Şimşeğin Çaktığı An

“23 Eylül 2012”

Şimşeğin Çaktığı An

Şu uzak memlekette internete ulaşım ve kullanma imkânlarımın çok sınırlı olmasından dolayı bir süredir hem yazı giremiyor hem de sadece bir gün ağa bir internet kafeden girdiğim birkaç saati saymazsam sanal dünyaya ulaşamıyordum. Ancak internetsiz bu ara dönemin benim için hiç düşünmediğim kadar faydalı ve neredeyse yeni bir fikri hayata yeni bir aydınlanmaya yelken açabilmem adına müthiş bir geçiş dönemi anlamına geleceğini bilemezdim. Bugün itibarıyla yeniden sanal dünyaya daha gerçek adımlarla çıkarken bir nevi inzivadan da çıkmış olduğumu düşünmüyor değilim.

Bu ara dönemde, daha önce internette harcadığım zamanı daha çok okumaya daha çok düşünmeye ve daha çok daha başka şeylere ayırma fırsatım oldu. Hani insanın hayatında öyle anlar vardır ki şimşek çakması gibi birden kafanızda bir fikir parlar ve yok olur. Eğer o şimşek anının verdiğini aydınlığında yakalayabilirseniz o fikrin üzerine gider, onunla ilgili kitaplar okur, yazılara yazılmışlara bakar veya başka türlü araştırmalara girer genel kültürünüzü artırır ya da daha da ileri gider fikrinizi ve dünyanızı aydınlatırsınız. Üzerinde düşünürsünüz. Düşündükçe daha çok aydınlanır, düşüncelerinizi fikirlerinizi takviye edersiniz. Keşke öyle anlarımız daha çok olsa da içine düştüğümüz her türlü bireysel ve toplumsal batağın daha çok farkına varabilip çareler üretebilsek. İşte benim bu ara dönem dediğim, işlerimden arta kalan zamanlarda bir nevi inziva dediğim dönemde (başta tarih ve düşünce olmak üzere) çok okudum ve çok düşündüm. Ve öyle bir şimşek çaktı ki tüm fikri hayatım müthiş bir ışık bombardımanına uğradı. Şimşeğin çaktığı bir an değil sanki şimşek yağmuruna tutulduğum anlar yaşadım. Şimşekten korkup kulaklarımı tıkamadım, o şimşeğin kaynağına gittim. Fark ettim ki, 2009 yılı Aralık ayından beri aslında bir yağmur yağıyormuş başımın üzerine. Neticede yaklaşık on beş gün önceki adam yerinde dursa da günün meşhur deyimiyle kafa gitti! Ama yerine gelişi çok güzeldi.

“Ne oldu hayırdır?” diye sormayın ama şu kadarını söyleyebilirim, etkilerini umuyorum ki yakında görmeye başlayacaksınız… Biz insanlar olarak ne kadar uğraşırsak uğraşalım, ne kadar heves edersek edelim; eğer İlahi takdir söz konusu değilse hiç bir şey öğrenme, hatta burnumuzun önünü görebilme şansımız bile yok. İşte neticede bu kapsamda söylemek istiyorum ki 23 Eylül 2012 günü benim için yeniden doğduğum gün ve o günden beriki günler ve geceler ana sütü gibi faydalı zamanlar oldu. Kabul ediyorum ki bütün insanlar bu gibi parlama anlarını hayatlarında irili ufaklı yaşayabilirler. Ama bunları değerlendirenler o kadar azdır ki! Ne mutlu bana ki şimşeği yakalamak nasip oldu.

Kalemzade | Yazım Tarihi: 2012 Eylül 23 |  Afganistan Kabil | Yayım Tarihi: 2012 Ekim 06

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir