen çok büyük bir ahlak üzeresin.”(Kalem, 68/4)

    mealindeki âyette bu husus açıkça vurgulanmıştır. Çünkü, bir şeyi beğenmek onu sevmek anlamına gelir. Ahlakını sevip beğendiğiniz bir kimsenin kendisini seviyorsunuz demektir. Buna göre, bu âyetten Allah’ın Efendimizi (asm) sevdiğini anlamak gerekir.

    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.”(Al-i İmran, 3/31)

    mealindeki âyette, Allah’ın sevgisini kazanmak için Hz. Muhammed (asm)’e uymanın zorunlu olduğuna vurgu yapılmıştır. Bundan anlaşılıyor ki, Allah Hz. Muhammed (asm)’in ahlakını, gidişatını, tarzını seviyor ve insanları ona uymaya davet ediyor.

    “Sizin için Allah’ın elçisinde alınması gereken güzel bir örnek vardır.”(Ahzab, 33/21)

    mealindeki âyette, Hz. Muhammed (asm) uyulması gereken bir örnek olarak sunulmuştur. Efendimiz (asm)’in ahlakını özellikle bir örnek olarak sunan Allah, elbette onu özellikle seviyor.

    Nitekim Hz. Peygamber (asm) şöyle burmuştur:

    “İbrahim halilulah, Allah’ın dostu; Musa, safiyullah, Allah’ın seçkin kulu; ben ise -Allah’ın bana bir ihsanı ve bir ikramı olarak- habibullahım, Allah’ın sevgili kuluyum.” (bk. Darimî, Mukaddime, 8; Tirmizî, Menakıb, 1)

    Allah kendi isimlerine en kapsamlı ayna olan Peygamberimiz (asm)’e böyle bir ünvan vermiştir. İnsanın yaratılış itibariyle kâinat ağacının en mükemmel meyvesi olması, Peygamberimiz (asm)’inde insanlar içinde en mükemmel insan olması onu bu ünvana ve makama mazhar etmiştir.

    Bir sanatkârın, yaptığı bir eseri sevmesi ve ona iltifat etmesi, ona değer vermesi gâyet münasiptir. Allah (cc) da insan olan bu varlığı bütün mahlukat içeriinde en güzel ve en üstün bir şekilde yaratmıştır. Elbetteki bu nitelikteki bir sanatını sevmesi abes olamaz.

    Hz. Peygamber (asm) bir beşerdir. O da diğer insanlar gibi yer, içer hüzünlenir ve sevinirdi. Ancak Allah’a olan ubudiyyeti ve kulluğu yönüyle eşsiz bir insandır. Onun kulluğunda bir kusur ve noksanlık yoktur. Her türlü günahtan arınmış ve her şeyi ile Rabbine müteveccih olan böyle bir kuluna Rabbimizin iltifat etmesi, onu sevmesi gâyet tabidir.

    Bu âlem yaratılmazdan önce her şey yokluk karanlığında idi. Cenâb-ı Hak lütuf ve ihsanıyla bu karanlığa son verdi ve bütün varlıklara çekirdek olacak ilk mahlûkunu yarattı. Bu varlık Nur-u Muhammedî (asm) idi.

    “Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur.”(bk. Tirmizi, Tefsiru’s-sureti 68; Hâkim, II/492)

    hâdis-i şerifi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü, bu konuda bir takım yanlış yorumlar yahut yersiz itirazlar eksik olmuyor.

    Bilindiği gibi canlıların bütün karakterleri genetik şifrelerinde yazılı. Bu yazı, kader kalemiyle işlenmiş bir ilâhî program. Bir tohumdaki şifrede ne ağacın şeklini, ne gövdesinin sertliğini, ne yaprağının yeşilliğini, ne de meyvesinin tadını bulabilirsiniz. DNA’da bütün bu özellikler baz sıralaması şeklinde yazılı, ama o program ne serttir, ne yumuşak; ne yeşildir, ne kırmızı. Bunların hepsi o şifrede bir plan, bir program olarak mevcut, ama ağacın bütün özelliklerini o şifrede aynen bulmaya çalışmak da boş bir çaba. Bu noktayı dikkate almadan, bütün mahlûkatın Nur-u Muhammedî’den yaratılışını düşünen adam, yıldızlarla, ormanlarla, denizlerle bu nur arasında bir benzerlik kurmaya kalkışır ve aldanır.

    Bizim yaptığımız planlar da bir yönüyle öyle değil mi? Bir evin bütün bölmeleri plandadır, ama plandaki mutfakta yemek pişiremezsiniz.

    “Nasıl esmada bir ism-i azam var, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı azam var ki, o da insandır.” (bk. Bediüzzaman, Sözler)

    İsm-i azam, bütün isimleri içine aldığı gibi, nakş-ı azam olan insan da bütün varlık âleminde tecelli eden isimlere mazhar. “Bir şey mutlak zikredilince kemâline masruftur.” kaidesince, insan denilince de insanlık âleminin en ileri ferdi ve risalet semasının güneşi olan Hz. Muhammed (asm) akla gelir.

    Bütün ilâhî isimler ilk defa Nur-u Muhammedî’de tecelli etmişler. Meselâ, onda Muhyi isminin tecellisi var ve o nur hayat sahibi. Sonraki safhalarda yaratılacak olan bütün hayatlar, ilk defa onda tecelli eden bu ismin ayrı tezahürleridir. O nurlu hayat, bütün hayatların başlangıç noktası ve çekirdeğidir. Ama, bütün hayat çeşitleriyle Resulullah Efendimiz (asm)’in o pak ve münezzeh ruhu arasında bir ilişki kurmaya kalkışmanın da yanlışlığı ortadadır.

    Bir başka misâl: muhafaza etmek, hıfzetmek bir ilâhî fiil. Nur-u Muhammedî (asm) de hafiz ismi de tecelli etmiş ve daha sonra yaratılacak “levh-i mahfuza”, “çekirdeklere”, “yumurtalara”, “nutfelere” ve nihâyet “hafızalara” bir çekirdek gibi olmuş.

    “Mukteza-yı hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır. Hem öyle bir çekirdek ki; âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin numûnesini ve esasatını câmi’ olsun.”(Bediüzzaman, Sözler)

    Vahdetü’l-vücut meşrebinin sahibi Muhyiddin Arabi Hazretlerine göre, ebede kadar yaratılacak bütün varlıkların mahiyetleri (kendi ifadesiyle ayan-ı sabiteleri), tâbiri caizse nuranî bir çekirdek halinde, Allah’ın ilminde mevcuttu. Bütün mahiyetleri icmalen taşıyan bu ilk taayyün mertebesini Muhyiddin Arabi Hazretleri, “hakikat-ı Muhammediye”, “âlem-i vahdet”, “vücud-u icmâli”, “nur-u muhammedî” gibi isimlerle dile getiriyor.

    Buna göre, Nur-u Muhammedî, bütün mahiyetlerin ortak ismidir ve eşyanın yaratılmasıyla bu mahiyetler ilim dairesinden kudret dairesine geçmişlerdir.

    İmam-ı Rabbanî Hazretleri de şöyle buyurur:

    “Hakikat-i Muhammediye’den terakki vaki oldu mânâsında yazdığım cümleye gelince, bu hakikatten murat, o hakikatin zıllıdır ki o hakikat için “hazret-i ilmin icmâlinden ibarettir” demişler ve “vahdet” tabirini kullanmışlardır.”(Mektûbat, c. 2)

    Âlem-i vahdet, Muhyiddin Arabi Hazretlerinin ilk taayyün mertebesine verdiği dört isimden birisi.

    Bilindiği gibi “vahdet” birlik mânâsına geliyor, “kesret” ise çokluk. Çekirdekte vahdet vardır ve bu vahdetten kesret doğmuştur. Onlarca dal, yüzlerce meyve, binlerle yaprak kesreti ifade ederler ve bu kesret âlemi bir vahdetten doğar. Sonsuz yıldızların kaynaştığı sema, yine sonsuz canlıların oynaştığı yer yüzü, sayısını bilemediğimiz melekler âlemi ve daha nice varlıklar hep kesreti ifade ederler ve bunların tamamı âlem-i vahdetten, Nur-u Muhammedî (asm)’den doğmuşlardır.

    Nur Külliyatı’ndan önemli bir ipucu:

    “Muhakkak, semavat ve arz bitişik idiler, biz onları ayırdık.” meâlindeki âyet-i kerimenin değişik tefsirleri nazara sunulduktan sonra şu mânâya da yer verilir:

    “Mezkûr âyetin tabaka-i avama ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki: nur-u muhammediyeden (asm) yaratılan madde-i aciniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun macun ve hamurundan infisâl ettirilmesine işarettir.” (Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye)

    Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, bu hikmet âleminin yaratılış çekirdeği olan Nur-u Muhammedî (asm)’den âlem safha safha yaratılmış. Bütün fizik âleminin, semavat ve arzın yaratılışı da bu kaide çerçevesinde gerçekleşmiş. Bu nurdan, bir “madde-i aciniye” yaratılmış ve bu öz macun, bu şifre mahlûk; göklerin ve yer küremizin yaratılmasında esas olmuş.

    “Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nurumdur.” hadis-i şerifinin devamında, âlemin yaratılış safhaları sırayla, kalem, levh, arş, hamele-i arş olan melekler, kürsi, diğer melekler, gökler, yerler… Şeklinde ifade edilir. Belki de, göklerin ve yerlerin yaratılmasından önceki safhalarda, yaratılış doğrudan doğruya Nur-u Muhammedî (asm)’den gerçekleştirilmiş, bu safhada ise Nur-u Muhammedî (asm)’den bir öz madde yaratılmış ve göklerin ve yerin yaratılmasında bu çekirdek esas olmuştur. Her şeyin bir sebebe bağlandığı bu hikmet dünyasında, şu görünen âlemin başlangıcının böylece takdir edilmiş olması ilâhî hikmete en uygun olanıdır.

    Maddenin nurdan yaratılması garip karşılanmamalı. Nitekim madde dediğimiz şeyin, aslında, kesifleşmiş bir enerji olduğu bilinmektedir. Atomun, parçalandığında enerjiye dönüşmesi, işin temelinde kuvvet ve kudretin bulunduğunu gösterir. Bunlar ise kesif ve maddî değil, lâtif ve nuranîdirler.

    “Melekler nurdan yaratıldı. Cinler ise dumanlı alevden yaratıldılar.”(Müslim, Zühd, 10/60)

    hâdis-i şerifi cinlerin de Nur-u Muhammedî’den doğrudan yaratılmayıp bir başka şekilde, yahut bir başka safhada var edildiklerini bize ders verir.

    “Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin.”(İsra, 17/44)

    meâlindeki âyet-i kerimeye göre, her şey Allah’ı bilmekte, hamd ve tesbih etmektedir. Kâinatın gerek ilâhî ilimdeki ilk icmâline, gerek şehadet âlemine çıkışındaki o çekirdek varlığa “Nur-u Muhammedî” denilmesinden anlaşılıyor ki, Allah’ı bilmede, onu hamd ve tesbih etmede en ileri mertebe Allah Resulü (asm)’ne aittir. Bütün ilâhî isimlerin en ileri mertebesine de, o (asm.) mazhardır. Kâinatın yaratılmasından asıl gaye o’dur. Diğer varlıkların yaptıkları bütün ibadetler, erdikleri bütün marifetler ve zevk ettikleri bütün muhabbetler onun yanında ancak bir gölge gibi kalır.

    “Hem ism-i âzama mazhar olan Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm’ın bir âyette mazhar olduğu feyz-i ilâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.” (Bediüzzaman, Sözler)

    Demek ki, o ilk yaratılışta Ruh-u Muhammedî (asm)’nin ulviyeti, parlaklığı ve berraklığı diğer bütün mahiyetleri âdeta gölgede bırakmış ve o ilk çekirdek varlığa Nur-u Muhammedî denilmiş.

    Selam ve dua ile…
    Sorularla İslamiyet

    • Hakira bir yazi olmuş ozan kardeşim. Zor olan şeylere inanmak takvadir. Hz Ebubekir gibi mantik yapmadan teslim olmak.

  19. efendim debek sahibim dememiki kainatın efendisi deddiğinde yardan sahıp olan manası çıkartıyorsunuz ya kelimernin mağnasını bılımıyorsunuz yada kul ile köle ilişkısınden bi habersınız yada islamı hıç anlamamışsınızx

  20. Bir şeyi çok merak ediyorum:
    Peygamberimiz için “Kainatın efendisi” diyenlere
    “Hayır,kainatın efendisi Yüce Allah’tır” denildiğinde buna karşı
    “Hayır Allah değil Hz.Muhammed SAV dir” diyebilecekler midir…?
    Eğer diyemeyeceklerse bu kainatın efendisi yakıştırmasından hemen vazgeçmeliler..
    Yok eğer diyebileceklerse o zaman hangi dine inandıklarını sorgulamak gerekir..

  21. Yav hee kamilcim. Salla salla kopyala yapiştir. Yapistirdiģin ayetlerin lafzi dogru ama senin aklin yalniş. Ben Peygamberime hastayim o bizim şefaarcimiz Allah in izniyle.

    Ayyy ne yaptim ben!. Şefaat dedim.
    Yapistir hemen mùsrik kelimesini.
    Yakinda aklinizi kullanar yeni bir Kur’an yazarsiniz hristiyanlar gibi. Cunki baya bi çelişki gòrunuyor Kur’an bir ayette ùstùn kildik diyor birinde ayir etmeyiz diyor. Birinde şefaat var birinde yok diyor. Birinde Isa dirilti diyor. Birinde hic kimse birsey yaratama diyor. Bu kadar çelişkiyo aklinizi kullanarak giderirsiniz artik.

    Yazzzziiik Acidim la. Milleti imana getireyim derken milletin kafasi Kur’an in çelişkili bir kitap oldugu inancini artiyorlar. Lutfen Kur’ an ile insanlari saptirmayin. Ve cewapta yazmayin cunki kopyala yapiştir yapilmasindan cok rahatsiz olurum.

    Ehli sunnet kardeslerim yeterince guzel cewap vermis ama siz bence bu ben su diyerek delilsiz konusuyorsun. ve getirdigin delil diger ayetlerle celisen ayetler.

    Yine celiskili bir ayetle yani sizin usulunuze gore tefsirsiz okundugunda celişki varmiş gibi görùnen ayetle cewap verme cunki o ayetleri defalarca okudum. Hemde 3 veya 4 meal ve tefsir kitabindan.kurdugun cumlelerden Arapca bile bilmedigin belli kalkip ayetlere mana veriyorsun.

    hadi bay canim sıkıldım atik sizlen ugrasmaya .

  22. vay be yorumlara bakıyorum da müslümanlar birbirine düşmüş birbirini tekfir eden edene.. yazıktır yaaa! en başta da siz sayın yazar. Kuran demiyor mu bölünüp parçalanmayın. nedir bu yaptığınız ve yapılmasına vesile olduğunuz iş!! Doğruyu anlatmak bu mudur? hak böyle mi tebliğ edilir! Sizi bu konuda Kurana uymaya davet ediyorum.
    ayrıca resmen kelimeler üzerinden demogoji yapıyorsunuz. önce “kainatın efendisi” sözü ile ne kastedildiğini bir ortaya koyun! hiçbir müslüman Peygamber hakkında bu sözü “kainatın yaratıcısı, yöneticisi, idarecisi, hakimi” vs. anlamında kullanmaz. haaa, kullanan varsa elbette yanlıştır ama siz böyle bir varsayımdan hareketle milleti müşrik yaptınız çıktınız. burada efendi saygı ve yüceltme ifadesidir ve bizim halk da bu anlamda kullanır. ona bakarsanız “Efendim” kelimesi hepimizin en çok kullandığı kelimelerden biri. bu durumda sizin mantığınıza göre telefonda “efendim” diyen biri de müşrik oluyor herhalde! yaaa! işte burada nasıl anlam değişriyorsa orda da değişiyor. yani “efendi” kelimesini Allah hakkında kullandığınızda başka bir anlamı vardır, Peygamber hakkında kullandığınızda başka bir anlamı vardır. Kısır lafzi çekişmeleri bırakıp manaya odaklanmak en doğrusu! Son olarak Peygamber bir insandır ama kesinlikle “arkadaşımız” değildir. ona arkadaş gibi davranamayız. delili mi işte ayetler: Nur, 63; Hucurat 1,2,3,4 ve diğerleri. Sonuç: Kuranın emri olan “vasat” ümmet olup orta yolu ve itidali elden bırakmayalım lütfen. Saygılar

  23. Peygamber sav hakkında kullanılan “efendi” kelimesinin karşılığı Arapçada “rab” değil “seyyid” kelimesidir ve tamamen saygı amaçlıdır ve halkımız da bu anlamda kullanmaktadır. Nitekim “seyyid” kelimesi Kuranda Hz. Yahya hakkında da kullanılmıştır (Ali imran 39). Ayrıca Peygamber sav de kendisi hakkında kullanmıştır “Ben Adem oğlunun seyyidiyim” (Müslim, 2278) Sonuç olarak kavramları karıştırmadan yerli yerinde kullanmak gerklidir. Daha da önemlisi “kainatın efendisi” abartılı ve hoş olmayan bir ifade olmakla birlikte işi halkımızı şirkle itham etmeye kadar vardırmamak şarttır. Selamlar

    • Bravo,en doğru aklı başında ve ilmi Kur’an’a netice itibari ile Hakka uygun Hak olan bir açıklama Sizi Efendi! Efendim! Efendimiz ‘ google plus sayfamıza davet ediyorum.Saygılar!

  24. Nisa 80.Ayet: Kim Resûl´e itaat ederse Allah´a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir