Matematiksel Sevaplar

matematiksel sevaplar

Parayla İman Satın Alınır mı?…

Öyleleri vardır ki imanlarını kendilerinin kazandığını zannederler. Oysaki onlar Budist bir toplumda doğup büyüselerdi muhtemelen en katı Budistler olurlardı. Türkiye’deyken Kuran’da ne yazıyor diye merak edip Türkçesini okumayan Hindistan’da mı okuyacak! İnançlarını düşünmeden, kavramadan, akıllarını kullanmadan yaşarlar. Namazlarını ve oruçlarını aksatmadıklarını söyleyip dururlar ama sizin aksatıyor olduğunuzdan emindirler. Dertleri kendileri değil sizsinizdir! Besmeleyle kalkıp besmeleyle oturduklarını kulağınıza doğru bağırarak gösterirler. Peygamberimin adını anmaları ise zaten özel ritüeller gerektiren bir durumdur. Sarıkla ve özel kıyafetlerle namazlarını kılarlar. Camide önde gelenlerden olurlar. Yeri gelir müezzinliği, yeri gelir imamlığı kimseye bırakmazlar. Dini konularda duymadıkları hadis, bilmedikleri gayb yoktur. Ehli Beyti, sahabeyi, evliyaları, imamları ve seyyid (peygamber soyundan) olduğu iddia edilenleri över de överler. Şeriat yönetimini arzular ve her şeyin dini yönetim altında düzeleceğini ve de herkesi böylece kendileri gibi imanlı yapabileceklerini ve böylece Allah’ın dinini kurtaracaklarını samimi olarak düşünürler. Oysaki kurtulmaya ihtiyacı olan Allah’ın dini midir, yoksa biz miyiz?

Evlerine girdiğinizde bir elleriyle sizi selamlığa alır kadınlardan ayrı bir odaya götürürler. Duvarlarında çeşitli ayetler, arapça dualar ve hadislerden oluşan hat sanatı posterler asılıdır. Defalarca hacca ve umreye gittikleri için oradaki serüvenlerini ve hissiyatlarını anlatır anlatır bitiremezler. On defa giderler de en yakınlarından parasızlık yüzünden gitmemiş birine “al şu parayı da bu sefer de sen git” demezler. Zekâtlarını ve hatta fazlasını camilere, dini eğitim gören talebelere, imam hatip okullarına, çeşitli mezhepsel teşkilatlara, tarikat oluşumlarına, çeşitli cemaatlere ve onların kurumlarına, dini yardım derneklerine, kurbanın en iyisine ve kendi gibi yaşayanlara verirler. Fakat en yakınlarında olduğu halde fakirlik çeken ve onur sahibi oldukları için isteyemeyen akrabalarını gözleri görmez. Ya onları olduğundan iyi durumda zannederler, ya da onlar gibi yaşamadıkları için görmezden gelmeyi tercih ederler.

Başkalarının da hakkı olduğunu bildikleri halde, hele ki halen mal onların kontrolündeyse, mirası bile dağıtmakta isteksiz davranırlar. Bir sürü problem çıkarırlar. Yazılı olmayan vasiyetler öne sürerler. Mirası değersiz gösterme çabasına girip, maddi zorlukları olduğunu bildikleri halde fakir olanlardan mirasta fedakarlık yapmalarını beklerler. İşlerine gelirse bir hadise, işlerine gelirse Kuran’a uyar, işlerine gelirse herkese eşit, işlerine gelirse kadına yarım pay verilmesi gerektiğini savunurlar.

Hele ki cahillik edip sizin mekruha (!) bulaştığınızı, falan öğrenmişler ve hele hele kadınlarınızın başının açık olduğunu görmüşlerse onların nazarında fasık veya mürted sınıfına girmiş bile olabilirsiniz. Onlarsa Allah’ın rahmetinde ve muhafazasındadırlar. Yüzünüze karşı bir şey söylemeseler de sizin için üzüldüklerini, keşke başını kapatmış olanlardan olmanızı ve ezbere Yasin okumayı biliyor olsaydığınızı başka akrabalar vasıtasıyla size tebliğ ederler. Tabii ki bu aşamadan önce ailece sizin hakkınızdaki bu konuları istişare (!) etmediklerini düşünmek safdillik olsa gerek.

Onlar (kendilerine göre) tam iman sahibidirler. Bu kişiler kendilerinden o kadar emindirler ki bu kadar hakkıyla ibadet edip bu kadar dinle oturup kalktıktan sonra cennetin kapılarının kendilerine sonuna kadar açıldığını düşünürler. Çünkü onlar bu kadar ibadeti harfi harfine yaptıklarına ve Allah’ın da bir adaleti olduğuna göre, onların yerine ya da onlardan önce herhangi bir alelade Müslüman cenneti hak edecek değildir! Hak edecek olsa bile çok muhtemelen cennetin en alt tabakasındandırlar!  Ama biraz para görmüş zengin biriyseniz iş değişir. Sizinle oturup kalkmaktan, sizi ağırlamaktan lezzet alırlar. Hatta sizin saygısız üslubunuza ve abartılı baştan geçmişliklerinizi dinlemeye katlanırlar. Zengin bir akraba olduğunuza göre onların kadınlarının yanında oturacak yeterli ehliyetiniz de vardır. İşte bu tam (!) iman sahibi kişiler imanlarını kendi başarılarıyla elde ettiklerini ve bu sebeple Allah’ın onları çokça rızıklandırdığını zannederler. Ama Allah’ın Kuran’da iman konusunu da rızık konusunu da nasıl anlattığını bir kez bile okumamışlardır.

