Oku’yun!…

okuyun

“Bu Bir Tebliğdir”

Oku’yun!… Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun… O, kalemle yazmayı ve insana bilmediklerini öğretendir… Yalnız O’na kulluk eder ve yalnız O’ndan yardım dileriz… Tek hüküm koyucudur… Kuran; O’nun insanların akıllarını kullanıp faydalanmaları için indirdiği hak kitaptır… Apaçık deliller olarak indirilmiş, eksiksiz bir gerçektir… Apaçık bir mesajdır… Şüphe yoktur onda… Ona kuvvetle sarılıp, muhtevasını iyi inceleyip ders almalı, böylece kötü akıbetlerden korunmalısınız…

İlk paragrafa itirazı olanlar bundan sonrakileri okumayıp bırakabilirler. Onlar itirazlarının geçerliliğini onaylatacak binlerce din dışı ve hatta dini (!) kitap getirip önüme yığabilirler. Ama o kitapların hepsi insan yazmasıdır. Benimse ilk paragrafı onaylatacak tek belgem Allah’ın sözlerinin yazılı ve kendisi tarafından korunmuş olduğu bir ilahi kitap olan Kuran’dır. Yukarıdaki cümleler o kitabın birkaç noktasından alıntılanarak derlenmiştir.

***

Oku’yun!… Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun. Şarkı gibi söylemeyin, okuyun! Arapçasını şiir gibi ezberleyip söylemeyin! Okuyun! Anladığınız ve bildiğiniz dilde okuyun. Dünyada bırakın en sevdiğinizi, herhangi bir insan bile size uzaklardan bir mesaj gönderse ve bu mesaj gönderdiği ülkenin dilinde olsa, o mesajın içinde ne olduğunu anlamak yerine gönderildiği ülkenin dilindeki haliyle onu ezberleme yoluna mı gidersiniz? Yoksa aklınızı kullanıp, o lisanı bilen birkaç kişiye bu mesajın çevirisini yaptırıp içinde gerçekten sizin için neler yazıldığını mı öğrenmek istersiniz?

Oku’yun!… Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun. O, insanlara bilmediklerini öğreten Rabbiniz’in sözleridir. Sevapları ve günahları kendilerine ait olmak üzere söylüyorum ki Kuran; Muaviye’nin, Yezid’in, başka herhangi bir Emevi ya da Abbasi Halifesinin, Yavuz’un, Süleyman’ın veya Abdülhamit gibi Osmanlı Halifelerinin sözleri ya da uygulamaları değildir. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin, İmam Şafii’nin veya Maliki’nin sözleri de değildir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Mevlana’nın, Abdülkadir Geylani’nin, Gönenli Mehmet Efendi’nin veya Bediüzzaman Said-i Nursi’nin de sözleri değildir. Ebu Hüreyre’den, Vehb İbni Münebbih’den nakledilen ve hatta Ehl-i Beytin ve sahabenin anlattığı iddia edilen anlatılar hiç değildir.  Kuran; Buhari’nin, Tırmizi’nin, Müslim’in, Ebu Davud’un Kütübi Sittesinde bulunan veya sayılı imamların derlediği hadisler de değildir. Kuran hadislerdeki ya da her türlü mezheplerdeki gibi abartılı korkutmalardan ve zanlardan çok uzaktır. Hatta o, dört büyük halifenin, hatta ve hatta peygamberin sözleri ya da sünnetleri bile değildir. Kendisi de bir insan olan Peygamberimizi Hıristiyanların Hz.İsa’yı tanrılaştırdığı gibi putlaştırırsanız siz de doğru yoldan çıkarsınız. Çünkü unutmayın; Allah’ın birliği yanında şehadet ederiz ki; Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir. Görevi sadece Kuran’ı tebliğdir. Ve Kuran sadece ve sadece Allah’ın sözleridir. Hal bu iken “O olmasaydı kainatı yaratmazdım” hadisindeki uydurmanın “İsa Tanrının oğludur” demekten hiç de farkı olmadığını anlayın.

Oku’yun!… Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun. Çünkü; yalnız O’na kulluk eder ve yalnız O’ndan yardım dileriz. Bir şeyhin bizi Allah’a ulaştıracağı zannıyla onun tükürük hokkasını içerek yardım dilemek batıllığına düşmeyiz. Yalnız Allah’ın dediklerini yaparız; kibri dağları aşmış ve Firavunlaşmış din tüccarı siyasetçilerin atalarının ve geleneklerinin dönüştürülmüş dininin emrettiklerini değil! Allah’ı rüyasında gördüğü iddia edilen mezhep imamların içtihatlarının, güçlerini korumak ve halkını sömürmek adına Arap adetlerini din diye dünyaya yayan Emevi, Abbasi ya da Osmanlı Halifelerinin ya da Şeyhülislamlarının fetvalarının ve hatta bugün tek bir mezhep adına okunan resmi ve demokratik (!) fetvaların Allah’ın hükmü yerine hüküm koymak demek olduğunu bilerek Allah’ın tek hüküm koyucu olduğunu ve onun dışındaki hükümlerin din adına geçersiz olduğunu biliriz. Allah’tan her an, her yerde ve bilhassa ne söylediğimizi anladığımız şekilde kıldığımız namazı vesile ederek yardım dileriz; bir türbede mum yakarak ya da çaputlar bağlayarak, orada yatan mevtayı aracı ederek bile olsa şirke düşmenin gafletine kapılmayız. Peygamber hırkası gibi şeylere, sakalına, ayak izine müşriklerin atalarının putlarına tapındığı gibi tapınır vaziyetlere girmenin cahilliğinin farkına varırız.

Oku’yun!… Allah’ın kitabını okuyun. Kuran; apaçık deliller olarak indirilmiş, eksiksiz bir gerçek, apaçık bir mesaj ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde din adına her şeyi açıklamışken onu okumak yerine; anlaşılmaz içtihatlar ve cinnetvari emirlerle dolu sohbet kitaplarını, en doğrusunun bile doğruluğu tartışılır olan hadis kitaplarını, her mezhebe göre farklı farklı hazırlanmış ilmihalleri, risaleleri, tefsirleri, sözde İslami yaşam biçimlerini anlatır aile rehberlerini ve anladığınız dilde çevrilmiş olduğu halde iyi niyetlerle bile yazılmış olsa da sizi okuduğunu anlayamayan akılsızlar gibi görenlerin Kuran’a eklediği alt paragrafları okumayın. Bilmediğiniz bir kelime geçerse sözlüğe bakmak zor bir iş değil, hele ki bu devirde! Uyduruk hadislere ve içtihatlara dayanarak dini zorlaştırıp yaşanmaz hale getirmeyin. Doğruluğu ne kadar iddia edilirse edilsin Peygamberimize ait olduğu söylenen bir sözün (hadisin) yüzde yüz doğru olduğuna emin olamazken bir sözü onun söylemiş olduğunu kesinkes iddia etmek ve dinin gereği haline getirmek aslında ona hakaret etmenin, iftira atmanın ta kendisidir.

Oku’yun!… Sözgelimi abdest, övülmüş olan namaza temiz durmanız içindir; vücudunuzun derinliklerinde kan, parazit ve irinler akarken burnunuzun arka kemiklerindeki sümüğünüzü çıkarmasanız da, abdesti anlamsız bir ritüel haline getirmeseniz de dışınızı temizlemiş sayılırsınız. Gusletmek yıkanmak demektir; genzinizi sızlatana kadar suyu çekmeseniz de yıkanmış olursunuz, toplu iğne ucu kadar kuru yeriniz kalsa da! Dişinize dolgu yaptırdınız diye cenabet geziyor değilsiniz. Uyanın… Bu ve bunun gibi belki de milyonlarca hurafe ve uydurma bizi dinimizi yaşayamaz hale getirmektedir. Oysa dinimiz, Allah’ın kendi ayetleriyle “çok kolaylaştırdığı”nı belirtilerek Kuran’da yazdığından başkası değildir. Orada yazmıyorsa zaten insanı kendi sorumluluğunda serbest bıraktığı (mübah) bir alan olup dinle ilgili de değildir. İçiniz rahat bir şekilde müzik dinleyip, top oynayabilir, haremlik selamlık düşünmeden ölçülü şekilde kadın erkek birbirinizle konuşabilirsiniz.

Oku’yun!… Anlayın ki; türlü obsesyonlara girmenize hiç gerek yokmuş meğer. Görün ki sol ayağınızla girseniz de, sol elinizi kullansanız da, amuda kalkıp yürüseniz de fark etmez, serbestlik serbestliktir, helal helaldir, haram haramdır. Kuran; örtünüzü yakanıza vurun (göğüs dekoltenizi kapatın) derken; çarşafa, peçeye bürünmenize ya da burkaya girmenize ve üç boyutlu dünyaya bir ızgara deliğinin ardından eksik boyutla bakmanıza gerek yok. Hatta gözlerinizi dört açın ki dünya tarihi boyunca tekrar tekrar yaşandığı gibi etrafta din adına ne dolaplar döndürülüyor, ne yalanlar uyduruluyor, ne hale getirilmeye ya da üzerinizden hangi menfaatler sağlanmaya çalışılıyor farkına varın. Karı koca birbirinin elbisesi ve en güzel elbise takva elbisesi iken ne Arap, ne Acem, ne Kürt, ne Afgan, ne Çin ne de Türk geleneğini ve kültürünü din yapmayın. Kuran’da yazılı haram ve helallerin dışında kalanları haram ilan ederek aslında cehennem yolcusu olduğunuzun farkına varın. Kuran’ın herkesin anlayabileceği açık hükümlerindeki kelimelerin eğrilip bükülmesiyle icat edilen atalar dinini İslam zannetmeyin.

Oku’yun!… Onu duvara asıp bırakmayın, abdestli de olsanız okuyun, abdestsiz de olsanız okuyun. Yeter ki Allah’ın adıyla ve anlayacağınız dilde okuyun. Okuyanın melodisine kapılıp ağlamak için değil, içindeki müthiş ve bir şekilde (izafen) direkt şahsınıza hitap eden gerçekleri anlamak için okuyun da mucizeyi görün. Allah, Peygamberimize hitaben “Onu anlayasınız diye Arapça indirdik” derken “Arapça” kelimesine takılıp “anlayasınız diye” bölümüne akıl erdiremeyip Arapçayı Cennet dili bile yapan uyduruk açıklamaları din zannetmeyin. Onu okuyup anlamayı başkalarına bırakmayın. O kitap sizin içindir. Birileri okuyup anlayıp size kendi yorumladığı gibi anlatacaksa sadece onlara gönderilirdi, tüm insanlığa değil. Bugün olan; apaçık ve kolay emirler ve öğütlerle dolu Kuran’ın önüne atalarımızın binlerce cilt geleneksel din kitabının yığılmış ve bizi ona ulaşamaz hale getirmiş olduğudur.

Oku’yun!… Ve düşünün!.. Ya birilerinin ataları ya da bizim atalarımız yanlış yoldaysalar da mı onlara uyacağız? Eğer öyleyse Ebu Cehil gibiler de Allah’ın varlığına inanıyor, sakal bırakıyor, cübbe giyiyor, hatta kendilerine göre de olsa namaz kılıyor ve atalarının dinlerine uyuyorlardı. Lut kavmi de, Semud da, türlü mucizelere şahit olmuş İsrailoğlu da, yüzlerce peygamberin gönderildiği türlü kavimler de atalarının dinini uyguluyorlardı. Hatta ve hatta bilebildiğimiz kadarının hemen hemen tamamı dinsiz değildi bu kavimlerin. Atalarının dinini uygulayan bunca insan olduğuna ve bu hususa Kuran’da defalarca ve üstüne basa basa değinildiğine göre mesele sadece taştan puta tapanlar için değil. Resim yapmayı, fotoğraf çekmeyi, midye yemeyi haram hale getiren atalarımızın dininin İslam olmadığını, Kuran’da Allah’ın da belirttiği gibi mezhepler ve tarikatlar haline gelerek “dinimizi fırka fırka böldüğümüzü” ne zaman anlayacağız? Ya da anlayabilecek miyiz? Galiba birçoğumuz anlayamayacağız. Çünkü yine Kuran’da Allah kendisinin hidayete erdirecekleri hariç “Onların gözleri, kulakları ve kalpleri mühürlenmiştir” diyor. “Onlar sadece zanna uyar” diyor ve ekliyor: “Biz onların ardından bizi Allah’a daha kolay ulaştıracaklarını umarak gitmiştik” dedikleri gün bu sözleri ve dünyada iken dinden sapmış görerek aşağıladıklarının cennet tarafına gittiklerini görüp şaşırdıklarında bu durum, azabı hak edenlerin kendileri olduğu gerçeğinin önüne geçemeyecek.

Oku’yun!… Ve etrafınıza bakıp tefekkür edin. Serbestçe bilimi de okuyun. Serbestçe tarihi de okuyun ve görün ki Emevi döneminde de vaaz verirken nasıl birileri sözde Peygamber aşkıyla ağlayıp kürsüleri yumruklamış ve halkı nasıl yöneticilerin istediği gibi hareket etme moduna sokmuş! Tarihimize sahip çıkmak demek yanlışları pas geçmek demek değildir. Osmanlı döneminde Kuran’ı matbaada basmanın ve hatta sonraları Türkçesini basmanın nasıl ve neden yasaklanmış olduğunu görün.

Oku’yun!… Okurken şüpheye mi düştünüz? Bir kez daha okuyun. Peygamber hakkında mı şüpheye düştünüz? İman ve ilim dileyip bir kez daha okuyun. Olmadı, kendinize peygambere empati yaptırın. O da insandı bizim gibi. Nasıl bir imtihandır o açıklanması bir takım şüphelere yol açacak ayetleri alması ve etrafına ulaştırması? Bir düşünün. O nasıl ve hangi zor düşüncelerle sizin bu şüpheye düştüğünüz ayetleri etrafındakilere açıklamıştır acaba! Ve görün! Anlayın ki siz de okurken benzer bir imtihana tabi tutulmaktasınız aslında. Ama sonra mantığınıza nasıl da geri dönülmez bir kesinlikle oturup, şüpheye düştüğünüz ayetler asıl kurtarıcılarınız oluyor! Göreceksiniz. Ne şüphe kalacak ne vesvese. Her türlü soruya verebileceğiniz mantıklı cevaplar zihninize otururken artık internet sitelerinde ateistlere verilecek saçma cevaplar aramak zorunda da kalmayacaksınız.

Oku’yun!… Hala dininizin ve dünyanızın gördüğünüz gibi olduğunu ve dini biliyor diye çok değer verdiğiniz kimi ölmüş ya da halen yaşayan insanların (putlarınızın) dininiz adına (iyi ya da kötü niyetle) hareket etmiş olsalar bile, onların yolundan giderek en doğru yola ulaşacağınızı zannediyor musunuz? Eğer öyleyse ben yalnız Allah’ın sünnetine uyarak ve kendi peygamberimle, gelmiş geçmiş tüm peygamberleri sadece örnek alarak söylüyorum. Sözlerim size sadece bir tebliğden ibarettir. Size anlayacağınız şekilde ve bildiğiniz dilde, ama ilave edilmiş paragrafları hiç dikkate almadan (şüpheye düştüğünüzde birkaç meali karşılaştırarak ve üzerine dikkatle düşünerek) Kuran ayetlerini hiç zaman geçirmeden okuyun diyorum. Allah’a ulaşmak ve O’nun emirlerini yerine getirmek adına samimi olarak yaşamaya çalışırken O’nun yolundan çıkmış ve her iki dünyanızı ziyan etmiş halde bulmayın kendinizi. Bundan sonrası size ait! Benim dinim bana, sizin (atalarınızın) dininiz size! Bana şahit olarak Allah yeter…

Kalemzade | Cengiz Yardım

11 thoughts on “Oku’yun!…

  1. Düşüncelerini net bir şekilde dile getirmişsiniz..BU konuda o kadar çok konuşacak şey var ki..Günler sürer…İnsan öyle çıkmazlarda kalıyor ki; önce kendi kendine sormaya başlıyor ”Dİn bu kadar karışık olmamalı,Allah insanlara bir kitap gönderdiyse bunu anlaşılmaz bir şekilde göndermez oku dediğine göre okunan anlaşılmalı bu kadar anlaşılması zor karışık bir şey olmaz…”bu soruları.Bir yandan korkularının ağırlığı diğer yandan mantığının kabul etmediği ama günah/sevap diye dikte edilen bir yığın şey.Sonrasında Kur’anı okumaya başlıyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki tefsirler de bile bir birini tutmayan şeyler oluyor karışık kafanız bu sefer daha da karışıyor.Bu sefer de sadece meal okumaya başlıyorsunuz.Ve artık duyduğunuz her şeyi YALNIZ Kur’an süzgecinden geçiriyorsunuz. Kur’an hiç de öyle karışık bir kitap değilmiş, her şeyi öyle net açıklıyor ki ;günahı da sevabı da başka kitaplara gerek kalmıyor…

    Ben de Kur’an dışında da kitaplar okuyorum tabi ki ama onları asla vazgeçilmezler/ mutlak doğrular olarak görmüyorum.Tıpkı sizin bu yazınızda olduğu gibi okuduğum her yazıdan beni O’na yaklaştıracak ışıkları alıyorum yüreğime…Beni tefekküre sevkedecek ve Allah’ın dinini anlama yolunda ilerlememi sağlayacak ışıkları almaya çalışıyorum…Dediğim gibi bunlar benim mutlak doğrularım asla olmuyor mutlak doğru bir tek Allah’ın kelamı Kur’anda yazılıyor zaten…Belki ismini andığınız alimlerde kitapları yazarken, cümleleri söylerken bu derece kutsallaştırılacaklarını tahmin edemiyorlardı..Belki onlar Allah için kelam etmişlerdi de sonrasında abartılmıştı sözleri..bilemiyorum ,bilmediğim konular hakkıında yanlış konuşmaktan da Rabbime sığınırım…Şu dünyada bir tek bana dini herhangi bir konuda yanlış bir şeyi doğru olarak öğrenmeme neden olanlara hakkımı helal etmiyorum…Hatanın neresinden dönersek kâr çünkü dini konudaki yanlışlarımız iki dünyamızda da kaybetmemizi sağlar..Rabbim bilmeden yaptığımız hatalarımızı affetsin 🙁

    Bir kaç alimin sohbetlerini dinliyorum karşılaştığım sürece tvlerde.Ve onların anlattığı Kur’an emirleri hiç de şimdiye kadar öğrendiğimiz zor dine benzemiyor.Ve açıklamalarını da kişilerin rivayetlerine değil bizzat Kur’an ayetlerine göre yapıyorlar.Herkesin hepimizin yapması gerektiği gibi..Her şeye rağmen önce Kur’anı kendimiz okuyacağız sonra kim ne derse desin ….

    Rabbim kendi doğrularımızda değil Kendi doğrusunda/mutlak doğru da ,sırat-i mustakim de sabit kılsın ayaklarımızı da yüreklerimizi de..Hatalara düşmekten hatalarımızda ısrar etmekten yine Rabbimize sığınırım..

    Yüreğinize sağlık…
    Dua ile…

    Yorumlar
    http://friendfeed.com/kutakilu/c89bc96a/oku-yun-kalemzade-araclgyla
    Ve bir de buradan gelen yorumlar: https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=154586678018480&id=100003934134731

  2. Yazıyı gördüğümde her zaman ki gibi gözüm korktu, dedim ”Off baba yine mi uzun yazılar, off yorumda çok uzun, neyse bir okuyayım.” Başlayınca ilgimi çekti yani ruh halime de bağlı olarak, sonuna geldiğimde şaşırdım, bu kadar yazıyı bu kadar çabuk nasıl okudum diye, o kadar akıcıydı yani. Ellerine sağlık, kendine iyi bak, görüşmek üzere…

  3. Yazınızın bazı kısımlarına katılamayacağım. (Bu arada yazıyı atlayarak okudum itiraf etmeliyim.)

    Mesela biz Kur’an-ı Kerim’i türkçe okuyabiliriz, anlamak için. Belki vaktinde arapçayı yasaklamasalardı; arapça da okuyup anlayabilirdik. Neyse imkanı olan öğrenip anlamalı. Çinli çincesini okur, ingiliz ingilizcesini ama hususiyle arapçasını da en azından okumayı öğrenip, orjinalinden okumalıdır. Çünkü herhangi bir eserde bile tercemeler aslını tutamazken; Allah’ın kelamı nasıl olabilir. Kur’an-ı Kerim sadece arapça değildir. Yani arapların kullandığı dilden çok çok üstündür.

    Kısacası sureleri ve ayetleri ezberleyebildiği kadar ezberlemek insana “oku ve yüksel” hitabına mazhar olmaya vesile olur inşaallah.

  4. Başta benim ve çoğu insanların çelişkide kaldığı bazı düşüncülere tercüman olacak bir yazıydı eline sağlık abicim.seni seviyorum

  5. Tek kelimeyle mükemmmel bir yazı olmuş, aslında rast gele yazınızı inceleme fırsatım oldu. Benim yıllardır yazmak isteyipte yazamadığım, anlatmak isteyipte anlatamadığım çok cesaret gerektiren bir konuya deyinmişiniz bu yazınızdan dolayı sizi tebrik ederim. Umarım sizin gibi düşünen sizin gibi bir şeyleri algılayabilen insan sayımız Allah’ın izniyle dahada artar.

  6. Allah Razı olsun, ayet ayet gezdirdin beni bu vakitte 🙂 her satırını okuduğumda, farklı bir ayete gittim geldim. bir şeyler daha yazmak isterdim ama başka zaman 🙂 ibretlik bir yazı olmuş gerçekten.
    Allah yolunu, bahtını,açık etsin, ilmini arttırsın, sana ”sen” diye hitap ediyorum, ama lütfen kusuruma bakma daha resmi bir hitap çık-a-mıyor şu gönlümden.

    Saygılar, Sevgiler 🙂

  7. ALLAH senden razı olsun.
    ALLAH gönlüne göre ne istersen versin.
    ALLAH dünya ve ahiretini cennet etsin
    ALLAH seni ve soyundan gelenleri akletmeye ve uygulamaya iletsin.
    ALLAH seni ve soyunu korusun.arışcıl kılsın.
    ALLAH seni ahirette utandırmasın.
    ALLAH seni defteri sağ tarafından verilenlerden etsin.

    eh be kardeşim. ne söylesem azdır.bu yazılanlarıda görecekmiydim.nasıl mutlu oldum.nasıl sevindim.bilemessin.bizim gibi düşünenlerin artması dileğiyle….
    aklına,emeğine,kalemine bilgine,cesaretine,SAĞLIK
    bu yazını “dini yazılar”sitesinde hemen yayınla rica ediyorum.
    saygılarımla

    • @şimşek: Teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Onur verdiniz. Güzel dualarınız size ve sevdiklerinize de gelsin.

      Bu arada verdiğim müsaade gereği “Dini yazılar” sitesi yazıları kendisi seçip yayınlıyor. Ben müdahale etmiyorum.

  8. Selamun aleyküm kardeşim
    Şu an yazının tamamını okuyamadım,müsait değilim ama eminimki yine süper konulardan bahsetmişsindir.
    “Dininizin kitabını Yaratan Rabbinizin adıyla başlayıp okuyun” şu kısım dikkatimi çekti ve başka bir bakış açısını sizlere sunmak istedim.Mushaftaki besmeleler her surenin başına sonradanmı eklendi yoksa varmıydılar.Bazı kişiler bu konuda şöyle diyor:Besmele kuranda iki yada yanlış hatırlamıyorsam üç yerde geçiyor diyor.Allahın adıyla-adına konuşmak için öncelikle Allahtan bir görev alınmış olması gerekmiyormu?Dolayısıyla Besmele yi söyleyebilmek için peygamber olunması gerekiyor diye yorumlar var bende bu yorumlara katılıyorum ve gayet mantıklı geliyor.Örneğin avukat-müvekkil örneğinde müvekkil vekaleti avukata veriyor
    Avukat müvekkilin adına fiiliyatta bulunuyor amma müvekkil o görevi ona vermese avukat onun adına birşey yapamaz değilmi? Akşama biiznillah vaktim olacak yazılarınız gayet güzel ve başarılı… makalelerinizin devamını beklerim

  9. Rabbim yolumuzu açık etsin.
    Senin gibi kardeşlerimi gördükçe yüreğim genişliyor, ferahlıyorum. Yazacak çok şey var, okudukça yazarım inaşallah 🙂 daha önümde senin için eski benim için yeni pek çok yazın var. İyi ki yazmışsın, Rabbim emeklerinin karşılığını bu dinden aldığın keyfi artırarak versin.

Bir Cevap Yazın