Onlar Arapça olarak öğrenip ezberledikleri sureleri tekrar tekrar okuyarak (ne söylendiğini anlamasalar da) imanlarını kuvvetlendireceklerinde iddialıdırlar. Öğrendikleri bütün dini bilgiler (Kuran’ı anlatanlar da dâhil olmak üzere) Kuran dışındaki dini kitaplardan, dini gazete ve mecmualardan, ilmihallerden, cübbeli cübbesiz sohbet dinletilerinden, cami önü muhabbetlerinden ve zandan ibarettir. Onlara Türkçe Kuran’dan bahsederseniz size hak verir görünmek üzere “elbette” derler “Türkçesini de bilmek lazım, ama Arapçasını okumak daha sevaptır.” 500 defa Yasin okumak, 1500 defa Ayetel Kürsi, 10 bin İhlas, 70 bin Kelime-i Tevhid… uzar gider. Matematiksel sevaplara çok meraklıdırlar. Paralarını nasıl biriktiriyorlarsa sevaplarını da öyle biriktirdiklerini ve bu yolla cenneti satın alacaklarını zannederler. Tek başına namaz kılarken sen istediğin kadar Allah’a gönülden yalvar, içten hıçkırıklarla Allah’ın varlığını ve şefkatini ürperen tüylerinde hisset, kalbinin manevi heyecanıyla dünyayla irtibatını kesip seni Yaratan’a “online” ol; onlar için hiçbir ehemmiyeti yoktur. Çünkü vakit namazı da olsa her namazı cemaatle kılmak 20 kat daha sevaptır! Hem Allah dostu şeyhlere mahsus kerametler senin neyine! Sen kimsin ki Allah seni kaale alıp duana mukabele edecek!

Samimi olmak gerekmez mi? Yani iyi ya da kötü her şeyi Allah yaratır da; mesele ondan bilinçli ya da bilinçsiz olarak ne istediğinizdir. Huzur istiyorsanız huzur da verir, ateş istiyorsanız ateş de! Hem de sonsuz kadar verir! O zulmetmez, bizim kendimize ettiğimiz zulümdür başımıza gelenler… Samimi olmak lazım. İletişime geçeceksek “online” olmamız lazım, hem iletişim ağına girip hem de “dışarıda göster” tuşuna basmamak gerek…

Kalemzade | Cengiz Yardım

0 thoughts on “Matematiksel Sevaplar

  1. İnanın bu yazdıklarınız gereken yerlere gidiyor emin olun buna…En azından (ki azı değil çoğunu veriyor yazı) düşünmeye sevkediyorsunuz okuyanları.O kadar güzel ifade etmişsiniz ki insan diyecek sözü bulamıyor üstüne , hayranlıkla ve tasdik ederek okuyor sadece..Okuyor ve dua ediyor……

    Artık başkalarının hatalarına bakarak şikayet etmiyorum çünkü insan kendi istemediği takdirde asla değişmiyor ve hatalarını da kabul etmiyor.Ki bu iki dünyasını da kaybettirecek konularda da olsa ,malesef! İman işi kesinlikle şekil işi değil.Namazın görünür kısmında Rabbimize verdiğimiz sözleri yerine getiremiyorsak namazlarımızın kabul olduğunu söyleyebilir miyiz ? Hem 5 vakit Rabbim huzurunda başımıza toprağa sürüp acizliğimizi gösterip sonrasında ayağa kalktığımızda küçük dağları yaratmış(!) edasıyla geziyorsak dünyada bizim namazımız namaz mıdır? Ya da Rabbim huzurunda eğilirken başka hiç bir şeyin karşısında bu derece küçülmeyeceğin sözünü verip sonrasında menfaatimiz icabı her kesin/her şeyin karşısında eğiliyorsak nerede kalır bizim sözlerimiz? Yoksa herkesi kandırmakla Rabbimizi kandırdığımızı mı sanıyoruz bu derece sefil bir halde miyiz ? Samimiyeti yüreğimize işleyip hayatımızda icraate geçirmedikçe kandırmaya devam ederiz kendimizi…Allah muhafaza…

    ”Samimi olmak lazım. İletişime geçeceksek “online” olmamız lazım, hem iletişim ağına girip hem de “dışarıda göster” tuşuna basmamak gerek…” çok haklısınız…

    Var olun…Yüreğinize sağlık ,kaleminize kuvvet…

  2. Arap bedevileri de namaz kiliyorlardi (islikli isliksiz farketmez), Ka’be’yi (!) koruyorlar, hacilara su dagitiyorlardi.

    Ne diyor Rabbimiz:

    Bedevî Araplar, “İnandık!” dediler. De ki: “Siz inanmadınız, ama ‘eslemnâ [sağlamlaştırdık/kendimizi sağlama aldık]’ deyin; iman henüz kalplerinize girmedi. Ve eğer Allah’a ve Elçisi’ne itaat ederseniz, O, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi size eksiltmez.” Gerçekten Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir! Husurat / 14.

    Selam ve dua ile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir